Etiket arşivi: Hitler

Bertolt Brecht / Üç Kuruşluk Opera / Epik Tiyatro

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera. İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera.
İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Jonathan Swift’in Londra’da hapishanedeki hayat kadınları ve hırsızların yaşamlarını bir operayla  anlatmayı düşünmesi ile orijinal fikri ortaya çıkan, janrı hicivli opera olan Dilenci Operası/The Beggar’s Opera (1728), 20. yüzyılda Üç Kuruşluk Opera’nın çıkış noktası oldu.
  • Dilenci Operası, İtalyan operasına olan düşkünlüğü, iktidardaki İngiliz politikacıları hicvederken, idareci sınıf ile hırsız, hayat kadını gibi kişilerin benzer şekillerde halkı soyup sömürmelerini sahneliyordu.
  • Üç Kuruşluk Opera adlı müzikal tiyatro oyununun büyük kazanımlarından biri olan müziği, Kurt Julian Weill’e (1900-1950) aittir. Weill, daha önce librettosunu  John Gay‘in yazmış olduğu Dilenciler Operası üzerine Bertolt Brecht ile beraber çalışmış ve bu eserdeki olaylar dizisini koruyarak Brecht’in sözleriyle Üç Kuruşluk Opera için yeni besteler yapmıştır.
  • Gecede Trampet Sesleri ile ünlü olmuş, bu oyunu ile Kleist Ödülü’nü kazanmış olan Bertolt Brecht’e (1898-1956) Üç Kuruşluk Opera (1928) da büyük ün kazandırmıştır.
  • Brecht’in eserleri Naziler tarafından önce yasaklanmış, sonra yakılmış; Savaş sırasında sürgünde yaşamış; Savaş sonrası Batı’ya giriş izni alamadığı için Doğu Berlin’e yerleşmişti. Dünya onu hep Doğu Almanya’nın sözcüsü gibi gördü.
  • Doğu Berlin’de eşi oyuncu Helene Weigel ile birlikte Berliner Ensemble’ı kurdu (1949). Berliner Ensemble, Brecht’in ününe ün kattı.
Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Brecht, kendisi de burjuva olmasına rağmen burjuva yaşantısına tepkili; anti militarist; anti faşist (Hitler’e Badanacı der); şiirlerinde önceleri daha yumuşak ve kişisel, sonra toplumsal ve politik, tiyatro eserlerinde daha didaktik; eski Alman masallarında olduğu gibi kendi eserlerinde de tekrarı seven; karşıtlıkları çok güzel kullanan (“Kutsal ülke! Mutlulukla dolu! Ölülerle dolu!”, Almanya, Solgun, Sarışın) ; efsaneleri ve başkaldıran küçük adamı seven; çirkinlikleri açıklamak için de şairlere ihtiyaç olduğunu düşünen biriydi. Dine değil, din adamlarına karşıydı.
  • Onu, ideolojik sertliği açısından eleştirenler bile Brecht’ten sonra tiyatronun aynı kalmadığını kabul ederler.
  • Dramatik tiyatroda heyecan vardır, dramlar hissedilerek duygulanılır, yürekler hoplar, tiyatro karakterleri ile özdeşleşilir. Amaç, arınmadır.
  • Brecht’in epik tiyatrosunda seyirci karakterler ile özdeşleşmemelidir. İzleyici karakterler ile özdeşleşirse eleştiri yapamaz, eyleme geçemez. Amaç, düşündürmektir.
  • Dramatik: Ben de bunu hissettim.
    Epik: Bunu hiç düşünmemiştim.
  • Dramatik: Ben böyleyim işte.
    Epik: Böyle olmamalıyım.
  • Dramatik: Bu çok doğal.
    Epik: Bu çok dikkat çekici.
  • Dramatik: Bu, her zaman böyledir.
    Epik: Bu bir son bulmalı.
  • Dramatik: Bu acı beni sarsıyor, çıkış yolu yok.
    Epik: Bu acı beni sarsıyor, elbette çıkış yolu var.
  • Dramatik: Bu büyük sanat, her şey doğal.
    Epik: Bu büyük sanat, hiçbir şey doğal değil. (“Sabahın kokusu bile sabaha benzemiyor.” Kafkas Tebeşir Dairesi, Ön Oyun)
  • Dramatik: Ağlayan ile ağlıyor, gülen ile gülüyorum.
    Epik: Ağlayanla gülüyor, gülenle ağlıyorum.
  • Epik tiyatroda dekor çok sadedir, seyirciyi içine almaz.
  • Epik tiyatroda tüm ögeler eşit öneme sahiptir.
  • Dramatik tiyatro için maskeden, epik tiyatroda ozandan bahsedebiliriz.
  • Ozan-şarkıcı kabare türüdür. Hem güldüren hem üzen, düşünmeye zorlayan kabare Almanlarda güçlüdür.
  • Brecht’e göre, inanılan şey değil, bilinen şey önemliydi. İnsanlar çok şeye inanıyordu, ama pek az şey biliyordu. (Deney, Öykü, Varlık Yayınları)
Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 2

