Etiket arşivi: İncil

Çağdaş Sanata Varış 326|Çağdaş Sinema 3

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

  • Bilimkurgu-aksiyon türünün atmosferini yepyeni bir biçimde farklı bir aksiyon estetiği ile sunan Matrix serisi (1999-2003) (Matrix-dölyatağı) gerçeklikten kuşku duyma, mesihvari güçlerle donatılma, beynin gücüne inanma, içerdiği görsel estetik, tekno-fütüristik yapısı, verdiği basit ama kesin cevaplarla, getirdiği felsefi okumalar ve gizli alt-metinler ile hemen vizyon ertesinde seyirci tarafından kült statüsüne kondu. Serinin yaratıcısı, senaristi ve yönetmeni olan Andy ve Larry Wachowski kardeşler filmi en başından bir üçleme olarak tasarlamışlardı. Sinema tarihinin en büyük fenomenlerinden biri olan seri hakkında pek çok makale yazıldı, kitaplar derlendi; film pek çok felsefi, edebi okumalara maruz kaldı; Hıristiyanlık ile Sufizm ile bağdaştırıldı, varoluşçu alt-metinler, faşizan ögeler bulundu. Kardeşler filmin beslendiği referansları (Alice Harikalar Diyarında, Oz Büyücüsü, Kabuktaki Hayalet, İncil, Yunan Mitolojisi, kullanılan flow-motion tekniğinin alındığı Hong Kong ve Çin dövüş filmleri) tırnak içine almadan, saygı duruşu gibi göstermeden kullandılar. Filmin anlattıkları daha önce Gizemli Şehir, Aç Gözünü, Truman Şov, Yaşıyorlar gibi filmlerde işlenmişti ama Matrix’in içerdiği görsel estetik, verdiği kesin ama çekici cevaplar farklıydı. Matrix böylece 2000’lerin miti oldu ve en sık referans kaynaklarından biri haline gelirken kendi adı ile anılan bir estetik yarattı.
  • Michelangelo Antonioni (1912-2007) son kısa metraj filmi Michelangelo’nun Bakışı’nı (2000) Roma’daki San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde çekti. Onu, kiliseye tek başına girerken görürüz. Papa II. Julius bu kilisedeki kabrini Michalangelo’ya ısmarlamıştır. Musa heykeli de sanatçının tasarladığı kabrin bir parçasıdır. Antonioni kabre yavaşça yaklaşır ve bütün film Antonioni ile Michelangelo’nun Musa’sı arasında gidip gelen bakışlar, tek kelime edilmeyen bir diyalogdan ibarettir. Film hakkında Jean-Claude Carriére şöyle der: “Çağımıza damgasını vuran kendini gösterme ve konuşma çılgınlığı, nesnesi olmayan kıpır kıpırlık, bu filmde, sessizlik ve sinemacının gözü tarafından sorgulanıyor.”

 

Şiddet 34 | Hıristiyanlık’ta Kadının Konumu 1

  • Hem Yaradılış hem de ilk günah açısından Yahudi ve Hıristiyan kültürü benzerlik gösterir ancak İsa’nın kişilik özelliklerinde kadın düşmanlığı yoktur ve ona inananlar arasında çok sayıda kadın olduğu; Musevi Peygamberlerden hiçbirinin etrafında bu kadar büyük bir kadın grubunun toplanmadığı; ilk dönemlerde Hıristiyanlığa giren kadın sayısının erkeklerden fazla olduğu söylenir. İsa’nın on iki yıldan beri kanaması olan bir kadının eteğini öptüğü Matta İncil’inde yer alır.
Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28. Fotoğraf: Pinterest

Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28.
Fotoğraf: Pinterest

  • Birinci yüzyılın ortalarında Aziz Pavlus, mektuplarında36 inançlı kişiden söz eder, bunların 16’sı kadındır; hepiniz İsa nezdinde birsiniz, aynısınız der. Kadının bedenine hükmetme hakkı erkeğinindir; aynı şekilde erkeğin bedenine hükmetme hakkı da kadınındır, diye yazar. Ama “Erkek, kadının başıdır. Erkek kadından değil, kadın erkektendir. Kadın, erkek onu istediği için vardır” diye de yazar ve kiliseye giderken kadının başını örtmesini ister. Havari Paulus’tan beri cinsellik, inananlar için utanılacak bir olguydu.
  • İstenmeyen bebeklerin çöplüğe atılma töresi, Hıristiyanlığın Roma’da yayılmasına ve kabul görmesine kadar sürdü. Yeni inançta bebekleri öldürmek ve düşük yapmak yasaklanmıştı; dul bir kadını yeniden evlenmeye zorlamak yoktu; evlilik yaşam boyu sürmeliydi; sadakatsiz taraf ister kadın ister erkek olsun aynı derecede günahkar sayılıyordu. Bakirelik yüksek bir değerdi; bu yüzden kadınlar erken yaşta evlenmeye zorlanmıyordu. Kadınlara da erkekleri reddetme hakkı tanınıyordu.
  • Hıristiyan inancında ruhsal kurtuluş, ancak cinsellikten uzak durarak kazanılabiliyordu. 3. yüzyıldan başlayarak kadının cinselliğinden nefret güçlendi. İnsan topluluklarından uzak kalarak kadınlara yönelik arzudan uzak durmanın aracı, mağaralar, çöller, sütunlar üzerinde ve manastırlarda yaşam sürmek oldu.
  • 393 yılında çıplak bedenle yapılan Olimpiyat Oyunlarına son verildi.
  • Erkekle kadın arasındaki fark, değiştirilmesi mümkün olmayacak kesinlikte Tanrı tarafından belirlenmiş olduğu için homoseksüel ilişkiler lanetlendi.
  • Aziz Augustinus (354-430), kadın düşmanlığına vurgu yapan felsefi temelleri oluşturdu. Platon’un saf ve sonsuza kadar değişmeyen biçim (İdealar) düşüncesini Augustinus Tanrı ile özdeşleştirdi.
  • 4. yüzyılda tutucu Hıristiyanlara göre, kadınla aynı yatağı paylaşmak ahlaksızlıktı.
Meryem'in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769. Meryem Ana'nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil'deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta. Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

Meryem’in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769.
Meryem Ana’nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil’deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta.
Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

  • Bakir bir doğurganlık çelişkili gibi görünebilir ama çok eskidir. Mısır tanrıçası Net, partenogenesis (döllenmesiz üreme, kendini dölleme) ile Ra’yı yaratmıştır. Hera ve Afrodit yılda bir kere kutsal pınarda yıkanarak bekaretlerini geri kazanırdı. Aynı ikilik, hem bakire avcı hem de doğumun simgesi olan Artemis’te de görülmektedir. Yüce Ana da anne olmak için erkeğe ihtiyaç duymayan bir bakiredir. Bakir doğurganlık, Hıristiyanlıkta da devam etmiştir.
  • 431 yılında Meryem, Tanrı’nın Annesi makamına yükseltildi. Yaklaşık 50 yıl önce de bir başka kilise konseyi, Meryem’in ebedi bakireliğini ilan etmişti. Efes’te yaşayanlar, o çağda bakire Tanrıça Diana’ya tapıyorlardı. Meryem, Adem ile Havva’nın işledikleri günahı işlememiş, temiz ve kusursuz kalmıştı. Cinsel arzu, Kilise tarafından kirli ilan edilmiş oldu.
  • Katolik Kilisesi’nin ikonografi örneklerinde Meryem, ayağı ile yılanın başını ezerken şehvetin başını ezmektedir.
  • Musevi ve Hıristiyan geleneğinde insan, Tanrı imgesi ile canlandırılır; Mısır’ın aksine hiçbir zaman hayvanlara tapılmamış Yunan dininde Tanrı insan imgesi ile canlandırılmıştır. Yunan tanrılarının hayranlık uyandıran insani güzellikleri söz konusudur. Oysa Musevilik, yaratıcılığı Tanrı’ya özgü kılarak, sanatı ve sanatçıyı baskı altında tutmuştur.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 214| Postmodernizm ve Din 3 New Age

Fotoğraf: www.etupdates.com

Fotoğraf: www.etupdates.com

  • New Age, ruhsal kökenli bilgilerden, modern bilimsel yaklaşımlardan, kadim ezoterik öğretilerden yararlanan esnek, yenilenmeye açık, anonim bir dünya görüşüdür. New Age, Yeni Çağ ile kastedilen 21. yüzyıldır.
  • New Age hareketinin kökeninde, yaratımın eşitsizliğine, kendimizi ve dünyamızı daha iyi bir duruma getirmenin olabilirliğine ve insanlığın sınırsız potansiyeline olan inancın yattığını düşünenler olduğu gibi, gerçek amacın dünyayı değil, kendimizi değiştirmek olduğunu savunanlar da var. New Age gruplarının ortak bir tanrıbilim anlayışı olmamasına rağmen, çoğu, Tanrı kavramına karşılık, insanlığın da kutsallığın bir parçası olduğunu savunuyorlar.
  • New Age seminerlerine katılmak oldukça pahalı. Seminer konuları çok çeşitli: kutsal sağlık, vücudun çalışması, tinsel araştırma, psikolojik içebakışlar, yaratıcılık gibi.
  • New Age hareketinin beslenmeye verilen önemin artmasını; çevre bilimsel düşüncenin gelişmesini; ticari bakış açılarının değişmesini; bireysel düşüncenin ön plana çıkarılmasını öngören; vücut, akıl ve tini içine alan geniş kapsamlı bir sistem olduğu söyleniyor.
  • Hareketin ilk ilkesi bireysel sorumluluktur. Bireysel sorumluluk, her bireyin yaptığı hareketin sorumluluğunu taşıması demektir. Bu ilke İncil’de, Budist ve Hindu öğretilerinde mevcuttur. Buradaki bireysellik, bireyi evrensel düzeyde değerlendiren ahlaksal bir felsefedir. Çevrenin korunmasından, nükleer savaşın önlenmesinden, yoksulluğun sona erdirilmesinden herkesi sorumlu tutar. Bireyselleşme, evrenselleşme ile el ele ilerler.
  • Bireyin zaferi, kolektifin çöküşünü getiriyor: Tüm kolektif yapılar içerisinde bireyin sorumluluktan kaçma olasılığı vardır; birey düzeyinde ise bu olamaz.
  • Harekete, herkese aynı şekilde davranılmasını öngören sendika felsefesi yerine girişime katkıda bulunanları ödüllendiren bir anlayış hakim olur.
  • New Age hareketi, bilinçli bir şekilde düşüncelerimize hakim olabilirsek yaşamımızı değiştirme gücüne de sahip olabileceğimizi öne sürer.
  • Yeni Çağ akımında Zodyak Çağları’ndan, tekrar doğuş olgusundan, sebep-sonuç yasası Karma’dan, duru görü yeteneğine sahip olanlardan, ezoterik bilgilerin kıymetinden, insan vücudunun enerji sistemi Çakralar’dan bahsedilir; insanların belli tatbikatları yapmak için dünyaya geldiği, önemli vazife ve sorumlulukları olduğu öne sürülür.
Fotoğraf: standupforthetruth.com

