Etiket arşivi: İsa

Püritenler 5

Püritenlerin temel inançlarına daha yakından bakmaya devam edersek:

  • Yeni ritüeller. Püritenliğe kabul töreni, Kutsallık Hareketine ilaveten topluluk önünde yaşantıyı teatral şekilde anlatarak itiraflarda bulunmak; şifacılık; Şükran Günü (Thanksgiving) kutlaması. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi sonrası milli bayram olan, milliyetçiliğin yüceltildiği Şükran Günü kutlamaları Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde yapılır.
  • Her şeyin Tanrısal bir işaret olarak algılanması, önceden belirlenmişlik. Tanrı her şeyi planlamış, her şey ilahi bir simgedir inancı. İsa’nın gelişini anlayabilmek için bir metot vardır (Metodistler).
  • Seçilmişlik. Tepenin üzerindeki kent kuramı. Yuhanna’nın Vahyi Püritenler için çok önemlidir: 144 bin seçilmiş kişi vardır.
  • Kapitalizm.
  • Kozmik savaş. İyinin kötü ile karşılaşacağı bu savaş dünyanın başlangıcında tasarlandı. Kötü tarafta Püritenler hariç herkes var. Bu yüzden silahlarla donanmak gerek. “İçimdeki savaşçıyı ateşle İsa!”
  • Binyılcılık. Püritenlerin görevi İsa’nın gelişini hazırlamaktır. İsa’nın gelmesi için tüm İsrailoğullarının İsrail’e dönmesi ve dünyanın da İsrailoğulları tarafından yönetilmesi lazımdır. İsa geldiğinde 1000 yıl dünyada egemen olacaktır.

Tanrı, tarihi bir plan doğrultusunda düzenlemiş (Dispensational Theology). Bu planda yedi dönem var. İnanışlarına göre biz Yaradılış’tan itibaren 7000 yılındayız ve İsa’nın gelmesi yakın.

Fotoğraf: apokalypsis.tripod.com

Fotoğraf: apokalypsis.tripod.com

İsa geldiğinde imanlı olanları bir bulut içinde göğe taşıyacak (Rapture). Onlar dünyadaki kaosun bitmesini orada bekleyecekler. (Bazı Evanjeliklere göre kaos başladı, ya da başlamak üzere, yeri de Ortadoğu.) Kaos bitince yeryüzüne gelecekler. Hıristiyan Krallığı’nı fiili olarak yönetenler İsrailoğulları, ruhen yönetenler Hıristiyanlar olacak; Tapınak yeniden inşa edilecek; tüm Yahudiler İsrail’e dönecek. 1000 yılın sonunda imanlı olanlar İsa ile gidecek ve bu dünya bitecek.

Tanrı’nın zaman planı.  Fotoğraf: SlideShare

Tanrı’nın zaman planı.
Fotoğraf: SlideShare

  • Püritenlerin ABD nüfusunun %40’ını oluşturduğu söyleniyor.
  • İtalya’da da teo-con’lar (teolojik muhafazakarlar) laik görelilik kavramını suçlamaktadır.

 

 

Nar 5

  • Nar, Etrüsk mezarlarında da ölümle ilgili bir motif olarak kullanılmıştır.
  • Romalılar, narın vatanının bir Fenike kolonisi olan, Kuzey Afrika’daki Kartaca olduğunu düşündükleri için, Romalı yazar Plinius (MS 23-79), narı Kartaca elması olarak adlandırmıştır.
  • Romalılar narı hem meyve olarak tüketmişler, hem de şarap yapımında kullanmışlardır. Neron’un en sevdiği içkinin nar ve ayvadan yapıldığı biliniyor.
  • Nar bahçeleri ile dolu olan İspanya’nın Granada şehri ismini nardan almıştır. Yahudiler, MS 3. yüzyılda bu şehre yerleştiklerinde oturdukları bölgeye verdikleri ad da nar anlamına gelmekteydi.
  • Eski Roma’da gelinlerin başları nar dalları ile süslenmiştir. Eleusis’te Demeter’in rahipleri büyük Misterion törenleri sırasında nar dallarından taç giymişlerdir.
Cornucopia, Zeus’u çocukken besleyen Amalthea'nın boynuzu, bolluk ve bereket simgesi sayılan meyvelerle dolu, boynuz biçimli kap. İçindeki meyvelerden birinin nar olduğu düşünülür. MS 4. yüzyılın ilk yarısından olduğu düşünülen, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergilenen Chresis tablosunun detayında bereket boynuzu. Fotoğraf: Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.

