Etiket arşivi: ırk

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Bir Dahi – BORIS VIAN 3

Fotoğraf: Wrong Side of the Art

Fotoğraf: Wrong Side of the Art

Mezarlarınıza Tüküreceğim, 1946 yılında yayınlandı. 1949 yılında ahlaki değerlere hakaret ve ırk ayrımcılığının yarattığı şiddetin teşhir edilmesi gerekçesiyle yasaklandı. 2000’li yıllara varana kadar Türkiye’de de sansürlendi. Üstelik yalnızca ırksal değil, sınıfsal gönderme de söz konusuydu. Sert ifadeler kullanarak anlattığı “beyaz görünümlü zenci” ironisi, kültür ve ideolojiye dönüktü. Açılan davada para cezasına çarptırıldı. Roman daha sonra çok satanlar listesine girdi. Eseri sahneye uyarladı, başarılı olamadı. Eser, filme çekildi. Michel Gast’ın yönettiği filmin romana uygun çekilmesi için mücadele etti, yapımcıları ikna edemedi. Bir söylentiye göre adının jenerikten çıkartılmasını istedi. Filmin 1959’daki galasında fenalaştı, hastaneye kaldırıldı, hastanede kalp krizinden öldü. Eser 1978 yılında yönetmen Meir Zarchi tarafından yeniden filme çekildi. 2010’da ve 2013 yılında devam filmi Steven R. Monroe tarafından, 2015’te ise ikinci devam filmi  R.D. Braunstein tarafından sinemaya aktarıldı.

Fotoğraf: Çiçek Resimleri

Fotoğraf: Çiçek Resimleri

Günlerin Köpüğü adlı romanını 25 yaşında, iki günde yazdı.

Önsözünde, her şekilde ve bütün güzel kızlarla sevişmek ve Duke Ellington’ın müziği hariç her şeyin ortadan kalkması gerektiğini, çünkü geri kalan her şeyin çirkin olduğunu yazdı.

“Hikayem güçlüdür, çünkü yaşanmış bir olayı anlatır. Yaşanmış bir olaydır, çünkü başından sonuna kadar ben düşündüm bunu,” diye yazar.

Zaman içinde kült mertebesine erişen eserin 1968 yılında Charles Belmont‘un yönettiği filmi çekildi; 1981’de Rus besteci Edison Denisov tarafından operaya uyarlandı; 2001 yılında kadın kahramanı Chloé’nin adıyla bir Japon uyarlaması olarak Berlin Film Festivali’ne katıldı. 2013 yılında Michel Gondry Günlerin Köpüğü’nü tekrar beyazperdeye taşıdı. Chloé’yi Audrey Tautou, Colin’i Romain Duris canlandırdı.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Günlerin Köpüğü, Boris Vian, e Yayınları, 1991.
  • İmparatorluk Kuranlar, Boris Vian, Mitos/Boyut, 2008.
  • Savrulan Otlar Arasında, Boris Vian, İmge Kitabevi, 2009.
  • Mezarlarınıza Tüküreceğim, Boris Vian, İthaki Yayınları, 2002.
  • Boris Vian’ın Paralel Hayatları, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 23 Mayıs 2013.
  • Ölmek İçin En Harikulade Zaman, Perihan Özcan, Radikal Kitap, 31 Mayıs 2013.
  • Günler Yeterince Köpürmemiş, Uğur Vardan, Radikal Kitap, 31 Mayıs 2013.
  • Boris Vian 68’i Erken Yaşadı, A. Ömer Türkeş, Radikal Kitap, 22 Mart 2002.
  • Alaycı, Öfkeli Bir Asiydi…Hepsi Bu, Abidin Parıltı/Yosun Karaca, Radikal Kitap, 25 Ağustos 2006.
  • Büyük Tımarhanedeki Trompet Sesi, Ali Bulunmaz, Cumhuriyet Kitap, 24 Mayıs, 2012.
  • Yükseliş, Nereye Kadar, Ayberk Erkay, İmparatorluk Kuranlar, Mitos/Boyut, 2008.

 

