Etiket arşivi: Hitler

Şiddet 38| Batı’da Kadının Konumu 3

  • Hitler’in gözünde ideal kadın, sevimli, yumuşak, tatlı ve aptaldır. Onun yakın ilişkide olduğu altı kadından beşi intihar etmişti. Onun gözetimindeki kuzeni de kendisini tabancayla vurmuştu.
  • Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi,1921 yılında yapılan ilk kongresinde oybirliği ile kadınların parti yönetiminde yer almasını yasaklamıştı. Parti kadınları daha sonraki yıllarda da kamu görevlerinden tümüyle uzaklaştırmayı hedefleyecekti. Onlar için kadın, üç K’dan ibaretti: Çocuk, mutfak ve kilise. Asker üretme aracı yerine konmak kadınları ürkütmemiş olmalı ki, partiye destek oldular, ari kadının ve ari annenin idealini oluşturdular. Alman kadınına değersiz bir ırk ile ilişki içinde olmak yasa yoluyla yasaklandı. Partinin görüşüne göre, gerçek bir Alman kadını ruju, yüksek topuklu ayakkabıyı ve ojeyi reddedip, erkekler gibi sistematik değil, duygusal düşünmeliydi. 1938 yılından itibaren kadının çocuk yapmayı reddetmesi boşanma sebebi olarak tanındı ve kürtaj yasaklandı, doğuranlara onur nişanı verildi.
Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926. Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz. Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı. Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti. Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti. Fotoğraf: en.wikipedia.org

Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926.
Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz.
Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı.
Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti.
Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti.
Fotoğraf: en.wikipedia.org

  • 19. yüzyılda sosyalistler kadın haklarını desteklediler. Friedrich Engels (1820-1895) kadının özgürleşmesinin ön koşulu olarak kamusal alana katılmasını talep etti.
  • Lenin (1870-1924), iktidara gelir gelmez kadınlara ve erkeklere sınırsız eşit haklar tanıyan yasaları çıkarttı. SSCB, 1920’de kürtajı yasallaştıran ilk modern ülke oldu. Makyaj yapmak, kadını burjuvaziye özgü bir aşağılama aracı olarak görüldü. Stalin döneminde, 1936’da kürtaj yeniden yasaklandı.
  • Farklı rejimler (ABD, Çin, SSCB ), farklı hedefler uğruna, kadınların kendi bedeni üzerinde egemen olma, kendi yaşamını biçimlendirme hakkını elinden almaya çalışarak kadınları aşağılamıştır.
  • Kilise için kötü ve sapkın bir eğilim olan doğurganlığın programlanması, siyasi olarak ırka karşı cinayet olarak algılandı.
  • SSCB’de ve diğer sosyalist ülkelerde Stalin’in ölümünden sonra 1955’te; İngiltere’de 1967’de, ABD’de 1973’de, Fransa’da 1974’te, İtalya’da 1978’de, 1983 yılında Türkiye’de kürtaj yasal hale geldi. Türkiye’deki yasaya göre, hamileliğin ilk on haftasında kürtajın yasal zeminde yapılabilmesinin önü açılıp tıbbi zorunluluk olması halinde on hafta sonrasında bile yapılabilmesi sağlandı.
Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu. Fotoğraf: gravitas magazine

Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu.
Fotoğraf: gravitas magazine

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.

 

Bertolt Brecht / Üç Kuruşluk Opera / Epik Tiyatro

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera. İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera.
İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Jonathan Swift’in Londra’da hapishanedeki hayat kadınları ve hırsızların yaşamlarını bir operayla  anlatmayı düşünmesi ile orijinal fikri ortaya çıkan, janrı hicivli opera olan Dilenci Operası/The Beggar’s Opera (1728), 20. yüzyılda Üç Kuruşluk Opera’nın çıkış noktası oldu.
  • Dilenci Operası, İtalyan operasına olan düşkünlüğü, iktidardaki İngiliz politikacıları hicvederken, idareci sınıf ile hırsız, hayat kadını gibi kişilerin benzer şekillerde halkı soyup sömürmelerini sahneliyordu.
  • Üç Kuruşluk Opera adlı müzikal tiyatro oyununun büyük kazanımlarından biri olan müziği, Kurt Julian Weill’e (1900-1950) aittir. Weill, daha önce librettosunu  John Gay‘in yazmış olduğu Dilenciler Operası üzerine Bertolt Brecht ile beraber çalışmış ve bu eserdeki olaylar dizisini koruyarak Brecht’in sözleriyle Üç Kuruşluk Opera için yeni besteler yapmıştır.
  • Gecede Trampet Sesleri ile ünlü olmuş, bu oyunu ile Kleist Ödülü’nü kazanmış olan Bertolt Brecht’e (1898-1956) Üç Kuruşluk Opera (1928) da büyük ün kazandırmıştır.
  • Brecht’in eserleri Naziler tarafından önce yasaklanmış, sonra yakılmış; Savaş sırasında sürgünde yaşamış; Savaş sonrası Batı’ya giriş izni alamadığı için Doğu Berlin’e yerleşmişti. Dünya onu hep Doğu Almanya’nın sözcüsü gibi gördü.
  • Doğu Berlin’de eşi oyuncu Helene Weigel ile birlikte Berliner Ensemble’ı kurdu (1949). Berliner Ensemble, Brecht’in ününe ün kattı.
Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Brecht, kendisi de burjuva olmasına rağmen burjuva yaşantısına tepkili; anti militarist; anti faşist (Hitler’e Badanacı der); şiirlerinde önceleri daha yumuşak ve kişisel, sonra toplumsal ve politik, tiyatro eserlerinde daha didaktik; eski Alman masallarında olduğu gibi kendi eserlerinde de tekrarı seven; karşıtlıkları çok güzel kullanan (“Kutsal ülke! Mutlulukla dolu! Ölülerle dolu!”, Almanya, Solgun, Sarışın) ; efsaneleri ve başkaldıran küçük adamı seven; çirkinlikleri açıklamak için de şairlere ihtiyaç olduğunu düşünen biriydi. Dine değil, din adamlarına karşıydı.
  • Onu, ideolojik sertliği açısından eleştirenler bile Brecht’ten sonra tiyatronun aynı kalmadığını kabul ederler.
  • Dramatik tiyatroda heyecan vardır, dramlar hissedilerek duygulanılır, yürekler hoplar, tiyatro karakterleri ile özdeşleşilir. Amaç, arınmadır.
  • Brecht’in epik tiyatrosunda seyirci karakterler ile özdeşleşmemelidir. İzleyici karakterler ile özdeşleşirse eleştiri yapamaz, eyleme geçemez. Amaç, düşündürmektir.
  • Dramatik: Ben de bunu hissettim.
    Epik: Bunu hiç düşünmemiştim.
  • Dramatik: Ben böyleyim işte.
    Epik: Böyle olmamalıyım.
  • Dramatik: Bu çok doğal.
    Epik: Bu çok dikkat çekici.
  • Dramatik: Bu, her zaman böyledir.
    Epik: Bu bir son bulmalı.
  • Dramatik: Bu acı beni sarsıyor, çıkış yolu yok.
    Epik: Bu acı beni sarsıyor, elbette çıkış yolu var.
  • Dramatik: Bu büyük sanat, her şey doğal.
    Epik: Bu büyük sanat, hiçbir şey doğal değil. (“Sabahın kokusu bile sabaha benzemiyor.” Kafkas Tebeşir Dairesi, Ön Oyun)
  • Dramatik: Ağlayan ile ağlıyor, gülen ile gülüyorum.
    Epik: Ağlayanla gülüyor, gülenle ağlıyorum.
  • Epik tiyatroda dekor çok sadedir, seyirciyi içine almaz.
  • Epik tiyatroda tüm ögeler eşit öneme sahiptir.
  • Dramatik tiyatro için maskeden, epik tiyatroda ozandan bahsedebiliriz.
  • Ozan-şarkıcı kabare türüdür. Hem güldüren hem üzen, düşünmeye zorlayan kabare Almanlarda güçlüdür.
  • Brecht’e göre, inanılan şey değil, bilinen şey önemliydi. İnsanlar çok şeye inanıyordu, ama pek az şey biliyordu. (Deney, Öykü, Varlık Yayınları)
Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Troçki’nin Sürgün Evleri 2

  • Stalin Troçki’yi yurtdışına sürgüne yollamaya karar verdiği zaman, dünyada Troçki’ye vize verecek tek bir devlet çıkmamıştır. Batı, işçi sınıfının ayaklandırılmasına göz yumamazdı. Stalin bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ne başvurmuş, onun siyasi mülteci olarak kabulünü istemiştir. Stalin’in bu talep için Troçki’nin sağlık durumunu öne sürdüğü söylenir.
  • O günlerde Türkiye, petrol, gaz, mazot ihtiyacının büyük kısmını Rusya’dan ithal etmekteydi.
  • Sovyet sefiri çağırılarak Mustafa Kemal’in Troçki’yi kabul için şart koştuğu dört madde iletilmişti.
    *Troçki tam bir siyasi mülteci muamelesi görecektir. Bunun dışında Sovyet hükümetinin herhangi bir özel muamele isteği mevzubahis olamaz.
    *Troçki, başka bir memleketten vize temin ettiği takdirde, o memlekete gitmekte serbest olacaktır.
    *Troçki, Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteremeyecek, neşriyat yapamayacaktır. Fakat Türkiye’de istediğini yazabilir, yazılarını Türkiye dışına yollayabilir ve oralarda bunları bastırabilir. (Zaten o sırada İstanbul’da yazıların Rusça dizilmesine de imkan yoktu. Yazıları Paris’e yollanıyordu.)
    *Troçki’yi TC’de öldürmek için Sovyetler tarafından herhangi bir teşebbüs yapılmayacağına dair kati teminat verilecektir.

Sovyet sefiri, şartları Moskova’ya duyurdu; yazılı herhangi bir anlaşma yapılmadı, şifahi sözleşme ile yetinilmişti.

  • Troçki’nin İstiklal Savaşı sırasında Türkiye’ye yardımları dokunmuş, Sovyet harbiye komiseri olarak silah sevkinde rol oynamıştı.
  • Troçki, Türkiye’ye gitmek istemediğini kati bir dille bildirmişti. Türk polisinin kendisini Beyaz Rusların intikamına terk etmesinden korkuyordu. 1918-1920 yılları arasında 300.000 Beyaz Rus İstanbul’a kaçmış, büyük kısmı başka ülkelere gitmişti. Troçki şehre vardığında İstanbul’da 3.000-4.000 Beyaz Rus vardı.
  • Troçki’nin yurtdışındaki ilk sürgün yeri İstanbul olur.
  • Troçki, eşi ve oğlu Lev Sedov’a TC vizesi verildi. Aile, Ocak 1929’da iki muhafızla, bavullarla birlikte 12 sandıkla İstanbul’a vardı. Sandıklardaki kitaplara ve belgelere gümrükte dokunulmadı. Troçki’nin cebinde, Stalin’in talimatı ile verilmiş 1500 ABD doları vardı. 1929 yılında Troçki de Stalin de 50 yaşına basmışlardı. İkisi de 1879 yılında doğmuştu.
  • Troçki İstanbul’a geldikten sonra 50 Beyaz Rus sınır dışı edildi. Bunlar gemi ile Marsilya’ya gönderildiler.
  • Basın yasağı kondu; Troçki’nin resminin çekilmesi, kaldığı yerler hakkında bilgi verilmesi yasaklandı.
  • Troçki’nin korunmasına büyük bir ekip ayrıldı, polis kadrosu takviye edildi.
  • İngiltere, Troçki’ye Türkiye’nin sığınma hakkı vermiş olmasından hiç memnun olmadı.
  • İstanbul’a varınca Mustafa Kemal’e, kendi rızası ile gelmediğini, koruma istemediğini, ülkesinden en kısa sürede ayrılmak istediğini bildiren bir not gönderir.
  • İstanbul’da uzun süre Rus konsolosluğunda kalır. Sonra Tokatlıyan Oteli’ne geçer. Bir müddet sonra şehirde kendisini daha rahat hisseder ve İstanbul içinde gezilere çıkmaya başlar.
  • Nükseden sıtma hastalığı Fransız Hastanesi’nde tedavi edilir. Mide sancılarından sık sık şikayet eden Troçki, Türkiye’de, Fransa’da, Norveç’te, Meksika’da tedavi görmüştür.
  • Tokatlıyan Oteli’nden ayrıldıktan sonra Şişli’de Bomonti semtinde İzzetpaşa Konağı’na taşınmıştı. Daha sonra bu köşk yıkılarak yerine apartman yapılmış, günümüze ulaşmamıştır.
Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar. Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir. Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu. Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki Büyükada’da özel dostluklar kurmuştur. Sivil polislerin bulduğu emniyetli Rum bir balıkçı olan Davulas Haralambos ile kayıkla denize açılır, levrekler ve ıstakozlar tutar.
Troçki, Rusya ve Türkiye’de bulunan balık türleriyle ilgili akademik yayınlar yapar. Büyükada’da gövdesinde çekiç, kuyruğunda orak figürü olan balık türüne rastlar. Üzerinde çalışmaya başlar. Stalin’in de aynı Troçki gibi balıklarla ilgili araştırmaları vardır. Orak çekiç balığı ile ilgili araştırmayı Stalin tamamlar ve balığa Lenin’e ithafen Sebastes Lenini adını verir.
Troçki, Sedef Adası’nın ıssız olduğunu öğrenince orada atış talimi yapmaya başlamıştı. İyi nişancıydı. Pantolonunun her iki cebinde de birer tabanca taşıyordu.
Troçki’nin Meksika’da kaldığı evde Büyükada’dan da bir anı vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 29 gün sonra birçok şeyi kolaylaştıracak yeni bir adres belirlendi. Troçki, Büyükada’da yine İzzet Paşa’ya ait Nizam Caddesi’ndeki yalıya taşındı. Köşkte çok pencere bulunmasından şikayetçi oldu, bazıları kapatıldı. Köşk, Büyükada’da 19. yüzyıl sonlarında Galata bankerlerinden biri olan İlyasko tarafından yaptırılmış; II. Abdülhamit tarafından yakınlarından biri olan, katibi Arap İzzet Paşa’ya 1908’de Meşrutiyet ilan edilince sürgün yeri olarak tahsis edilmiştir. Ortaçağ İtalyan saraylarını andıran, üç katlı, bahçeli, yarı ahşap, tavanlarının tamamı yağlıboya tablolarla kaplı bu köşk, 1978 yılında yıkılarak yerine aynı cephe düzeninde betonarme bir bina yapılmıştır. Ünlü Çinli Lider Lin Çe ve Fransız Komünist Partisi’nin 1924-25 yıllarındaki şefi Albert Treint de Troçki’yi burada ziyaret etmiştir.
  • Troçki’nin Büyükada’ya taşınması ile birlikte dünyanın dört bir yanından buraya akın başlamıştı.
  • Troçki, İstanbul’dan da Rusya’da sol muhalefetin ortadan kaldırılmasını önlemeye çalıştı. İstanbul’dan dünyanın dört bir tarafındaki Bolşeviklerle temas kurdu; dışardan gelen genç Bolşevikler eğitilerek Troçkist fikirleri yaymak için yurtlarına geri gönderildi. Yabancı ajanslardan gelen makale tekliflerini kabul ederek hem para kazandı hem de dünyada sesini duyurmaya devam etti. Troçkistlerden maddi yardım gördü.
  • 1929 yılında İngiltere’de seçimleri İşçi Partisi kazanınca Troçki tekrar vize başvurusu yaptı. Tedavi konusu da yine gündeme geldi. Churchill, Troçki’nin kabulünün aleyhinde, H. G. Wells ve Bernard Shaw ise lehinde uğraşanlar arasındaydı. Shaw, Mustafa Kemal Paşa’nın davranışı ile İşçi Partisi başbakanı Mac Donald’ın davranışı arasındaki tezadı belirtiyor ve “bir Türk hükümetinin bir İngiliz hükümetine verdiği liberalizm dersinin” kolay kolay unulacak bir hareket olmadığını belirtiyordu.
  • İzzetpaşa Köşkü, her biri birkaç lisan bilen Paris’ten, Berlin’den gelmiş katiplerle dolup taşıyordu. Köşkte, Troçki dahil herkes silahlıydı. Büyükada iskelesi devamlı kontrol altında tutuluyordu.
  • 1930’da Troçki Türkiye’ye geldiğinden beri ilk defa, kendisine karşı bir suikast hazırlandığına dair rapor alınmıştı. Prag’da mülteci Rusların İstanbul’a bir fedai göndererek Troçki’yi öldürme planları yaptıkları bilgisi gizli servise ulaşmıştı. Tedbirler alındı, bir vukuat olmadı. 30 yıl sonra ABD’de Stalin ajanı olarak tevkif edilen kişi, 1930-32 yıllarında İstanbul’da Stalin’in ajanı olarak Troçki’nin evinde casusluk yaptığını, onun hareketlerini rapor ettiğini itiraf edecekti.
  • 1930 yılının sonlarına doğru Troçki’nin ilk eşinden Sibirya’da doğmuş ikisi de verem olan kızlarından Nina’nın ölüm haberi geldi. Diğer kızı Zina ise iki çocuğundan birini alarak Büyükada’ya babasının yanına geldi. Stalin çocuklarından birini Rusya’da bırakmasını şart koşmuştu.
  • 1930 yılında sabık Afganistan Kralı Amanullah Han’ın Büyükada’ya geldiğine dair bilgiler de vardır.
  • Büyükada’da Troçki’nin yanında olan oğlu Lev Sedov, 1931 yılında göz ameliyatı geçireceğini öne sürerek vize alıp Almanya’ya gider, 1933 yılına kadar orada kalır, Hitler’in iktidara gelmesi üzerine Paris’e kaçar. 1938 yılında Paris’te ölür. Hastane raporuna göre, geçirdiği ameliyattan sonra yataktan kalkıp düşmüş, başını vurarak ölmüştür. 1958 yılında Lev Sedov’un Stalin’in ajanları tarafından öldürüldüğü itirafı yapılmıştır.

 

Özbekistan Gezisi 42 Semerkand 3 Gur Emir

Gur Emir, Timur’un türbesidir. Timur, soyundan kişiler ve hocalarıyla buraya defnedilmiş. Başlangıçta Timur’un 1402’de ölen torunu Muhammed Sultan için tasarlanmış. Taçkapı dört eyvanlı, kare bir avluya açılıyor. Türbenin çevresinde bir medrese, bir hankah ve birçok hücre bulunuyor. Girişteki taçkapının mozaikleri Timur’un torunu Uluğ Bey zamanında yapılmıştır. Mozaikler Muhammed bin Mahmud el-İsfehani imzalıdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gur Emir, Timur’un türbesidir. Timur, soyundan kişiler ve hocalarıyla buraya defnedilmiş.
Başlangıçta Timur’un 1402’de ölen torunu Muhammed Sultan için tasarlanmış. Taçkapı dört eyvanlı, kare bir avluya açılıyor. Türbenin çevresinde bir medrese, bir hankah ve birçok hücre bulunuyor.
Girişteki taçkapının mozaikleri Timur’un torunu Uluğ Bey zamanında yapılmıştır. Mozaikler Muhammed bin Mahmud el-İsfehani imzalıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türbenin bahçesinde korunmakta olan bu mermerin Timur’un tahtı olma ihtimali var. Ama Şeybaniler’in bunu taht olarak kullandıkları kesinmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türbenin bahçesinde korunmakta olan bu mermerin Timur’un tahtı olma ihtimali var. Ama Şeybaniler’in bunu taht olarak kullandıkları kesinmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sekizgen türbenin üstü yiv bezemeli, soğan biçimli, yüksekliği 34 metreyi geçen, ikiz kubbe ile örtülüdür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sekizgen türbenin üstü yiv bezemeli, soğan biçimli, yüksekliği 34 metreyi geçen, ikiz kubbe ile örtülüdür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İç duvarların üstündeki somaki kaplamalar insan boyu yüksekliğindedir. Duvarların üst kısmı, kemerler ve kubbe lacivertle altın rengi karışımına boyanmıştır. Boyalı, lake papier maché kenar süsleri yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İç duvarların üstündeki somaki kaplamalar insan boyu yüksekliğindedir. Duvarların üst kısmı, kemerler ve kubbe lacivertle altın rengi karışımına boyanmıştır. Boyalı, lake papier maché kenar süsleri yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Koyu renkli yeşim taşından yapılma sanduka Timur’a; pencereye doğru önündeki sanduka ise hocası, kendisinden bir yıl önce ölen Mir Said Baraka’ ya aittir. Timur hocasının ayak ucunda yatmaktadır. Timur ile aynı hizada, beyaz, ince uzun, yanı boş sanduka ise Uluğ Bey’e aittir. Sandukaları, kaymak taşından bir parmaklık çevreler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Koyu renkli yeşim taşından yapılma sanduka Timur’a; pencereye doğru önündeki sanduka ise hocası, kendisinden bir yıl önce ölen Mir Said Baraka’ ya aittir. Timur hocasının ayak ucunda yatmaktadır.
Timur ile aynı hizada, beyaz, ince uzun, yanı boş sanduka ise Uluğ Bey’e aittir. Sandukaları, kaymak taşından bir parmaklık çevreler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kripto. Gur Emir’de lahitlerin bulunduğu mozole salonu altın yaldızlı, nakışlı, çinili. Alt kattaki asıl kabir odası ise basık tavanlı, rutubetli bir yer ve tek bir çıplak ampulle aydınlatılıyor. Fotoğrafın merkezindeki Timur’un mezarıdır. Sovyet antropolog Mihail Gerasimov 1941 yılında Timur’un kabrini açmaya geldiğinde bir yazıtla karşılaşmış. Yazıtta: “Her kim benim mezarımı açacak olursa benden daha beter bir düşman bulacak” deniyormuş. Nitekim ertesi gün Hitler SSCB’ye saldırmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kripto. Gur Emir’de lahitlerin bulunduğu mozole salonu altın yaldızlı, nakışlı, çinili. Alt kattaki asıl kabir odası ise basık tavanlı, rutubetli bir yer ve tek bir çıplak ampulle aydınlatılıyor.
Fotoğrafın merkezindeki Timur’un mezarıdır.
Sovyet antropolog Mihail Gerasimov 1941 yılında Timur’un kabrini açmaya geldiğinde bir yazıtla karşılaşmış. Yazıtta: “Her kim benim mezarımı açacak olursa benden daha beter bir düşman bulacak” deniyormuş. Nitekim ertesi gün Hitler SSCB’ye saldırmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu