Etiket arşivi: İlber Ortaylı

Milliyetçilik 13

  • Yüksek doğum oranları her zaman sosyolojik bir olgu değildir. Bilinçli bir yayılma stratejisi de olabilir.
  • Eritre’nin 1992 yılında Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanması, otuz yıl süren bir savaşla peşinden koştuğu, milliyetçiliğin bir kolektif kimlik ve siyasi emeller çerçevesi olarak süregelen önemini gösterir. Eritre’nin salt savaş alanında değil, uluslararası tanınmada da gösterdiği başarı, bize milliyetçilik retoriğinin hala etkin olduğunu hatırlatır.
Fotoğraf: Şalom Gazetesi

Fotoğraf: Şalom Gazetesi

  • Yaşadığımız dönemin en önemli sorunu göç ve mülteci meselesi. Yerliler, yabancıların ülkelerine gelip komşuları olmalarını, azalan istihdam imkanlarını ellerinden almalarını, onlara aykırı gelen bir yaşam tarzını ve kültürü mahallelerine sokmalarını istemiyorlar. Mal ve hizmet akışından, küresel finansal aktörlere, ortak pazar ve serbest ticaret stratejisinden, emek göçüne kadar küreselleşmenin her unsuruna karşı olan direniş, tüm dünyada siyasiler tarafından desteklenerek anti-demokratik, anti-entelektüel ve anti-liberal politikaların hayata geçmesiyle ırkçılık boyutuna varan bir yabancı düşmanlığı (xenophobia) ile beslenen yeni tip milliyetçilik ortaya çıkıyor.
  • Küreselleşme birçok kişiye ulus devletin ortadan kalkacağını düşündürtüyor.
  • Soğuk Savaş döneminde (1949-1989) ABD’nin söylemi “hür dünya” idi. Körfez Krizi’nde Irak’a karşı yürütülen savaşla başlayan Yeni Dünya Düzeni ile ABD “insan haklarına, demokrasiye ve meşru hükumetlere karşı saldırganlığı gerektiğinde güç kullanarak men etme misyonu” edindi.
  • Popülizmin beslendiği en güçlü damar anti-küreselleşmecilik ve milliyetçilik düşünceleriydi. Geniş kitleler küreselleşme sürecinin sadece elitlere yaradığını, sıradan insanları cezalandırdığını iddia ediyor, milli duyguları coşturan sloganları duymak istiyorlardı. Donald Trump’ın “Önce Amerika” sloganı bu talebe bir cevap niteliğindeydi.
  • Devletsiz halklar arasında da milliyetçi özlemler yeşermiştir.
  • Milliyetçi söylemi ve davaları, uluslararası çatışmalar, savaşlar kadar azdıran bir şey daha yoktur.
  • İnsanların duygularına hitap eden milliyetçilik söyleminde özü itibariyle demokratik olan herhangi bir yön mevcut değildir.
  • Gözlerimizi Batı’dan bizim tarafa çevirirsek, eskiden İranlılar tarafından Türkistan ve Tataristan taraflarına Turan denirdi. İkinci Meşrutiyet’ten sonra ülkede gelişen milliyetçi akımın yeryüzündeki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladığı devletin adı oldu.
  • Türkler arasında milliyetçi olarak adlandırılanlar dendiğinde akla önce İttihat ve Terakki gelir. İttihat ve Terakki’nin siyasal yaşamda öne çıktığı dönemde Müslüman-Türk ahalinin yurtsever duygularını militarist-milliyetçi yönde seferber etmeye, onların heyecanını canlı tutmaya yönelik girişimlere hız verilmişti. 1913’te Müdafaa-i Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyetten, halkta savaşın devamı lehine duyguları geliştirmek, bağış toplamak gibi işlerde yararlanılmıştı.
  • Türkiye’de milliyetçi olarak adlandırılanlar Anadolu’da izi olan tüm medeniyetleri benimseyip tüm bu değerlerin milliyetini oluşturduğunu öne sürenlerdir. Ulusalcılar ise Cumhuriyet sonrasında oluşan ve herkesin bize düşman olduğunu düşünen, cuntacı olmakla suçlanan gruptur. Yeni Avrupalılar olarak tanımlananlar 1980 yılı sonrası oluşan ve dünyada her yerde yaşayabilecek kişilere yakıştırılan yaftadır.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Milliyetçilik, Craig Calhoun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

Kendine Ait Bir Roma, Cemal Kafadar, Metis Yayınları, 2017.

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkilap Kitabevi, 2017.

Milliyetçiliğin Provokasyonu, Tanıl Bora, Birikim Yayınları, 1995.

Avrupa’daki Bağımsızlık Hareketleri, Christoph Hasselbach ve Sabrina Müller-Plotnikow, Deutsche Welle Türkçe, 10.10.2017.

İtalya Seçimlerinden Türkiye’ye, Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi, 6 Mart 2018.

İtalya’da “Y-Kuşağı”nın Seçimi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Mart 2018.

Benim Güzel Bosnam, Rusmir Mahmutcehajic, Gelenek Yayıncılık, 2004.

XX. Yüzyıldan “Bazı” Dersler, Atilla İlhan, www.prizma.net.tr.

Balkanlar, Cüneyt Akalın, Cumhuriyet Gazetesi, 23 ve 24 Mayıs 2001.

Makedonya 2001, İlber Ortaylı, Milliyet, 3.6.2001.

Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Sacit Kutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

 

 

 

Bizans İmparatorluğu 105| Bizans-Osmanlı Etkileşimi 2

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015. Sanatçı eseri için "Burada, İstanbul'un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul'da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum" diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015.
Sanatçı eseri için “Burada, İstanbul’un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul’da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Herkül Millas, İstos Yayınları’nda yayımlanan eserinde altı bine yakın Türkçe ve Yunanca ortak kelime olduğunu yazar.
  • Osmanlı döneminde Rumlara verilen alkollü içki, önce şarap, sonra rakı, üretim ve satış izni Rum evlerinin mutfaklarından meze zenginliği ve kültürünü bütün Konstantiniye’ye yaymış.
  • Bizans’ta başkentin ihtiyacı için et alım-satımı da devlet tekelinde imiş. Bu durum, Tanzimat’a kadar (1839) Osmanlı’da da böyle olmuş.
  • Buğday, Bizans’ta ve Osmanlı’da devlet tekelindeydi.
  • Türkçede balık isimlerinin neredeyse tamamı, kılıç ve kalkan hariç, Rumcadır.
  • Lakerda, havyar çeşitleri, tütsülenmiş ve tuzlanmış balıkların bize Bizans mutfağının armağanı olduğu konusunda tüm yemek tarihi uzmanları aynı görüştedir.
  • Osmanlı mutfağına yeşil yapraklı otlar konusunda Girit’in etkisinin çok olduğu söylenir.
  • Osmanlıların Bizans kültürünün Hıristiyan unsurundan değil, Helenistik kültürün bilimsel ve felsefi tarafından etkilendiğini savunanlar vardır.
  • Bizans’ta binaların cepheleri düz sevilmez, çıkmalar yapılırdı. Osmanlı evinin dış çıkmaları, cephesi Bizans, içi ise Orta Asya ve İran etkilidir, denir. Semavi Eyice, Osmanlı ev cephesi Bizans geleneğidir, der.
  • Osmanlı mimarisi doruk noktasına Bizans mimarisi ve sanatının, özellikle Aya Sofya’nın verdiği esinle ulaştı; Süleymaniye Camii, Aya Sofya’nın formlarının bir türevidir diyen kaynaklar vardır. Aya Sofya, imparatorluk camilerini tasarlayan mimarlar için devasa boyutlarıyla onlara meydan okuyan vasfını daima sürdürdü. Burası halkın zihninde de efsaneler yoluyla büyük bir kutsallık kazanmıştı.
  • Sıfırdan inşa edilen yapılarda da etkileşim görülür. Bursa camileri Yunan haçı planlıdır; narteks ile camilerin son cemaat yeri birbirine benzer.
  • Aya Sofya Osmanlı düzeninde de devlet protokolünde önemli bir yer tutuyordu. Bizans döneminde önemli resmi törenlere sahne olan yapı, Osmanlı döneminde de sultan-halifelerin, yılın en kutsal gecesi olan kadir gecesini çoğunlukla geçirdiği camiydi.
  • İlber Ortaylı, tüm imparatorlukların kozmopolit olduğunu; ama Roma’nın en kozmopolit imparatorluk olduğunu söyler. Bizans’ın çok kozmopolit olmadığını, Bizans’ta başka dinlere o kadar toleranslı yaklaşılmadığını;  Osmanlı’nın çok daha toleranslı olduğunu yazar. Yine Ortaylı’ya göre,  Roma dağınık kavimlere, Osmanlı millet olma şuuruna erişmiş kavimlere hükmetmiştir.
  • 6. yüzyılda Bizans’ta Hun kıyafetinin moda olduğuna ve orduda Bulgar kemerlerinin kullanıldığına dair kayıtlar bulunmaktadır.
  • Bizans imparatorunun zitzokion denilen tören elbisesinin adı, Hazar asıllı olup, Türkçe çiçek kelimesinin karşılığı idi.
  • 9. yüzyılda İkonaklast dönemin son imparatoru olan Theophilos’un (829-842) şehrin dışında (Küçükyalı semtinde) inşa ettirdiği Bryas Sarayı’nın Bağdat’taki Abbasi sarayının mimari tarzı ve desenlerinin taklit edilerek inşa edildiği Bizanslı tarihçi Theophanes Continuatus tarafından yazılmıştır.
  • 10. ve 11. yüzyıllarda Makedonya Hanedanı devrinde İslam maden işleme sanatı Bizans’ta moda olmuştu. Bazı değerli eşyaların üzerindeki süslemelerde yarı kufi yazıların kullanıldığı bilinmektedir.
  • Komnenoslar döneminde, yani 12. Yüzyılda, Bizans yaşamında Selçuklu kültür ve sanatından gelen etkilerin iyice ön plana çıktığı; Selçuklu mimari tarzını, resim ve süsleme sanatını aksettiren, Büyük Saray kompleksi içinde, müstakil bir bina inşa edildiğinden bahsedilir.
  • Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da merkez ve eyalet mimari üslupları birbirinden farklıdır. Bizans’ta merkezde taş ve tuğla, eyaletlerde mimari doku tuğla ağırlıklıdır.
  • İki boyutluluk; abartılı ve parlak renk kullanımı; boşlukta asılı gibi duran figürler; figürlerin zaman ve uzamdan soyutlanmış gibi ve kıpırtısız olmaları; perspektifliksizlik; aşkın ve mistik boyutlar; rasyonellikten uzak kompozisyonlar ve sembolik olma; eserlerin çoğunun imzasız olması açısından Bizans mozaikleri ve Osmanlı minyatürleri ortak noktalar taşırlar.
  • Osmanlı saray müziği ile Bizans müziğinin makamsal yapısı, müzik aralıkları ve tınısı çok benzer. Tambur Bizans’ta da çok önemlidir. Neva, çargah, segah, dügah, rast, aşiran, yegah, hicaz, bestenigar, hüseyni hem Bizans’ta hem de Osmanlı’da kullanılan makamlar olmuştur. Doğu Roma, İran, Türk etkisiyle kimlik kazanmış bir müzikten bahsedebiliriz.
  • E. Darko, Bizans ordu yapılaşmasının gelişmesinde, Türk milletlerinin, özellikle Göktürk ve Avarların etkisi olduğunu öne sürer.
  • Bizans patriği ile şeyhülislamın konumları benzerdir. Hem Bizans hem Osmanlı dönemlerinde din, devletin meşruiyet kaynağını oluşturuyordu.
  • Kiliseler, sonra da camiler dini ve gündelik hayatın merkezini oluşturdu. Bu mabetler sosyopolitik düzlemde temsili boyutları olan kuruluşlardı.
  • Bizans imparatorları her Pazar kiliseye gider, halkın dilekçelerini alırdı. Aynı yöntemi padişahlar da Cuma selamlığında uygulamışlardır.
  • Her iki uygarlıkta da kutsal yerleri devam ettirme geleneği vardı. Pagan tapınaklar kiliseye, sonra da camiye çevrilmiştir. İkisi hariç kiliselerin camiye dönüştürmenin büyük bölümü II. Bayezid döneminde (1481-1512) gerçekleşmiştir.
  • Bazı veli türbelerindeki kuyu sularının şifalı olduğuna inanılırdı. Bu inanç bir yandan Allah’ın Şafi (şifa veren) isminin, velilerde tecelli ettiği görüşünden kaynaklanmakta, çoğu zaman Kabe’deki Zemzem Suyu ile ilintilendirilen bu kuyular bir yandan da antikçağın Asklepios kültünden Ortodoksların ayazma geleneği aracılığıyla Anadolu Türk kültürüne sızmış olan şifa ve hayat veren su kaynağı olgusuna bağlanır. Yenikapı Mevlevihanesi, Aziz Mahmut Hüdai ve Nurettin Cerrahi tekkelerinin türbelerinde bulunan kuyular bu geleneğin izlerini taşıyan yerlere verebileceğimiz örneklerdir. Merkez Efendi Tekkesinin avlusunda da bir Bizans ayazması vardır.

 

Bizans İmparatorluğu 103| Konstantinopolis’in II. Mehmet Tarafından Fethi 1453

  • II. Mehmet’in resmen 6 Nisan 1453’te başlayan kuşatması boyunca, kent tecrit edilmiş, şehrin denizle ilişkisinin kesilmesi sonucu para, erzak ve insan gücü yetersizliği baş göstermişti. İmparatorun yaptırttığı nüfus sayımına göre, kentin din adamları ve sivil halkı dahil savaşabilecek nüfusu, kuşatmanın başlangıcında 4.773 Bizanslı ile yaklaşık 200 yabancıdan oluşmaktaydı. Şehrin nüfusundaki ciddi azalmaya rağmen, tüm kuşatma boyunca yiyecek stokları kritik durumdaydı. II. Mehmet, büyük dedesi I. Bayezid’in (1389-1402)  başarısız kalan Konstantinopolis ablukası (1394-1402) sırasında kullandığı stratejiyi benimsemiş görünmekte, halkı açlığa mahkum ederek kentin teslim olmasını sağlamayı ummuştu, diye düşünülür. İmparator ilave yiyecek maddesi ve silah naklini teşvik etmek için, Ceneviz tacirlerinin Konstantinopolis’e getirecekleri malları gümrük vergisinden muaf tuttu. Söz konusu teşvik, en az üç büyük Cenova gemisinin 1453 Nisan ayında kuşatma altındaki kente gelmesinde rol oynadı. Şehirde karaborsacılar türedi. Kimi İtalyan tacirler Konstantinopolisliler yerine Osmanlılara yiyecek satmayı tercih etmiştir. Şehirdeki aşırı yoksulluk bazılarını maaş verilmezse savaşmayı reddetmeye ve görev yerini terk ederek, başka gelir kaynakları aramaya, tarlaları ekip biçmeye yönlendiriyordu.
  • XI. Konstantin askerden kaçma sorununu aşmak için kiliselerdeki hazinelerin eritilmesini emretti ve böylece basılan sikkelerle surların tamirini yaptırdı ve maaşları ödedi.
  • Kuşatmanın sonuna doğru mazgallı siperler için yeni yapılan büyük kalkanları surlara taşımak da sorun oldu. Kimse bu işi parasız yapmak istemedi, elde yeterli nakit yoktu, sonunda kalkanlar kullanılamadı.
  • XI. Konstantin’in hizmetinde çalışmakta olan Macar mühendis ve top yapımcısı Urban, imparatorla ücret konusunda anlaşamadığı için II. Mehmet’in hizmetine girdi.
  • Surların restorasyonu için ayrılan paranın tamamının bu iş için kullanılmadığı, bazılarının parayı zimmetine geçirdiği de söylenir.
  • Kentin varlıklı azınlığının savunma gereksinimlerine katkıda bulunmayı reddettiği de bir başka iddiadır. Konstantinopolis aristokratlarının kaynaklarının tükendiğini söylediği, oysa fetih sonrası Osmanlıların büyük miktarda para ve değerli eşya buldukları da eklenir.
  • İslam hukukuna göre kuşatma altındaki bir kent üç kez yapılan “teslim ol” çağrısını kabul ederse vergiye bağlanır, reddederse yağmalanırdı. Aslında bu, sadece Müslümanlara özgü bir kural değildi, neredeyse tarih kadar eski bir uygulamaydı. Fatih, Konstantinopolis’e üç kez “teslim ol” çağrısı yapacak, üçünde de reddedilecekti.
  • Son saldırıdan önce Fatih’in kentin bütün bina varlığını kendi fetih payı ilan ettiği, bunun kenti korumakta kararlı olduğunu gösterdiği söylenir.
  • Fatih’in ordusu 53 gün süren muharebenin ardından şehre girer.
  • Fatih Konstantinopolis’i kuşatınca Venedik, Papa ve Avrupa Bizans’a yardım etmez. Venedik sembolik ve gecikmiş bir destek vermiştir.
  • Son imparator Konstantin, son nefesine kadar çarpışır. Cesedinin çizmelerinden teşhis edildiği söylenir. XI. Konstantin Osmanlıdan, şehri teslim etmeyip savunduğu için, saygı görür.
  • Kehanet tutmuş, şehri I. Konstantin kurmuş, yine bir Konstantin, XI. Konstantin kaybetmiştir. Her iki Konstantin’in annesinin adı da Helena’dır.
  • Osmanlılar fetihten sonra üç gün şehri yağmalamıştır. Evler, kiliseler yağmalanmış, kent halkı esir alınarak köleleştirilmiş ancak kente bir şey olmamıştı. Fatih, Vakfiyesinin kapısına da “Hüner bir şehir kurmaktır/Halkın gönlünü almaktır” diye yazdıracaktır.
  • Kentin ele geçirildiği gün Bizans aristokratlarının bir kısmı bir Ceneviz gemisiyle şehirden kaçar. Bunların arasında beş Paleologos, iki Laskaris, iki Notaras vardı. Bu grubun çoğu kiliselerin birleşmesi yanlısıydı ve Latin egemenliğindeki yerlere kaçmayı tercih etmişlerdi.
  • Fetih sonrası şehir halkı sürülmüş, dışardan nüfus getirilmiştir.
Ağır topların surlara karşı kullanımı, boğaz girişine 1395 yılında, Yıldırım Beyazıt tarafından Cenevizlilerin Karadeniz'e çıkışını kontrol için Boğaz'ın en dar yerine inşa edilmiş Anadolu Hisarı'nın II. Mehmet tarafından güçlendirilmesi ve karşısına Rumeli Hisarı'nın inşa edilerek Hıristiyan ülkelerden gelebilecek takviyelerin önlenmesi ve gemilerin karadan taşınarak Haliç'e indirilmesi ile Ortaçağ bitmiş, Yeni Çağ başlamıştır. Fatih, kadırgalarını Kasım Paşa (Kozluca) Deresi yoluyla Haliç’e indirmiştir. İstanbul'un Fethi Dioraması, Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania Yıldız Sarayı Sergisi Kataloğu. 2012.

Ağır topların surlara karşı kullanımı, boğaz girişine 1395 yılında, Yıldırım Beyazıt tarafından Cenevizlilerin Karadeniz’e çıkışını kontrol için Boğaz’ın en dar yerine inşa edilmiş Anadolu Hisarı’nın II. Mehmet tarafından güçlendirilmesi ve karşısına Rumeli Hisarı‘nın inşa edilerek Hıristiyan ülkelerden gelebilecek takviyelerin önlenmesi ve gemilerin karadan taşınarak Haliç’e indirilmesi ile Ortaçağ bitmiş, Yeni Çağ başlamıştır.
Fatih, kadırgalarını Kasım Paşa (Kozluca) Deresi yoluyla Haliç’e indirmiştir.
İstanbul’un Fethi Dioraması, Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania Yıldız Sarayı Sergisi Kataloğu. 2012.