Cornucopia, Zeus’u çocukken besleyen Amalthea‘nın boynuzu, bolluk ve bereket simgesi sayılan meyvelerle dolu, boynuz biçimli kap. İçindeki meyvelerden birinin nar olduğu düşünülür.
MS 4. yüzyılın ilk yarısından olduğu düşünülen, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergilenen Chresis tablosunun detayında bereket boynuzu.
Fotoğraf: Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.

  • Zerdüştlük’te nar, doğurganlık, ölümsüzlük ve zenginlik sembolüdür. Zerdüşt tapınma törenlerinde kutsal sayılan nar kullanılır. Tüm yıl boyu yeşil kalan nar bitkisi, ruhun ölmezliğini sembolize eder. Aynı zamanda bir tek narın içindeki binlerce parça refah ve zenginliğin işareti olarak kabul edilir. Bu nedenle çocukların takdis törenlerinde nar taneleri, pirinç ve kuru üzüm taneleri ile karıştırılarak etrafa serpilir. Zerdüştler için nar ruhun ölmezliği, doğanın mükemmelliği, bolluk ve refah anlamlarını ifade ederek dinsel törenlerinde yerini almıştır.
  • İran mitolojisinde İsfendiyar’ın nar yedikten sonra yenilmez olduğuna inanılmıştır.
  • Maniheizm’in kurucusu Mani’nin doğumunda nar önemli bir etkendir. Fa-Ta adındaki kralın karısı yediği nardan gebe kalmış ve göğsünden Mani doğmuştur.
  • Kötü tanrıça Hariti, Buda’nın ona verdiği narı yiyerek iyileşmiştir. Nar, Budizm’de kutsallığının yanı sıra hayatın olumlu yönlerinin özü, hastalığı iyileştiren bir şifa kaynağı olarak kabul edilmiştir.
  • Eski İbrani mühürlerinde bereket ve verimlilik ile ilişkilendirilen nar motifleri sıklıkla kullanılmıştır.
  • Museviler’in kutsal kitap metinlerinde nar,  çiçekleri, meyvesi ve tadının güzelliği övülerek kutsallığın, doğurganlığın ve bolluğun simgesi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, Yahudi inancına göre nar, doğruluğu simgeler. Kur’an-ı Kerim’de nar bir cennet meyvesi olarak zikredilmektedir. Tevrat’ta da birçok yerde nardan bahsedilirken, İncil’de nardan söz edilmez ama nar, Hristiyanların dini süsleme sanatında sıklıkla kullanılan bir motif olmuştur.
  • Papaz giysilerinde, oda duvarlarına asılan dinsel süsleme amaçlı kumaşlarda ve metal işlerinde nar motifine rastlanır. Öte yandan, Noel ya da yılbaşlarında narın toprağa ya da taşa atılarak kırılması, bereket arama inancı ile ilgili olarak Hıristiyan kültüründe bir olgu olarak yaşamaya devam etmektedir.
Hristiyanlıkta, Hz. Meryem ve İsa tasvirlerinde görülen nar sembolünün, kıyamet gününü ve cennetteki sonsuz hayatı simgelemek üzere kullanılmış olduğu düşünülmektedir. Yaşam ve Ölüm Ağacı, Berthold Furtmeyer, 1481. Fotoğraf:atxcatholic.com

Hristiyanlıkta, Hz. Meryem ve İsa tasvirlerinde görülen nar sembolünün, kıyamet gününü ve cennetteki sonsuz hayatı simgelemek üzere kullanılmış olduğu düşünülmektedir.
Yaşam ve Ölüm Ağacı, Berthold Furtmeyer, 1481.
Fotoğraf:atxcatholic.com

  • Kilise, Gerçek Haç’ın, Cennet Bahçesi’nde yetişen Yaşam Ağacı’ndan yapıldığını öne sürer. İnanca göre Adem, cennetten sürülünce onu da götürmüş ve Hıristiyanlığın öncülerine teslim etmiştir; onlar da ağacı Tufan sırasında Nuh’un Gemisi’nde saklamışlardır. Binlerce yıl sonra İsa o ağaçtan yapılan çarmıha gerilmiştir.
  • Ortaçağ’da mistikler, narın insan ruhunu gıpta, nefret ve öfkeden temizlediğini öne sürmüşlerdir.

