Etiket arşivi: Hollanda

Püritenler 9

Protestan Ahlakı

  • ABD’ye görevli olarak giden Anglikan John Wesley, orada Metodizm’in kurucularından olmuştu. Wesley, yalan söylemeyi iğrenç bir şey olarak görüyor ve bunu ayinlerde vaz ediyordu.
  • Aydınlanma sırasında bilimin yükselişi doğruluğa önem kazandırdı. Bilimsel sorgulama kesin tanıklık etiğine dayanıyordu. Aynı şekilde yeni ortaya çıkmakta olan hukukun üstünlüğü prensibi de.
  • Bu etik aynı zamanda, güvenilir bilgi ve kişisel güvene ihtiyaç duyan kapitalizmin yükselişine de katkıda bulunmuştu.
  • Max Weber’e göre bu, katı dürüstlüğe vurgularıyla Protestanların serbest piyasa ekonomilerinde neden bu kadar başarılı olduklarını açıklıyordu. Alman sosyolog, Protestan Reformu’nun ve Protestan ahlakının Batı Avrupa’nın modern sanayi toplumunun yükselişini kolaylaştıran bir rol oynadığını öne sürmüştü.
  • 17. yüzyılda yaygın olan “Bir Huguenot kadar dürüst” tabirinin hem dini hem de ekonomik tınısı vardı.
  • 17. yüzyılda İngiltere’de George Fox tarafından kurulan Quaker mezhebine mensup tüccarların sıra dışı başarısı kısmen namuslu olarak tanınmalarından kaynaklanıyordu.
  • Benjamin Franklin’in Püriten ilkesi “Dürüstlük en iyi politikadır” bile ekonomik bir önem taşıyordu. Böyle bir politika olmadan borç vadesinin uzatılması mümkün olamazdı.
  • Immanuel Kant’ın mutlak dürüstlük kavramına göre, sağlıklı bir toplumun üyeleri hangi doğruları söyleyeceklerini seçmezlerdi. Aynı Augustinus gibi Kant da hakikatin onu hak edenlere saklanması gerektiği fikrine karşı çıkıyordu. Yalan, yasanın kaynağını yozlaştırarak insanlığa zarar verirdi.
Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

  • Nüfusun büyük çoğunluğunu Protestanların oluşturduğu ülkelerin, örneğin Hollanda ve İngiltere’nin, modern çağın ilk büyük ekonomik başarılarına imza atmalarına karşın din ve ekonomik başarı arasındaki ilişki, Daron Acemoğlu’na göre, çok sınırlıdır.
  • Çoğunluğu Katoliklerden oluşan Fransa 19. yüzyılda hızla Hollandalıların ve İngilizlerin başarısını yakalamış, İtalya da bu ülkelerden herhangi biri kadar müreffeh olmuştur. Uzak Doğu’ya baktığımızda ise Doğu Asya’nın başarılarından hiçbirisinin Hıristiyan dininin hiçbir biçimiyle alakası olmadığını görürüz. Acemoğlu, Protestanlıkla ekonomik başarı arasında özel bir ilişki olduğunu gösterecek pek bir şey olmadığını öne sürerek, ekonomik başarıyı kültür ile açıklamak isteyen hipoteze karşı çıkar.

 

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 322|Çağdaş Dönemde Edebiyat 4

