Etiket arşivi: Hz. İsa

Püritenler 10

  • Bugün hala Almanya’daki Lutheryen kiliseler için Evanjelik kilise tanımı kullanılır.
  • Bugün Evanjeliklerin ABD’deki oranı %35-50’dir.
  • Evanjelikler ABD’de Cumhuriyetçi Parti ile özdeşleşirler.
  • Evanjeliklere göre:
    *Yahudiler seçilmiş millettir.
    *Tarihte ne olacağı İsrail’deki gelişmelere bağlıdır.
    *İsa’yı kabul etmeyeni yaptığı iyilikler kurtaramaz.
    *Ancak İsa’nın yolundan giderek Cennet’e ulaşılabilir.
    *Yahudilerin millet olarak Vaadedilmiş Topraklar’da bir araya gelmelerini, bu topraklarda hakimiyet kurmalarını ve bu yolla dünya egemenliğine ulaşmalarını amaçlarlar. Yahudileri öteki dünyada kurtuluşa ermenin bir aracı olarak görürler.
    *Evanjelik Hıristiyanlık dışındaki bütün inançların temelinde şeytani yapı vardır.
    *Scofield İncili’ni referans alırlar.
    *Kitabı Mukaddes’in bazı bölümlerini İsrail’deki Mediggo Ovası’nda yapılacak olan son büyük savaşı (İbranicede Armageddon) önceden bildirdiği şeklinde yorumluyorlar. Kitapta bu savaşın 2000’li yıllarda olacağına dair işaretler buluyorlar.
    *İnanışlarına göre şu anda dünyayı Tanrı değil, Şeytan yönetiyor.
    *Mesih bu savaşta gökten inecek ve Deccal’ı (Anti-Christ) Armageddon’da öldürecektir. İsa’nın krallığını kurması ile en az bin yıllık bir barış dönemi yaşanacaktır.
    *Hz. İsa’nın dönebilmesi Ortadoğu’da yedi yıl sürecek bir kaos sonrası gerçekleşecektir. Dolayısıyla Ortadoğu krizi bir kaosa dönüştürülmelidir.
Evanjelik hareket içinde Presbiteryen, Metodist veya Baptist gibi kiliseler var. Evanjelik olduğunu beyan etmiş olan Başkan Carter hayal kırıklığı yaratmıştı. İki başkan çıkartmış olan Bush ailesi ise Baptist. Fotoğraf: houstonchronicle.com

Evanjelik hareket içinde Presbiteryen, Metodist veya Baptist gibi kiliseler var. Evanjelik olduğunu beyan etmiş olan Başkan Carter hayal kırıklığı yaratmıştı. İki başkan çıkartmış olan Bush ailesi ise Baptist.
Fotoğraf: houstonchronicle.com

NEO-CON’LAR

  • Başkaları üzerinde egemenlik kurma,
  • Kendilerini herkesten üstün görme,
  • Tiranlık benzeri yapıyı savunma,
  • Kürtaj ve eşcinsellik konularında muhafazakarlık.

 

NEO-CON EVANJELİK MÜŞTEREKLERİ

  • 1970’lerin başındaki kültür devriminin Amerikan değerlerini yok ettiğine inanırlar.
  • Günlük yaşamlarında dinin yeri vardır.
  • Laik toplumu tehdit olarak görürler.
  • Reagan dönemine kızıp ittifaka ve siyasi gruplaşmaya gittiler. 1990’larda Cumhuriyetçi Parti’ye itici güç oldular. Bu ikili ittifak Clinton döneminde muhalefetteydiler.

 

 

Takvimlerimiz

  • Milattan önce, Aşağı ve Yukarı Mezopotamya uygarlıklarınca oluşturulan ilkel takvim, tümüyle doğa olaylarının gözlenmesine dayanır. Toprak, ekin, rüzgar, hayvanların göçleri, yavrulamaları ve takım yıldızların çıplak gözle izlenmesine göre düzenlenmiş, 12 ay ve dört mevsim esasına dayalı takvimdir.
60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin'in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır. Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları'nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı'ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir. Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur. Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya'da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin’in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır.
Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı’ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir.
Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya’da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • 11. yüzyılda, ünlü şair, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam tarafından oluşturulan takvim. Hayyam, Ay sistemine dayandırarak ilkel takvimi yeniden düzenlemiştir. Ay’ın Dünya etrafındaki devrine göre, yıl 354 gün olarak kabul edilmiş; Hicri, Kameri denilen takvimin temeli atılmıştır.
  • Hicri takvim, Ay sistemine dayalı bir başka takvimdir. Başlangıç tarihi olarak Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü, 622 yılı, kabul edilir. Hicret’in 17. yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra da, 1926 yılına kadar kullanılmıştır. Diğer İslam ülkelerinde hala kullanılmaktadır. Yıl 354 gündür.
  • Rumi takvim, başlangıcı 1 Mart olarak kabul eden, yılı 365 gün olarak belirleyen, MÖ 46 yılında Roma İmparatoru Jül Sezar adına düzenlenen takvimdir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1678 yılından sonra mali işlerde kullanılmıştır. Hicri takvim ile Miladi takvim arasında geçişin gerçekleştirildiği takvimdir.
  • Miladi takvim, Gregoryen takvim, yıl 365 gün, 12 ay ve dört mevsim olarak düzenlenmiştir. İlk kez 12. yüzyılda, Papa XII. Gregorius’un öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Dünya’nın Güneş etrafındaki devrini esas alır. Başlangıç olarak da, Hz. İsa’nın doğumunu kabul eder. 1926 yılında, TBMM kararıyla bizde de kabul edildi.

 

Bizans İmparatorluğu 131|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 2

  • Kilise İsa’ya adanmıştır, ama aynı zamanda Meryem Ana onurlandırılmak istenmiştir.
  • Khora Manastırı oldukça büyüktü ve yüksek duvarlarla çevriliydi.
  • Khora’da Meryem’e adanmış ana kiliseden başka Aziz Mihail’e adanmış bir kilise daha vardı. Ayrıca biri Nicomedialı (İzmit) din şehidi Aziz Anthimos’a, diğeri Sebaste’nin (Sivas) Kırk Şehidi’ne ithaf edilmiş iki de şapel vardı.
  • Manastırın doğal su kaynağı, keşişler için hamamı, güney bölümünde ise kadın hasta kabul edilmeyen bir hastanesi vardı.
  • Günümüze ulaşmış kilise, eskisinin temelleri üzerinde yükselir. Doğu bölümünde eski kilisenin kemerleri hala görülebilmektedir.
  • Rivayete göre, Havari Luka’nın yaptığına inanılan Meryem Hodegetria (Yol Gösteren Meryem) ikonası Khora Manastırı’na getirilmişti. Bu ikonanın şehri koruduğuna inanılırdı. Şehir II. Mehmet’in orduları tarafından kuşatıldığında bu ikona Kara Surlarında ilahiler eşliğinde dolaştırılmıştı. Fetihten sonra bu ikona kaybolmuştur.
  • Günümüzde Kariye Müzesi, Paleologos Rönesansı resim sanatını görmek açısından güzel bir örnektir.
  • Kariye, Hz. Meryem’in ve Hz. İsa’nın hayatını anlatan sahnelerle bezelidir.
  • İç narteksin iki kubbesinde İsa’nın ataları, iç nartekste Meryem’in hayatı resmedilmiştir.
  • Dış narteksin tonoz aymalarında İsa’nın çocukluğu; dış narteks ve iç narteksin dördüncü bölümünde Hz. İsa’nın yetişkinlik çağı ve çektikleri yer alır.
  • Şapelin apsisinde Anastasis ve Son Mahkeme sahnesi vardır. Anastasis, Ortodoks ikonografisinde Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilmesini ve ölüler dünyasına giderek Hz. Adem ve Hz. Havva’yı mezarlarından çıkartarak diriltmesini betimleyen sahnedir.
İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

  • Khora’nın ana mekanı, naos, doğuda bir apsisle sona erer. Apsis dıştan bir payanda ile desteklenmiştir. En çok istenen, doğudan gelen ışığı kesmemek olduğundan, pencere açabilmek için binanın dışına payanda yapılmıştır.
  • Ana mekanı bir kubbe örter.
  • Zemin ve duvarlar mermerle kaplıdır. Bu renkli eski mermerlerin binanın mozaikleri kadar değerli olduğu düşünülmektedir.

