Etiket arşivi: İndira Gandi

Şiddet 61| Devlet Şiddeti 7 Hubris Sendromu

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921. 1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir. Fotoğraf:www.ottodix.org

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921.
1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir.
Fotoğraf:www.ottodix.org

  • İktidarın yarattığı bozulmaya Hubris Sendromu adı verilir. Uzun süre iktidarda kalmanın bu insanların çoğunun eleştiriyi kabul etme ya da kendi inançlarına ters düşen olay ve görüşleri doğru biçimde yorumlama konusunda isteksiz oldukları, hatta bunu yapamadıkları düşünülür. Hubris Sendromu, yönetimde kalma süresine ve yönetimin mutlaklığına göre değişir. Bu türden liderler, sadakat gösteren “biz” ile konuşurlar; Tanrı’nın ya da tarihin doğru bir yargıda bulunacağını farz ederler; kamuoyunu göz ardı ederler; muhalifleri aşağılarlar; kendi inançlarını katı biçimde savunurlar.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal sırasında başbakanın küçük oğlu Sancay Gandi, iktidar partisinin gençlik kollarının başına geçmiş, ülkeyi adeta kendi başına yönetir gibi olmuştu. Bir yandaşlar zümresi Sancay’ın buyruklarını uygulamak üzere kitlelerin üstüne salıverilmişti. İndira Gandi, bir sonraki seçimi kazanamadı.
  • Michel Foucault’ya göre, güç ancak kendisinin önemli bir kısmını maskelemesi koşuluyla hoş görülebilir.
İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981. Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.  Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981.
Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.
Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Ünlü Rus yazar Lyudmila Ulitskaya (1943-) Putin dönemi için şunları söylüyor: “Rusya’da muhalefet, halk düşmanı (= vatan haini) olarak algılanıyor. Rus devletinin baskı gücü genç göstericileri ezmeye yetiyor ama sıra terörle mücadeleye geldiğinde tamamen etkisiz kalıyor.” Yazar bunları, Putin’in St. Petersburg ziyareti sırasında şehrin metrosuna yapılan saldırı sonrası yazıyordu.
70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

  • Kuzey Kore eski lideri Kim Jong-il (1994-2011) her yıl Hennessy konyakları için 1,2 milyon dolar harcama yapıyordu. Ülkenin ortalama yıllık geliri ise 1500 dolar.
  • Yolsuzluk pek çok ülkede sorun olmaya devam ediyor. 2013′te Kuzey Kore, Somali ve Afganistan yolsuzluğun en çok yaşandığı ülkeler olarak belirlenmişti.

 

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Şiddet 48| İran’da Kadının Konumu 1

  • 1967 ve 1973 yılında İran’da yürürlüğe giren aile korunması kanunları ile erkeğin İslam hukukuna göre üç kez boş ol diyerek eşinden ayrılması yerine, boşanmak için mahkemeye başvurması zorunlu kılınmıştı. Kadınlara da boşanma davası açma hakkı ve kocasının ikinci bir eş alması için kendisinin iznini gerekli kılan haklar tanınmıştı. Doğrudan babaya verilen çocuk velayeti için de aile koruma mahkemelerinin kararı öngörülmüş; kızların 1967’de 13 olan evlenme yaşı, 1975’te 18’e çıkarılmıştı. Humeyni rejimi ile erkekler karılarını yine sözle boşamaya başladılar. Boşanan çiftlerin çocukları babaya, dul annelerin çocukları en yakın erkek akrabaya verildi.
  • Erkekler Şii İslam’da uygun görülen geçici evlilik (Mut’a nikahı) yapma hakkına sahip oldular. Bu nikah birkaç dakika da sürebilir, 50 yıl da. Poligaminin bir uzantısı olan bu tür evlilik, Sünni Müslümanlar tarafından dışlanmıştır. Pehleviler döneminde de rağbet görmemişti, teokratik yönetimde yeniden canlandı. Geçici evlilikte erkek evli ya da bekar olabilir. Bir erkeğin dört kadına kadar evlilik yapması, ayrıca pek çok kadınla da geçici evlilik ilişkisi içinde olması mümkündür. Evli kadının geçici kocası olamaz. Mut’a nikahı sona erince, kadın hamile olmadığını kanıtlamak için üç kez adet gördükten sonra yeniden bu tür bir evlilik yapabilir. Erkek istediği an Mut’a nikahını sonlandırabilir ama kadının böyle bir hakkı yoktur. Nikah sonlanmadan erkek ölürse kadına miras hakkı doğmaz; bu beraberlikten doğan çocuğun miras hakkı olur.
  • Teokratik yönetim evlenme yaşını 9’a indirdi. 1986 yılında bir İranlı kadının ortalama yedi çocuğu vardı. Diğer Asya ülkelerinde ve Ortadoğu’da olduğu gibi, İran’da da geleneksel olarak erkek çocuk daha kıymetli sayılıyordu. 1979 yılında 34 milyon olan İran nüfusu, 1986 yılında 50 milyona çıkmıştı. Bunun üzerine kız ya da erkek, iki çocuk yeter kampanyası başlatıldı. Doğum kontrol programı 1988’de tek oy farkla kabul edildi. Doğum kontrol malzemesi bedelsiz dağıtılmaya, ücretsiz vasektomi yapılmaya başlandı. Din adamları da doğum kontrolünü ve vasektomiyi teşvik ettiler. Oysa Hindistan’da doğum kontrolü uygulamasının halkın kısırlaştırılması şeklinde anlaşılması sonucunda büyük tepkiler oluşmuş, 1977 yılında İndira Gandi erken seçime gitmek zorunda kalmış ve partisi seçimleri kaybetmişti. 1998 yılına gelindiğinde İran’da kadın başına doğan çocuk sayısı 7’den 2,7’ye düşmüştü. 1999’da Birleşmiş Milletler İran’ı nüfus planlamasının en büyük ödülüne layık gördü.
  • Monarşi döneminde 1963 yılında İranlı kadınlara oy hakkı tanındığında Humeyni, ülke genelinde protesto başlatmış, kadınlara oy hakkı verilmesine, ahlaksızlığı ve şehvet düşkünlüğünü teşvik edeceği nedeniyle karşı çıkmıştı. Ama sürgündeyken, İranlı kadınlardan ayaklanıp, şaha karşı yürümelerini; 1979 yılında ülkeye döndükten sonra referandumda İslam Cumhuriyeti’ni onaylamalarını; İran-Irak Savaşı’nda (1980-1988) kocalarını ve oğullarını savaş için yüreklendirmelerini, karneye bağlanmış yetersiz erzak ve yakıtla yetinmelerini, evden çıkıp çalışmalarını istedi, kadınlar da hepsini yaptı. Humeyni, bu süreçte kadınlara verilmiş oy hakkının geri alınamayacağını anladı. Oy verme yaşı 18’den 15’e indirildi.
Contemporary Istanbul 2015’in Focus bölümünde İranlı sanatçılara yer verildi. Sergilenen eserlerden biri Faramarz Pilaram’a (1937-1982) aitti. Kaligrafi ile soyutu bir araya getiren bu eserde tuval üzerine yağlı boya, rapido, altın yaprak ve tahta kalıplarla gerçekleştirilmiş, ksilografi denen teknik bir arada kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary Istanbul 2015’in Focus bölümünde İranlı sanatçılara yer verildi. Sergilenen eserlerden biri Faramarz Pilaram’a (1937-1982) aitti. Kaligrafi ile soyutu bir araya getiren bu eserde tuval üzerine yağlı boya, rapido, altın yaprak ve tahta kalıplarla gerçekleştirilmiş, ksilografi denen teknik bir arada kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu