Etiket arşivi: Iran

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Şiddet 14 | Kutsal Şiddet 1

  • Putperest kadın matematikçi ve felsefeci İskenderiyeli Hypatia 4. yüzyılın sonlarında, o zamanki Hıristiyan inancına göre, bu kadar akıllı, bilgili ve başarılı bir kadın ancak bir büyücü olabileceğinden ve şeytanla işbirliği yaptığından ötürü, istiridye kabuklarıyla canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş, daha sonra bedeninin parçaları yakılmıştı.
  • Ankara‘nın Altındağ ilçesinin Ulus semti, 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda da cami olmuştur. Günümüzde Hacı Bayram Veli Camii’dir. Yeni gelen inancın, eski inancın ibadethanesini yok etmesi veya dönüştürmesi sık rastlanan bir durumdur. Bizans İmparatoru I. Theodosius (379-395), putperest inançları yasaklayınca, tapınaklar ve sinagoglar yağmalanıp, yakılıp yıkılmıştı. Yahudilere karşı girişilen ilk katliamlardan biri MS 38 yılında İskenderiye’de yapılmıştı ve devamı da geldi.
  • İsa’nın katili olarak damgalanan Yahudiler, yakalarına sarı bir rozet ve belirgin bir külah ile dolaşmak zorunda bırakıldılar. Avrupa’dan defalarca kovuldular. Oysa Roma İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Yahudiler, özellikle MS 66-132 yılları arasında, isyanlar çıkartmışlar, Romalılar ancak büyük kayıplar vererek bu isyanları bastırabilmişlerdi. Ama yine de Roma devletinde antisemitist yasalar yoktu; oysa Hıristiyanlığın belirgin bir karakteri haline gelmişti.
Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

  • Hazreti Muhammed 624-631 yılları arasında İslamiyet’in kabulü için çeşitli savaşlara katılmıştır. Mekkelilerle Bedir, Uhud ve Hendek; Yahudilerle Hayber; Bizanslılarla Mut Savaşları yapılmıştır. 630 yılında Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. 631 yılında Arap kabileleri ile Huneyn Savaşı yapıldı. Peygamber’in vefatından sonra seçilen dört halifeden sadece Hz. Ebubekir eceliyle öldü. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit edilmesi, İmam Hasan’ın zehirlenmesi, Kerbela’da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imamların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi; iktidarın Emeviler’den Abbasiler’e geçmesi; daha sonraki halifelerin seçimi hep savaşlarla olmuştur.
Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.  Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü. İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.
Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü.
İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin'in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler. Fotoğraf: Ercan Arslan

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin‘in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler.
Fotoğraf: Ercan Arslan

 