 

Mitos 4

  • İnsanlığın ruhsal gelişimine damgasını vurduğu için Eksenel Çağ (Axial Age) adı verilen, MÖ yaklaşık 800-200 arasına tarihlenen dönemde, dört bölgede, Çin’de, Hindistan’da,Ortadoğu’da ve Yunan’da, ortaya çıkan peygamberlerle bilgeler kalıcı olacak dinleri başlattılar. Eksenel bölgelerde siyasal, toplumsal ve ekonomik çalkantılar yaşanıyordu. Savaşlar, sürgünler, katliamlar yapılıyor, kentler yakılıp yıkılıyordu. Yeni ekonomik düzenle güç, papazlarla krallardan tüccarlara geçiyor, eski hiyerarşi sarsılıyordu. Çin’de Konfüçyüsçülük ve Taoizm; Hindistan’da Budizm; Ortadoğu’da Yahudilik; Yunan’da usçuluk gibi, yeni din ve felsefe sistemleri ortaya çıkıyordu. Hepsi de ayinler ve uygulamalara derinden bağımlı olmayan, daha içselleşmiş bir dinin gerekliliğini vurguluyorlardı. Eski değerler irdelenmeli, her şey sorgulanmalıydı. Kişisel vicdan ve erdem çok önemseniyordu.  Kent yaşamının yaygınlaşması, mitolojinin artık eskisi gibi gerçek sayılmamasını beraberinde getirmişti. Fakat zamanla, içgüdüsel olarak eski mitlere yöneldiklerinin de farkına vardılar. Öyküler hala gerekli görülüyordu. Bir mit katı yenilikçiler tarafından yasaklandıysa, çok geçmeden farklı bir kılıkta sisteme geri dönerdi. Daha ileri din sistemlerinde bile insanlar mitolojisiz yapamadıklarını anlamışlardı. Ancak artık kutsal olan uzak, daha yabancı ve ulaşılmaz olmuştu.

    Eksenel düzene öteki kültürlerden daha önce giren Çinlilerin Gök Tanrısı, öteki gök tanrılarının tersine gözden kaybolmadı, kralın meşruluğu ona bağlı kaldı. Çinlilerin tanrılara ilişkin öyküleri hiç olmamıştı; mitolojik, kültür kahramanlarına saygı duyarlardı. Onlar için Altın Çağ, tarıma bağlı basit toplum dönemiydi. Çinliler bu Altın Çağ’ın, insanoğluna tarım bilimini öğreten kültür kahramanının ölümüyle bittiğini düşünüyorlardı.

    Eksenel çağın bilgeleri, merhemetle adalet günlük yaşama uygulanmadığı sürece, mitin gerçek önemini ortaya koyamadığını göstermişlerdi.

    Hindular mitlerin dünyasında kendilerini çok rahat hissederler. Budizm, büyük ölçüde psikolojik bir dindir, psikolojinin erken biçimi olan mitolojiyi kendine yakın görür.

    MÖ sekizinci, yedinci ve altıncı yüzyılların İbrani peygamberleri kendi Eksenel yenilikleriyle bağdaşmadığını düşündükleri eski mitlere karşı sıkı bir savaş açtılar, eski mitlerin yalan olduğunu duyurdular ama, kendilerine uyduğu sürece eski Ortadoğu mitolojisinden yararlandılar. Tevrat’ın Exodus-Çıkış kitabında, Sazlıklar Denizi’ni (Kızıldeniz’in Tevrat’taki ismi) geçişleri gibi. Suya batma geleneksel olarak geçiş törenini simgelemekteydi; öteki tanrılar dünyayı yarattıklarında denizi ikiye ayırmışlardı. Mit eylemi gerektirir: Büyük Kaçış miti Yahudilere özgürlüğe kutsal bir değer vermeyi aşılarken, köle olmanın da eziyet etmenin de reddini gerektirir. Öykü uzak geçmişte yaşanmış bir olay olmaktan çıkar, yaşayan bir gerçekliğe dönüşür. Yahudilik öyküler yardımıyla da görüşünü dile getirdi.

