Etiket arşivi: Hollanda

Çağdaş Sanata Varış 313|Çağdaş Dönemde Sergileme 8

1998’de açılan Helsinki Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi, Sydney Opera Binası ile Bilbao Guggenheim Müzesi karışımı bir bina. Binanın kendisi, ana sergi konusu. Kiasma, yeni müze ve sergileme konseptlerine göre tasarlanmış fikir alışverişlerinin olduğu, sanat ve kültürün sürekli olarak yeniden tanımlanmasına olanak veren bir açık forumdur. Kiasma, herkesin buluşabildiği, ulaşabildiği, tartışabildiği ve eğlendiği bir müze olarak tasarlandı. Müzenin programları geleneksel koleksiyon ve sergi aktiviteleriyle sınırlı değildir; halka açık çeşitli aktiviteler sık sık müze programında yer almaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1998’de açılan Helsinki Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi, Sydney Opera Binası ile Bilbao Guggenheim Müzesi karışımı bir bina. Binanın kendisi, ana sergi konusu.
Kiasma, yeni müze ve sergileme konseptlerine göre tasarlanmış fikir alışverişlerinin olduğu, sanat ve kültürün sürekli olarak yeniden tanımlanmasına olanak veren bir açık forumdur. Kiasma, herkesin buluşabildiği, ulaşabildiği, tartışabildiği ve eğlendiği bir müze olarak tasarlandı. Müzenin programları geleneksel koleksiyon ve sergi aktiviteleriyle sınırlı değildir; halka açık çeşitli aktiviteler sık sık müze programında yer almaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çağdaş müzecilik eğitme ve öğretme esasına da dayanan dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir bakış açısı taşıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çağdaş müzecilik eğitme ve öğretme esasına da dayanan dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir bakış açısı taşıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bienallerin, sergilerin önce kavramsal çerçevesi oluşturuluyor.
  • İlginç müzeler açılıyor. Hollanda’nın Oegstgeest şehrindeki Corpus Müzesi gibi. Müzenin içi dev bir insan vücudu şeklinde. Burada, insan vücudunun her ayrıntısı dev boyutlarda gösteriliyor. Hindistan’daki Tuvalet Müzesi, insanın tuvalet ve hijyen tarihini sergiliyor. Malta’da balmumu mankenler üzerinde işkence yöntemlerinin gösterildiği bir müze var. Nevşehir’in Avanos ilçesindeki Saç Müzesi de ilginç bir şekilde oluşturulmuş: Bölgeyi ziyaret eden bin kadın turistten toplanan saç örnekleri burada sergileniyor.
  • Çok yönlü ve etkili öğrenme ortamları olan müzelerin eğitimin bir parçası haline getirilmesi, müzelerin eğitim hayatı içinde daha aktif rol alması hedefleniyor. Toplumu alışık olduğu bir düzlemde, ilgi çekici sanatsal uygulamalarla karşılaştırmayı hedefleyen projeler üretiliyor. 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde üç ilçede biri 4-7 yaş grubu, diğeri 7-11 yaş grubunu hedef alan, çocuklara eğlence kavramını ön planda tutarak sanatın ulaşılabilirliğini kanıtlamayı amaçlayan atölye çalışmaları düzenlenmiştir.

 

Uzamsal Kavram (tablo, 1960) ve Uzamsal Kavram Doğa (bronz), Lucio Fontana, 1959-60. Sabancı Müzesi, Zero Sergisi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzamsal Kavram (tablo, 1960) ve Uzamsal Kavram Doğa (bronz), Lucio Fontana, 1959-60.
Sabancı Müzesi, Zero Sergisi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zero sergisi sırasında, S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde, Çanga’da serginin konseptine uygun menü ve tabak düzenlemesi yapılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zero sergisi sırasında, S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde, Çanga’da serginin konseptine uygun menü ve tabak düzenlemesi yapılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Eserin sergileneceği alana özgü eser üretimi de bir başka uygulamadır. Laura Owens’tan (1970-) bir örnek verecek olursak, eserin asılacağı galerinin duvar Michigan Gölü’ne bakan bir pencereyle karşı karşıyadır. Owens, dışarıdaki gölle ilişki kuran bir resim üretmiştir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 268|Louis Bourgeois