 

Bizans İmparatorluğu 136|Bizans’ta Felsefe 2

  • Roma siyasal otoritesi gibi Bizans siyasal otoritesi de filozofların oluşturduğu yıkıcı potansiyel konusunda daima dikkatli davranmıştır.
  • Felsefe öğretimini kontrol altına almak için önce Atina’da doğrudan imparator tarafından finanse edilen kürsüler oluşturulur. Sonra da Beyrut, Atina ve İskenderiye gibi antikçağın retorik, hukuk ve felsefe alanlarındaki eğitim merkezlerini zayıflatmak amacıyla, İmparator II. Theodosius tarafından (401-450), 425 yılında Konstantinopolis Üniversitesi olarak bilinen kurum yaratılır.
  • Atina ve İskenderiye 5.-6. yüzyıllar arasında didaktik ve felsefi araştırma merkezleri olarak itibarlarını korumayı başarırlar.
  • Zıt bir felsefi amaca sahip olmalarına ilaveten siyasi ve dini meseleler karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olan Atina ve İskenderiye Okulları arasında sürekli olarak öğretmen değiş tokuşu olur.
  • Başta Hıristiyanlığa karşı daha az düşmanca tavırlar sergileyen, hatta daha sonra Hıristiyanlığa açıkça destek veren İskenderiye Okulu, siyasal açıdan merkezi iktidara karşı daha temkinli ve uzlaşmacıdır.
  • Atina Okulu’nun temsilcileri azimli paganlardır ve Platon’un Devlet’ini örnek alan bir toplumu desteklerler.
  • Atina Okulu, Justinyen tarafından 529 yılında bir emirname ile kapatılmış, emirnamede dini, kültürel ve siyasi yönler vurgulanmıştır.
Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda). Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda).
Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

  • 7.-12. yüzyıllar arasındaki Orta Bizans Dönemi’nde felsefe ile teoloji arasında gidip gelen bir durum vardır.
  • Bir efsaneye göre, Platon Hades’te İsa’nın vaaz ettiklerine ilk inanan kişiydi.
  • Ama bu dönemde bile Platon ve Aristo’nun otoritesine açıkça atıfta bulunulduğu ortamlar da az değildi.
  • Aristo’ya olan ilgi, 9. yüzyılda yaşanan ilk Bizans hümanizmi döneminde de devam etti.
  • Hem Yunan dönemi öncesi Doğu’nun ilmiyle hem de Hıristiyanlığın temel dogmalarıyla fikir birliğinde olan Platon lehine daha önce sergilenmiş olan ilgi vurgulanmış; dünyanın bir başlangıcının olmadığını savunan Aristocu doktrin Hıristiyan dogması ile uzlaştırılamayacağı için kınanmıştır.
  • Makedon Rönesansı’ndan (920-1057) itibaren Yeni Platoncu felsefe ile Aristoculuk’un destekçileri arasında tartışmalar yaşanır.
  • Farklı eğilimlere rağmen, Bizans teoloji-felsefe alanında ne tamamıyla klasik karşıtı yönelim ne de felsefi-akılcı yönelim baskın olmayı başarır.
  Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631. Fotoğraf: www.salvemariaregina.info


Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631.
Fotoğraf: www.salvemariaregina.info

  • 14. yüzyılda Nicephoros Chumnos ve Theodoros Metochites gibi dönemin ileri gelenleri Aristocu olmuşlardır. Bizans’ta felsefe alanında 15. yüzyılda, Georgios Gemistos Plethon’un Yeni Platoncu okulundan da bahsetmek gerekir.
  • 13.-16. yüzyıllarda, Bizans için, en belirleyici olay, Konstantinopolis’te Latin Krallığı’nın kurulmasıdır (1204-1261). Bu dönemde Bizans dünyası Batı’nın skolastik felsefesiyle doğrudan bağlantıya geçer.
  • Haçlı işgali, imparatorun prestijini kaybetmesi, Latinler’in başlıca düşman olarak görülmeye başlanmasıyla Helenizm ile yakınlaşmayla doğan yeni bir etik, yeni bir yönetim kuramı olarak Yunan felsefesinin, özellikle de Platonculuk’un dirilişi buradan kaynaklanmıştır. Ancak, düşünsel düzeyde kalan bu hümanist akım, dar entelektüel çevrelerde kalmıştır. Bizans halkının beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, bir teoloji çatışmasına dönüşmüştür. Aziz Aquino’lu Thomas’ın izinde ilerleyen, gerçeğin akıl yoluyla araştırılmasını savunan Calabria’lı keşiş Barlaam’ın görüşü, tefekküre ve çileye çekilerek Tanrı esinine aracıya gerek kalmadan kavuşulacağını ileri sürenler tarafından eleştirilmiştir.
  • Güney İtalya’daki Yunan manastırları özellikle 14. yüzyılda Bizans ile İtalyan hümanizmi arasında dindışı gelenek ve dini kültür arasında aracılık rolü üstlenir. Dominikenler, Thomas Aquinas’ın (1221-1274) yazılarını Doğu’da yaymak için ilk çabayı gösterenler olur.
  • Aquinas’a duyulan ilgi Aristo üzerine yapılan araştırmaları artırır.
  • Teolog Patrik Gennadios Skolarios (1403?-1472), Aquinas’ı Aristo’nun yorumcuları arasında en önemlisi ilan eder.
  • Doğu ile Batı Kiliselerinin birleştirilmesi için son bir kez daha gayret gösterilen Floransa Konsili’nin (1438-39) teolojik-felsefi temelleri büyük ölçüde bu etkiden kaynaklanır.
  • Patrik Skolarios’un Aristo yanlısı tutumu Bizans dönemi sonrası Ortodoks Kilisesi’nin, Platon öğretileri konusunda çok şüpheci davranan resmi ideolojisinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 113| Aya Sofya

