Etiket arşivi: Iran

Dövme – Tendeki Nakış 2

  • İlkel dövme ana hatlarıyla deriye yan yana küçük delikler açmak ve bu deliklere is, sürme, mürekkep, kına, çivit gibi boyalı maddeler doldurmak suretiyle yapılır. Ciltte derin yarıklar meydana getirip barut gibi yanıcı maddeler sürüp yakarak yapılanları da vardır.
  • Batı dillerine (tattoo), Tahiti, Tonga ve Samoa adaları dilinde kullanılan tatau – çizmek, Markiz adalarında tatu kelimesinden girmiştir. Sözcük James Cook’un 1769’da Tahiti’ye yaptığı sefer sırasında kaydedilmişti.
  • Yazı veya resim şeklinde yapılan dövme bereket, tılsım, koruma, süslenme ile yakından ilişkilidir.
  • Bir Vücut Sanatı/Body Art çeşidi olarak da düşünülen dövme, medeni ve şehirli olmaya bir başkaldırı olabildiği gibi, Batılı kimliği vurgulamak için de kullanılmaktadır: Özgürlük ve bireyselliğin göstergesi olarak algılanmaktadır ki bu da Batılı bir değer sayılmaktadır.
  • Dövme, Vücut Sanatına ait olmanın yanı sıra,
    *duygusal ve zihinsel stresten kurtulmanın bir aracı olarak, dövmenin acısına sığınma;
    *riske ve acıya karşı salgılanan adrenaline bağımlılık;
    *dikkat çekme ve sosyalleşme nedeni;
    *dünyaya karşı derdini anlatmak, kendini ifade etmeye çalışmak;
    *sanatsal özgürlük;
    *otoriteye karşı çıkmak, isyan;
    *ruhlar dünyasıyla bağlantı kurmak; şans, uğur, nazardan korunmak;
    *sağaltma için;
    *süslenmek için;
    *negatif duyguları uzaklaştırmak;
    * adet ya da moda olduğu için;
    *dövmeli insanların kültürüne katılma, bir nevi aidiyet geliştirme

faktörleri dövme yaptırmanın fizyolojik, kimyasal, sosyal ve duygusal nedenleri olarak kabul ediliyor.

  • İlgiyi zayıf ve ölümlü bedene çekerek, ruhun ve zihnin asaletini vurgulamak amaçlanıyor da olabilir..
Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor. Fotoğraf: En Son Haber

Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor.
Fotoğraf: En Son Haber

  • 18. yüzyılda Paraguay’da kadınların yüzleri, göğüsleri ve kolları dövmelerle kaplıydı; bu onları olduklarından daha güzel kılıyordu.
  • Kuzey Irak, İran ve Afganistan’da yüz dövmeleri de görülür.
  • Çingene topluluklarının dövme geleneğinin taşıyıcısı olduğu düşünülmektedir.
  • Hindistan’da ve Nepal’de dövmenin (godna) yapılma sebepleri dinsel-inançsal, sağlık, toplumsal statü ve süslenmedir. Hindistan’da ayrıca kına ve boyalarla yapılan çeşitli süslemeler de vardır. Pakistan’ın Pencap bölgesinde ölüm halinde cennete bedeni süsleyen dövme örnekleriyle süslü olarak gidileceğine inanılır.

 