  • Stalin Troçki’yi yurtdışına sürgüne yollamaya karar verdiği zaman, dünyada Troçki’ye vize verecek tek bir devlet çıkmamıştır. Batı, işçi sınıfının ayaklandırılmasına göz yumamazdı. Stalin bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ne başvurmuş, onun siyasi mülteci olarak kabulünü istemiştir. Stalin’in bu talep için Troçki’nin sağlık durumunu öne sürdüğü söylenir.
  • O günlerde Türkiye, petrol, gaz, mazot ihtiyacının büyük kısmını Rusya’dan ithal etmekteydi.
  • Sovyet sefiri çağırılarak Mustafa Kemal’in Troçki’yi kabul için şart koştuğu dört madde iletilmişti.
    *Troçki tam bir siyasi mülteci muamelesi görecektir. Bunun dışında Sovyet hükümetinin herhangi bir özel muamele isteği mevzubahis olamaz.
    *Troçki, başka bir memleketten vize temin ettiği takdirde, o memlekete gitmekte serbest olacaktır.
    *Troçki, Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteremeyecek, neşriyat yapamayacaktır. Fakat Türkiye’de istediğini yazabilir, yazılarını Türkiye dışına yollayabilir ve oralarda bunları bastırabilir. (Zaten o sırada İstanbul’da yazıların Rusça dizilmesine de imkan yoktu. Yazıları Paris’e yollanıyordu.)
    *Troçki’yi TC’de öldürmek için Sovyetler tarafından herhangi bir teşebbüs yapılmayacağına dair kati teminat verilecektir.

Sovyet sefiri, şartları Moskova’ya duyurdu; yazılı herhangi bir anlaşma yapılmadı, şifahi sözleşme ile yetinilmişti.

  • Troçki’nin İstiklal Savaşı sırasında Türkiye’ye yardımları dokunmuş, Sovyet harbiye komiseri olarak silah sevkinde rol oynamıştı.
  • Troçki, Türkiye’ye gitmek istemediğini kati bir dille bildirmişti. Türk polisinin kendisini Beyaz Rusların intikamına terk etmesinden korkuyordu. 1918-1920 yılları arasında 300.000 Beyaz Rus İstanbul’a kaçmış, büyük kısmı başka ülkelere gitmişti. Troçki şehre vardığında İstanbul’da 3.000-4.000 Beyaz Rus vardı.
  • Troçki’nin yurtdışındaki ilk sürgün yeri İstanbul olur.
  • Troçki, eşi ve oğlu Lev Sedov’a TC vizesi verildi. Aile, Ocak 1929’da iki muhafızla, bavullarla birlikte 12 sandıkla İstanbul’a vardı. Sandıklardaki kitaplara ve belgelere gümrükte dokunulmadı. Troçki’nin cebinde, Stalin’in talimatı ile verilmiş 1500 ABD doları vardı. 1929 yılında Troçki de Stalin de 50 yaşına basmışlardı. İkisi de 1879 yılında doğmuştu.
  • Troçki İstanbul’a geldikten sonra 50 Beyaz Rus sınır dışı edildi. Bunlar gemi ile Marsilya’ya gönderildiler.
  • Basın yasağı kondu; Troçki’nin resminin çekilmesi, kaldığı yerler hakkında bilgi verilmesi yasaklandı.
  • Troçki’nin korunmasına büyük bir ekip ayrıldı, polis kadrosu takviye edildi.
  • İngiltere, Troçki’ye Türkiye’nin sığınma hakkı vermiş olmasından hiç memnun olmadı.
  • İstanbul’a varınca Mustafa Kemal’e, kendi rızası ile gelmediğini, koruma istemediğini, ülkesinden en kısa sürede ayrılmak istediğini bildiren bir not gönderir.
  • İstanbul’da uzun süre Rus konsolosluğunda kalır. Sonra Tokatlıyan Oteli’ne geçer. Bir müddet sonra şehirde kendisini daha rahat hisseder ve İstanbul içinde gezilere çıkmaya başlar.
  • Nükseden sıtma hastalığı Fransız Hastanesi’nde tedavi edilir. Mide sancılarından sık sık şikayet eden Troçki, Türkiye’de, Fransa’da, Norveç’te, Meksika’da tedavi görmüştür.
  • Tokatlıyan Oteli’nden ayrıldıktan sonra Şişli’de Bomonti semtinde İzzetpaşa Konağı’na taşınmıştı. Daha sonra bu köşk yıkılarak yerine apartman yapılmış, günümüze ulaşmamıştır.
Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar. Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir. Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu. Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar.
Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir.
Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu.
Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 29 gün sonra birçok şeyi kolaylaştıracak yeni bir adres belirlendi. Troçki, Büyükada’da yine İzzet Paşa’ya ait Nizam Caddesi’ndeki yalıya taşındı. Köşkte çok pencere bulunmasından şikayetçi oldu, bazıları kapatıldı. Köşk, Büyükada’da 19. yüzyıl sonlarında Galata bankerlerinden biri olan İlyasko tarafından yaptırılmış; II. Abdülhamit tarafından yakınlarından biri olan, katibi Arap İzzet Paşa’ya 1908’de Meşrutiyet ilan edilince sürgün yeri olarak tahsis edilmiştir. Ortaçağ İtalyan saraylarını andıran, üç katlı, bahçeli, yarı ahşap, tavanlarının tamamı yağlıboya tablolarla kaplı bu köşk, 1978 yılında yıkılarak yerine aynı cephe düzeninde betonarme bir bina yapılmıştır. Ünlü Çinli Lider Lin Çe ve Fransız Komünist Partisi’nin 1924-25 yıllarındaki şefi Albert Treint de Troçki’yi burada ziyaret etmiştir.
  • Troçki’nin Büyükada’ya taşınması ile birlikte dünyanın dört bir yanından buraya akın başlamıştı.
  • Troçki, İstanbul’dan da Rusya’da sol muhalefetin ortadan kaldırılmasını önlemeye çalıştı. İstanbul’dan dünyanın dört bir tarafındaki Bolşeviklerle temas kurdu; dışardan gelen genç Bolşevikler eğitilerek Troçkist fikirleri yaymak için yurtlarına geri gönderildi. Yabancı ajanslardan gelen makale tekliflerini kabul ederek hem para kazandı hem de dünyada sesini duyurmaya devam etti. Troçkistlerden maddi yardım gördü.
  • 1929 yılında İngiltere’de seçimleri İşçi Partisi kazanınca Troçki tekrar vize başvurusu yaptı. Tedavi konusu da yine gündeme geldi. Churchill, Troçki’nin kabulünün aleyhinde, H. G. Wells ve Bernard Shaw ise lehinde uğraşanlar arasındaydı. Shaw, Mustafa Kemal Paşa’nın davranışı ile İşçi Partisi başbakanı Mac Donald’ın davranışı arasındaki tezadı belirtiyor ve “bir Türk hükümetinin bir İngiliz hükümetine verdiği liberalizm dersinin” kolay kolay unulacak bir hareket olmadığını belirtiyordu.
  • İzzetpaşa Köşkü, her biri birkaç lisan bilen Paris’ten, Berlin’den gelmiş katiplerle dolup taşıyordu. Köşkte, Troçki dahil herkes silahlıydı. Büyükada iskelesi devamlı kontrol altında tutuluyordu.
  • 1930’da Troçki Türkiye’ye geldiğinden beri ilk defa, kendisine karşı bir suikast hazırlandığına dair rapor alınmıştı. Prag’da mülteci Rusların İstanbul’a bir fedai göndererek Troçki’yi öldürme planları yaptıkları bilgisi gizli servise ulaşmıştı. Tedbirler alındı, bir vukuat olmadı. 30 yıl sonra ABD’de Stalin ajanı olarak tevkif edilen kişi, 1930-32 yıllarında İstanbul’da Stalin’in ajanı olarak Troçki’nin evinde casusluk yaptığını, onun hareketlerini rapor ettiğini itiraf edecekti.
  • 1930 yılının sonlarına doğru Troçki’nin ilk eşinden Sibirya’da doğmuş ikisi de verem olan kızlarından Nina’nın ölüm haberi geldi. Diğer kızı Zina ise iki çocuğundan birini alarak Büyükada’ya babasının yanına geldi. Stalin çocuklarından birini Rusya’da bırakmasını şart koşmuştu.
  • 1930 yılında sabık Afganistan Kralı Amanullah Han’ın Büyükada’ya geldiğine dair bilgiler de vardır.
  • Büyükada’da Troçki’nin yanında olan oğlu Lev Sedov, 1931 yılında göz ameliyatı geçireceğini öne sürerek vize alıp Almanya’ya gider, 1933 yılına kadar orada kalır, Hitler’in iktidara gelmesi üzerine Paris’e kaçar. 1938 yılında Paris’te ölür. Hastane raporuna göre, geçirdiği ameliyattan sonra yataktan kalkıp düşmüş, başını vurarak ölmüştür. 1958 yılında Lev Sedov’un Stalin’in ajanları tarafından öldürüldüğü itirafı yapılmıştır.