    Yunan’da logos (muhakeme), Eksenel Çağ’ın itici gücüydü. Dünyanın göksel bir varlığın eliyle değil, evrenin düzenli yasalarına göre varolduğunu kabul ederlerdi. İyonya’daki ilk varsayımlar en az eski mitler kadar kurguya dayalıydı, doğrulanmaları olanak dışıydı. Atinalılar MÖ 4. yüzyıldan önce, yeni bir kuttören türü olan tragedya ile eski mitleri sahneye koymaya ve en temel Grek değerlerini bu yolla sorgulamaya başladılar. Tragedya kahramanı bilinçli seçimler yapmalı ve sonuçlarına katlanmalıydı. Seyirciler başkasının acılarını kendi acılarıymışçasına hissetmeyi öğrenir, duygudaşlık ve insanlık ufukları genişler, Eksenel dönemin merhameti aşılanırdı. Platon mitleri kocakarı masallarına benzetmiş, Aristo eski mitleri anlaşılmaz bulmuştu. Greklerin logos’u mitolojiye karşı çıkıyor gibiydi, ancak filozoflar onu usçu düşüncenin atası olarak görerek ya da tinsel söylem için gerekli olduğunu düşünerek miti kullanmayı sürdürdüler. Öyle ki, Eksenel Çağ’daki Grek usçuluğu Grek dini üzerinde hiçbir etki yapmamış, MS 6. yüzyılda Justinianus tarafından yasaklanana kadar şölenlerini sürdürmüşlerdi.

Günümüzde Suriye sınırları içinde kalan Salihiye’deki Dura Europos Sinagog’unda (MS 200’lerin başı) yer alan fresklerden biri de, Exodus-Çıkış freski. blog.kavrakoglu.com

Günümüzde Suriye sınırları içinde kalan Salihiye’deki Dura Europos Sinagog’unda (MS 200’lerin başı) yer alan fresklerden biri de, Exodus-Çıkış freski.
blog.kavrakoglu.com