Çağdaş Sanata Varış 314|Çağdaş Dönemde Müzik 1

Otantik İcra

  • 1600-1750 yılları arasına tarihlenen, Floransa sarayları için yapılan, Venedik’te ise ticari amaç taşıyan Barok müzik 20. yüzyılda yeniden keşfedilmiştir.
  • 1980’lerde Ortaçağ, Rönesans ve Barok’a Erken/Eski Dönem denmiş ve otantik icra dönemi başlamıştır. Günümüzde dönem pratiğinin uygulanması önemseniyor; tarihsel farkındalık içeren icra (historically informed practice) gerekli görülüyor. Mozart pianoforte, klavikord kullanıyordu; onun eserlerini piyanoyla icra etmek otantik icra ile çelişiyor. Bach, Leipzig’deki kilisede Passion’u 8 kişilik bir koroya söyletmiş. Eseri, kalabalık bir koroya söyletmek doğru bulunmuyor.
  • Günümüzde arzu edilen, Barok çalışmış olanın Barok, Romantik çalışmış olanın Romantik dönem eserlerini icra etmesi.
Erken Dönem Müziği ile anılan Hortus Musicus 2016’da konserlere ev sahipliği yapmaya başlayan İstanbul Deniz Müzesi’ndeydi. Programlarında yer alan eserlerin en eskisi 12. yüzyıla tarihleniyordu. Toplulukta üçü ses sanatçısı olmak üzere on müzisyen vardı. Barok dönem müziğinde sesin şarkı gibi değil, enstrüman gibi çıkması gerektiğini; düz, çınlak ve vibrasyonsuz olmasını izledik. Otantik icrayı tamamlayıcı bir uygulama olarak müzisyenler dönemin giysi tarzını seçmişlerdi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Erken Dönem Müziği ile anılan Hortus Musicus 2016’da konserlere ev sahipliği yapmaya başlayan İstanbul Deniz Müzesi’ndeydi. Programlarında yer alan eserlerin en eskisi 12. yüzyıla tarihleniyordu. Toplulukta üçü ses sanatçısı olmak üzere on müzisyen vardı. Barok dönem müziğinde sesin şarkı gibi değil, enstrüman gibi çıkması gerektiğini; düz, çınlak ve vibrasyonsuz olmasını izledik.
Otantik icrayı tamamlayıcı bir uygulama olarak müzisyenler dönemin giysi tarzını seçmişlerdi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sigiswald Kuijken, Barok kemanın doğru tarzda nasıl çalınması gerektiğine dair çalışmalar yapmış. O dönemde kemanın çene altına dayanmadan çalınması gerektiğini ortaya koymuş. Konser öncesi dönem pratikleri hakkında bilgi vermeyi önemsiyor. Kendisi de dönemin çalgılarını kullanıyor. Sigiswald Kuijken, 2004’te violoncello da spalla, omuz çellosu, adıyla bilinen çalgı aletini literatüre kazandırmış. Bach’ın çello için olan eserlerini yazarken aklında bu aletin olduğu düşünülüyormuş.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sigiswald Kuijken, Barok kemanın doğru tarzda nasıl çalınması gerektiğine dair çalışmalar yapmış. O dönemde kemanın çene altına dayanmadan çalınması gerektiğini ortaya koymuş. Konser öncesi dönem pratikleri hakkında bilgi vermeyi önemsiyor. Kendisi de dönemin çalgılarını kullanıyor.
Sigiswald Kuijken, 2004’te violoncello da spalla, omuz çellosu, adıyla bilinen çalgı aletini literatüre kazandırmış. Bach’ın çello için olan eserlerini yazarken aklında bu aletin olduğu düşünülüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1986 yılında kurulan Les Musiciens du Louvre, Barok, Klasik ve Romantik dönem eserlerini dönem çalgılarıyla icra eden topluluklardan biri.
  • Arp sanatçımız Şirin Pancaroğlu da geçmişi 2500 yıl önceye dayanan, 17. yüzyılda Osmanlı’da da kullanılan, Osmanlı dönemi minyatürlerinde sıkça betimlenen, yere oturarak çalınan, ancak tarih içinde kaybolan bir arp olan Çeng’i yeniden müzik dünyasına kazandırdı.
Fotoğraf:www.wikiwand.com

Fotoğraf:www.wikiwand.com

Yazılı ve görsel belgelerden öğrendiğimize göre arp, telli çalgıların en eski örneğidir. Sümer, Asur, Mısır, Orta Asya, Moğol, Timurlu, İran ve Hint sarayları ile Araplarda kullanılmış, en eski medeniyetlerden aktarılarak Osmanlı’ya ulaşmıştır. Çeng, Osmanlı kültüründe kadınlarla ilişkilendirilmiştir. Çengi, hem Çeng çalan kadını, hem de dans eden kadını tanımlayan bir sıfat olmuştur. Fotoğraf:www.musikidergisi.net

Yazılı ve görsel belgelerden öğrendiğimize göre arp, telli çalgıların en eski örneğidir. Sümer, Asur, Mısır, Orta Asya, Moğol, Timurlu, İran ve Hint sarayları ile Araplarda kullanılmış, en eski medeniyetlerden aktarılarak Osmanlı’ya ulaşmıştır. Çeng, Osmanlı kültüründe kadınlarla ilişkilendirilmiştir. Çengi, hem Çeng çalan kadını, hem de dans eden kadını tanımlayan bir sıfat olmuştur.
Fotoğraf:www.musikidergisi.net

 

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Şiddet 14 | Kutsal Şiddet 1

  • Putperest kadın matematikçi ve felsefeci İskenderiyeli Hypatia 4. yüzyılın sonlarında, o zamanki Hıristiyan inancına göre, bu kadar akıllı, bilgili ve başarılı bir kadın ancak bir büyücü olabileceğinden ve şeytanla işbirliği yaptığından ötürü, istiridye kabuklarıyla canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş, daha sonra bedeninin parçaları yakılmıştı.
  • Ankara‘nın Altındağ ilçesinin Ulus semti, 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda da cami olmuştur. Günümüzde Hacı Bayram Veli Camii’dir. Yeni gelen inancın, eski inancın ibadethanesini yok etmesi veya dönüştürmesi sık rastlanan bir durumdur. Bizans İmparatoru I. Theodosius (379-395), putperest inançları yasaklayınca, tapınaklar ve sinagoglar yağmalanıp, yakılıp yıkılmıştı. Yahudilere karşı girişilen ilk katliamlardan biri MS 38 yılında İskenderiye’de yapılmıştı ve devamı da geldi.
  • İsa’nın katili olarak damgalanan Yahudiler, yakalarına sarı bir rozet ve belirgin bir külah ile dolaşmak zorunda bırakıldılar. Avrupa’dan defalarca kovuldular. Oysa Roma İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Yahudiler, özellikle MS 66-132 yılları arasında, isyanlar çıkartmışlar, Romalılar ancak büyük kayıplar vererek bu isyanları bastırabilmişlerdi. Ama yine de Roma devletinde antisemitist yasalar yoktu; oysa Hıristiyanlığın belirgin bir karakteri haline gelmişti.
Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