Fotoğraf: standupforthetruth.com

  • Şifacılık sanatı, New Age’in önemli bir konusudur. Temel prensibi, evrenin sınırsız enerji deposunu kullanımımıza açık tuttuğu, bu enerjiyi kullanmayı öğrenebilirsek onu ihtiyaç olan yere yönlendirerek şifa kanalı olabileceğimizdir.
  • İnsandaki çakralar gibi dünyada da enerji noktaları olduğu; bunları Ley Hatları’nınbirbirlerine bağladığı; Ley Hatları’nın birleştiği yerlerde güç noktaları oluştuğu; bu noktaların dinler tarafından kutsal yerler olarak kabul edildiği ve bu noktaların ibadet ve astrolojik araştırmalar için kıymetli mevkiler olduğu öne sürülür.
  • Rasyonel ve sezgisel düşünme arasında bir denge oluşturmak gerektiği; rüyaların mesaj ilettiği; kişilerin koruma melekleri, hamileri, rehber varlıklar olduğu; insan kaderine etki edemeyen bu varlıkların kişilere içe doğuş, aniden oluşan düşünce, rüya, sezgi ile veya vicdani uyarı yoluyla ulaştığı, sadece yol gösterdiği düşünülür; seçme özgürlüğü ilkesi geçerlidir.
  • Dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen olayın herkesi ve her şeyi etkilediği düşünülür.
  • Acılar boşuna değildir; acıyı kabul edip, onun sunduğu büyüme ve kendini tanıma imkanından yararlanmak gerekir. Kişinin taşıyabileceğinden fazlasının ona yüklenmeyeceğini spiritüel yasa belirtir.
  • Öfke ve kızgınlık kişinin enerjisinin büyük kısmını çeker. Affetme, Yeni Çağ düşüncesinde önemli bir kavramdır. Özellikle kişinin kendini affetmesi önemsenir. Nefret çok tehlikeli bir histir; kişiyi, nefret ettiği şeye kuvvetle bağlar. Koşulsuz affetmek gerekir.
  • Ölüm, bir dinlenme ve hazırlık dönemidir. Dünyaya ne zaman geleceğini ve dünyadan ne zaman ayrılacağını kişi belirler. Ölüm, daha önce de defalarca çıktığımız bir yolculuktur.
  • Bazı hastalıkların geçmiş hayatlarla ilişkisi vardır. Bağımlı, kendi içinden bir yanıt alabilmek için kendi iradesiyle bir kriz oluşturmaktadır, diye düşünülür.
  • Tesadüf ya da kötü şans diye bir şey yoktur. Başımıza gelenler genel planın birer parçasıdır.
  • Öz sorumluluk (self responsibility), Yeni Çağ düşüncesinin temel ögelerinden biridir. Çocuğun hür iradesi en az anne babanınki kadar belirleyicidir: olgun bir ruhtan enkarne olan çocuğun ebeveyninden daha ileri bir noktada olması mümkündür.
  • Cinsellik, şiddet ve korkudan, ön yargı ve baskılardan arınmalı; insanlık cinsel konulardaki meselesini halletmelidir.
  • Büyük bir sükunet ve ilham kaynağı olabilen, Doğu’daki adı ile meditasyon, Batı’daki adı ile contemplation (derin düşünce, niyet) yapanlarda gerilim ve anksiyetenin önemli ölçüde azaldığı, sağlığın düzeldiği kabul ediliyor. Meditasyon aynı zamanda kendini tanıma egzersizlerinden biri olarak kabul ediliyor.
  • Din kelimesi, kökeni itibariyle, kişiyi Tanrı’ya bağlamak anlamına gelir. Oysa dogmalar, bireyin Tanrı ile bağlantısını neredeyse olanaksız kılar. Her şeyde ve herkeste Tanrısal hakikatin farkına varmak gerekir. Çocuklara bunu öğreterek Tanrı’nın onlara “kendi nefeslerinden bile yakın” olmasını sağlayabiliriz, deniyor.
  • İnsan, ilahiliğin damlalarıdır. Yapılan her şey, akıldan geçen her düşünce inanılmaz derecede önemlidir; kişinin potansiyeli, inanabileceğinden çok daha büyüktür, deniyor ve iyiliğin kazanacağına iman ediliyor.
  • New Age’e Yeni Dincilik, Yeni Gizemcilik veya Modern Boş İnan da deniyor. Bu tip öğretiler için “Hıristiyanlık etkisini kaybettikçe, pazarı bu yeni dünya görüşleri kaplıyor,” görüşü de öne çıkıyor.