  • Eksenel Çağ sonrasında, MÖ yaklaşık 200-MS yaklaşık 1500 yılları arasında Batılılar mitolojiyi kuşkulu görmüşlerdir. Aziz Paul, Hz. İsa’yı mitolojik bir kahramana dönüştürür. Grekçede mitos ile gizem aynı kökten gelir. Dinlerin gizemcileri (mistikler) hep mite başvurdular. Gizem, dile getirilemeyen deneyimlere gönderme yapar, sözün ötesindedir ve dış dünyadan çok iç dünyayla ilişkilidir. Mitoloji ile mantığın birbirini tamamladığı görüşü hakimdir. Umutsuzluklarını gidermeye çalıştıklarında mitin varlık alanına girerler. Onbirinci yüzyılda Müslümanlar felsefenin tinsellikle, kuttören ve yakarışlarla bağdaştırılması gerektiğine karar verdiler ve Sufilerin mitolojik, gizemci dini İslam’a örnek oluşturdu. Benzer bir yaklaşımla, Yahudiler de İspanya’dan kovulduklarında filozoflarının akılcı dininin kendilerine yardımcı olmadığını fark etmiş, Kabala mitlerine dönmüşlerdi. 11.-12. yüzyıllarda Batı Avrupa Hıristiyanları Platon ve Aristo’nun çalışmalarını keşfedince mitlere olan duyarlılıklarını yitirmeye başladılar.
  • 1500-2000 yılları arasındaki Büyük Batı Dönüşümü’ne baktığımızda Avrupa ve daha sonrasında ABD bir uygarlığın temelini attılar. Batılı anlamda modernlik logos’un çocuğuydu. Sanayileşme, tarımın dönüşmesi, toplumu yeniden örgütlemek için yapılan siyasal ve toplumsal devrimler, Aydınlanma, miti yararsız, uydurma ve çağdışı ilan etti. Batı toplumunun yeni kahramanı bilim adamı ya da mucit oldu. Artık değiştirilemez, kutsal yasalar yoktu. Mite bu yabancılaşma, 16. yüzyılda Avrupa dinini çağdaş kılmaya çalışan Reformcularda çok belirgindi. Kilise ayininde İsa’nın kurban edilerek ölümü mitolojik ve sonsuz olması nedeniyle yeniden sahnelenir, böylece onu yaşanan gerçekliğe dönüştürürdü. Reformcuların gözünde ise yaşanmış bitmiş bir olayın anılmasıydı. Matbaanın bulunması, yayılan edebiyat, insanların metin algısını değiştirdi. Toplu okumanın yerini tek başına, sessizce okuma alıyordu. Mit, insanoğlunu evrende önemli olduğuna inandırmıştı. Oysa yeni astronomi ile insanoğlu, evrende ufacık bir yer tutan bir gezegenin kıyısında kalmıştı. Aydınlanma ideallerini (Aydınlanma konusu blogumuzda daha önce yayımlanmıştı) dinsel bir kalıba sokmaya kalkışan yeni Hıristiyan akımlar gibi; Quakerlar, Püritenler gibi tinselliği güçlü akımlar da ortaya çıkmaya başladı. 19. yüzyılda toplum mitolojiyle akılcı bilim arasında bir seçim yapmalıydı, uzlaşma söz konusu değildi. 1882 yılında Nietzsche Tanrı’nın öldüğünü duyurdu. Mit, kült, kuttöresel ve ahlaki yaşayış olmayınca kutsal ölmüştü. Mitin yalan olduğunu ya da düşüncenin önemsiz bir boyutunu temsil ettiğini söyleyen 19. yüzyılın ardından, 20. yüzyılda enikonu ırkçı, etnik, küçültücü ve bencil, “öteki”ni yaratan; merhamet duygusu taşımayan, yaşamın kutsallığına saygı duymayan; modernleşmeyi başaramamış; toplu öldürmelere ve soykırıma yol açan yıkıcı mitolojiler ortaya çıktı.
1600’lerde İngiltere’de ve Britanya kolonisi Amerika’da Quakerlar ölümle cezalandırılıyordu. Fotoğraf:www.worldandi.com

1600’lerde İngiltere’de ve Britanya kolonisi Amerika’da Quakerlar ölümle cezalandırılıyordu.
Fotoğraf:www.worldandi.com

Maruniler 1

  • Özellikle Lübnan’da önemli bir yeri olan Maruniler, anadili Arapça olan, Katolik Kilisesi’nin Doğu ayin usulüne bağlı en geniş cemaatlerinden biridir.
  • Maruni Kilisesi’nin kökleri, Suriye’deki Asi Nehri kıyısında inzivaya çekilmiş olan Suriyeli keşiş Aziz Maru/Marun’a dayanır. 800 keşişin kendisine katıldığı ve bölgede Hıristiyanlığı yaydıkları düşünülmektedir.
  • Aziz Marun’un ölümünden sonra (410 civarı öldüğü düşünülüyor) müritleri mezarının üzerine bir kilise inşa etmişler, burası önemli bir tapım merkezine dönüşmüş, zamanla kilisenin etrafında bir manastır oluşmuştur. Bizans İmparatoru Heraklius 628’de manastırı ziyaret etmiştir. 12. yüzyılda İtalya, Foligno’da da Aziz Marun adına bir kilise kurulmuştur.
  • Aziz’in müritleri misyoner faaliyetlerine özellikle paganların yoğun olduğu, kalabalık Lübnan Dağı’nda devam etmiş, Aziz İbrahim müritler arasında öne çıkmış, daha sonra Harran piskoposu olmuştur.
  • Bir görüşe göre: Suriye’deki Apameia yakınındaki Keşiş Mor Marun Manastırı’na bağlı olanlardan bir grup, kendilerine bir patrik seçip Lübnan’a sığınmışlardı. Bunlar Marunilerdi.

Diğer bir görüş: İlk Maruni Hıristiyanlar Lübnan Dağı’nın yerli halkı idi.  451 yılında yapılan Khalkedon (Kadıköy) Konsili’den sonra onlara Kuzey Suriye’den gelen bir grup da katılmıştır.