  • Hazreti Muhammed 624-631 yılları arasında İslamiyet’in kabulü için çeşitli savaşlara katılmıştır. Mekkelilerle Bedir, Uhud ve Hendek; Yahudilerle Hayber; Bizanslılarla Mut Savaşları yapılmıştır. 630 yılında Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. 631 yılında Arap kabileleri ile Huneyn Savaşı yapıldı. Peygamber’in vefatından sonra seçilen dört halifeden sadece Hz. Ebubekir eceliyle öldü. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit edilmesi, İmam Hasan’ın zehirlenmesi, Kerbela’da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imamların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi; iktidarın Emeviler’den Abbasiler’e geçmesi; daha sonraki halifelerin seçimi hep savaşlarla olmuştur.
Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.  Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü. İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.
Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü.
İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin'in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler. Fotoğraf: Ercan Arslan

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin‘in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler.
Fotoğraf: Ercan Arslan

 

Özbekistan Gezisi 17 Taçkapı

Semerkand’da Bibi Hatun Camii’nin taçkapısı. Fotoğraf: dagakactim.blogspot.com

Semerkand’da Bibi Hatun Camii’nin taçkapısı.
Fotoğraf: dagakactim.blogspot.com

  • Taçkapı, cami, medrese, saray gibi bir kamusal ve önemli bir yapıya giriş çıkışı sağlayan, genellikle mimari yapıdan daha yüksek, gösterişli anıtsal kapılara verilen addır. Bu tür kapıya portal da denir.
  • Orta Asya’dan kaynaklandığı düşünülen taçkapı, İslam mimarlığında da uygulanan anıtsal kapı geleneği ile devam etmiştir.
  • İran, Mısır, Suriye, Irak’ta, Türk mimarlığında, Romanesk ve Gotik üslupta da taçkapılar yapılmıştır. Diğer dönem, ülke ve üsluplardaki anıtsal girişler taçkapı olarak adlandırılmaz. Yapının en iyi planlanan unsuru taçkapılardır. İlk bakışın yarattığı etkinin farkındalığıyla cephe mimarisi çok önemsenmiştir.
  • Genelde kesme taş ve mermerden yapılırlar.
  • Taçkapı, yapının diğer süsleme kompozisyonunun özünü oluşturur. Yalın bir dış görünüşe sahip yapılarda bezemeler taçkapılarda toplanır.
  • Bitkisel, geometrik, Orta Asya Şaman inancında görülen hayat ağacı; cennet meyvesi, bereket simgesi narlar; dallara tüneyen, insan ruhlarını temsil eden ya da İran mitolojisinden efsanevi kuşlar; kuvvet ve kudretin simgesi çift başlı kartallar; sonsuz hayat sembolü tavus kuşları  gibi mitolojik anlamlar taşıyan motifler, çiniler ve yazılı süslemelerle bezeli olurlar. İnşa tarihine göre süslemeler de farklılık gösterir.
  • Erken örneklerde taçkapılar geometrik ağlar, köşeli desenler, kufi yazılarla süslenir. Giderek bitkisel motiflerin kullanımı artar ve 13. yüzyılda bezeme barok bir karakter kazanır.
  • Yazı ile yapılan bezeme, bilgi verme amaçlı yapılan kitabeden farklı olarak, tamamen dekoratiftir. 12.-13. yüzyıllar arasında kullanılan motifler stilizedir. 15.-16. yüzyıllarda bezeme natüralist olur. Fantastik yaratıklar özellikle Selçuklu ve Beylikler döneminde çok kullanılmıştır.
  • Dikdörtgen çerçeveye göre şekillenen kapı bloğu iki ana bölümden oluşur.
  • Üzerinde yoğun süsleme, yazı kuşakları ve küçük mimari öğeler bulunan taçkapı adeta bir açık hava heykeli görünümündedir.
  • 13. yüzyılın ikinci yarısında taçkapının iki yanına konumlanan minarelerin kaideleri süsleme alanını genişletmiştir. Taçkapıların ilk uygulamalarındaki yüzeysel bezemeler zaman içerisinde ustalığın gelişimiyle beraber yüksek kabartmaya  evrilmiştir.
  • Orta Asya mimarisinin bazı unsurları Anadolu mimarisini de etkilemiştir. Bu etkileşim İran üzerinden Erzurum-Sivas hattından Anadolu’nun batısına doğru yayılmıştır. Anadolu Selçuklu yapılarındaki taçkapılar en muhteşemlerindendir.
  • Taç kapıların eni ile yüksekliği arasında 2/3 gibi bir altın oran bulunur.