LOUİS BOURGEOIS
(1911-2010)

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde. 1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir. Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir. Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde.
1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir.
Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir.
Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

  • Uzun yaşamında, Modern-Postmodern-Yeni Dışavurumcu-Çağdaş eserler veren Louis Bourgeois, Modern ve Çağdaş Sanatın büyük isimleri arasında yer alıyor. Ayrıca itiraf/günah çıkarma sanatının da kurucusu kabul ediliyor.
  • Louis Bourgeois, sadece kendisinden sonraki sanat oluşumunu derinlemesine etkilemekle kalmamış, kendisinden önceki sanat tarihinin de yeni bir gözle ele alınmasını sağlamış bir sanatçıdır.
  • Kadınlık olgusunu ve öz yaşam öyküsünü sanatının ana damarı yapmış, 35 yıla yakın sürmüş psikanaliz seanslarını da yapıtlarına yansıtmıştır.
  • Sanatı bellek, kimlik, beden, aidiyet, mekan, anımsama, unutuş, ihanet, yalnızlık, tekinsizlik gibi konuları işlemiştir.
  • Sorbonne’da matematik okumuş olması, Kübist çizimleri için bir altyapı oluşturdu. Fernand Leger‘nin atölye asistanı oldu. Sonraki resimleri Gerçeküstücü izler taşıdı.
  • 1947 sonrasında ilk heykel çalışmalarından sonra varoluşçu düşünceyi benimsedi
  • Heykelleri için lastik, tahta, taş, metal, tekstil  gibi çok çeşitli malzemeler kullanmıştır.
  • Bourgeois, yuvarlak hatlı, erotik ve cinsel imajlardan oluşmuş eserlerini kümülüs bulutlarına benzettiği için kümül olarak adlandırmıştır.
Fotoğraf: quotesgram.com

Fotoğraf: quotesgram.com

  • Feminist eğilimler de gösteren Bourgeois, “Erken dönem işlerim düşmekten korkmakla ilgiliydi. Sonraki işlerim düşme sanatı ile ilgili oldu. Kendini incitmeden düşmek yani. Şimdi yaptığım ise hiç düşmeyip asılı kalma sanatıdır”, demişti.
  • New York Modern Sanatlar Müzesi’nde retrospektif sergi açan ilk kadın sanatçı olmuştur (1982).
  • Bourgeois, 1993 yılında ABD’ni Venedik Bienali’nde temsil etmekle onurlandırılmıştır.
Hücre (Choisy), 1990-93. Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var. Fotoğraf:www.wsws.org

Hücre (Choisy), 1990-93.
Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var.
Fotoğraf:www.wsws.org

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda. Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois'yı derinden ve telafisiz yaralıyor. "Beni sevmesini istemiştim" diyor İngiliz dadısı için. "O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım." Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor. www.gemeentemuseum.nl

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda.
Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois’yı derinden ve telafisiz yaralıyor. “Beni sevmesini istemiştim” diyor İngiliz dadısı için. “O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım.”
Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor.
www.gemeentemuseum.nl