Maruniler, 451 yılında yapılan Khalkedon Konsili’nden sonra ortaya çıkan bir topluluktur. (Başrahip Paul Naaman’ın ifadesi böyle.)

  • 451 yılında yapılan Dördüncü Ekümenik Konsil, Hz. İsa’nın biri ilahi, biri insani, iki doğası olduğunu karara bağladı (Diofizitlik). Bu karara iman eden Batı Kilisesi, Bizans Kilisesi, Yunan Katolik Kilisesi (Melkitler) ve Maruniler  ile Hz. İsa’nın tek, ilahi doğası olduğuna inanan Monofizitler ayrıştı. (Monofizitler Süryaniler dosyamızda yer aldı.)
  • Antiokheia (Antakya) yakınlarında ve Asi Nehri vadisinde Süryanice konuşan cemaatler Khalkedon Konsili kararlarını destekleyerek, Hz. İsa’nın iki doğası olduğuna iman ettiler.
  • Ayrışmanın tek nedeni ilahiyat konusundaki uyuşmazlık değildi, diye de düşünülüyor. Ayrışmayı Konstantinopolis ile kendisini Roma’dan sonra ikinci önemli merkez olarak gören İskenderiye’nin politik çekişmesi olduğuna dair bir görüş de var.
  • Bu ayrışma, kıyımlara yol açtı. 517 yılında 350 Maruni keşiş Halep yakınlarında öldürüldü. Maruniler, Bekaa Vadisi’nin kuzeyinde kayalara oyulmuş bir manastıra çekildiler.
Lübnan Dağı’nda Harissa. “Lübnan’ın Bakiresi” heykeli ve 1908 yılında inşa edilmiş modernist Maruni Katedrali. Meryemana  heykelinin kaidesi, Lübnan’ın sembolü sedir ağacının gövdesinden esinlenerek Fransız mimar Gio tarafından tasarlanmış. Bu heykel Marunilerin sembolü ve Marunilerin en büyük katedrali ile yan yana. Heykel Lyon’da bronzdan yapılıp beyaza boyanmış. Kaidenin altında da mabet var. Mabedin girişinde, “Lübnan’da bulutlar gibi yükseldim” yazılı. Buraya çıkan yol çok virajlı ama manzara çok güzel, Akdeniz, Juniah Körfezi ayaklar altında. Dini festivaller burada yapılıyor; hacı olmak isteyenler kaidesinin etrafında, dönerek yükselen merdivenleri çıkıyorlar.

Lübnan Dağı’nda Harissa. “Lübnan’ın Bakiresi” heykeli ve 1908 yılında inşa edilmiş modernist Maruni Katedrali.
Meryemana heykelinin kaidesi, Lübnan’ın sembolü sedir ağacının gövdesinden esinlenerek Fransız mimar Gio tarafından tasarlanmış. Bu heykel Marunilerin sembolü ve Marunilerin en büyük katedrali ile yan yana. Heykel Lyon’da bronzdan yapılıp beyaza boyanmış. Kaidenin altında da mabet var. Mabedin girişinde, “Lübnan’da bulutlar gibi yükseldim” yazılı. Buraya çıkan yol çok virajlı ama manzara çok güzel, Akdeniz, Juniah Körfezi ayaklar altında. Dini festivaller burada yapılıyor; hacı olmak isteyenler kaidesinin etrafında, dönerek yükselen merdivenleri çıkıyorlar.

