Etiket arşivi: İmparator

Libya 33 Leptis Magna 5

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda  ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir. Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı. İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış.
Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir.
Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.
Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı.
Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı.
Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.
İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır.
Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir.
Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda,  100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.  Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı. Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti. Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir. Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda, 100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.
Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi.
Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı.
Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti.
Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir.
Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 30 Leptis Magna 2

  Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor. Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor.
Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • MS 192’de Roma İmparatoru Commodus öldürüldü. Hükümdarsız geçen ara dönemde eyaletlerdeki valiler savaş çıkartmaya karar verdiler. Saldırıyı başlatan, Balkanlar ve Ren ordularına önderlik eden, Septimus Severus’tu. Roma’ya ulaşarak imparatorluğun ilk Kuzey Afrikalı imparatoru oldu. MS 69 yılından beri hiçbir komutan iktidarı ele geçirmek için Roma üzerine yürümemişti ama bu son olmayacaktı.
  • Leptis’te doğan İmparator Septimus Severus (193-211), kente mal ve arazi vergilerinden bağışıklık hakkı, ius Italicum, verdi. Leptis Magna’nın büyük yapılarından çoğu Severus döneminden kalmadır. Afrika kökenli ilk Roma imparatoru olan Severus,  Byzantion‘u cezalandırmak için yakıp yıkan, sonra da yeniden inşa eden Roma imparatorudur. (2. yüzyılın sonlarında İmparator Severus ve Niger arasındaki savaşta şehir Niger’in yanında saf tutunca Septimus Severus şehri 195/196′da ele geçirerek harabeye çevirdi. Ancak şehrin jeopolitik öneminden dolayı İmparator Severus, Byzantion’u tamir ettirip yeni yapılarla donattı. İmparator Severus’un inşa faaliyetiyle antik dönemin Byzantion’u tarihi misyonunu tamamlamış ve yeni bir Roma şehrinin tarihi başlamıştı.)
  • Severus döneminde Leptis, Afrika’nın en büyük Roma kenti idi.
Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası. Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası.
Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 28 Roma Şehri ve Sabratha 4 Tiyatro

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da tiyatroya giden yollar, çeşitli geometrik desenler kullanılarak yapılmış mozaik döşeme ile süslenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu. Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır. Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor. Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır. Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor. Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor. MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Devlet kültü, vatandaşların zihninde bayramlar, halk eğlenceleri ve kurbanlar sayesinde gelişiyordu.
Romalılar tiyatroyu MÖ 3. yüzyılda Yunanlardan almışlardır.
Yunan tiyatrosu sırtını doğal bir yükseltiye dayar. Yunanlar tonoz bilmezler. Tonoz öğrenildikten sonra düzlükte tiyatro yapımı başlıyor. Roma, kemer biliyor, düz araziye tiyatro yapabiliyor.
Yunan tiyatrosunda ilk sıra sahneye yakındır. Roma tiyatrosunda ise, hayvanlarla yapılan gösterilerden ötürü ilk sıra korunaklıdır.
Yunan’da oyuncuların hepsinin erkek, Roma’da ise oyuncuların arasında kadın da olduğu düşünülüyor.
Roma’da sahne binasının daimi olduğu bilinirken, Yunan’da kurulup kaldırıldığı düşünülüyor.
MÖ 55 yılında Pompeius, Roma’daki tiyatro binası için sermaye sağladı. 20.000 kişilik bu bina sıra sütunlardan oluşan bir kompleksti. Böylece, herkesin keyifli vakit geçirmesi amacıyla tasarlanmış büyük ulusal anıtların inşa edilmesi için para sağlama uygulaması başlamış oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’nın tiyatrosunun beş bin kişilik olduğu ve 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.
Sönmemiş kireç ısıtıldığında çok yoğun bir parlaklık yaydığından, sahne ışıklandırılmasında kullanılıyordu. (Limelight).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi. Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış. Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha tiyatrosunun orkestra ve sahnesi.
Roma tiyatrosunda halk (commoners) ile aristokrasi ayrı yerlerde oturuyorlar (box of honor). İki bölüm bir parapet ile ayrılmış.
Sahne ile seyirci arasında kalan, genelde yarım daire şeklinde olan çukur bölüm orkestra’dır. Sahne ile orkestra arasındaki parapete pulpitum (stage platform) denir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls). MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemelerde güneş saati ve rulolar (scrolls).
MÖ 39 yılında Jul Sezar Roma’nın ilk halk kütüphanesini yaptırmaya karar verdi. İmparatorlar kütüphanelere büyük para bağışında bulundular. MS 350 yılına gelindiğinde Roma’da 29 tane kütüphane bulunuyordu. Bir çoğu Romalıların uzun vakit geçirdiği hamamlarla bağlantılıydı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aristokrasinin oturduğu bölümün iki kenarı yunuslarla süslü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pulpitum’daki süslemeler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Pulpitum’da Üç Güzeller. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Pulpitum’da Üç Güzeller.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tiyatronun duvarları mermerle kaplıymış. Roma mimarisinde Numidya’dan sarısı, Anadolu’dan kırmızısı, Yunanistan’dan yeşili gelen mermerler çok kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  •  Sabratha’da ayrıca 2. yüzyıla tarihlenen konut alanı; Roma döneminden tapınaklar, çeşmeler; Bizans’tan döneminden bir katakomb ve dört kilise var.

