Etiket arşivi: insan

Şiddet 73| Hayvanlara Yönelik Şiddet 1

Fransa’da, Dordogne’daki Lascaux Mağarası, Boğalar Salonu. Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla, o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, resimlerin av büyüsü için yapıldığı varsayımını geçersiz kılıyordu. Besin ekonomilerinde pek fazla yer tutmayan at, bizon gibi hayvanlar betimlemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. Fotoğraf: Arkeoloji Gazetesi

Fransa’da, Dordogne’daki Lascaux Mağarası, Boğalar Salonu. Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla, o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, resimlerin av büyüsü için yapıldığı varsayımını geçersiz kılıyordu. Besin ekonomilerinde pek fazla yer tutmayan at, bizon gibi hayvanlar betimlemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu.
Fotoğraf: Arkeoloji Gazetesi

  • Paleolitik Çağ’da (MÖ yaklaşık 20.000-8.000) insanoğlu avlayarak öldürdüğü hayvanlara bir yakınlık duyardı. Kurban etme törenlerinde duyduğu acıyı dile getirir, onları onurlandırırdı. Hayvanlara da insanlarınki gibi duygu ve zeka bağışlanmış olduğuna, onların da ruhları olduğuna; ölümden sonra ruhlarının başıboş dolaştığına veya hayvan şeklinde yeniden doğduklarına; öç alabileceklerine inanılırdı. Ruhu gelip onları taciz etmesin diye bağışlanmayı dilerlerdi.
  • Fil öldürünce ondan özür dilerler, saygıdan hortumunu törenlerle gömerlerdi. Doğu Afrikalı kabilelerden bazıları aslan öldürdüklerinde kabile şefi ölen aslana saygılarını sunardı.
  • Avcı toplayıcı insanlar, av hayvanlarının kemiklerine de saygı gösterirler, eğer kemikleri saklanırsa, hayvanın yeniden yaşama döneceğine inanırlardı. Kurban kemiklerini kırmak da doğru bulunmazdı.
  • Korkmadıkları ve eti lezzetli olmayan hayvanları hor görürlerdi.
  • Moğolların uyguladığı, kurban edilen hayvanın derisinin doldurulması veya bir çerçeveye gerilmesi de yeniden dirilmeye inanç olarak yorumlanır.
  • Doğu Hint Adaları erkekleri savaşta cesur ve hızlı olabilmek için köpek eti; Yeni Gine Papualıların delikanlıları güçlü olmak için domuz, kanguru ve iri balık eti; Kore’de cesaret için kaplan eti; Çin’de cesaret için kaplan ve ayıların safra kesesi yenirdi. Cesaret için kurt kalbi, aslan eti yiyenler, ayı kalbi yiyip, ayı kanı içerek güç ve cesaret kazandığını düşünenler de vardı. Fas’ta uyuşuk insanlara karınca yutturulur, Orta Asyalı Türkler konuşması geciken çocuklara kuş dili yuttururdu. Orta Afrikalılara göre ruh karaciğerdeydi; çiğ yenen karaciğer insanın ruhunu genişletirdi; kadınların ruhu olmadığı için karaciğer yemesine izin verilmezdi.
  • Yunanlar horoz dövüşünden çok hoşlanır, bunların askeri direnci artırdığına ve ölümüne dövüşte kararlılığı getirdiğine inanırlardı.

 

Entelektüel ve Entelektüel İşlev

  • Düşünen ve bunu dile getiren kimse entelektüel işlevini yerine getiriyor demektir.
  • Buna karşılık, olaylara duygusal tepki gösteren, olayları düşünce süzgecinden geçirmeyenler bu işleve aykırı davranmış olur.
  • Entelektüel işlevin anlam belirsizliklerini saptayıp gün ışığına çıkarmak gibi bir sorumluluğu vardır.
  • Entelektüel işlev, ahlaksal işlevden ayrı tutulamaz.
  • Kimi zaman bazı sorunların çözümsüz olduklarını ortaya koyarak çözmek gerekir. Bunu dile getirmek veya getirmemek ahlaksal bir seçimdir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Eleştirel tavırlarla özdeşleştiği sürece, kültür kuşku ile karşılanan bir olgudur.
  • Entelektüeli, kitapları arasında yaşayan ve somut gerçeklikle ilişkisi olmayan kişi olarak tanımlama eğilimi vardır.
  • Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik “domuz entelektüeller”, “yumurta kafalılar”, “radikal züppeler”, “komünist yuvası üniversite” gibi ifadelerle belirtilir.
  • Liberal aydınlar genellikle geleneksel değerleri terk etmekle suçlanır.
  • Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik, her zaman kök-faşizmin bir belirtisi olmuştur: Kendilerinden farklı düşünen (dolayısıyla düşünen) herkesi entelektüel (kirli) kabul etmek.
  • Tüm Nazi ya da faşist okul kitaplarında, karmaşık ve eleştirel akıl yürütmenin araçlarını sınırlandırmak üzere, son derece kısıtlı bir sözcük dağarcığı ve ilkel bir söz dizimi temel alınır.
  • Entelektüeller yabanıl hoşgörüsüzlükle savaşamazlar, çünkü düşünceden yoksun olaylar karşısında düşünce silahsız kalır. Hoşgörüsüzlük bir öğreti haline geldiğinde savaşmak için vakit çok geç demektir; bu savaşı yapmak zorunda kalanlar, onun ilk kurbanları haline gelirler.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.
  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

 

 

Yardım Etmeyi Başarabilmek

…..zor bir iştir. Herkesin yapabileceği bir şey değildir.

Öncelikle halisane bir niyet gerektirir. Yani, gerçekten yardım etmeyi istiyor olmak gerekir. Zor durumdaki kişiye yardım ediyormuş gibi görünmek bile çok kolay değildir. Dikkatli gözler aradaki farkı tespit etmekte gecikmez.

Yardım ihtiyaç duyulan zamanda yapılmalıdır. İhtiyaç anında değil de, yardım ediyormuş gözükmek isteyen kişinin boş vakti olduğunda talip olabileceği bir iş değildir. Gerçekten yardım etmek isteyen kişi kendi zamanından veya programından fedakarlık edebilmelidir. Gecikmiş bir el uzatma, yardım sayılmaz.

Yardım gerek duyulan yönde olmalıdır. Yine aynı durum: Yardım, karşı tarafın katlanabileceği yönde olamaz, o zaman yardım olmaz. Ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Gerekeni yapabilecek yürek sahibi olmak gerekir. Sonradan suçlanma korkusu ile birşeyler yapıyormuş gibi yapmak “yardım etmek” sınıfına girmez.

Çok sık kullanılan “iyi insandır” tanımlaması gibi yardımseverlik de kolay kullanılan bir yafta olmamalıdır. Bir insanın gerçekten iyi olup olmadığını anlayabilmek için bir çıkar çatışması ile yüzyüze kalmak lazımdır. Çıkarların çatışmadığı bir ortamda “iyi” gözükmek kolaydır.

Gerçekten yardım etme arzusunda olan kişi iyi biridir. İyi olduğu kadar akıllı da olması gerekir. Akıllı olmayan bir kişinin teşebbüs ettiği yardım, işleri daha da kötüye götürebilir.

Yardım etme kapasitesi olmayanların bu işe hevesliymiş gibi görünmeleri çok acıklı bir görüntü veriyor. Yardım etmenin külfetlerine katlanamayacak olanların bu yola hiç çıkmaması gerekiyor.