 

 

Bizans İmparatorluğu 108| Bizans’tan Sonra 3 Ortaçağ’ın Bitişi

  • Modern tarihçiler, bize göre İstanbul’un Fethi’ni, Avrupalılara göre ise Konstantinopolis’in Düşüşü’nü artık Ortaçağ’ı bitiren tek etken olarak görmüyorlar. 1450’den 1517’ye kadar yayılan birden fazla dönüm noktası öneriyorlar.
Johannes Gutenberg’in baskı makinesi. Fotoğraf:www.bilim-teknoloji.com

Johannes Gutenberg’in baskı makinesi.
Fotoğraf:www.bilim-teknoloji.com

  • Bunlardan biri matbaanın icadı. Johannes Gutenberg’in (1398-1468) taşınabilir, metal harflerle geliştirdiği ve baskı tekniğinde devrim yapan matbaasında 1452 ile 1454 yılları arasında bastığı tarihin ilk matbu kitabı, İncil’dir.
  • İkinci tarih önerisi 1453 İstanbul’un Fethi’dir.
Granada’nın Düşmesi, Francisco Pradilla Ortiz, 1882. Son Nasri Sultanı Ebu Abdullah solda; Papa tarafından verilen adlarıyla Katolik Krallar  Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tablonun sağında görülüyor. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Granada’nın Düşmesi, Francisco Pradilla Ortiz, 1882.
Son Nasri Sultanı Ebu Abdullah solda; Papa tarafından verilen adlarıyla Katolik Krallar Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tablonun sağında görülüyor.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Üçüncüsü, 1492. İspanya’nın Katolikler tarafından yeniden fethi, Reconquista. İspanya’daki son İslam devleti Granada Emirliği’ni ortadan kaldıran ve Hıristiyanlığı kabul etmeyen Müslümanlar ile Yahudileri İber Yarımadası’ndan atan Kraliçe İsabella, Reconquista’yı, Konstantinopolis’in düşüşünün rövanşı olarak sunmuştur.

    1492 yılında gerçekleşen bir başka önemli, tarihin akışını değiştirecek kadar önemli, olay ise Amerika kıtasının keşfidir..

Dr. Martin Luther, 31 Ekim 1517 tarihinde Wittenberg'de bulunan Schlosskirche’nin (Kale Kilisesi) kapısına 95 tezini çivilerken. Fotoğraf: www.hristiyanforum.com

Dr. Martin Luther, 31 Ekim 1517 tarihinde Wittenberg‘de bulunan Schlosskirche’nin (Kale Kilisesi) kapısına 95 tezini çivilerken.
Fotoğraf: www.hristiyanforum.com

  • Modern tarihçilere göre Ortaçağ’ı kapatan dördüncü dönüm noktası ise 1517’de Almanya’da Martin Luther tarafından başlatılıp Fransa’da Jean Calvin tarafından sürdürülen Protestan reformunun başlangıcıdır.
  • Reform, her şeyden önce Papa’nın yeryüzündeki iktidarına dayanarak devletlerin ve müminlerin üzerinde kurduğu baskı ile Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı ruhban sınıfının haksız zenginleşmesine karşı çıkan din adamlarının isyanıdır. Bu din adamları, Hıristiyanlık dogmalarında reform talep etmişlerdir. Reform hareketi ile kurulan oluşum, Hıristiyanlığın kurumsal yozlaşmasını protesto ettiği için Protestan Kilisesi adını almıştır. Bu kiliseler, Papa’nın evrensel önderliğini, yeryüzü iktidarını, devletler üstü yetkilerini ve Roma Katolik Kilisesi’nin tüm kiliseler üstündeki otoritesini reddettiler. Bu, Hıristiyanlık aleminin Ortodoks ve Katolik olarak ayrışmasından sonraki ikinci büyük kırılmadır. Bu kırılma ile Avrupa’da savaşları başlamış, Katolikler ile Protestanlar arasındaki sonuncu ve kalıcı barış 1648’de yapılan Münster Antlaşması ile sağlanmıştır.
  • Lorenzo Valla’nın 1506’dan beri matbaada basılıp dağıtılan Konstantin’in Sahte ve Yalan Bağışına Dair Bildiri’si, Protestan reform öğretisini biçimleyen din bilginlerinin, adeta İncil’den sonra üzerinde en çok düşünüp yazdıkları bir rehber haline gelmişti. Aynı Bildiri, Hıristiyanlığı 900 yıl sonra ikinci kez bölüyordu.