  • Annesi o tezgâhların başında pasif ve hanımefendi, ömrünü tüketiyor. Babası ise, Bourgeois’nın dinmeyen kininin, öfkesinin nesnesine dönüşüyor.
  • Baba nefreti, vatan nefreti, pasif annenin verdiği depresifliğin tiksintisi, büyüdüğü yüksek burjuva evinin öfkesi, nefreti, tiksintisi hiç peşini bırakmıyor. 27 yaşında Paris’i terk edip New York’a yerleşiyor.
  • Örümceğin ağ örüşü ile aile işinin bağlantısı olduğu gibi, örgüdeki iç içe geçiş cinsel ilişkiyi de temsil eder. Örümcek, ebeveynleri ile ve diğerleriyle olan ilişkilerindeki zorlukların da temsilcisidir. Bourgeois’nın örümceği tehditkardır.
  • Yaptığı örümcek heykellerinden dolayı Örümcek Kadın diye anılan sanatçının örümcek heykellerinden biri 2011 yılında 10.7 milyon dolara satılmış. Bu miktar, o zamana kadar bir kadın sanatçının eserine ödenmiş en yüksek meblağ imiş.
İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994). Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor. Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994).
Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor.
Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois'nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle  burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler. Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış. Fotoğraf:artblart.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois’nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler.
Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış.
Fotoğraf:artblart.com

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois'nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu. Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois’nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu.
Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri. Fotoğraf:www.pinterest.com

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 231|Çağdaş Dönem 7 Korku 1

  • 1989’da Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie’ye karşı çıkartılan İran kaynaklı ölüm fetvası, bir devletin İslami kanunları kendi sınırlarının ötesine de dayatması olarak algılandı. Bu olay, İslam’ın Avrupa’daki varlığını görünür kılmıştı.
  • 1989’da Fransa’da yaşanan “Başörtüsü meselesi” bir geriye dönüş, kadın haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne bir tehdit, dolayısıyla uzun mücadele ile kazanılmış hakların sorgulanması olarak algılandı.
  • Fransa’da Stasi Komisyonu’nun 2003’te hazırladığı, devlet okullarında dinsel simgelerin göze batacak şekilde takılmasını veya giyilmesini yasaklayan kanun teklifi 2004 yılında yasalaştı. Fransa, 2010 yılında da yüzü tamamen örten kıyafeti yasakladı.
  • Fransa’da laiklik dört ilke üzerine kurulmuştur:
    Kilise ile devletin ayrışması,
    Siyasi iktidarın çeşitli inançlar karşısında tarafsız oluşu,
    İnanç özgürlüğü,
    Hakların eşitliği.

Bazı hukukçulara göre çıkarılan kanunda, hakemin tarafsızlığı değil, kamusal alanın tarafsızlığı gözetilmiştir.

  • Günümüzde Fransa’da 5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü hakim kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Günümüzde Almanya’da 4,5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • Medya, Avrupa’nın iki payandası cinsiyet eşitliği ve ifade özgürlüğü etrafında İslam’ın varlığına karşı genel bir seferberlik ilan etti. Recm, kadın sünneti, erkek çocuğun sünneti, zorla evlendirme gündeme geldi. Seferberlik sürüyor.
  • Terör saldırıları, günlük yaşamın seyrini sekteye uğratır, toplumsal sözleşmeyi parçalar, toplumu kutuplaşmaya sürükler, öngörülemeyen bir dizi olaya yol açar, toplumun tamamını yaralar.
  • Avrupa’da çokkültürcülüğe karşı geliştirilen ilk sert eleştiriler Hollanda’da 2000 yılında yapıldı. Çokkültürcülük Dramı adlı makalede göçe açık bir toplumun kırılganlığı vurgulandı.
  • 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da pek çok olumsuz gelişme yaşandı.
  • 11 Eylül saldırılarından sonra, 2001 yılında İslam’ı Batı’nın yeni düşmanı olarak değerlendiren siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine, İtalyan gazeteci Oriana Fallaci kendi yorumunu getirdi, İslam karşıtı bir manifesto olan Öfke ve Kibir adlı kitabını yayımladı. Kitap, geniş şekilde alıntı yapılan bir çok satar oldu, İtalya’da ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Fallaci 1990 yılında İnşallah adlı kitabında da İslam’a saldırmıştı.
  • 2004’te Submission/Teslimiyet adlı 10 dakikalık kısa filmin yönetmeni Hollandalı Theo van Gogh öldürüldü. Filmde, İslamistan’da, kadının aşağılanması konu ediliyordu.
  • Temmuz 2005’de El-Kaide Londra’ya saldırdı. 2007’de İngiliz hükumeti terörle mücadele kapsamında Bireylerin Radikalleşmesini Önleme Programı’nı başlattı (Prevent).
  • Eylül 2005’te bir Danimarka’nın en büyük günlük gazetesinde yayımlanan “Muhammed’in Yüzleri” özel sayısı, Hz. Muhammed’in 12 karikatürü yayımlandı. İslam’ın kutsal tabularını kırma, İslam’ın yergili temsiline razı etme, Peygamber’i eskiden kullanılan savaşçı imajından terörist imajına sokma girişimi olarak yorumlanan karikatürler bir dizi olaya neden oldu.
  • 2008’de Saraybosna’da binlerce cami yıkıldı. Savaşta camilerin yıkımında uygulanan sistematik şiddet mimari savaşı (warchitecture) kültürel-dinsel abidelere karşı girişilmiş bir soykırım olarak yorumlanmakta.
2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına "evet" demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60. Fotoğraf: www.cnnturk.com