Özbekistan Gezisi 17 Taçkapı

Semerkand’da Bibi Hatun Camii’nin taçkapısı. Fotoğraf: dagakactim.blogspot.com

Semerkand’da Bibi Hatun Camii’nin taçkapısı.
Fotoğraf: dagakactim.blogspot.com

  • Taçkapı, cami, medrese, saray gibi bir kamusal ve önemli bir yapıya giriş çıkışı sağlayan, genellikle mimari yapıdan daha yüksek, gösterişli anıtsal kapılara verilen addır. Bu tür kapıya portal da denir.
  • Orta Asya’dan kaynaklandığı düşünülen taçkapı, İslam mimarlığında da uygulanan anıtsal kapı geleneği ile devam etmiştir.
  • İran, Mısır, Suriye, Irak’ta, Türk mimarlığında, Romanesk ve Gotik üslupta da taçkapılar yapılmıştır. Diğer dönem, ülke ve üsluplardaki anıtsal girişler taçkapı olarak adlandırılmaz. Yapının en iyi planlanan unsuru taçkapılardır. İlk bakışın yarattığı etkinin farkındalığıyla cephe mimarisi çok önemsenmiştir.
  • Genelde kesme taş ve mermerden yapılırlar.
  • Taçkapı, yapının diğer süsleme kompozisyonunun özünü oluşturur. Yalın bir dış görünüşe sahip yapılarda bezemeler taçkapılarda toplanır.
  • Bitkisel, geometrik, Orta Asya Şaman inancında görülen hayat ağacı; cennet meyvesi, bereket simgesi narlar; dallara tüneyen, insan ruhlarını temsil eden ya da İran mitolojisinden efsanevi kuşlar; kuvvet ve kudretin simgesi çift başlı kartallar; sonsuz hayat sembolü tavus kuşları  gibi mitolojik anlamlar taşıyan motifler, çiniler ve yazılı süslemelerle bezeli olurlar. İnşa tarihine göre süslemeler de farklılık gösterir.
  • Erken örneklerde taçkapılar geometrik ağlar, köşeli desenler, kufi yazılarla süslenir. Giderek bitkisel motiflerin kullanımı artar ve 13. yüzyılda bezeme barok bir karakter kazanır.
  • Yazı ile yapılan bezeme, bilgi verme amaçlı yapılan kitabeden farklı olarak, tamamen dekoratiftir. 12.-13. yüzyıllar arasında kullanılan motifler stilizedir. 15.-16. yüzyıllarda bezeme natüralist olur. Fantastik yaratıklar özellikle Selçuklu ve Beylikler döneminde çok kullanılmıştır.
  • Dikdörtgen çerçeveye göre şekillenen kapı bloğu iki ana bölümden oluşur.
  • Üzerinde yoğun süsleme, yazı kuşakları ve küçük mimari öğeler bulunan taçkapı adeta bir açık hava heykeli görünümündedir.
  • 13. yüzyılın ikinci yarısında taçkapının iki yanına konumlanan minarelerin kaideleri süsleme alanını genişletmiştir. Taçkapıların ilk uygulamalarındaki yüzeysel bezemeler zaman içerisinde ustalığın gelişimiyle beraber yüksek kabartmaya  evrilmiştir.
  • Orta Asya mimarisinin bazı unsurları Anadolu mimarisini de etkilemiştir. Bu etkileşim İran üzerinden Erzurum-Sivas hattından Anadolu’nun batısına doğru yayılmıştır. Anadolu Selçuklu yapılarındaki taçkapılar en muhteşemlerindendir.
  • Taç kapıların eni ile yüksekliği arasında 2/3 gibi bir altın oran bulunur.

 

Common Denominators Among Religions 2

The Temple Mount is one of the world’s most sacred spots. It has been identified as the biblical Mount Moriah.  Arabs name it Haram es Sharif, the Noble Courtyard. It was here that Solomon created the First Temple. After its destruction, it was replaced by the Second Temple.  The Wailing Wall is a remnant of the 2nd century CE wall that once supported the Temple Mount. At the center of the Temple Mount stands the Dome of the Rock (Qubbat al-Sakhra).  The shrine is built over the sacred Rock (Sakhra) on which Abraham prepared to sacrifice his son Isaac/Ishmael and from which Mohammed is said to have ascended to Heaven.

The Temple Mount is one of the world’s most sacred spots. It has been identified as the biblical Mount Moriah. Arabs name it Haram es Sharif, the Noble Courtyard.
It was here that Solomon created the First Temple. After its destruction, it was replaced by the Second Temple. The Wailing Wall is a remnant of the 2nd century CE wall that once supported the Temple Mount.
At the center of the Temple Mount stands the Dome of the Rock (Qubbat al-Sakhra). The shrine is built over the sacred Rock (Sakhra) on which Abraham prepared to sacrifice his son Isaac/Ishmael and from which Mohammed is said to have ascended to Heaven.

Iran – Esfahan, Jameh Mosque.   The stone mihrab, which indicates the direction of Mecca, is decorated with tiling and calligraphy and also carries the traces of Zoroastrianism. Zoroastrian symbolism played an important part in Iranian art and some aspects of Zoroastrianism still appeal to Iranian Muslims.   It is interesting to note that Persian churches often incorporate Islamic features.

Iran – Esfahan, Jameh Mosque.
The stone mihrab, which indicates the direction of Mecca, is decorated with tiling and calligraphy and also carries the traces of Zoroastrianism. Zoroastrian symbolism played an important part in Iranian art and some aspects of Zoroastrianism still appeal to Iranian Muslims.
It is interesting to note that Persian churches often incorporate Islamic features.

Turkey – Istanbul, Saint Antoine Church.   The Franciscan church burned down in 1660, upon which the Franciscans were given another site. Two centuries later they built themselves this neo-gothic building that throws its doors open to all on Christmas Eve for a mass that has become a traditional event in the life of Istanbul. An ordinary day, two conservative Muslim women visiting the Church.