 

 

Aydınlanma 4

İngiliz, Fransız Ve Alman Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanması eğitim alanında en büyük temsilcisini John Locke (1632-1704)’da bulmuştur. İnsan bilgisinin tek kaynağı olarak tecrübeyi kabul eder. Tasarımlar, kavramlar, bilgiler yalnızca aklın uyanması ile bilinemez. İnsan, Descartes’ın iddiasının aksine, doğuştan hiçbir fikre ve ahlaki görüşe sahip değildir. İnsan zihni boş bir levha gibidir. Locke’a göre, insanların iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız oluşu aldıkları eğitimin sonucudur. Dolayısıyla, insanlar arasındaki zihni ve ahlaki farklılıklar aldıkları eğitimdeki farklılıklara bağlıdır. Locke, bireysel eğitimde natüralist eğitimden, eğitimin tabiatın yolunu izlemesinden, yani, öğrencinin tabii yetenek ve eğilimlerinin geliştirilmesinden, bunu sağlamak için her türlü hürriyetin tanınmasından yanadır. Beden ve ruh da sıhhatli ve kuvvetli olmalıdır. Dayağa, çocuğun hür olan tabiatını yıkacağı ve köle ruhlu bir insan yaratacağı için karşıdır. Eğitim oyun ve eğlence şekline sokularak verilmelidir. Elden geldiğince az kural verilmeli, temrinler yaptırılmalıdır. İyi yetiştirilmiş bir gencin sahip olması gereken dört şey, erdem, pratik beceri, iyi bir hayat tarzı ve bilgidir. Antik metinlerin ezberletilmesine karşı çıkar. Aristokrat bir gencin teorik derslerden aritmetik, astronomi, geometri, tarih ve Fransızca öğrenmesini, pratik beceri olarak dans, at binme, kılıç kullanma, dinlenmek için bir el zenaati öğrenmesini, ticari bilgiler edinmesini, seyahat etmesini salık verir. Her insanın eğitiminin, tıpkı çehresi gibi diğerlerinden ayrı olması gerektiğini düşünmüş, aynı metodla eğitilecek iki çocuğun mevcut olmadığını öne sürmüştür. Yüksek tabakaya mensup bir gencin diğer tabakaların çocuklarından farklı bir eğitim alması gerektiğine inanmıştır. Bu görüşleriyle bireysel eğitimde Rousseau’nun öncüsüdür.

Yoksul halk tabakaları çocuklarını işe alıştırıp, çalışkan ve üretici hale getirebilmek  için cemaatler tarafından kurulmuş iş okullarına gönderip, onları Presbiteryen ahlakı ve dini görüşüne uygun şekilde yetiştirmek gerektiğini savunmuştur. Yoksulların okula gönderilmesini teşvik için bu okullarda bedava yemek verilmesini önermiştir.

 Fransız Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Fransa’da halka yayılmış, radikal, devrimci akımların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Aydınlanma hiçbir ülkede Fransa’da olduğu kadar geniş kitlelere yayılmamıştır. Kültür, devlet ve toplum hayatı ile ilgili sorunlar ön plana çıkmış, Voltaire Fransız Aydınlanmasının örnek tipi olarak dine ve kiliseye savaş açmıştır. Montesquieu, bir devlet teorisyeni olarak Fransa’nın toplumsal ve politik durumunu tenkid etmiştir.