2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına “evet” demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60.
Fotoğraf: www.cnnturk.com

  • 2010’da Almanya’da Thilo Sarrazin’in bir yılda bir milyon satan Almanya Kendini Yok Ediyor adlı kitabı, nüfusun daha az eğitimli ve daha az zeki kesimlerinin hızla çoğalmasının ülkenin ekonomik rekabet gücünü, kültürel mirasını, özünü kaybetmesine yol açacağını anlatıyordu.

 

Çay 3

  • 1870’lerde Hollandalılar Java’da çay ekimini başlattılar.
  • Rusya ve Kenya’da çay ekimi 20. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Rus çayları güçlü ve kokulu, Kenya’da yetişen çaylar ise kızıl dem veren, canlandırıcı etkisi olan ürünlerdir.
  • Afrika’da Malavi, Uganda, Tanganika Güney Amerika’da ise Arjantin zaman içinde çay üreticisi oldular.
  • 800’lerde Çin’de Çay Kitabı yazılınca, çay Japonya’da da tanınmaya başladı. Japonya’da çay 8.-9. yüzyıldan beri yetiştirilmekte ve içilmektedir. Ülkedeki çayın neredeyse tamamı yeşil çaydır. İç talep çok fazla olduğu için yetişen çayın çok az bir miktarı ihraç edilmektedir. Çayın Japon sosyal hayatında önemi çok büyüktür. Zen Budizm’in ülkede yayılması ve Zen rahiplerinin çay içimini törensel hale getirmesiyle önem kazanmıştır. 16. yüzyılın ortalarında çay seremonisinin kuralları yazılmıştı. Seremoni için özel olarak bahçenin sakin bir köşesine inşa edilmiş çay evinde ev sahibi ve dört konuk bulunur. Çay seremonisinin amacı odaklanma ile zihni yatıştırmaktır.
  • Çinliler asırlardan beri çiçek, meyva ve yağlar kullanarak kokulu çaylar elde etmektedir. Bu çaylara süt ilavesi uygun değildir ama bal veya şeker ile tatlandırılabilirler. Meyvalı olanlar soğuk çay için idealdir. Kokulu çayların Batı’da en sevileni Earl Grey’dir. Orjinal tarif, bir mandarin tarafından 1830 yılında İkinci Earl Grey’e verilmiştir. Earl Grey, bergamut yağı ile işlem görmüş kaliteli siyah çaydır. Badem, nane, zencefil, vanilya, sarmısak, kekik, tarçın, biberiye, lavanta, bal, rom, elma, limon, mango, hindistan cevizi, portakal çiçeği, yasemin, gül, lotus, sık kullanılan ilavelerdir.
  • Bitki çayları yüzyıllardan beri gerek zevk, gerek ilaç olarak içilmiştir. Çinliler arasında popüler olan krizantem çayı, sindirim sorunlarında çözüm için içilen portakal çiçeği çayı, C vitamini deposu olarak bilinen kuşburnu, uykusuzluğa iyi geldiğine inanılan çuha çiçeği çayı ve ıhlamur en bilinenleridir.
  • 16. yüzyıl ortalarında Venedikliler çayı gut hastalığına ve mide sorunlarına iyi gelen bir ilaç olarak biliyorlardı. Ama çayı Avrupa’ya tanıtmayı ve ticaretini Hollandalılara bıraktılar. Hollanda’nın 1602’de kurulan Doğu Hindistan Kumpanyası 1606 yılında ilk defa çayı Çin’den Amsterdam’a getirdi. Çay 1636’da Fransa’ya, 1638’de Rusya’ya ulaştı. 1650 yılında ise İngiltere’ye girdi ve bu Çin içeceği doktorlar tarafından onaylandı. Fransızların çay beğenisi hızlı oluştu ama sürekli olmadı. İngilizler ise çaya daha zor alıştı ama bu alışkanlık kalıcı oldu. 1658 yılında ilk çay reklamları İngiliz gazetelerinde yer aldı. 1689 yılında İngiliz Doğu Hint Şirketi Çin’den çay ithal etmeye başladı ve Şirket 1721-1833 yılları arasında çay ticaretinde tekeldi. 1850’lerde ABD, dört günlük fark yaratan daha hızlı gemileriyle çay taşımacılığında yer aldı. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması ve buharlı gemilerin artmaya başlaması her şeyi değiştirdi.
  • Çay İngiltere’ye ilk geldiğinde erkeklerin müdavimi olduğu kahvehaneler daha yeniydi. ABD ve İngiltere’de ailecek gidilen çayhaneler, erkek egemen  kahvehanelerin popülaritesini ortadan kaldırdı. Ailenin tüm üyelerinin içebileceği çayla birlikte konser, havai fişek gösterileri, çeşitli oyunlar gibi eğlence imkanları da sunuldu.  18. yüzyıla kadar ana yemek öğleden sonra 3-4 arası yenirken bu alışkanlık değişip ana yemek daha geç saatlere kayınca, eski alışkanlığın yerine, akşamüstü çay saatine yer açıldı. 1900’lere gelindiğinde İngilizler, Çinlilerin ulaşım, fiyat ve ürün kalitesinde iyileşmeye gitmemekte direnmesi üzerine Hindistan’da yetişen çayları tercih ettiler ve tüketilen Çin çayı oranı %5’e düştü.