Çağdaş Sanata Varış 277|Çağdaş Kavramsal Sanat 8

Kimlik 7
Azınlıklar

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyetlerin dağılması ile, SSCB’deki toplumsal kimlik ile bireysel kimlik arasındaki farklar da irdelenmiştir.
  • Yahudi Soykırımı’na göndermede bulunan; ırkı, etnik kimliği, cinsiyeti, cinsel tercihi, her türlü farklılığı yok sayan zihniyetin tehlikesini anlatmayı amaçlayan yapıtlar üretilmiştir. 1990’lı yıllardan günümüze çok geniş bir üretim alanını kapsayan kimlik politikaları sanatı, toplumda yaygınlık kazanmış temsillerin üzerine giderek toplumsal ayrımcılığı gözler önüne sermek ve Yapısöküm’e uğratmayı hedefler.
  • Evanjelik hareket, 1920’lerdeki göç dalgalarını, geleneklerin ve ABD’nin elden gidişi olarak değerlendirir.
  • Olayların gelişimiyle bir göçmen toprağı haline gelen, ama böyle bir misyon için kendini uygun görmeyen Batı Avrupa’da bazı halklar, kimliklerini sadece kendi öz kültürlerine referanstan başka türlü algılamada hala zorlanıyorlar.
50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.  İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.
İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktasının 1989, bir diğerinin ise 11 Eylül 2001 olduğu rahatlıkla söylenebilir.
  • 2001, Britanya’da Çokkültürcülük konusunda rüzgarın tersine döndüğü yıl oldu. Çokkültürcülüğün bütünleşme yerine ayrışmayı beslediği; çokkültürcülüğün vaktiyle işe yaradığı fakat artık miadını doldurduğu, zira azınlıkları hakiki Britanyalılar olmaya teşvik etmekten çok farklılığı fetiş haline getirdiği yazılmaya başlandı. İngiltere’de 2005’te gerçekleştirilen bombalı saldırılardan sorumlu olan bireylerin çoğunun Britanya’da doğmuş olmaları, Çokkültürcülüğün bu saldırılardan bizzat sorumlu olduğunun iddia edilmesine yol açtı. Hollanda’da yaşanan olaylardan sonra 2005 yılında Francis Fukuyama, pek çok açıdan Çokkültürcülüğün öncülüğünü yapmış olan Hollanda ve Britanya’yı, köktendinciliğin kılıfı haline gelmiş çokkültürcü siyasetlerden vazgeçmeye ve sert önlemler almaya çağırdı.
  • 2001’den sonra başlayan terörle mücadele süreci için Uzun Savaş adı önerildi.
  • Asimilasyon, yeni gelenlerin yerleşik topluma verecekleri rahatsızlığın en alt seviyede tutulmasını ve diğer yurttaşlara olabildiğince benzemelerini tercih eder. Bütünleşme politikası, çoğunluğu oluşturan topluluk üyelerinin de ellerini taşın altına sokmalarını, toplumsal etkileşim süreçlerinin çift yönlü olmasını önerir. Çokkültürcülük de çift yönlü bir etkileşim öngörürken, bu sürecin farklı gruplar için farklı şekilde işlemesi gerektiğini zira herkese aynı şekilde uygulanabilecek tek bir şablonun olmadığını savunur.
  • Buna karşılık, liberal demokratik bir devletin, kimi yurttaşlarının İrlandalı-Amerikalı, Hintli-Britanyalı gibi tireli kimlik sahibi olabilecekleri düşüncesine açık olması gerektiği vurgulanır. Tireli kimlikler, elbette siyasal niteliktedir. Tireli kimlikler, yeni etnikliklerdir.
  • Çağdaş Dönem’de kimlikler eskiden olduğundan daha akışkandır. 1980’lerin başında kendilerini siyah olarak tanımlamış olanlar on yıl sonra Bangladeşli olabilmekte, bugün ise kendini Britanyalı Müslüman diye tarif edebilmektedir.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınan Joseph Campbell (1904-1987), sevgi ve merhameti kendi grubumuzdakilere saklarken, öfke ve istismarı dışarı, “öteki”lere yönlendirdiğimize dikkat çeker.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 271|Çağdaş Kavramsal Sanat 2