Rüyaları süsleyen şehir, 1920 yılında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilir. Şehre dönemin Yunan Kralı Konstantin’e ithafen asılan afişlerde: “İstanbul’u bir Konstantin kurdu, Biri kaybetti ve Bir diğeri yeniden alacak. İsa yeniden gökyüzünde göründü” yazıyordu. Bu işgalden 400 yıl önce Nostradamus, Yüzükler adlı kitabındaki dörtlükte  şöyle yazmış: “Kongre başkanını tutan devlet adamları İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası Ama geldikleri gibi gidecekler sonunda.”

Rüyaları süsleyen şehir, 1920 yılında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilir. Şehre dönemin Yunan Kralı Konstantin’e ithafen asılan afişlerde:
“İstanbul’u bir Konstantin kurdu,
Biri kaybetti ve
Bir diğeri yeniden alacak.
İsa yeniden gökyüzünde göründü” yazıyordu.
Bu işgalden 400 yıl önce Nostradamus, Yüzükler adlı kitabındaki dörtlükte şöyle yazmış:
“Kongre başkanını tutan devlet adamları
İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya
Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası
Ama geldikleri gibi gidecekler sonunda.”

  • Fatih, şehri fethettikten sonra Roma İmparatoru ünvanını da almıştır. İlber Ortaylı’nın tanımına göre burası artık Müslüman Roma’dır; Osmanlı İmparatorluğu tarihteki üçüncü Roma’dır.
  • II. Mehmet, Roma Kilisesi’ne karşı Ortodoks Georgios Skolarius’u tüm Hıristiyanların ruhani lideri olarak atadı. Patrikliğin yasal konumunu belirleyen fermanı ile Hıristiyan topluma inanç ve ibadet serbestliği, can ve mal güvenliği ve kendi dini liderini seçme hakkı tanıdı. Patrik, vezir statüsünde idi ve Divan’a katılabiliyordu. Patrikhane mensupları vergiden muaf tutulmuştu. Fatih, 1461 yılında da Ermeni Patrikliğini kurarak Ermeni inanç dünyasını Ortodoksluk ’un baskısından kurtarmıştı.
  • Cyril Mango, Fatih’in büyük bir rölik koleksiyonunu alıkoyduğunu, II. Beyazıt’ın bu kutsal eşyayı elden çıkardığını söylüyor.
  • Cenevizliler, Fatih kenti kuşattığında tarafsız kaldılar. Fatih kenti alınca Galata’nın anahtarını verdiler. Galatalılar ile Fatih arasında Galata Ahitnamesi yapıldı. Sultan, 1660 yılında yanan, San Francisco Manastırı’nda Fransiskenlere konuk oldu. Yangından sonra Fransiskenler’e tahsis edilen yeni arsaya iki yüzyıl sonra kilise yapılabilmişti: İstiklal Caddesi’ndeki Saint Antoine Kilisesi.
  • Fatih Sultan Mehmet, şehri aldıktan sonra Konstantin’in iki yeğenini vezir; bir Bizans aristokratını Rum Mehmet Paşa adıyla sadrazam yaptı. Fatih’in üvey annesi Mara Brankoviç koyu bir Ortodoks’tu. Fatih Yunanca ve Latince biliyor, Hıristiyanlık tarihini inceliyor, zaman zaman kiliselerdeki ayinlere katılıyordu. Homeros okuyor, Akhilleus ve Hektor’un mezarlarını görmek üzere Troya’ya gidiyordu. Bu bilgileri onunla seyahat eden Rum tarihçilerden öğreniyoruz.
  • Bizans, 1463 yılında Fatih’in Trabzon’u fethetmesiyle tarih sayfasından tamamen silindi.
  • Konstantinopolis’in düşüşü, Bizanslıların günahlarının ilahi cezası olarak da değerlendirilmiştir. Bu “günah” değerlendirmeyi yapanlara göre değişir: Kimilerine göre bu günah, birlik karşıtlarının 1439’daki Floransa Konsili’nde benimsenen kiliselerin birleşmesi kararına uymayı reddetmeleri; kimilerine göre ise günah, birlik kararını Floransa’da imzalamış olmalarıdır.