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor. Fotoğraf: Urban

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor.
Fotoğraf: Urban

  • Küreselleşme, bir dünya edebiyat pazarı yarattı.
  • Bir yazarın artık “büyük” sayılabilmesi için ulusal değil, uluslararası bir fenomen olması gerekiyor.
  • Yazar okur kitlesini uluslararası bir topluluk olarak algıladığı andan itibaren yazdıklarının niteliği değişiyor. Uluslararası çapta anlaşılmayı engelleyecek unsurlardan kaçınma gayreti başlıyor: Siyasal duyarlılığı hissettirmek, kültüre mahsus ögelerden mümkün olduğu kadar uzak durmak veya onları açıklayıcı bölümler ilave etmek, kültüre mahsus dil virtüözlüğünden uzak durmak gibi. Küreselleşmenin edebiyat pazarlarını birleştirme eğilimiyle yerel edebi camiaları zayıflatmaya başladığı öne sürülüyor.
  • Küreselleşmenin kendi kültürlerimizi yabancı ve önemsiz görmemize yol açtığı, kurmacanın herhangi bir toplumla gerçek bağlarının koptuğu ileri sürülüyor.
  • Uluslararası edebiyat sahnesine İngilizce hakim olduğundan beri, örneğin İskandinav yazarların İngilizce okuyanlara zor gelecek kişi adlarından kaçınmaya başladıkları biliniyor.
  • Bazı üniversitelerde bazı lisansüstü derslerin sadece İngilizce verilmeye başlandığı da bilinen bir gerçek. Avrupalıların yaklaşık yüzde 56’sı bir yabancı dil biliyor. Bunların yüzde 38’inin ikinci dili İngilizce. İskandinavya ve Hollanda’da aynı oran yüzde 90 civarında. Bahsi geçenlerin, toplumun edebi roman okuma ihtimali en yüksek kesimi olduğu düşünülüyor. Bir dil öğrenildiğinde, sadece bir iletişim aracı edinilmiş olmaz, o kültürün müşterisi de olunur, deniyor. Bu yüzden, İngilizce çevirilerde müthiş bir sıçrama kaydedilmiş.
  • Metinlerde İngilizce kokusu giderek artıyor. Milano Üniversitesi’nde hoca olan Tim Parks, İtalyanca sözdiziminin son elli yılda İngilizce modellere doğru kaydığını inceleyen bir projede yer alıyor ve İngilizce etkilerinin işaretlerini bulmakta kanıt kıtlığı çekmediklerini yazıyor. İngilizceye çevrilmelerini kolaylaştırarak yerel dilleri yaşatma gayreti olduğuna dikkat çekmek isterken; uluslararasılığa doğru genel kayışa bir direniş olarak lehçe şiirinde, çok küçük bir topluluk tarafından anlaşılabilecek metinlerde de artış olduğunu belirtiyor.
  • Her yıl dünyada yaklaşık yüz bin İngilizce kurmaca kitabı yayımlanıyor.
  • İngiliz dilbilimci David Crystal (1941-), Dillerin Katli adlı kitabında 2100’e gelindiğinde dünya dillerinin yüzde 50 ila 90’ı ölmüş olacak diye yazar.
  • Küreselleşme, edebiyat menajerliği mesleğini gündeme getirdi.
  • 1980’lerde yaratıcı yazı dersleri popüler oldu ve profesyonel yazarlık yaygınlaştı.
  • Yaratıcı yazarlık kurslarının çoğunda menajerlerle, yayıncılarla ilişki kurmak, kendi çalışmalarını tanıtmak konulu dersler de veriliyor.
  • Yazarlar artık bir web sitesi, bir Facebook sayfası oluşturuyor, bazen kendine bir reklamcı tutuyor.
  • Kurucu metinlerin devamını, ikincil metinler üretmek, onların içlerini boşaltmak olarak yorumlanıyor. İkincil metinler, kurucu metinlerin farklı okunmasını getiriyor; reformcu ya da revizyonist bir bakış sergileniyor.
  • Savaş ve Barış’ın devamı Pierre ve Nataşa adıyla iki cilt halinde yayınlandı. Rüzgar Gibi Geçti’nin Scarlett adlı (Alexandra Ripley, 2008) devamının satışları iyi gitti. Jane Eyre’in (Wide Sargasso Sea, Jean Rhys, 1966); Madame Bovary’nin (Monsieur Bovary, Laura Grimaldi, 1995); Hamlet’in annesi Kraliçe Gertrude’un açısından olaylara bakan, Shakespeare’in Hamlet’i başlattığı yerde biten John Updike’ın Gertrude ve Claudius adlı romanı (2000); ABD’li yazar Michael Cunningham’a 1999’da Pulitzer Ödülü’nü getiren, Bayan Dolloway’i şimdiki zamanda farklı bir kimlikle yaşatan Saatler; Kayıp Zamanın İzinde ( Albertine, Jacqueline Rose, 2001) kurucu metinlerden yararlanarak yazılan ikincil metinler. Ayrıca listeye Usta ile Margarita, Durgun Akardı Don ve Anna Karenina’yı da ilave etmek lazım.
  • Devam romanlarının yazımı, Nilüfer Kuyaş’a göre, kültürün çocuklaştırılması, kapitalist sistemin ürünü olan Amerikan popüler kültürünün yarattığı bir illet; ama Saatler gibi çok katmanlı, çok başarılı ikincil metinler, okumanın nasıl derinleşebileceğini, okuyuculuğun da yaratıcılık olabildiğini gösteriyor, diyor Kuyaş.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 313|Çağdaş Dönemde Sergileme 8

1998’de açılan Helsinki Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi, Sydney Opera Binası ile Bilbao Guggenheim Müzesi karışımı bir bina. Binanın kendisi, ana sergi konusu. Kiasma, yeni müze ve sergileme konseptlerine göre tasarlanmış fikir alışverişlerinin olduğu, sanat ve kültürün sürekli olarak yeniden tanımlanmasına olanak veren bir açık forumdur. Kiasma, herkesin buluşabildiği, ulaşabildiği, tartışabildiği ve eğlendiği bir müze olarak tasarlandı. Müzenin programları geleneksel koleksiyon ve sergi aktiviteleriyle sınırlı değildir; halka açık çeşitli aktiviteler sık sık müze programında yer almaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1998’de açılan Helsinki Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi, Sydney Opera Binası ile Bilbao Guggenheim Müzesi karışımı bir bina. Binanın kendisi, ana sergi konusu.
Kiasma, yeni müze ve sergileme konseptlerine göre tasarlanmış fikir alışverişlerinin olduğu, sanat ve kültürün sürekli olarak yeniden tanımlanmasına olanak veren bir açık forumdur. Kiasma, herkesin buluşabildiği, ulaşabildiği, tartışabildiği ve eğlendiği bir müze olarak tasarlandı. Müzenin programları geleneksel koleksiyon ve sergi aktiviteleriyle sınırlı değildir; halka açık çeşitli aktiviteler sık sık müze programında yer almaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çağdaş müzecilik eğitme ve öğretme esasına da dayanan dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir bakış açısı taşıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çağdaş müzecilik eğitme ve öğretme esasına da dayanan dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir bakış açısı taşıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bienallerin, sergilerin önce kavramsal çerçevesi oluşturuluyor.
  • İlginç müzeler açılıyor. Hollanda’nın Oegstgeest şehrindeki Corpus Müzesi gibi. Müzenin içi dev bir insan vücudu şeklinde. Burada, insan vücudunun her ayrıntısı dev boyutlarda gösteriliyor. Hindistan’daki Tuvalet Müzesi, insanın tuvalet ve hijyen tarihini sergiliyor. Malta’da balmumu mankenler üzerinde işkence yöntemlerinin gösterildiği bir müze var. Nevşehir’in Avanos ilçesindeki Saç Müzesi de ilginç bir şekilde oluşturulmuş: Bölgeyi ziyaret eden bin kadın turistten toplanan saç örnekleri burada sergileniyor.
  • Çok yönlü ve etkili öğrenme ortamları olan müzelerin eğitimin bir parçası haline getirilmesi, müzelerin eğitim hayatı içinde daha aktif rol alması hedefleniyor. Toplumu alışık olduğu bir düzlemde, ilgi çekici sanatsal uygulamalarla karşılaştırmayı hedefleyen projeler üretiliyor. 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde üç ilçede biri 4-7 yaş grubu, diğeri 7-11 yaş grubunu hedef alan, çocuklara eğlence kavramını ön planda tutarak sanatın ulaşılabilirliğini kanıtlamayı amaçlayan atölye çalışmaları düzenlenmiştir.

 

Uzamsal Kavram (tablo, 1960) ve Uzamsal Kavram Doğa (bronz), Lucio Fontana, 1959-60. Sabancı Müzesi, Zero Sergisi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzamsal Kavram (tablo, 1960) ve Uzamsal Kavram Doğa (bronz), Lucio Fontana, 1959-60.
Sabancı Müzesi, Zero Sergisi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zero sergisi sırasında, S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde, Çanga’da serginin konseptine uygun menü ve tabak düzenlemesi yapılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zero sergisi sırasında, S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde, Çanga’da serginin konseptine uygun menü ve tabak düzenlemesi yapılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Eserin sergileneceği alana özgü eser üretimi de bir başka uygulamadır. Laura Owens’tan (1970-) bir örnek verecek olursak, eserin asılacağı galerinin duvar Michigan Gölü’ne bakan bir pencereyle karşı karşıyadır. Owens, dışarıdaki gölle ilişki kuran bir resim üretmiştir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 268|Louis Bourgeois

LOUİS BOURGEOIS
(1911-2010)

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde. 1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir. Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir. Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde.
1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir.
Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir.
Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

  • Uzun yaşamında, Modern-Postmodern-Yeni Dışavurumcu-Çağdaş eserler veren Louis Bourgeois, Modern ve Çağdaş Sanatın büyük isimleri arasında yer alıyor. Ayrıca itiraf/günah çıkarma sanatının da kurucusu kabul ediliyor.
  • Louis Bourgeois, sadece kendisinden sonraki sanat oluşumunu derinlemesine etkilemekle kalmamış, kendisinden önceki sanat tarihinin de yeni bir gözle ele alınmasını sağlamış bir sanatçıdır.
  • Kadınlık olgusunu ve öz yaşam öyküsünü sanatının ana damarı yapmış, 35 yıla yakın sürmüş psikanaliz seanslarını da yapıtlarına yansıtmıştır.
  • Sanatı bellek, kimlik, beden, aidiyet, mekan, anımsama, unutuş, ihanet, yalnızlık, tekinsizlik gibi konuları işlemiştir.
  • Sorbonne’da matematik okumuş olması, Kübist çizimleri için bir altyapı oluşturdu. Fernand Leger‘nin atölye asistanı oldu. Sonraki resimleri Gerçeküstücü izler taşıdı.
  • 1947 sonrasında ilk heykel çalışmalarından sonra varoluşçu düşünceyi benimsedi
  • Heykelleri için lastik, tahta, taş, metal, tekstil  gibi çok çeşitli malzemeler kullanmıştır.
  • Bourgeois, yuvarlak hatlı, erotik ve cinsel imajlardan oluşmuş eserlerini kümülüs bulutlarına benzettiği için kümül olarak adlandırmıştır.
Fotoğraf: quotesgram.com

Fotoğraf: quotesgram.com

  • Feminist eğilimler de gösteren Bourgeois, “Erken dönem işlerim düşmekten korkmakla ilgiliydi. Sonraki işlerim düşme sanatı ile ilgili oldu. Kendini incitmeden düşmek yani. Şimdi yaptığım ise hiç düşmeyip asılı kalma sanatıdır”, demişti.
  • New York Modern Sanatlar Müzesi’nde retrospektif sergi açan ilk kadın sanatçı olmuştur (1982).
  • Bourgeois, 1993 yılında ABD’ni Venedik Bienali’nde temsil etmekle onurlandırılmıştır.
Hücre (Choisy), 1990-93. Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var. Fotoğraf:www.wsws.org

Hücre (Choisy), 1990-93.
Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var.
Fotoğraf:www.wsws.org

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda. Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois'yı derinden ve telafisiz yaralıyor. "Beni sevmesini istemiştim" diyor İngiliz dadısı için. "O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım." Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor. www.gemeentemuseum.nl

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda.
Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois’yı derinden ve telafisiz yaralıyor. “Beni sevmesini istemiştim” diyor İngiliz dadısı için. “O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım.”
Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor.
www.gemeentemuseum.nl

  • Annesi o tezgâhların başında pasif ve hanımefendi, ömrünü tüketiyor. Babası ise, Bourgeois’nın dinmeyen kininin, öfkesinin nesnesine dönüşüyor.
  • Baba nefreti, vatan nefreti, pasif annenin verdiği depresifliğin tiksintisi, büyüdüğü yüksek burjuva evinin öfkesi, nefreti, tiksintisi hiç peşini bırakmıyor. 27 yaşında Paris’i terk edip New York’a yerleşiyor.
  • Örümceğin ağ örüşü ile aile işinin bağlantısı olduğu gibi, örgüdeki iç içe geçiş cinsel ilişkiyi de temsil eder. Örümcek, ebeveynleri ile ve diğerleriyle olan ilişkilerindeki zorlukların da temsilcisidir. Bourgeois’nın örümceği tehditkardır.
  • Yaptığı örümcek heykellerinden dolayı Örümcek Kadın diye anılan sanatçının örümcek heykellerinden biri 2011 yılında 10.7 milyon dolara satılmış. Bu miktar, o zamana kadar bir kadın sanatçının eserine ödenmiş en yüksek meblağ imiş.
İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994). Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor. Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994).
Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor.
Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois'nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle  burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler. Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış. Fotoğraf:artblart.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois’nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler.
Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış.
Fotoğraf:artblart.com

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois'nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu. Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois’nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu.
Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri. Fotoğraf:www.pinterest.com

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 231|Çağdaş Dönem 7 Korku 1

  • 1989’da Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie’ye karşı çıkartılan İran kaynaklı ölüm fetvası, bir devletin İslami kanunları kendi sınırlarının ötesine de dayatması olarak algılandı. Bu olay, İslam’ın Avrupa’daki varlığını görünür kılmıştı.
  • 1989’da Fransa’da yaşanan “Başörtüsü meselesi” bir geriye dönüş, kadın haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne bir tehdit, dolayısıyla uzun mücadele ile kazanılmış hakların sorgulanması olarak algılandı.
  • Fransa’da Stasi Komisyonu’nun 2003’te hazırladığı, devlet okullarında dinsel simgelerin göze batacak şekilde takılmasını veya giyilmesini yasaklayan kanun teklifi 2004 yılında yasalaştı. Fransa, 2010 yılında da yüzü tamamen örten kıyafeti yasakladı.
  • Fransa’da laiklik dört ilke üzerine kurulmuştur:
    Kilise ile devletin ayrışması,
    Siyasi iktidarın çeşitli inançlar karşısında tarafsız oluşu,
    İnanç özgürlüğü,
    Hakların eşitliği.

Bazı hukukçulara göre çıkarılan kanunda, hakemin tarafsızlığı değil, kamusal alanın tarafsızlığı gözetilmiştir.

  • Günümüzde Fransa’da 5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü hakim kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Günümüzde Almanya’da 4,5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • Medya, Avrupa’nın iki payandası cinsiyet eşitliği ve ifade özgürlüğü etrafında İslam’ın varlığına karşı genel bir seferberlik ilan etti. Recm, kadın sünneti, erkek çocuğun sünneti, zorla evlendirme gündeme geldi. Seferberlik sürüyor.
  • Terör saldırıları, günlük yaşamın seyrini sekteye uğratır, toplumsal sözleşmeyi parçalar, toplumu kutuplaşmaya sürükler, öngörülemeyen bir dizi olaya yol açar, toplumun tamamını yaralar.
  • Avrupa’da çokkültürcülüğe karşı geliştirilen ilk sert eleştiriler Hollanda’da 2000 yılında yapıldı. Çokkültürcülük Dramı adlı makalede göçe açık bir toplumun kırılganlığı vurgulandı.
  • 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da pek çok olumsuz gelişme yaşandı.
  • 11 Eylül saldırılarından sonra, 2001 yılında İslam’ı Batı’nın yeni düşmanı olarak değerlendiren siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine, İtalyan gazeteci Oriana Fallaci kendi yorumunu getirdi, İslam karşıtı bir manifesto olan Öfke ve Kibir adlı kitabını yayımladı. Kitap, geniş şekilde alıntı yapılan bir çok satar oldu, İtalya’da ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Fallaci 1990 yılında İnşallah adlı kitabında da İslam’a saldırmıştı.
  • 2004’te Submission/Teslimiyet adlı 10 dakikalık kısa filmin yönetmeni Hollandalı Theo van Gogh öldürüldü. Filmde, İslamistan’da, kadının aşağılanması konu ediliyordu.
  • Temmuz 2005’de El-Kaide Londra’ya saldırdı. 2007’de İngiliz hükumeti terörle mücadele kapsamında Bireylerin Radikalleşmesini Önleme Programı’nı başlattı (Prevent).
  • Eylül 2005’te bir Danimarka’nın en büyük günlük gazetesinde yayımlanan “Muhammed’in Yüzleri” özel sayısı, Hz. Muhammed’in 12 karikatürü yayımlandı. İslam’ın kutsal tabularını kırma, İslam’ın yergili temsiline razı etme, Peygamber’i eskiden kullanılan savaşçı imajından terörist imajına sokma girişimi olarak yorumlanan karikatürler bir dizi olaya neden oldu.
  • 2008’de Saraybosna’da binlerce cami yıkıldı. Savaşta camilerin yıkımında uygulanan sistematik şiddet mimari savaşı (warchitecture) kültürel-dinsel abidelere karşı girişilmiş bir soykırım olarak yorumlanmakta.
2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına "evet" demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60. Fotoğraf: www.cnnturk.com

2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına “evet” demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60.
Fotoğraf: www.cnnturk.com

  • 2010’da Almanya’da Thilo Sarrazin’in bir yılda bir milyon satan Almanya Kendini Yok Ediyor adlı kitabı, nüfusun daha az eğitimli ve daha az zeki kesimlerinin hızla çoğalmasının ülkenin ekonomik rekabet gücünü, kültürel mirasını, özünü kaybetmesine yol açacağını anlatıyordu.