Turkey – Istanbul, Saint Antoine Church.
The Franciscan church burned down in 1660, upon which the Franciscans were given another site. Two centuries later they built themselves this neo-gothic building that throws its doors open to all on Christmas Eve for a mass that has become a traditional event in the life of Istanbul.
An ordinary day, two conservative Muslim women visiting the Church.

Turkey – Mersin, Mersin City Cemetery. Mersin City Cemetery, a place which for 63 years has given the lie to the issue of conflicting religions. In this cemetery Muslims, Orthodox, Syrian Christians, Catholics and Jews are buried side by side. It is very rarely that we find those who are followers of any of these three religions being interred side-by-side.  It is said that in Helsinki, Finland, there is a similar cemetery, but there the remains of members of different religions do not lie side by side but are buried in separate areas of the graveyard. This rare occurrence in Mersin is a great asset for the city, whose citizens accept the communal graveyard as entirely natural. This cemetery brings together not only the members of the three major religions but also the sects of Christianity. It sends out a common message from all three religions. It is a symbol of peace. When these people have lived together, used the same coffee houses, dined in the same restaurants and shared the same pastures, burying them in separate cemeteries would have been unfair.

Turkey – Mersin, Mersin City Cemetery.
Mersin City Cemetery, a place which for 63 years has given the lie to the issue of conflicting religions. In this cemetery Muslims, Orthodox, Syrian Christians, Catholics and Jews are buried side by side. It is very rarely that we find those who are followers of any of these three religions being interred side-by-side.
It is said that in Helsinki, Finland, there is a similar cemetery, but there the remains of members of different religions do not lie side by side but are buried in separate areas of the graveyard. This rare occurrence in Mersin is a great asset for the city, whose citizens accept the communal graveyard as entirely natural. This cemetery brings together not only the members of the three major religions but also the sects of Christianity. It sends out a common message from all three religions. It is a symbol of peace. When these people have lived together, used the same coffee houses, dined in the same restaurants and shared the same pastures, burying them in separate cemeteries would have been unfair.

Islam 14

ALEVI-ISM believes in the trinity of Allah-Mohammed-Ali but Alevis are not in any way connected to orthodox, legalistic Shi’ites such as exist in present-day Iran. As centuries passed, the Ali movement gave birth in different regions to many procedures using the name of Ali, nourished from sources of different concepts and beliefs. The word Alevi signifies a person who is devoted to and a follower of Ali-Mohammed’s cousin and son-in-law.

This belief has spread to Central Asia, Yemen, Iran, Syria and Anatolia, the peoples, who, after initially resisting the Islamic faith, were in the end forced to accept it and chose to follow the way of Ali rather than the Omayyads. This is what happened: while the Fatimis, (followers of Mohammed’s daughter) in Egypt, the Ishma’ilis (a part of Shi’ite Muslims) in Afghanistan and Pakistan, and the Shi’ite sect in Iran were taking shape, in Turkistan adherents of Ahmet Yesevi emerged as followers of Ali and Ahl-e Beyt (members of the Prophet’s family). Hodja Ahmet Yesevi was the teacher of the teacher of Hadji Bektash Veli, the holy man of the Alevi-Bektashi order. In other words, this was the Central Asianisation of Islam, and, bonding with the ancient religion and culture of the Turks, its Turkification and, because of the subsequent enforced migration of the Turks through Horasan to Anatolia, their Anatolianisation. Thus, it can be regarded as the main source of the Alevi and Bektashi orders, which can be said to be in opposition to Arabian culture.

Alevisim is the culture and faith of the Alevi order and in English is sometimes referred to as Alawi, Alawite or Alouite. Anatolian Alevism is based on an oral tradition rather than a literary one, and is an Islamic folk religion whose ancient beliefs survive in the guise of Muslim theology. Groups resembling this exist in the neighbouring countries of Iraq, Iran and Syria. Nusayris are Arabic-speaking groups whose beliefs and practices are similar to those of the Turkish-speaking Alevis.

In Anatolian Alevism, Allah is not regarded as a wrathful Being who enjoys compelling obedience to strict rules from His created slaves, on pain of suffering eternal punishment in Hell. Moreover, nearly all Alevis reject the idea that Allah will reward with eternal pleasures in Heaven those who obey His rules on earth. Rather they maintain that Allah judges mankind according to the way a person has treated his fellows. “Do not come to Me if you have violated the rights of others”, said one of their famous poets. The concept that Allah controls and determines everything and is the source of both good and evil is not a prime tenet in the Alevi creed. Alevis hold that Allah is love, and that a loving Allah can not be the source of evil.