  • Doğal olarak, ilk demlikler Çin’de yapıldı. Sırsız, kırmızı toprak demlikler kapağı ve ağzı ile ilk şeklini burada aldı. Aslında Çinliler çayı demir bir kapta kaynatıyordu. Toprak Çin demlikleri Amsterdam’a gelince, Delft’te taklitleri yapılmaya başlandı. İngiltere’de kilinin kalitesinin yüksek olduğu anlaşılan Staffordshire’da da çaydanlıklar, çay fincanları üretilmeye, zamanla Wedgewood gibi markalar ortaya çıkmaya başladı. İngiltere’de gümüş çaydanlıklar da gözde idi. Çay takımları üretimi, anavatanı yine Çin olan, porselenden yapılmaya başlanınca Almanya’da Meissen (1713), Fransa’da Sévres (1738) üretime geçti. İngiltere’de Spode (1800) çay takımları için, kemik külü içeren daha ucuz, hibrid bir porselen çeşidi üretti: bone china. Bu icat Josiah Spode’u zengin etti, bone china tüm kap-kaçak için iyi bir alternatif oldu.
  • Çin’de çayın evrimi üç ana evrede oldu. İlkinde çay tereyağı, tuz, soğan ve baharatlar katılarak kaynatılırmış. İkincisinde Budistler özel seremonilerinde kullanarak ruhani bir anlam katmışlar. Üçüncüsünde ise çayı demlemeyi öğrenmişler. Çin’de 4.-5.yüzyıllarda yapraklar buharda pişirilir, havanda ezilerek kalıp haline getirilip; pirinç, zencefil, tuz, portakal kabuğu, baharatlar, süt ve bazen soğan da katılarak kaynatılırmış. Bugünkü yöntem, Moğollardan gelmiş. Çayı, Çin’deki kervansaraylarda gören Ruslar çay içerken limon kabuklarını kullanmış. Çaya son hali ( tuz, soğan vs. çıkarılmış hali) Tang Hanedanı zamanında verilmiş. Bu dönemde, 8. yüzyılda, yaşamış olan şair Luwuh, üç ciltlik Çayın Kutsal Kitabı’nı yazarak çayın kanunlarını belirlemiş, çay ekipmanı listesi çıkarmış. Tang döneminde sadece sıkıştırılmış çay varken, Sung Hanedanı’nın çay ustaları toz çayı, Ming’ler ise çayı demlemeyi geliştirmiş. Sung Hanedanlığı’nda bambu fırça ile çırpılmış çay moda olmuş.

Çağdaş Sanata Varış 45 |Neoplastisizm ve De Stijl

  • Ana vatanı Hollanda’dır.
  • Neo Plastisizm de Kübizm’den çıkmış bir akımdır.
  • Hollandalı Piet Mondrian (1872-1944) temsili olmayan (soyut) akımı  Neoplastisizm (Yeni Plastik Sanat) olarak adlandırmıştır.
  • Akım, Mondrian’ın 1912′den 1917′ye kadar süren kuramsal ve plastik araştırmalarının sonucudur.
  • Neoplastisizm ilkel renkler ve basit geometrik biçimler arasındaki ilişkileri araştıran bir akımdır.
  • Dik açı ile üç ilkel renk (mavi, sarı, kırmızı) ve renk sayılmayan siyah, beyaz, gri Neoplastisizm’in öğeleridir.
  • Bu stilde yapılmış resimler beyaz zemin üzerine enine ve boyuna siyah çizgilerden ve 3 ana renkten oluşur.
  • Zıt olan şeyler (kadın-erkek, iyi-kötü, iç-dış vs.) yeni bir varoluşu meydana getirir. Zıtları uzlaştırmaya çalışır. Düşünce ile maddenin bileşimini plastisizm ile vermeye çalışır. İki çizgi, biri yatay biri dikey, herşeyi meydana getirmeye başlıyor plastik sanatlarda. Doksan derecelik açı evrenin dengesini temsil ediyor. Bu açı, en dengeli olduğu düşünülen açı.
  • Çizgiler tablonun bitiminde kesilmiyor, sonsuzluğa uzuyor.
  • Duygusallığın insanı odaklanmaktan alıkoyduğunu, monotonluğun insanı yükseltmek için en kısa yol olduğunu düşünüyor.
  • Piet Mondrian Fovlardan etkilenmiş, mistik yönü kuvvetli bir sanatçı.
  • Tabloları, başka büyük bir resmin parçasıymış etkisini veriyor.
  •  Mondrian’ın minimalist anlayışı bazı tablolarında daha belirgindir.
  • 1920’lerde tanınmasını sağlayan stil yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.
  • Dış boşluklardan yararlanıyor, arka fon öne çıkıyor.
  •  Sonra Konstrüktivizm’e geçiyor.
  • Theo van Doesburg tarafından kurulmuş De Stijl sanat hareketi ve oluşumunun önemli bir destekçisiydi.
  •  Neoplastisizm daha sonra geometrik soyutlamanın kökeni olmuştur.
  •  Neoplastisizm’in biçim anlayışı Rasyonalizm’e dayanır.  Antik Çağ felsefesinden başlayarak, Usculuk, Akılcılık veya Rasyonalizm olarak adlandırılan, bilginin doğruluğunun duyusal algıda değil, düşüncede, akılda temellendirilebileceğini öne süren felsefi görüş, Elea Okulu, Parmenides, Herakleitos, Platon, Aristo, Farabi, Voltaire, Descartes, Spinoza, Hobbes, Leibnitz, Kant, Hegel, Aydınlanma, Russel zincirini izler..
  • Amerikan formalizmi Mondrian’ı izler.
Piet Mondrian soyut resmin öncülerindendir. Tablolarını çerçevesiz sergilemiştir. Yapıtlarıyla 20. yüzyıl grafik sanatlarını ve mimarlığı derinden etkilemiştir. Resimleri kendisiden sonra gelen "Geometrik Soyutlama" akımının habercisidir. Geometriyi bir resim dili gibi kullanmıştır. Paris yıllarında Pablo Picasso ve George Braque gibi Kübizm akımının temsilcilerinden etkilenmiştir.