 

Özbekistan Gezisi 42 Semerkand 3 Gur Emir

Gur Emir, Timur’un türbesidir. Timur, soyundan kişiler ve hocalarıyla buraya defnedilmiş. Başlangıçta Timur’un 1402’de ölen torunu Muhammed Sultan için tasarlanmış. Taçkapı dört eyvanlı, kare bir avluya açılıyor. Türbenin çevresinde bir medrese, bir hankah ve birçok hücre bulunuyor. Girişteki taçkapının mozaikleri Timur’un torunu Uluğ Bey zamanında yapılmıştır. Mozaikler Muhammed bin Mahmud el-İsfehani imzalıdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gur Emir, Timur’un türbesidir. Timur, soyundan kişiler ve hocalarıyla buraya defnedilmiş.
Başlangıçta Timur’un 1402’de ölen torunu Muhammed Sultan için tasarlanmış. Taçkapı dört eyvanlı, kare bir avluya açılıyor. Türbenin çevresinde bir medrese, bir hankah ve birçok hücre bulunuyor.
Girişteki taçkapının mozaikleri Timur’un torunu Uluğ Bey zamanında yapılmıştır. Mozaikler Muhammed bin Mahmud el-İsfehani imzalıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türbenin bahçesinde korunmakta olan bu mermerin Timur’un tahtı olma ihtimali var. Ama Şeybaniler’in bunu taht olarak kullandıkları kesinmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türbenin bahçesinde korunmakta olan bu mermerin Timur’un tahtı olma ihtimali var. Ama Şeybaniler’in bunu taht olarak kullandıkları kesinmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sekizgen türbenin üstü yiv bezemeli, soğan biçimli, yüksekliği 34 metreyi geçen, ikiz kubbe ile örtülüdür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sekizgen türbenin üstü yiv bezemeli, soğan biçimli, yüksekliği 34 metreyi geçen, ikiz kubbe ile örtülüdür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İç duvarların üstündeki somaki kaplamalar insan boyu yüksekliğindedir. Duvarların üst kısmı, kemerler ve kubbe lacivertle altın rengi karışımına boyanmıştır. Boyalı, lake papier maché kenar süsleri yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İç duvarların üstündeki somaki kaplamalar insan boyu yüksekliğindedir. Duvarların üst kısmı, kemerler ve kubbe lacivertle altın rengi karışımına boyanmıştır. Boyalı, lake papier maché kenar süsleri yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Koyu renkli yeşim taşından yapılma sanduka Timur’a; pencereye doğru önündeki sanduka ise hocası, kendisinden bir yıl önce ölen Mir Said Baraka’ ya aittir. Timur hocasının ayak ucunda yatmaktadır. Timur ile aynı hizada, beyaz, ince uzun, yanı boş sanduka ise Uluğ Bey’e aittir. Sandukaları, kaymak taşından bir parmaklık çevreler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Koyu renkli yeşim taşından yapılma sanduka Timur’a; pencereye doğru önündeki sanduka ise hocası, kendisinden bir yıl önce ölen Mir Said Baraka’ ya aittir. Timur hocasının ayak ucunda yatmaktadır.
Timur ile aynı hizada, beyaz, ince uzun, yanı boş sanduka ise Uluğ Bey’e aittir. Sandukaları, kaymak taşından bir parmaklık çevreler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kripto. Gur Emir’de lahitlerin bulunduğu mozole salonu altın yaldızlı, nakışlı, çinili. Alt kattaki asıl kabir odası ise basık tavanlı, rutubetli bir yer ve tek bir çıplak ampulle aydınlatılıyor. Fotoğrafın merkezindeki Timur’un mezarıdır. Sovyet antropolog Mihail Gerasimov 1941 yılında Timur’un kabrini açmaya geldiğinde bir yazıtla karşılaşmış. Yazıtta: “Her kim benim mezarımı açacak olursa benden daha beter bir düşman bulacak” deniyormuş. Nitekim ertesi gün Hitler SSCB’ye saldırmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kripto. Gur Emir’de lahitlerin bulunduğu mozole salonu altın yaldızlı, nakışlı, çinili. Alt kattaki asıl kabir odası ise basık tavanlı, rutubetli bir yer ve tek bir çıplak ampulle aydınlatılıyor.
Fotoğrafın merkezindeki Timur’un mezarıdır.
Sovyet antropolog Mihail Gerasimov 1941 yılında Timur’un kabrini açmaya geldiğinde bir yazıtla karşılaşmış. Yazıtta: “Her kim benim mezarımı açacak olursa benden daha beter bir düşman bulacak” deniyormuş. Nitekim ertesi gün Hitler SSCB’ye saldırmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yaşam ve Yazgı’da Rus Yazarlar

Vasili Grossman (1905-1964), Yaşam ve Yazgı adlı üç ciltlik eserinde (bitişi 1960, ilk basımı 1980 yılında İsviçre’de) Rus yazarlarını kendi açısından değerlendiriyor.

  • Rusya Sosyal-Demokratik siyasetini başlatanlardan, Rus devrimci ve Marksist teorisyen Georgi Valentinovich Plekhanov’a (1856-1918) göre: “Gorki tarafından yaratılan “ana” tipi bir ikonadır, işçi sınıfının ise ikonalara gereksinimi yoktur.”
  • Tolstoy, idamlar konusunda, “Suskun kalamam!” demişti. Oysa bizler 1937’de binlerce suçsuz insan idam edildiğinde sustuk.
  • Tolstoy, edebiyatın insanlar için gerekli olup olmadığı, yazdığı kitapların insanlara gerekip gerekmediği konusunda kuşku duyuyor, üzülüyordu.
Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

  • Dahi Dostoyevski, Rus müteahhidin, kölelik yanlısının ve fabrikatörün acımasız gözlerini görmesi gereken yerlerde Yahudi tefeciyi görmüştür.
  • Yayınevleri Dostoyevski’nin kitaplarını yeniden basmıyor.
  • Çünkü Dostoyevski gericidir.
  • Doğru, Ecinniler’i yazmaması gerekirdi.
  • Daha çok Bir Yazarın Günlüğü’nü yazmamalıydı.
  • Stalin, boşuna Mayakovski’ye en iyi ve en yetenekli demedi. Mayakovski, duygularını ifade ederken devlet düzeninin ta kendisidir. Dostoveyski ise kendi devleti içinde bile insanlğın ta kendisidir.
  • Tolstoy hem radyoda, hem okuma gecelerinde okunuyor, hem yayımlanıyor, hem de liderler alıntı yapıyor yapıtlarından.
Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

  • Çehov’u geçmiş dönem de bizim dönem de tanıyor. Çehov, bizim bilincimize koskoca Rusya’yı, onun bütün sınıflarını, bütün katmanlarını, bütün çağlarını soktu. O, milyonları demokrat olarak soktu bilincimize. Ondan önce hiç kimsenin, hatta Tolstoy’un bile söylemediği şeyi söyledi: Hepimiz her şeyden önce insanız. İnsanlar insan oldukları için eşittirler. Çehov, Rusya’ya özgü, gerçek ve iyiliklerle dolu demokrasinin, Rus insanının onurunun, Rus özgürlüğünün bayrağını taşıyandır.
  • Kötülüğe kötülükle karşı koymamayı öğütleyen Tolstoy bile hoşgörüsüzdür. İnsandan değil, Tanrı’dan yola çıkar. Onun için iyiliği pekiştiren bir düşüncenin galip gelmesi önemlidir.
  • Çehov, insandan başlayalım, her kim olursa olsun insana karşı iyi ve dikkatli olalım, insana saygı, sevgi ve merhamet göstereceğimiz bir yerden başlayalım, bu olmazsa hiçbir şey yapamayız, demişti. Çehov’un dediklerinin özünü devlet anlamıyor, bu yüzden ona katlanamıyor.
  • Dostoyevski için Rusya’da tüm insanlar aynı değildir. Hitler, Tolstoy’a alçak demiştir, ama söylendiğine göre Hitler’in çalışma odasında Dostoyevski’nin portresi aslıdır. Dostoyevski’nin Polonyalılara, Yahudilere nefretini bağışlamıyorum.
  • Tolstoy, Hacı Murat’ı, Kazaklar’ı, Kafkas Tutsağı’nı yazmıştır. Bunların hepsini Litvanyalı Dostoyevski’den daha fazla Rus olan bir Rus kontu yazmıştır. Tatarlar yaşadıkları sürece Tolstoy için Allah’a dua edecekler.

 

Kitaptan derlediğim bu alıntıları paylaşmak istedim.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 2. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.

 

Çağdaş Sanata Varış 55 | Avangard 2

AVANGARD 2

  • Alman edebiyat kuramcısı Peter Bürger, 1974 yılında avangard terimini toplumsal, ekonomik, politik, ahlaki, felsefi ve kültürel koşullar gibi gündelik hayata dair meselelerle ilgilenen ve geleneksel olmayan materyalleri kullanan sanatı anlatmak için kullanmıştır.
  •  Peter Bürger, 1848 yılını Modernizm’in ve Avangard’ın miladı gibi görmez. Sanatın özerkleşmesinin 18. yüzyılda, sanatın önce sarayın ve kilisenin himayesine, sonra da piyasaya ve kitle kültürüne direnmesiyle başgösterdiğini savunur. Özerkleşmenin 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında estetizm ve Sembolizm ile zirveye ulaştığını, içeriğinin biçimi olduğunu öne sürer. Sanatın formlarıyla ve kurumlarıyla artık toplumu ve hayatı değil, kendisini temsil ettiğini savunur. Bürger’in kuramına göre Avangard, sanatın kurumlaşmaya karşı bir saldırısıdır. Gerçek dünyaya müdahale etmek, hayatın devrimlere açık hale getirilmesi hedeflenir, estetik haz nesneleri üretmek değil. Sorun, sanatın toplumsal faydası (Realizm) ya da bunun reddi (Estetizm) veya sanatın angaje/özerk olması değil, sanatın kendisidir. Avangard’ın hedefi sanat kurumunu yok etmektir. Bürger Modernizm ile Avangard’ın birliğini bozar. Çünkü Avangard Modernizm’in öngördüğü özerkleşme/kurumlaşma çizgisine meydan okur.
  • Bürger, Frankfurt Okulu geleneğine bağlıdır. 1923 yılında kurulmuş Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün hem kapitalizme hem de Sovyet sosyalizmine eleştiriler yönelterek, yeni bir eleştirel toplum teorisi ortaya koymayı amaçlayan düşünce akımı Frankfurt Okulu olarak ifade edilir.
  • Bürger, 1974 yılında yayımlanan Avangard Kuramı adlı kitabında, Avangard’ın modern sanattan farklı olduğunu savunuyor; iki dünya savaşı arasındaki avangard sanata “Tarihsel Avangard” adını veriyor ve bu dönemi, gelenekleri var eden toplumun bir eleştirisi olarak sesini yeterince duyuramadığı; özgürlük peşindeki işleri sanat yönetimlerinin emrine girdiği  için, başarısız buluyor. Bürger, Savaş sonrası dışavurumu “Neo Avangard” olarak adlandırıyor. 1950’ler ve 1960’ların enstalasyon, happeningler, doğaçlama sanat olayları, performans ve kavramsal sanat gibi yenilikçi sanat pratiklerini tanımlamak için Neo Avangard terimini kullanır. Çağdaş Sanat da Neo Avangard’dan etkilenmiştir.
  • Neo Avangard, ortama özgülük ve biçimin içerik üzerindeki hakimiyeti gibi Modernist fikirlere karşı çıkmıştır.

 

  • ABD’de Enternasyonel Modernizm’in piri Clement Greenberg’dir (1909-1994). Greenberg’in tüm beklentilerine cevap veren Soyut Ekspresyonizm’dir. Greenberg’in teorik stratejileri, New York galerileri  ve Modern Sanat Müzesi tarafından kurumlaştırılması sayesinde Soyut Ekspresyonizm, İkinci Dünya Savaşı ertesinde ABD’nin Avrupa’ya yaptığı kültürel çıkarmanın ve Soğuk Savaş dönemi kültürel politikalarının etkili bir silahı haline gelir.
  • Parizyen Avangard’ı yürürlükten kaldıran Greenberg, New York’u dünya kültürünün merkezine yerleştirir. Enternasyonel Modernizm sanat tarihindeki Avrupa egemenliğine son vermiştir. ( Burada bize göre iki saptama yapmak gerekiyor: Birincisi, Savaş ABD sayesinde kazanılmıştır ve ABD politik olarak liderdir. İkincisi ise sanat dünyasındaki egemenliğini, böyle bir şeyi kabul etsek bile, yine Hitler ve Stalin Avrupası’dan ABD’ye kaçan sanatçılar sayesinde gerçekleştirmiştir.) New York 1940’larda Modernizm’i ve Avangard’ı himayesine alır. Soyut Ekspresyonizm, Greenberg Modernizm’i, 1960’larda Pop Art ve Postmodernizm Avangard işlemi görür.
  • 1940-1985 arasında ABD’de sanatçı sayısı kat kat artar, sanat hızla akademikleşir. Dev bir müze ve galeri ağı kurulur, müzayede sistemi etkinleşir. Fiyatlar tırmanır, koleksiyonerler çoğalır, kişisel koleksiyonlara işletmelerin koleksiyonları eklenir, sponsorluk gibi özel himaye sistemleri gelişir. Sanat en ayrıcalıklı tanıtım mecraı haline gelir, sanat medyası gelişir, medya dünyasında sanata ait bölge genişler.
  • Avangard’ın ABD’deki üçüncü döneminde ne burjuvaziye, ne 1848 öncesindeki gibi topluma, ne de 1920’lerdeki gibi sanata başkaldırıdan eser görülür. Avangard artık anarşist, asi, hayalperest değildir. Sanatla sanat yönetimi birbirine karışır. Sanatçılar kurumların sorumluları olurlar, akademik mevkilere gelirler.
  • ABD’de 1950-1980 arasında 2500 yeni müze açılır. Yani haftada bir müzeden fazla. Bu müze patlaması sırasında Avangard işler koleksiyonların gözdeleri olur. Bir görüşe göre ‘yüksek kültür’ Avangard’ı müzeleştirip modern sanat tarihine eklemlerken, ‘aşağı’ kitle kültürü de Avangard stratejileri kendine mal eder. Aykırılık sıradanlaşır. Yürürlükteki kültürel politikalar yüksek/aşağı/seçkin/popüler sanatın harmanlanmasına dönüşür. Baudrillard’a göre herşey estetikleşmiş, güzel-çirkin, doğru-yanlış, iyi-kötü arasında ayrım yapabilme imkanı kalmamıştır. Bir eleştirmen, sanatın gösteri dünyasına yaklaştığını yazar. Sanatçının izleyicisi artık kalabalıklardır.
  • 1950’ler ve 1960’ların Neo Avangard’ı içindeki Sitüasyonist Enternasyonel (SE), kapitalizmin ve tüketim kültürünün bir eleştirisi olmayı amaçlayan birçok yenilikçi ve deneysel uygulama formunu geliştiren sanatçı grubuna verilen addır. Bu sanatçı grubu, sanat dünyasının metalaştırmakta ve satmakta güçlük çekeceği türden sanat formlarını desteklemiştir. İki araç özellikle tercih edilmiştir: Bir kentsel alana yapılan turistik ziyaret ve mevcut sanatsal yapıların yeniden kullanımı veya adaptasyonu.
  • 1960’larda Greenberg’in formalizmine (şekilciliğine, kurallara tabi tutmasına…) karşı çıkan Pop Art önce Avangardist bir yaklaşım olarak algılanır. Andy Warhol’un işleri önce sanatın tüketim kültürüne kaymasının protestosu, bir kapitalizm eleştirisi olarak karşılanır. Ama sonradan, aynı türden işlerin sürekli tekrar edilmesi Warhol’un alıntıladığı metaları ikonlaştırması olarak yorumlanır.
  • Avangard ruhu, Fransa’da alevlenen isyanlarla 1968’de yeniden canlanır. 1968’lerin karşı-kültüründe SE’nin, Dadacıların, Sürrealistlerin, Fütüristlerin, kısacası Avangard’ın en isyankar temsilcilerinin işleri büyük ilgi görür. 1970’lerde Londra, Paris, Berlin, Chicago ve New York’ta avangard sergileri açılır. Londra tiyatroları bir ‘Brecht dönemi’ne girer.

 

Lady Gaga, Venüs. www.numberone.com.tr

Lady Gaga, Venüs.
www.numberone.com.tr

  • Pop Art’tan türeyen Postmodern Avangard veya Neo Ekspreyonizm sanat tarihini de salt imgelere indirger ve keyfince harmanlar.
  • Bazı eleştirmenler sanatın ve hayatın, Avangard’ın değil, kültür endüstrisinin koşullarında, yeniden kavuştuğunu, ama bunu Fütürizm’in veya Sürrealizm’in değil, kapitalizmin başardığını düşünür.
  • Avangard radikal retorikte sürmektedir.
  • Avangard’ın sürekliliğine inananların düşüncesinde Pop, Op, Fluxus, Kavramsal Sanat, Minimalizm Neo Avangard’dır. Pop Art’ın, reklam estetiğini yeniden üreterek Amerikan tüketim kültürüne yaptığı referans Duchamp’ın hazır-nesne fikrinin tekrarı olarak yorumlanır.
  • Avangard  hem umut hem tehdittir.