 

 

Bizans İmparatorluğu 117| Hipodrom 3

Konstantinopolis’e Antoine Helbert’in gözü ile bakış. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Konstantinopolis’e Antoine Helbert’in gözü ile bakış.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Araba yarışları simgesel ve siyasi bir öneme de sahipti: Geç Antik dönemde imparator devlet arabasının evrensel sürücüsü idi.
  • Takımlar, bazı açılardan gerçek anlamda askeri rakipler gibiydiler. Bizans imparatoru, yarışlarda takımlardan birini veya diğerini desteklemekle beğeni toplar, hoşnutsuzluk yaratan önlemlerin neden olduğu etkileri düzeltirdi.
  • İlk önceleri Maviler, Beyazlar, Yeşiller ve Kırmızılar olarak dört takım vardı. Bir zaman sonra Beyazlar, Mavilere ve Kırmızılar da Yeşillere katıldılar. Yarışçılar Zodyak’ın 12 burcunu simgeleyen 12 kapının gerisinde yerlerini alıyorlardı. İmparator, locasından beyaz mendil sallayarak yarışları başlatıyordu.
  • Arabalar spina etrafında 7 kez dönüyorlardı. Yedinci turda imparator locası kathisma’nın önüne ilk gelen sürücü yarışı kazanıyordu. Araba yarışları sonucunda yarışı kazanan sürücülere gümüş ve altın yapraklarla yapılmış taçlar veriliyordu. Tur sayısını tespit için 7 yunus Hipodrom’un yuvarlak kısımda, 7 yumurta düz tarafta bulunurdu. Bizanslılar yunusun dünyanın en hızlı yaratığı olduğunu düşünüyorlardı. Bir tur bitince baş aşağı olan yunus düz hale getiriliyordu.
  • Yarışlarda Hipodrom takımların rengi ile ve hurma dalları ile süsleniyordu. Atların gövdeleri de boyanıyordu. Arenanın zemini, kumdu. 1958 yılında Ben-Hur filmi için yaptıkları araştırmalarla kültür tarihçileri önemli bulgulara ulaştılar. Kum tabakasının yüksek olmaması gerektiği ortaya çıktı. Yan yana 4 araba yarışırdı. Spinaya yakın olan, mesafe açısından şanslıydı ama çok keskin viraj almak zorundaydı. İlk müsabakadan sonra zemin mahvoluyordu. Toz ve çamur sorun yaratırdı. Zemin hafif ıslatılıp biraz kuruduktan sonra yarış başlıyordu. Arenanın yanında su tahliye kanalları olurdu.
  • İmparator Hipodrom’a girince alkışçılar, alkış ve övgü ile imparatoru karşılardı. Bu kişilere hem İmparator hem de takımlar para verirdi. Hipodrom’da soylular, askerler, esnaf, kadınlar gibi hiyerarşik oturuluyordu.
  • Aynı günde birden fazla yarış/eğlence yapıldığı da olurmuş. 9. yüzyıldan sonra araba yarışlarına ilgi düşmüş. Bazı imparatorlar da  yarışlara katılmışlardı, Basileus güreş yapmaya çıkmıştı. 1204’den, Latin İstilasından sonra araba yarışı yapılmadı.
  • Hipodrom’da halk yer, içer; gösterileri izlerken hem eğlenir hem de siyasi anlaşmazlıkları dile getirme fırsatını bulurdu. Hipodrom’da yarışlar sırasında patlayan; Yeşiller ile Mavilerin mali önlemlere karşı ittifak yaptığı; sonradan halkın tümüne yayılan; askerler tarafından zorlukla bastırılan ünlü Nika İsyanı 532 tarihlidir. Nika, araba yarışlarında şampiyonları teşvik etmek için yapılan tezahürattı.
  • Atların süvarisiz yarıştırıldığı da olurmuş. Yerdeki çivili tahtalar batınca atlar daha hızlı koşarlarmış. Ama atlara iyi bakılıyor, bazen anıt mezara gömüldükleri bile oluyormuş.
Günümüzde Sphendone.