Piet Mondrian soyut resmin öncülerindendir. Tablolarını çerçevesiz sergilemiştir. Yapıtlarıyla 20. yüzyıl grafik sanatlarını ve mimarlığı derinden etkilemiştir. Resimleri kendisiden sonra gelen “Geometrik Soyutlama” akımının habercisidir. Geometriyi bir resim dili gibi kullanmıştır. Paris yıllarında Pablo Picasso ve George Braque gibi Kübizm akımının temsilcilerinden etkilenmiştir.

  • 1917-1931 yılları arasında Hollanda’da Theo van Doesburg (1872-1944) De Stijl adı verilen sanat hareketinin öncüsü olmuş, aynı dönemde yaşadığı Piet Mondrian’ın eserleri gibi onun da temsili olmayan (soyut) resimleri, ‘yeni imaj oluşturma’ olarak adlandırılmış, buna bazen Neoplastisizm de denmiştir.
  • Piet Mondrian ve Bart van der Leck, mimar Gerrit Rietveld ve Jacobus Oud bu grubun üyeleridir.
  • Grubun çalışmalarının temelini oluşturan sanatsal felsefeye Neoplastisizm adı verilmiştir.
  •  Doesburg’un estetiği çizgisel ve geometriktir. Dünyayı metafor ve ima yoluyla anlatır.
Theo van Doesburg, Karşı Kompozisyon XIII (1925-26), Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venedik. Theo van Doesburg ve De Stijl hareketinden diğer ressamlar, doğal formu resimlerinden dışladılar. Çünkü bunun saf estetik ifadeyi engellediğine inanıyorlardı. De Stijl hareketinin düz, geometrik resimlerinden biri olan Karşı Kompozisyon XIII renk, şekil ve yüzey ile resmin sadece biçimsel niteliklerine vurgu yapar. Uzam derinliği oluşturma çabası yoktur. Bir anlatı ya da öykü sunmak için bir çaba sarf edilmemiştir.

Theo van Doesburg, Karşı Kompozisyon XIII (1925-26), Peggy Guggenheim Koleksiyonu, Venedik.
Theo van Doesburg ve De Stijl hareketinden diğer ressamlar, doğal formu resimlerinden dışladılar. Çünkü bunun saf estetik ifadeyi engellediğine inanıyorlardı. De Stijl hareketinin düz, geometrik resimlerinden biri olan Karşı Kompozisyon XIII renk, şekil ve yüzey ile resmin sadece biçimsel niteliklerine vurgu yapar. Uzam derinliği oluşturma çabası yoktur. Bir anlatı ya da öykü sunmak için bir çaba sarf edilmemiştir.

Kırmızı ve mavi sandalye, mimar Gerrit Rietveld dizaynı 1917.

Kırmızı ve mavi sandalye, mimar Gerrit Rietveld dizaynı 1917.