Materyalist ve Sansüalistler (bilgilerimiz duyumlarımızdan gelir diyen görüş) eğitimde her türlü dini ve metafizik dogmalara karşı savaş açmışlar,

“Eğitim az olursa, fikirler de az olur”, “İnsanların zihinleri arasındaki eşitsizliğin nedeni, eğitimdeki eşitsizliktir”, “İnsan aldığı eğitime göre şekillenir”, “İnsan tabiatın değil, eğitimin ürünündür” şeklinde ifade ettikleri gibi eğitime sınırsız bir güç atfetmişlerdir. Eğitim, yükselme ve mutlu olmaya götürecek en etkili araçtır. Ancak hürriyet taraftarı bir devlet ile eğitim reformu yapılabilir. Feodal mutlakiyetçi devletin despotluğu ile Katolik Kilisesi’nin tehlikesi eşit tutulmuş,tüm eğitim ve öğretim kurumlarının hürriyet taraftarı devlete bağlı olması şart koşulmuştur.

Ansiklopediciler: İlk ansiklopedi 1727 yılında İngiltere’de yazılmış ve Fransızcaya tercüme edilmişti. Diderot, 1751-1772 yılları arasında yeni bir bilimler, sanatlar ve zanaatlar ansiklopedisi ya da sözlüğü hazırlamaya girişti.  Halkın tümünün genel bir eğitim ve öğretimden geçirilmesi gerektiğine; eğitimin, ilkokul/halk okulları, liseler/sanat okulları, fakülte/yüksek okullar olarak üç kademeli planlanması gerektiğini; bütün bu okulların devlete bağlı ve devletin kontrolünde olması gerektiğini; bütün ders planlarının entellektüel, ahlaki ve estetik süreçleri olması gerektiğini öne sürmüştür. Diderot, eğitim ve öğretim süreci içinde, zihnin işlenmesi, aydınlatılması ve geliştirilmesine yarayacak olan  entellektüel eğitimin ön planda tutulması gerektiğine inanmıştır. Çünkü, bilgilerdeki her zenginleşme insanı aydınlatır ve akla dayalı davranışlar yapmaya yöneltir. İnsanların haksever ve güvenilir olması için gerekli olan ahlaki eğitim ile ince zevklerin oluşmasına yarayan estetik eğitim de Diderot tarafından çok önemsenmiştir. Bedeni cezalar tamamen yasaklanmalıdır. Diderot, hamisi II.Katerina zamanında Rus hükümeti için hazırladığı eğitim reformu programında Aydınlanmacı görüşlerini yumuşatmış, Rusya’da okullarda din dersi verilmesini önermiştir. Ona göre Ateizm, ancak aydınlar çevresinde geçerli olabilecek bir dünya görüşüdür.

Laik Eğitimciler: Devletin vereceği milli ve laik eğitimden yana olanlar, kültürel geri kalmışlıktan daha çok Cizvitleri sorumlu tutarlar. Milli ve demokratik bir okul sistemi önerilirken, herkesi kendi mensup olduğu zümre içerisinde tutmak da hedeflenmişti. Tabiatın en iyi öğretmen olduğu, öğretimin duyusal olandan başlayarak kademeli bir biçimde basitten karmaşık olana doğru ilerlemesi önerilir. Eğitim ve öğretim, duyulara, hafızaya, duyusal algılara, iç yaşantılara ve tasarımlar üzerinde düşünme yeteneklerine dayanmalıdır. Eğitimde, beden eğitimi ile eğlencelere yer verilmeli, felsefe yalnızca yüksek tabaka çocuklarının eğitiminde yer almalıdır.

Natüralist Eğitimciler: Rousseau, bir süre Ansiklopediciler ile birlikte oldu, sonra ayrıldı. Kültür ile medeniyetin yükselmesi, ilimler ile sanatın gelişmesinin  ahlaki saflığı bozduğuna inanmış, bilim ve sanatlar mükemmelleşmeye çabaladığı ölçüde ahlak yüzeyselleşmekte ve dejenere olmakta, ahlaki nitelikler, entellektüel kültür tarafından zedelenmektedir diye düşündüğü için entelektüalizmi, entelektüel ve hümanist eğitimi reddetmiştir. Eğitimin amacı, Rousseau’ya göre, “tabii insan “ yetiştirmek olmalıdır. Mevcut eğitim sisteminin insan değil, vatandaş yetiştirdiğini, oysa eğitimin, insanı basit, sade ve tabii bir varlık olarak koruyacak tabii bir eğitim olması gerektiğini savunur. Eğitimin çocuğun psikolojik ve fizyolojik durumuna uygun düzenlenmesi gerektiğini öne sürer. Rousseau’ya göre, kızlarla erkeklerin eğitimi farklı olmalı, eğitimde oyun faktörü gözetilmeli, çocuk herhangi bir dine göre yetiştirilmemeli, büyüdüğünde dinini kendisi seçmelidir.

Fransız İhtilali ile gelen özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri ancak bütün zümrelere iyi bir eğitim verilmesi suretiyle hayata geçebilek şeylerdir. Fransız İhtilali’nin zorunlu gördüğü eğitim zümresel bir eğitim değil, genel insan eğitimidir ve herkes eğitim ve öğretimde eşit haklara sahip olmalıdır. İhtilal öncesinde halk tabakalarının eğitimi için mecburi bir öğrenim yoktur. İlkokullar, orta ve yüksek öğrenim kurumları  kilisenin kontrolü altındadır ve zümresel karakter taşır. Mirabeau, eğitimi kilisenin hakimiyetinden kurtarıp, ihtiyaç ve talep ilkelerine göre düzenlemeyi önerir. İnanç hürriyetini savunan Condorcet, devletin kilise bağlarından kurtarılması, kolonilerde zencilere uygulanan kölelik ticaretinin kaldırılması için savaşır. Devlet, sosyal ve ekonomik gelişme için eğitime ağırlık vermeli tezini savunan Milli Eğitim Üzerine Rapor adlı eserini yazar. Raporunda laik bir eğitim önerir. Derslerde, hakikat olan bilgiler öğretilmeli, öğretim tüm vatandaşlara açık, parasız ve faydalı olmalıdır. Lepeletier de bir Milli Eğitim Raporu hazırlamış, fakir çocukların eğitim masraflarını zenginlerin karşılaması suretiyle eğitimi yaygın hale getirmeyi önermiştir.

Alman Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Almanya’da, Fransız ve İngiliz Aydınlanmasından aldığı etkilerle gelişmiş ama, farklı bir renk kazanmıştır. Eğitim, ne matematik ve tabiat ilimlerine yönelmiş bir realizm, ne de aristokrat eğitimidir, hedeflenen aydınlanmacı vatandaş eğitimidir. Bu akımın taraftarlarına Filantroplar (insan dostları) denir ve özgün bir Alman akımıdır. Dersler, sadece teorik bilgi vermemeli, çocuklar atölyeleri ziyaret etmeli, seyahat etmeli, dersler çocuklara zevk ve neşe vermelidir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda oyun ve oyuncakların geliştirilmesine önemli katkıları olmuştur. Filantroplar, Almanya’daki okul öncesi eğitimin öncüleri olmuşlardır. Bütün okulların kamu yararını gözetmesi gerektiğini savunmuşlar, devletin mutluluğu ile halkın mutluluğunu koşut görmüşlerdir. Kamu okulları bütün çocuklara açık, okullar kiliseden bağımsız olmalı, öğretim vaktinden önce başlatılmamalı, fazla yüklü olmamalıdır. Pratik hayat için faydalılık ilkesi ön plandadır. Antik çağlar ve yabancı ülkeler ile fazla meşgul olmanın kişiyi, kendini ve ülkesini tanımada, geri bıraktığı düşünülür.

Ephraim Lessing’e göre eğitim, her bir insanda gerçekleşen  bir aydınlanmadır. Her bir insan için eğitim ne ise, bütün insan nesli için de din odur. Tevrat’ta, insanlığı eğitmenin ilk kademesini ve ilk temel kitabını görür. İsa peygamber, ilk güvenilir öğretmen, İncil insanlığın ikinci temel kitabıdır.