Günümüzde Sphendone.

  • Tizikon adlı, atlı oyuncuların topla oynadığı ve ileride ülkeyi yönetecek olan gençleri eğitmek için kullanılan eski bir oyun (günümüz polo oyununun muhtemelen atası olan) Konstantinopolis’e İran’dan gelmiş olmalıdır. Haçlı Seferleri ile bu oyun Ortaçağ Fransa’sına da yayılmıştır. Selçuklular’ın çevgan adlı oyunu da bu oyuna benzerdi.
  • Sphendone, Hipodrom’un güneyindeki yarım daire biçimli bölümüdür. Sphendone hem yarış alanını hem de imparator locasını en az gören yerdi. Sphendone’deki koltuklarda alt tabakadan seyirciler otururdu. Ama yine de güneydeki dönüş noktasından çarpışmalar çok iyi seyredilirdi. Bazı halka açık  infazlar da Sphendone önündeki alanda gerçekleştirilirdi. Sphendone’nin üst sütunlu galerisinden Marmara Denizi’nin (Propontis) manzarası mükemmeldi. Halkın Büyük Saray’ı görebileceği en güzel yer de burasıydı.
  • Sphendone’nin bugün ayakta kalan yapısı 25 tonozlu odadan ve kavisli bir koridordan oluşmaktadır. Hipodrom’un ilk zamanlarında yarış malzemeleri ve gösteri öncesinde vahşi hayvanlar bu odalarda tutulurdu. Muhtemelen 557’deki depremden sonra cephedeki menfezler kapatılarak tonozlar payandalarla desteklenmiş ve güçlendirilmişti. Değiştirilmiş cephesine sadece dar menfezler yapılmıştı. Şehrin su ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla odalar ve koridor 800’lü yıllarda kapatılarak, hala içinde su bulunan, bir sarnıca dönüştürülmüştü. Üst kat sütunları, boyları kısaltılarak Süleymaniye’nin revaklı bölümünde kullanıldı, denir.
Heykeli dikilen araba yarışçıları olmuştur, bunların en ünlüsü Porphyrios’tur. Yaklaşık 480 yıllarında doğan, Afrika kökenli bu ünlü yarışçı, İmparator Anastasius zamanında (491-518) Konstantinopolis’e getirilerek eğitilir. Zaman zaman hem Maviler hem de Yeşiller adına yarışmıştır. Kaynaklara göre Spina üzerine yedi heykeli dikilir. 60-70 yaşına kadar yarıştığı, 545 yıllarında öldüğü sanılıyor. Porphyrios’un tunç heykellerinin kaidelerinden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Anıt-kaideler üzerinde Porphyrios’un zaferlerini konu alan sahneler işlenmiştir.

Heykeli dikilen araba yarışçıları olmuştur, bunların en ünlüsü Porphyrios’tur. Yaklaşık 480 yıllarında doğan, Afrika kökenli bu ünlü yarışçı, İmparator Anastasius zamanında (491-518) Konstantinopolis’e getirilerek eğitilir. Zaman zaman hem Maviler hem de Yeşiller adına yarışmıştır. Kaynaklara göre Spina üzerine yedi heykeli dikilir. 60-70 yaşına kadar yarıştığı, 545 yıllarında öldüğü sanılıyor. Porphyrios’un tunç heykellerinin kaidelerinden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Anıt-kaideler üzerinde Porphyrios’un zaferlerini konu alan sahneler işlenmiştir.

  • Osmanlı buraya At Meydanı dedi. At Meydanı, Osmanlı döneminde yeniçeri isyanlarına  ve şehzade düğünlerine mekan olmuştur. Osmanlı’da da şenlikler, sünnet düğünleri burada yapıldı. Burası cirit için uygun değildi, cirit Kadırga’da Cundi (atlı silahşör) Meydanı’nda atılırdı.
  • Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Hipodrom’un batıdaki kısmına 1520-21’de İbrahim Paşa, doğu kısmına Güzel Ahmet Paşa sarayları yapıldı. Mimar Sinan yapısı olan Güzel Ahmet Paşa sarayı 1609 yılında yıktırılarak yerine Sultanahmet Camii yapıldı.
  • Sphendone’nin üstünde, Sultanahmet Camii külliyesine ait imarethane ve Dar-ül Şifa binaları ile Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi ve Marmara Üniversitesi Rektörlük binası bulunmaktadır. Sphendone duvarı, Hipodrom’un günümüze kadar ayakta kalan tek duvarıdır. Yıkılma tehlikesi olduğu basında yer almıştır.