  • Bizans İmparatoru I. Jüstinyen zamanında, 536 yılında toplanan Konsil kararıyla, 512 yılında Bizans İmparatoru Anastasius’un desteği ile Antakya patriği olan Severus ve  Monofizitler aforoz edildiler. Jüstinyen’den sonra Yakubiler’in (Monofizitlerin, Süryani Kadim Kilisesi’nin de diyebiliriz) teşkilatlanmasına izin verildi. 610’da imparator olan Heraklius ise Marunileri destekledi.
  • 7. yüzyılın ilk yarısında Sasaniler Suriyeyi, Lübnan’ı ve Filistin’i işgal etti. Sasaniler Bizans ile arası iyi olmayan Yakubilere dokunmadılar.
  • 609 yılında Sasanilerin Suriye’yi, Antakya’yı işgali ve patriğin öldürülmesi ile Antakya’daki patriklik makamı 36 yıl boş kaldı.
  • 635 yılında Müslüman Araplar Suriye’yi, Lübnan’ı, Filistin ve Mısır’ı Bizans’tan, Mezopotamya’yı İranlılardan aldılar.
  • Toros ve Amanos Dağları’nda yaşayan, Bizans’a asker olarak hizmet veren, Hıristiyanlığı kabul etmiş Mardaites/ Merdeiler, Araplarla olan savaşların sonucunda Lübnan Dağı’na çekildiler. Aynı dili, Süryaniceyi ve aynı inancı (Kadıköy Konsili taraftarı) taşıyan iki toplum Mardaites ve Maruniler birleşmiş oldular, İslam ordularına karşı birlikte savaş verdiler.
  • Kilisenin kuralına aykırı olarak patrikler 645-702 arasında seçilmediler, Konstantinopolis’ten atandılar. Bu durum, Maruniler arasında rahatsızlık yarattı. 685 yılında atanmış patrik ölünce Antakya Kilisesi’nde Khalkedon Konsili kararlarına uyanlar St. Marun Manastırı keşişlerinden John (Youhanna) Maroun’u patrik seçtiler. John Maroun ilk Maruni patrik oldu.
  • Bizans İmparatoru bu seçimi kendi yetkisinin ihlali olarak gördü, St. Marun Manastırı’na bir ordu yolladı, 500 keşiş öldürüldü, John Maroun kaçmayı başardı.
  • Patriğin yeğeni İbrahim Marunilere destek olmak için 12000 kişilik bir ordu yolladı. 694 yılında birleşik güçler Bizans ordusunu yendi.
  • John Maroun patriklik makamını Lübnan Dağları’nın Chouf mevkiindeki Kfarhim’e taşıdı. Burada bir manastır inşa ettirdi. Bundan sonra Maruni patrikler ya burada, ya da St. Maron Manastırı’nda ikamet ettiler. St. Maron Manastırı o zamanlar Suriye’de idi. Günümüzde Lübnan sınırları içindedir.
  • İmparator Tiberius zamanında Maruniler ile Bizans’ın arası düzeldi, hatta 669 yılında Arapları birlikte yendiler. 707 yılında Patrik Aziz John Maroun öldü.
  • 742 yılına Antakya Kilisesi, ikisi de Khalkedon Konsili kararlarına uyan, Maruni Kilisesi ve Bizans Kilisesi olarak ikiye ayrıldı.
  • 750-1098 arası bölge için zor bir dönemdi. 750 yılında hilafet Emeviler’den Abbasilere geçti.
  • 872’de Mısır’ın Türk valisi Ahmet ibn Tolon Abbasiler’e baş kaldırıp Suriye, Filistin ve Lübnan’ı işgal etti.
  • 935’te Akşidi Krallığı, 969-1516 arasında Fatimiler bölgenin hakimi oldu.
  • 1054 yılında Bizans Kilisesi ile Roma Kilisesi arasındaki bağlar koptu. Bizans sarayının dini işlere karışmasından rahatsızlık duyan Maruniler Roma Katolik Kilisesi yanında yer aldılar.
  • 1096’da Birinci Haçlı Seferi başladı ve Ortadoğu iki yüz yıl boyunca savaşsız kalmadı. Maruniler Franklara hizmet sundular ve tahta çan çalmak yerine bronz çan çalma hakkı kazanan tek cemaat oldular.
  • Haçlı Seferleri sırasında Maruniler Latin Kilisesi ile ilk direkt teması yaşadılar. Haçlılar bölgeden tamamen ayrıldıktan sonra da Maruniler Papalık ile ilişkilerini sürdürdüler. Maruniler Roma’ya gitti, Fransiskenler Marunilere yardım için bölgeye geldi.
  • Yedinci Haçlı Seferinde, 1248’de, Maruniler Kıbrıs’ta Fransız ordularına katıldı.