They often claim Man as the highest created being, and very few Alevis believe in angels. The four principal books of Holy Scriptures, they say, are basically the same, and some affirm that the Old Testament prophet Elijah is Ali. Anatolian Alevis favour reading the Koran in the Turkish language in preference to Arabic, since exact understanding of what is read is of vital importance to a believer. On the whole, they consider a live human wisdom and revelation to be more important than what is written in the ancient scriptures, which many Alevis regard as irrelevant today. One of their favourite aphorisms is “The greatest holy book to read is a human being”. Supplementary, and second in authority only to the Koran, are the Hadith; the Nahjul Balagha, traditions and sayings of Ali; also the Buyruks, which are collections of the teachings and practices of some of the Twelve Imams, Ja’far in particular; the Vilayetnames or Menakibnames, books which recount events in the lives of holy men, for instance, Hadji Bektash; all these are scriptural authority for the Alevi faith and practices.

In general, Alevis believe in the prophets who are mentioned in the Koran, and some hold that they were the human representatives of God. The stories in the Bible of Jesus Christ’s virgin birth, His working of miracles and His resurrection, are not part of Alevi beliefs. Some Alevis use the name Mohammed Ali, instead of Mohammed and Ali, as they regard the two as equal, while some add to the testimony of faith, known as the Shahada, “Ali is the Viceroy of God and the Trustee of Mohammed”.

The Alevis maintain that it is more important to be a humane human being than a religious one. Very few Alevis carry out the practice of five daily ritual prayers, or attend services in a mosque. They prefer to hold

This dance of worship, featuring revolutions and sweeping rotation of the dancers, has many variatons. Accompanied by a lute and performed by men and women together, the Semah is an inseparable part of any Djem. It is the symbol of casting off the Self and forming a unity with Allah.

their own joint assemblies, known as Djem, for group worship. They do not fast during the month of Ramadan, but for twelve days they fast in mourning for the Muharram, the first month of the Muslim calendar. During this period of mourning, men do not shave, intimate relations between husband and wife are suspended, and there are no amusements, no singing or playing of musical instruments, no smoking and no looking into mirrors. The twelfth day is a day of joy because on that day news arrived of the survival of Imam Zeynu’l-Abidin, Huseyn’s son, through whom Ali’s progeny would continue. A dish called Ashura is prepared and on the twelfth day the fast is broken when this is eaten.

 

They also hold a three-day fast for Hizir in February. Hizir is the being who comes to the rescue of those in distress on land, just as Ilyas (Elijah) rescues those in peril on the sea. Many believe that Hizir and Ilyas meet at a rose tree every year at sunrise on 6th May. Therefore, on that day, petitions expressing wishes or requests are hung on rose trees. Hizir lies at the very foundation of the beliefs of Nusayris.

Alevis do not take part in pilgrimages to Mecca, but instead prefer to pray when they visit the tombs of Alevi-Bektashi saints. The corporate worship performed in Assembly Houses (Djemevis), which do not have minarets, is not announced by the Muslim call to prayer (adhan). Before the weekly service begins, “Dede”, a senior member of the order and the head of the community, performs his duty as a judge, and reconciles any conflicts between members of the assembly. The congregation, made up of both men and women sitting together in a circle on the floor, have removed their shoes before entering but do not need to wear special garments, nor are women required to cover their heads. They bathe or shower prior to attending, but do not perform ritual ablution before the service, which consists of prayers and a short sermon from Dede. Then soloists sing songs, and a ceremonial dance, known as samah, is performed in a circle,

while Dede or another musician, plays an accompaniment on a seven-stringed lute. From time to time they bow their heads to the floor in unison. The whole service, including prayers and songs, is conducted in the Turkish language. The themes of the songs, prayers and sermon are love of Allah, love of others, the teachings of Mohammed and Ali and the Twelve Imams and Hadji Bektash, with special reference to Karbala. In conclusion, the congregation partake of a meal together, which usually includes a ritually-slaughtered ram. These Djemevis are more than places of worship; they are also community centres used for many different assembly purposes, but in all, portraits of Ali are prominently displayed.