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı  Aya Yorgi Bazilikası. İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı Aya Yorgi Bazilikası.
İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • En büyük pagan, en büyük Hıristiyan ve en büyük İslam imparatorluklarının başkenti İstanbul’un en önemli Bizans eseridir.
  • Aya İrini ve Aya Sofya kiliselerinin eski pagan tapınakları üzerine kurulduğu yolunda görüşler vardır. Aya Sofya’nın yerinde görkemli bir Apollon Tapınağı olduğu düşünülür.
  • Tartışmalı olmakla birlikte ilk Aya Sofya, genelde Büyük Konstantin yapısı olarak kabul edilmez. Yapım emrini onun verdiği düşünülse de, İlk Aya Sofya 360 yılında II. Konstantius tarafından bitirilmiştir. Ama bu Büyük Kilise’nin (Megale Ecclesia) I. Konstantin’in kent tasarımının önemli bir ögesi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Dinsel otoritenin kent içindeki merkezidir.
  • Önünde Augusteion adı verilen kentin ana meydanı vardır.
  • İlk yapının bazilika tipinde ve ahşap çatılı olduğu sanılıyor.
  • İlk Aya Sofya, 404 yılında çıkan bir ayaklanmada önemli hasar gördü, II. Theodosius onarttı, 415 yılında tekrar ibadete açıldı. Bugün Ayasofya Müzesi’nin bahçesinde bulunan yapı parçalarının bu ikinci Aya Sofya’nın anıtsal girişine ait olduğu ileri sürülür. İkinci Aya Sofya’nın yine bazilika tipinde ve ahşap tavanlı olduğu ve Sofya-Hikmet adının bu binaya verildiği düşünülür.
  • İkinci Aya Sofya, 532’deki Nika İsyanı sırasında yandı. I. Justinyen, isyan bastırıldıktan hemen sonra, bugüne kadar gelen üçüncü Aya Sofya’nın yapımını başlattı. Beş yılda tamamlanarak 537 yılında açılışı yapılan kilise bu kez Aya Sofya-Kutsal Hikmet adını aldı.
  • İki Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios o güne kadar yapılmış en büyük kilise kubbesini gerçekleştirdiler. Altı yıl süren mabedin inşaatında, yüz ustanın gözetiminde on bin işçinin çalıştığı düşünülür. Daha sonra Aya Sofya’yı sadece üç kilise, Londra’da St. Paul, Roma’da St. Peter ve Milano’da Duomo geçebildi. Bizans mimarisi büyük kiliseler yapacak ancak bir daha bu büyüklükte bir kilise yapamayacaktı.
  • Aya Sofya, Bizans imparatorlarının taç giydikleri, dolayısıyla Tanrı tarafından tayin edilerek ilahi niteliğe büründükleri mekandı.
  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin kubbeye yaklaşımları hem bir süreklilik, hem de bir farklılık gösterir. Bu ilişki Roma’daki Pantheon’dan Aya Sofya’ya, sonra da Şehzade Camii’ne uzanır.
  • Kubbe, üç kültürde de iktidarın simgesidir.
  • Roma’da pagan kültürün anıtsal tapınağı olan Pantheon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır. 118-125 yılları arasında inşa edilmiştir. 43 metre çapında tek bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin yükü 6 m genişliğindeki duvarlarla karşılanır ve kubbenin ortasında daire biçiminde bir boşluk vardır.
  • Konstantinopolis’te Doğu Roma kültürünü simgeleyen yapı Aya Sofya’dır (532-537).  32.81 m çapındaki kubbenin yükü ayak, sütun ve payandalarla (piers, columns, buttresses) karşılanır.
  • Osmanlı dönemi İstanbul’undaki  Mimar Sinan yapısı Şehzade Camii’nin (1548) 18 m çapındaki merkez kubbesi yarım kubbelerin desteği ile iç mekanda 39 metreye çıkar.
  • Aya Sofya patrikliğin mekanıydı ama imparatorun sorumluluğu altındaydı ve onun büyük yortu günlerinde ibadet ettiği kiliseydi. Konstantinopolis’i siyasi bir başkent olarak tanımlayan iktidar mekanının önemli bir parçasıydı.
  • Aya Sofya 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasına hizmet etmiştir.
  • Kubbe, tonoz ve kemerlerindeki bitkisel dekorasyonu nedeniyle “çiçekli tapınak” olarak da anılırdı.
  • 9. yüzyıldan başlayarak kilisedeki eserlerin yaratılmasında altın, gümüş, renkli taş ve renkli cam ağırlıklı malzeme kullanılmıştır.
  • Aya Sofya’nın apsisine İkonaklazm sonrası hemen bir Meryem Ana ile İsa betimlemesi konmuştur. Osmanlının zayıflamasını yeterince dine bağlı olmamaya bağlayan, 1720 Patrona Halil İsyanı sonrası bu betimlemenin üzeri kapatılmıştır.
  • Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Aya Sofya’ya ahşaptan bir minare yaptırarak camiye dönüştürmüş ve ibadete açmıştır. İsmi değiştirilmemiş, mozaiklere de dokunulmamış, kalın perdelerle örtülmüştür. Aya Sofya’nın mozaikleri 18. yüzyılda kapatılmıştır. Binanın bakımı için Fatih döneminde bir vakıf kurularak önemli bir gelir kaynağı yaratılmıştı. Aya Sofya’nın avlusundaki padişah türbeleri Osmanlı’nın yapıya verdiği önemin işaretidir.
  • Mimar Sinan Aya Sofya’yı depreme karşı daha dayanıklı olması için sağlamlaştırmıştır.
  • ABD Araştırma Enstitüsü’nden Thomas Wittemore Aya Sofya’da kasıtlı tahribat yapılmadığını söylemiştir.
  • 1935 yılında dışardan başka bir girişi olan hünkar mahfili ibadethane olarak açık bırakılarak ana yapı müze haline dönüştürülmüştür.
  • Aya Sofya’nın dünyada tek imam ve müezzin kadrosu olan müze olduğu söylenir.

 

Bizans İmparatorluğu 28 | Bizans’ta Memuriyet, Vergiler, Para

  • Yüksek mevkiler kısırlaştırma yoluyla elde tutulurdu. Kısır bir kişi imparator olamazdı ve veraset yoluyla haklarını devredemezdi. Erkekler için bu yol acı ama garantili bir yükselme tekniği olurdu. Bunun neticesinde kısırlaştırma kötü görülen bir usul değildi. Asil erkeklerin çoğu oğullarını yükselme şanslarını artırabilmek için kısırlaştırırlardı. Aynı şeyi İmparator I. Romanos da oğullarına yapmıştı. Şehrin yöneticileri genellikle kısırdılar ve aynı zamanda ordu ve bahriyede de yöneticiydiler. Meşhur bir doktor olmak isteyen için de kısırlık bir avantajdı. Sadece  kısır doktorlar kadınları tedavi edebilirlerdi. Memuriyette de en üst görevler kısırlar için ayrılırdı.
  • İmparatorluk içinde hadım etme işleminin yapılması yasaktı, işlem imparatorluk dışında yapılırdı.
  • Yanında bir hadım bulundurmanın nazara karşı iyi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden imparatorlar nazara karşı yanlarında hep bir hadım bulundururdu.
  • Yüksek dereceli memurlar imparator tarafından aday gösterilirler, terfi ettirilirler ve kovulurlardı.
  • Bizans’ta memur olmak için hukuk eğitimi almak gerekirdi.
  • VII. Konstantin zamanında (913-959), çağın bütün bilim dalları okutulur; kamu görevlileri üniversiteyi bitirenlerden seçilirdi.
  • Memuriyete girmek kemeri almak, ayrılmak ise kemeri bırakmak olarak adlandırılırdı.
  • Bölgelerden sorumlu olan generaller de imparator tarafından atanırlar ve ona karşı sorumlu olurlardı. Gücün suistimalini önlemek için bu askeri valilerin yanında bir de sivil atanır, askeri valinin yardımcısı olarak görev yapar, bu kişi de imparator ile doğrudan temasta olurdu.
  • Devlet tüm ithalat ve ihracattan % 10 pay alırdı. Ayrıca tüketici mallarına, mirasa, toprağa uygulanan vergiler de vardı.
  • Bizans İmparatorluğu’nda, hemen her hükümdar, uyruklarının hazineye olan borçlarını tahta çıktığında bağışlardı. Bu yapılırken iki amaç güdülürdü: sermayesi tükenmiş ve borçlarını ödeyecek olanaklardan yoksun olanlar sürekli baskı altında tutulmamış olur; hem de borçlu olmayan ve vergisine bağlı kişiler aleyhinde bahaneler ileri sürülüp tahsildarları jurnallerle donatmaktan kaçınılırdı.
  • Devletin kendi mülkü de olurdu. En iyi ipek imparatorluk fabrikasından gelirdi, bazı özel boyalar saray için ayrılırdı.
  • Konstantinopolis’te sarayların ya da büyük konut komplekslerinin tamamen ya da kısmen dinsel bir işlev verilerek bir tür vakfa dönüştürülmesi de izlenen bir yöntemdi. Bazı durumlarda imparator tarafından el konulan mülk bir kiliseye ya da manastıra dönüştürülebiliyordu. Yapıyı kiliseye dönüştüren imparator, hem yapının tekrar sahibine dönmesinin yolunu kapatmış, hem de kolayca bir kilise banisi olarak halkın ve Tanrı’nın gözüne girmiş oluyordu.
Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Roma İmparatorluğu’nda 310 yılından sonra kesilen sikkelere eski Roma tanrılarının yerine sadece bir tanrı, Helios Zapt Edilemez Güneş Tanrısı resmedilmiştir. Büyük Konstantin kendisini Hıristiyan Kilisesi’nin koruyucusu saymasına, Roma’da Capitolium’daki geleneksel Jupiter’e kurban verme törenine katılmayı reddetmesine rağmen, 324 yılına kadar Helios sikkelerdeki yerini korumuştur.
  • 491 yılında Bizans İmparatoru olarak tahta çıkan I. Anastasius’un 498’de yaptığı sikke reformuyla, altın nomisma, gümüş denarius ve bakır follis oranları belirlendi. Bu oranlar 11. yüzyıla kadar değişmedi. Anastasius’un başta olduğu yıllar imparatorluk hazinesinin en dolu olduğu dönemdi. Bu sikkelerin arka yüzlerinde kıymet işaretleri ve 539 yılından sonra da darp yılı yazılmaya başlanmıştır. 6. yüzyılda kıymet ve darphane atölye işaretleri Grekçe, diğer yazılar Latince olup, darphane ismi CON (Constantinopolis) olarak kıymet işaretinin altında yer alır. 8. yüzyıldan sonra kıymet işareti, darp yılı ve darphane adı yazılmaz. Daha önceleri nerede olduğu tespit edilemeyen darphane binası, bu devirde Beyazıt’ta Tavşantaşı semtindeydi.
  • Bizans sikkeleri üzerinde, başlangıçta Latince olan yazı, 8. yüzyıldan sonra Latince-Grekçe karışımı ve daha sonra Grekçe olarak devam etmiştir.
  • 610-641 tarihleri arasında imparator olan Heraklius, kaynakların yetersiz olmasının zorlamasıyla kiliselerin servetlerine el koymuş, hatta Aya Sofya’nın altın ve gümüş şamdanlarını da alarak altın sikke ve gümüş para bastırmıştı.
Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Latin İstilası döneminde (1204-1261) darphane, Venediklilerin hükümete geçirdiği batılı şövalyeler adına, bronzdan, çukur sikkeler darp ederek faaliyetini sürdürdü.
  • 1261 yılında Nikaia İmparatoru VIII. Mikhael’in Konstantinopolis’i Latinlerden kurtarmasıyla Bizans İmparatorları adına, sikke darbına devam edildi. 11. yüzyıldan sonra çanak şekline dönüşen sikkelerin ön yüzünde imparatorların veya dini kişilerin cepheden resimleri, arka yüzünde Hıristiyanlıkla ilgili tasvirler (İsa, Meryem, Haç, Azizler vs. ) sıkça kullanılmıştır.