KİMLİK 1

  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor:  ırk, dil, din, renk, cinsiyet;  gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….
  • Milan Kundera, “İktidar sizi nereden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur” der. Mağdur kimliğin talebi, kendi farklılığının tanınmasıdır.
  • Bireysel ya da toplumsal zaafların istismarı, kişiyi yeniden şekillendirir.
  • Britanya polisinin verilerine göre, 23 Haziran 2016’daki AB referandumu ve AB’den ayrılma kararı sonrasında ülke genelindeki ırkçı söylem ve saldırılarda %400 artış yaşanmış. Referandum öncesinde haftada ortalama 63 olan ırkçı söylem ve saldırı sayısı referandumun ardından geçen bir haftalık sürede 331’e yükselmiş.
  • Tarihçi Marc Bloch, “İnsanlar babalarından çok, zamanlarının çocuklarıdır” diyordu.
  • Amin Maalouf’a göre biz kitleler çağında değil, bireyler çağındayız.
  • Bütün aidiyetlerimiz arasında dil, neredeyse her zaman en belirleyici olanlardan biridir. Dilin, kültürel kimliğin ekseni olarak kalma eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz.
  • Diller de birçok aidiyetten oluşurlar. Fransız dilinin önce Latin, aynı derecede Germen, Kelt, sonra Afrika’dan, Antiller’den, Arapça’dan, Slavca’dan gelen katkılarla zenginleştiği bilinir.
  • Bazı dillerde dişi ve erkekler için farklı zamirler kullanılır. Bu durum Tanrı gibi cinsiyeti olmadığı düşünülen bazı kavramların da gündelik konuşmalarda veya yazılı metinlerde de erkek ya da dişi olarak tanımlanmasına yol açar. Çağdaş Dönemde bu konu bazı kişiler için, özellikle de trans bireyler için rahatsızlık verici olduğundan sık sık gündeme getirilip, dilin aslında kimseyi erkek ya da dişi kalıbına sokmaması gerektiği belirtiliyor.
  • 1990’lı yıllar, tümüyle Batılı beyaz erkek sanatçılardan oluşan sergilerin siyaseten doğru sayılmadığı bir dönemin başlangıcı olmuştur. Batı’da müze ve galerilerde; Batılı olmayan ülkelerde, fakat genellikle Batılı küratörlerin yönetiminde düzenlenen uluslararası bienallerde farklı kültürel kimliklerin temsil olanağı yaratılmıştı. Böylece, sanat dünyasının coğrafyası ciddi anlamda genişlemişti. Bu açılım, küresel ekonomik düzenin bir uzantısıydı.
The Snuff Main, V1, Fred Wilson. ABD, günümüz global politik durumuna uygun bir seçim yaparak, 2003 Venedik Bienali’ne beyaz ırk ve Batı kültürü tarafından yüzyıllarca aşağılanmış bir ırka ve kültüre mensup olan bir sanatçısını göndermiş. Fred Wilson (1954-), sergilediği çoklu ortam (multimedya) yapıtlarıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak kompleks bir ortam yaratmış. Sunduğu video/filmler, enstalasyonlar, fotoğraflar, metinler, heykeller, el işleri, üzerinde oynanmış kitsch objeler ve tablolarla tarih boyunca Venedik’te fresklerde, usta ressamların tablolarında, biblolarda, mücevherlerde, filmlerde yaratılmış/kullanılmış zenci figürleri konu edinmiş. Yüzyıllarca zenci köle pazarı olmuş Venedik’te zencinin daima öteki olduğunu gösterirken, Batı tarihini Yapısöküm’e uğratıp, zencinin nasıl beyaz adamın elleri ve destekçisi olduğunu heykellerle göstermiş.  Wilson, İtalyan dekoratif sanatında, özellikle de mobilyada kullanılan, Blackamoors denilen, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan Ortaçağ’da Avrupa’yı istila etmeye  gelmiş siyah derili, güçlü-kuvvetli, gösterişli kumaşlara sarınmış, türbanlı, Müslümanları hizmetkar olarak gösteren  figürleri kullanmış.  Bu figürlerden biri,  lambaları (kültürleri), yangın söndürücülerine bağlı kitsch bir Venedik şamdanını tutan bir zenci. Ama bu lambalar artık ışık vermiyor; yangın söndürücüler tarafından söndürülmüşler. Fred Wilson vitrin içine yerleştirdiği sahte çikolata, kurabiye ve mücevherlerin de göründükleri şey olmadıklarını,  “Bu bir çikolata değildir”, “Bu bir kurabiye değildir” önermeleriyle belirtiyor. Eser, ırkçılığa ilaveten o çok ünlü “puro her zaman puro değildir” sözünü söyleyen Freud’a ve bunu resmeden René Magritte’e de bir gönderme yapıyor.. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

The Snuff Main, V1, Fred Wilson.
ABD, günümüz global politik durumuna uygun bir seçim yaparak, 2003 Venedik Bienali’ne beyaz ırk ve Batı kültürü tarafından yüzyıllarca aşağılanmış bir ırka ve kültüre mensup olan bir sanatçısını göndermiş.
Fred Wilson (1954-), sergilediği çoklu ortam (multimedya) yapıtlarıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak kompleks bir ortam yaratmış. Sunduğu video/filmler, enstalasyonlar, fotoğraflar, metinler, heykeller, el işleri, üzerinde oynanmış kitsch objeler ve tablolarla tarih boyunca Venedik’te fresklerde, usta ressamların tablolarında, biblolarda, mücevherlerde, filmlerde yaratılmış/kullanılmış zenci figürleri konu edinmiş. Yüzyıllarca zenci köle pazarı olmuş Venedik’te zencinin daima öteki olduğunu gösterirken, Batı tarihini Yapısöküm’e uğratıp, zencinin nasıl beyaz adamın elleri ve destekçisi olduğunu heykellerle göstermiş.
Wilson, İtalyan dekoratif sanatında, özellikle de mobilyada kullanılan, Blackamoors denilen, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan Ortaçağ’da Avrupa’yı istila etmeye gelmiş siyah derili, güçlü-kuvvetli, gösterişli kumaşlara sarınmış, türbanlı, Müslümanları hizmetkar olarak gösteren figürleri kullanmış.
Bu figürlerden biri, lambaları (kültürleri), yangın söndürücülerine bağlı kitsch bir Venedik şamdanını tutan bir zenci. Ama bu lambalar artık ışık vermiyor; yangın söndürücüler tarafından söndürülmüşler.
Fred Wilson vitrin içine yerleştirdiği sahte çikolata, kurabiye ve mücevherlerin de göründükleri şey olmadıklarını, “Bu bir çikolata değildir”, “Bu bir kurabiye değildir” önermeleriyle belirtiyor.
Eser, ırkçılığa ilaveten o çok ünlü “puro her zaman puro değildir” sözünü söyleyen Freud’a ve bunu resmeden René Magritte’e de bir gönderme yapıyor..
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu