Etiket arşivi: Hitler

Milliyetçilik 4

  • 18. ve özellikle 19. yüzyıllarda, İngilizler kraliyet ailesinin Alman kökenli olmasına açıkça sinirlenmeye başladılar. Kraliyet ailesi Birinci Dünya Savaşı sırasında adını daha İngiliz bir isim olan Windsor olarak değiştirdi.
  • Ulusal dil görece yeni bir olgudur. Milli dilde konuşma ancak 19. yüzyılda, seçkinler arasında bir kendini tanımlama meselesi haline geldi. Özellikle Orta Avrupa’da dil, ulusal kimlik tartışmalarında merkezi bir rol oynamıştır. Sözlükler, dil bilgisi ve imla kılavuzları, 18. ve 19. yüzyıl İngiltere ve Amerika’sının ulusal sürecinin de önemli bir parçası olmuştur.
  • 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da yapılan eğitim reformu ile ortak bir Fransız tarihi ve standart bir Fransızca okullarda öğretilmeye başladı. Böylece ortak dil ve tarih, Katolik kimliğine eklendi. Protestanlar ulusal birlik adına katledilmiş veya sürgüne yollanmışlardı. “Fransız” olmak için diğer bütünleştirici faktörler, Fransızların, bütün kesimleriyle Devrim’e ve ardından Napolyon Savaşlarına katılımları olmuştur. Fransızların tek bir halk olarak oluşumları böyle gerçekleşmiştir.
  • Milliyetçilik, bir erkek ideolojisidir. Militarizmin ve geleneksel ataerkil kültürün benimsenmesi dolayısıyla cinsiyetçidir. Milliyetçi söylem, aynı zamanda ulusun geleceğini nüfus artışında görmesi itibarıyla, genellikle üremeye vurgu yapar. Sırp milliyetçilerinin, Bosna’dan istedikleri toprakları boşalttırmak için tecavüz suçunu bu denli çok işlemelerinin bir nedeni de budur.
İskoç ulusal kimliğinin çok temel bir sembolü olan kilt, İskoç ulusunun, çokuluslu Büyük Britanya hakimiyetine karşı verdiği direniş bağlamında icat ve ıslah edilmiştir. Yaygınlaşması 18. yüzyılın başlarına rastlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Edinburgh, 2001.

İskoç ulusal kimliğinin çok temel bir sembolü olan kilt, İskoç ulusunun, çokuluslu Büyük Britanya hakimiyetine karşı verdiği direniş bağlamında icat ve ıslah edilmiştir. Yaygınlaşması 18. yüzyılın başlarına rastlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Edinburgh, 2001.

  • İnsanları, ilksel bağlar üzerinden seferber eden liderler baştayken, ulusal ya da etnik kimlikler ırkçı düşünüşle birleşirse Hitler Almanya’sında, Burundi ve Ruanda’da olduğu gibi tehlike kapıda demektir. Ama ırkçı düşünüşün milliyetçilikle bir araya gelmesinden otomatik olarak soykırım çıkmaz. İmparatorluklar soykırıma yatkın değillerdi. Soykırım asıl büyük örneklerini, milliyetçi söyleme dayanan modern devletler yarattılar.
  • Romalılar için natio, yani ulus, aynı atalardan gelen, aynı karaktere sahip kişiler demekti.
  • Ulus kavramının, egemen bir varlık olarak kendisini Fransız Devrimi ile tesis ettiği düşünülür. Bastille baskını, az sayıda kişi tarafından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, halkın aktörlüğü fikrini simgeler. Fransızların vatandaşlığa ilişkin fikirleri, etnik olmaktan ziyade siyasi bir anlam taşıyordu. Bu sebeple Fransa modern ulus-devletin anası sayılır.
  • Amerikan İç Savaşı (1861-1865) Amerikan milliyetçiliğini Birleşik Devletler düzeyinde pekiştirmiştir.
  • Bismarck ile Hitler arasındaki dönem (1890-1933), koyu ve etnisiteye dayalı bir Alman milliyetçiliğine sahne olmuştur.
  • Milliyetçilik insanın sonradan ve emekle kazanılmış özellik ve imkanlarına değil, aksine doğal veya doğuştan edinilmiş sayabileceğimiz ırk, dil, din, gelenek, ülke doğası, tarih gibi boyutlarına vurgu yapar ve bunlara anlamlar yükler.

 

Popülizm 7

  • Dünyada otoriter popülist sağ ve sol akımlar güçleniyor, sandıklardan popülist liderler çıkıyor. Liberal demokrasilerin popüler tehdit altında olduğu düşünülüyor.
  • Durum, bir ölçüde 1918 sonrası Avrupa’sına benzetiliyor: Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkım, sefalet ve öfkenin karşısında demokratik partiler yetersiz bulunmuş, sağ otoriterlik yükselmişti. Bolşeviklere göre burjuva demokrasileri çürümüştü. Mussolini ve Hitler de “ayak takımının demokrasisi ”ne hücum ediyordu.
  • Samuel Huntington Medeniyetler Çatışması ile 1999’da ırk ve din çatışmalarını körükleyen aşırı sağ hareketlerin yükselişe geçeceğini haber verdi.
  • Popülist akımlar şimdi de gelir dağılımı bozukluğu, işsizlik, yabancı aleyhtarlığı, moral değerlerin kaybı gibi sorunları sömürüyor.
  • Ülkelerde doğan güvensizlik, sisteme karşı olan popülist partilerin güçlenmesi şeklinde kendisini ortaya koyuyor. Bu partiler, toplumdaki memnuniyetsizliği etkili popülist bir dil kullanarak kendilerine yönlendiriyorlar. 2008-2013 krizi, demagoglara malzeme sağladı, tepki oylarını alan popülist partilere oy yağdı. Siyasetin unuttuğu adamlara sahip çıktığını öne süren aşırı sağ popülist partilerin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, refah devleti değerlerine sırt çevirmesi seçmenin gözünde önem taşımadı veya gözünden kaçtı.
  • Yapılan son seçimlerde popülizm bayrağının yükselmesi, liberal değerlerin ön planda olduğu çoğulcu Avrupa ideallerinden uzaklaşma güçlenmiş gözüküyor. 2017 yılında Hollanda, Fransa ve Almanya seçimlerinde esen popülizm fırtınasına 2018’de İtalya’da yapılan seçimler de ilave oldu.
  • İtalyan ekonomisi uzun yıllardır büyümedi ve genç nüfusun %40’ı işsiz. İtalya, Afrika ve Ortadoğu’dan gelen göç dalgaları ile Avrupa Birliği içinde en çok göç alan ülke. Üstelik Avrupa Birliği göçmenlerin İtalya’ya olan yükünü paylaşmaya gönüllü değil. Bu durum ülkede AB karşıtlığına da yol açıyor.
Fotoğraf: Sözcü Gazetesi

Fotoğraf: Sözcü Gazetesi

  • İtalya’nın küçük faşist partisi Fratelli d’Italia, adını ulusal marştan alan ve sağ ittifak içinde olan bir siyasi parti. Lideri Giorgia Meloni, popülist siyasetçi tanımına harfiyen uygun.
  • Ulusal marş ve bütün ulusun simgesi olması gereken bayrak ve benzerlerinin, tek bir parti tarafından sahiplenilerek kullanılması tam da popülizme yakışır bir tutum.
  • Meloni İtalyan bayrağını yabancıların yoğun bulunduğu semtlerde dolaştırarak bayrağı “onlara karşı biz” söyleminin aracı yapıyor: Popülizmin görsel ve açık bir tanımı.
  • Türkçeye genelde halkçılık olarak çevrilen popülizmi aslında halk dalkavukluğu, halk yardakçılığı diye çevirmek belki de daha doğru.
  • Artık dünya siyasetinde yer alan neredeyse tüm siyasi partiler popülist veya popülist olma yolunda diyebiliriz.
  • İtalya’da aşırı sağcı Matteo Salvini önceleri Kuzey İtalya’nın bağımsızlığını savunan Kuzey Birliği / Birlik partisini milliyetçilik çizgisine oturttu ve Milano mitingine elinde tespih ve İncil’le çıktı.
  • İtalya’da ekonomik, siyasi ve sosyal krizin sebep olduğu öfke seline bir yanıt olarak çıkan, popülist bir söylemle kurulan sistem karşıtı ve tamamen internette örgütlenen 5 Yıldız Hareketi popülizmin dijital türü diye anılıyor.
  • İtalya’da Forza Italia partisi ile Silvio Berlusconi; Fransa’da Le Pen ve Ulusal Cephe; Almanya’da Alternative für Deutschland; İngiltere’de Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi popülist siyasi parti deyince ilk akla gelenler. Nilgün Cerrahoğlu Avrupa’da bu popülist partilerin o ülkelerin siyasetinde istisna olduğunu, İtalya’da ise popülizmin kural haline geldiğini, İtalya’da popülist partilerin yükselişiyle yeni bir sayfa açıldığını söylüyor. Trump’ı Beyaz Saray’a çıkarmakla övünen Steve Bannon’un son seçimde İtalya’da olduğu ve yeni bir “enternasyonal popülizm inşasına giriştiğini” ilan ettiği de medyaya yansıyanlar arasında.
  • Siyaset bilimci Ilva Diamanti’nin İtalya’daki sisteme popolokrasi yani halk dalkavukluğu rejimi; popülizm artık ruhlara işlediği için yaşadığımız çağa da popolokrasiler çağı adını verdiği Nilgün Cerrahoğlu’nun yazısında yer alıyor.
  • BBC Türkçe’nin haberine göre, Avusturya’da bir mahkeme, vatandaşların siyasetçilere küfretme ve müstehcen hareketler yapma hakkı olduğuna hükmetti.

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Popülizm Nedir?, Jan-Werner Müller, İletişim Yayınları, 2017.

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

Siyasi Bir Klişe, Özgür Gökmen, Cumhuriyet Kitap, 28 Eylül 2017.

Çizmede Popülizmlerin Seçimi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 3.3.2018.

İtalya’da Sağın Yeni Profili: Bir Elde Tespih, Diğerinde İncil…, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 27.2.2018.

İtalya Seçimlerinden Türkiye’ye, Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi, 6 Mart 2018.

İtalya’da “Y-Kuşağı”nın Seçimi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Mart 2018.

Otorite Çağı, Taha Akyol, Hürriyet Gazetesi, 6 Mart 2018.

İtalya’da Sol Silindi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 8 Mart 2018.

 

 

Şiddet 57| Devlet Şiddeti 3

Svastika gibi antik bir simgeye kötü şöhret kazandıran Nazilerin çekmiş oldukları bu fotoğraf yıkılan Berlin Duvarının üzerinde sergilenmekteydi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Svastika gibi antik bir simgeye kötü şöhret kazandıran Nazilerin çekmiş oldukları bu fotoğraf yıkılan Berlin Duvarının üzerinde sergilenmekteydi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nazi Almanya’sının ikinci adamı Heinrich Himmler’in projesi olan Lebensborn (Yaşam Pınarı), Alman kanı standartlarına uygun kan taşıyan, gelecekte Reich nüfusuna potansiyel katkı sunabilecek çocukların bulunmasını hedefliyordu. Proje, 1935 yılında uygulamaya konmuştu. Lebensborn, hem Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra azalan erkek nüfusu ve düşen doğum oranlarını, hem de Hitler’in üstün ırk amacını sağlamaya yönelikti. Evlilik dışı ilişkilerden hamile kalan Alman kadınlar, çocuğun ırksal değerini ispatladıklarında çocuğun doğum ve bakımı devlet tarafından üstleniliyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi subayları tarafından hamile bırakılan kadınlar da proje kapsamına girebiliyordu. Bu bebekler/çocuklar annelerinden ayrılarak özel yuvalarda yetiştiriliyorlardı. Nazilerin işgal ettiği coğrafyalarda, özellikle de Slovenya ve Polonya’da üstün Aryan ırkına mensup olabileceği düşünülen yüz binlerce çocuk kaçırılarak Lebensborn’a dahil edildi. Bu zavallılar, rejimin uygun gördüğü aileler tarafından yetiştiriliyorlardı. Uyum sağlayamayanlar, toplama kamplarına gönderiliyorlardı. Naziler, ilgili evrakı savaş bitmeden evvel önemli ölçüde yok ettikleri için tam olarak kaç çocuğun bu şekilde kaçırıldığı bilinemedi. Elde kalan arşivin bir kısmı 2007 yılında açıldı. Bu çocuklar öz ailelerini bilemedi, onlara geri dönemedi. Bugün bile ailelerin bu konuyu açık açık konuşmaktan korktukları söyleniyor.

 

  • 1920’de Trieste İtalya’ya katılıp da Faşistler Sloven dilinin kamuya açık yerlerde konuşulmasını yasakladığında, İtalyanca bilmeyen köylülerin doktorlara derdini nasıl anlatacağı sorulunca, bir ineğin veterinere derdini anlatmak zorunda olmadığı yanıtı verilmişti: Uygar diller ve yarı-uygar diller vardı.
  • İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Polonya’yı işgal eden Almanya, Lehçe konuşmayı yasaklamış, tüm sokak isimlerini de Almancaya çevirmişti.
Nazilerin kamplarda kullandıkları, mahkumları “suçlarına göre” tasnif eden işaretler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Berlin.

Nazilerin kamplarda kullandıkları, mahkumları “suçlarına göre” tasnif eden işaretler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Berlin.

  • 1940’lı yılların sonunda başlayıp 1950’li yılların sonuna kadar ABD’de devam etmiş olan McCarthycilik, komünist veya komünist sempatizanı olmakla suçlananların, özel ve devlet kurumlarınca önce saldırganca soruşturmalara, sonra işten atılmalara, kariyerlerin yok edilmesine, tutuklamalara maruz kalmasıdır.
  • Milliyetçilik, halkları bölen bir akım olarak ırkçılık, dinsel bağnazlık ve kabilecilik ile el ele yürür.
  • Milliyetçiliğin rejimi güçlendirmeye yarayan bir araç olduğu, yetkililer tarafından kullanılabilecek bir vana işlevi gördüğü düşünülür. Oysa iki yanı keskin bir bıçak gibidir; bazen rejimi destekler bazen de siyasi statükoyu tehdit edebilir. Milliyetçiliğin tezahürü olarak başlayan rejim yanlısı bir eylem kolaylıkla liderliğin sorgulandığı bir mücadeleye dönüşebilir.

 

 

  • Ulusal kimlikler, kültürel ve somut şiddetin ürünleridir. Örneğin Fransa, biraz dini, biraz etnik temizlikler sonucu bugünkü halini almıştır. Geç 19. yüzyılda, bu tür şiddet eylemlerinin ulusların oluşmasına yardımcı olduğu doğrudur. Birliklerini uzun zaman önce tamamlamış Batı uluslarının barışçı gözüken tavırları, aslında önceki kanlı tarihlerinin sonucudur.
  • ABD’de zencilerin Afrikalı Amerikalı diye anılmaya başlaması onlara yönelik şiddetin bittiği anlamına gelmiyor. Daha 2001 yılında Serena Williams’ın şampiyon olduğu maçta %99’u beyaz olan seyirci tarafından Indian Wells turnuvasında nasıl yuhalandığı akıllarda. Beyaz polisin zenci şüpheliye nasıl inanılmaz bir şiddetle yaklaştığı da sık sık basına yansıyor.
  • Milliyetçi Hinduların (Hindutva) 2002 yılında Hindistan’ın Gujarat Eyaleti’nde Müslümanlara karşı yaptıkları katliamlara daima milliyetçi duyguları kışkırtılmış grupların dinci ve etnik bağnazlıkları da eşlik etmiştir. Örgütün bazı destekçileri ve fikir önderleri Hintli Müslümanları Nazi Almanya’sındaki Yahudilere benzetiyorlardı.
  • Mughal İmparatoru Babür Şah’ın Ayodhya’dakicamisinin yıkılmasına da Hindutva sebep olmuştu. Babri Mescit olarak bilinen cami için öfkeli Müslümanlarla Hindular arasında çatışma çıkmıştı. Daha sonra buraya neyin inşa edileceği de başka çatışmalara yol açmıştı.
  • Günümüzde Fransa’da anti-semitik Ulusal Cephe, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Nazizm ile iç içe ve oldukça güçlü bir hareket.
  • Vatandaşların bir bölümü güvende değilse, sesinin duyulduğunu hissetmiyorsa, politik sürece pozitif değil negatif olarak katılmak zorundaysa, bu o ülkenin kaynaklarını doğru kullanmadığı anlamına gelir.
  • “Korku, etikten, sağduyudan, sorumluluktan, uygarlıktan her zaman daha güçlüydü” (Salman Rushdie; İki Yıl Sekiz Ay Yirmi Sekiz Gece; Can Yayınları, 2016).
  • Oxford Üniversitesi’nden Prof. Timothy Garton Ash’e göre, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal düzende ezilen ve bu düzenden korkan kitleler gitgide kimliklerine sarıldılar ve Öteki’ni dışladılar. Bunun sonuncunda 2017 itibariyle dünyayı saran aşırı milliyetçi ve otoriter akım, Hindistan’dan ABD’ye, Avrupa’dan Çin’e kadar uzanıyor.
  • Çingeneler daimaAvrupa’nın en çok dışlanan topluluğu oldular. Macaristan’daki aşırı sağcı popülist Jobbik Partisi Çingene Suçlarının peşindedir.
  • Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales yeni anayasayı hazırlarken kapsayıcı davranmış, Bolivya’yı çok uluslu bir devlet ilan ederek daha önce ayrımcılığa uğramış azınlıkları tanımıştır.
  • Günümüzde milliyetçilik, bazı çevrelerce, medeni hayatın düzenli sükunetini tehdit eden karanlık, ilkel ve nereye gideceği belli olmayan kadim bir güç olarak görülüyor.

 

 

Çimen I, Lungiswa Gqunta, 2016/17. Sanatçı heykeller ile ırk, mimari, mülksüzleştirme ve kapitalizm eksenindeki sürekli, gerilimli ve yıkıcı ilişkileri inceler. İlgi alanı özellikle Güney Afrika’da Apartheid sonrasında da gözlemlenebilen adaletsizliklerdir.  Yukarıda görülen eserinde kırık Coca Cola şişelerinden bir çimenlik yaratmıştır. Apartheid Güney Afrika’sında sadece zengin beyazların sahip olduğu çimenlikler ırksal ayrıcalıklarla da ilişkilidir. Yabancıların girmesini engellemek için bahçe çitlerinin üzerine ters döndürülmüş kırık şişeler yerleştirilir. Güney Afrikalı bir siyah olan sanatçı için bu eser çocukluğunun çimenlerini ve güvenlik duvarlarını simgeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, 2017.

Çimen I, Lungiswa Gqunta, 2016/17.
Sanatçı heykeller ile ırk, mimari, mülksüzleştirme ve kapitalizm eksenindeki sürekli, gerilimli ve yıkıcı ilişkileri inceler. İlgi alanı özellikle Güney Afrika’da Apartheid sonrasında da gözlemlenebilen adaletsizliklerdir.
Yukarıda görülen eserinde kırık Coca Cola şişelerinden bir çimenlik yaratmıştır. Apartheid Güney Afrika’sında sadece zengin beyazların sahip olduğu çimenlikler ırksal ayrıcalıklarla da ilişkilidir. Yabancıların girmesini engellemek için bahçe çitlerinin üzerine ters döndürülmüş kırık şişeler yerleştirilir. Güney Afrikalı bir siyah olan sanatçı için bu eser çocukluğunun çimenlerini ve güvenlik duvarlarını simgeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 315|Çağdaş Dönemde Müzik 2

  • Çağdaş Dönem’de müzikte de alternatif yaklaşımlar, disiplinler arası çalışmalar, sıra dışı mekanlarda gösterimler, multimedya ögelerinden yararlanma, farklı dönemler ve müzik türleri arasında etkileşim kuran performanslar gerçekleştirilmiştir.
  • York Üniversitesi gibi bazı yükseköğrenim kurumlarında sanat, mimari, matematik, kozmoloji, müzik ve bilim arasındaki disiplinler arası etkileşimleri keşfetmeyi amaçlayan Müzik Araştırmaları Merkezi bulunuyor.
  • Patti Smith’in Land 1975-2002 adlı albümünün metinlerini ünlü yazar Susan Sontag kaleme aldı. 11 Eylül’de ülkesi ABD’yi eleştirmesiyle çirkin saldırılara maruz kalan Sontag’ın Patti Smith’le yaptığı iş birliği iki radikal sanatçının çağdaş bir uğraşı oldu.
  • Konserlere, genelde bir tiyatro sanatçısının da anlatıcı olarak katılması çağımıza ait bir uygulama.
  • Çağdaş, Klasik ve Caz müzikte ustalık gösterebilen; trompetçi, doğaçlama sanatçısı ve besteci Markus Stockhausen (1957-)gibi müzisyenler çağımızı yansıtıyor.
  • Artık, Pierre Boulez, Julia Morrison, Yannis Xenakis gibi bilgisayar kullanarak beste yapan sanatçılar var.
  • Enstalasyon/Yerleştirme Sanatı’na ses yerleştirmeleri de dahil oldu. Kanadalı sanatçı Janet Cardiff (1957-), 2001 yılında gerçekleştirdiği ses yerleştirmesi Kırk Sesli Motet’te, Thomas Tallis’in elden geçirilmiş eserini kullanmış, besteyi bir ses etkinliğine dönüştürmüş, galeri mekanına yerleştirilen kırk hoparlörün her birinden farklı bir şarkıcının sesi yayınlanmıştır. Galeri mekanında gezinenler, yerlerini değiştirdikçe, işittikleri ses karışımı da değişmiştir. Sanatçı, partneri George Bures Miller ile birlikte 1995 yılından bu yana ses yürüyüşleri de düzenlemektedir. Sanatçılar, çok kanallı kayıt teknolojisi kullanılarak üretilen sesi, katılımcılara verdikleri taşınabilir müzik çalardan dinletirken, müziğin dinleyicilerin çevrelerine ilişkin algılarını radikal şekilde değiştirdiği öne sürmektedir.
  • ABD’li sanatçı Jennifer Allora (1974-) ile Küba doğumlu sanatçı Guillermo Calzadilla (1971-) 2008 yılında bir Performans-Heykel-Resital-Dans eseri ürettiler. Önce 20. yüzyıl başında üretilmiş bir Bechstein piyanoyu hazırladılar: Piyanonun kuyruk kapağı üstünde, ayakta duran bir piyanistin sığabileceği büyüklükte bir delik açtılar; iki oktavı kullanım dışı bırakıp geri kalan telleri işlevlerini yerine getirecek şekilde korudular; piyanonun pedallarını ters yöne çevirdiler. İcracı bir yandan piyano çalarken bir yandan da önceden belirlenmiş koreografiye göre piyanoyu mekan içinde sürekli hareket ettirecekti. Çalınacak eser Hitler’in en sevdiği bestelerden biri olan Neşeye Övgü (Beethoven, Dokuzuncu Senfoni’nin bir bölümü, 1824), 1942 yılında Wilhelm Furtwängler yönetiminde Hitler’in doğum gününde bir Bechstein ile çalınmıştı. Neşeye Övgü ayrıca Irkçı politika ile yönetilen Rodezya’nın (Zimbabwe’nin eski adı) ulusal marşı idi; Kültür Devrimi sırasında Çinliler tarafından benimsenmişti ve Avrupa Birliği’nin marşı idi. Sanatçı ikilinin küresel siyasetin alegorisini yaptıkları pek çok eseri bulunuyor.
Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken. Fotoğraf:  Ángel Franco/The New York Times

Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken.
Fotoğraf: Ángel Franco/The New York Times

 

Siyaseten Doğruculuk

  • Siyaseten doğruculuk, yeni entelektüel ahlakçılığın bir düşüncesidir.
  • 2006 yılında Noel arifesindeki haftalarda, İsa Peygamber’in temsili doğum sahnesine ait malzemeleri bazı büyük mağaza zincirleri satmaktan vazgeçtiği için İtalya’da polemikler yaşanmıştı. Farklı dinlere mensup çocukları gücendirmemek adına doğum sahnesinin okullardan kaldırılmasının da siyaseten doğruculuk adına yapıldığı söylendi.
  • Siyaseten doğruculuk (politically correct), Amerikan üniversitesinde doğmuş, liberal ve radikal öykünmeli olması nedeniyle solcu, her tür azınlığa karşı ayrımcılık sınırlarını belirleyen kökleşmiş dil alışkanlıklarını azaltmayı amaçlayan Çokkültürlülük’ün tanınmasına yönelik bir düşünce hareketidir.
  • Zenci yerine önce siyahi, sonra Afrikalı-Amerikalı; homoseksüellere yakışıksız lakaplar yerine gay, bilim adamı yerine bilim insanı  denilmeye başlanmıştır.
  • Ancak bu kampanya da kendi köktenciliğini oluşturmuştur.
  • Amerikalı feministler history (tarih) sözcüğüne, kelimedeki erkek iyelik eki nedeniyle karşı çıkmışlar, herstory sözcüğünün kullanımını önermişlerdir.
  • Umberto Eco, bir isimde değişiklik yapılıyorsa, o konuda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu unutturmak içindir, diyordu.
Politically correct olmak, Doğrucu Davut olmak anlamına gelmez. Kibarlık gayretidir. Hıyar yerine vegetably challenged, cüce yerine vertically challenged demektir. Chapman Kardeşler Jake ve Dinos, politically correct olsalar Hitler’i çarmıha germezler, McDonald’s’ı kötü şeylerin sembolü yapmazlardı. Kardeşler, kötümser ve eleştirel, politik doğruculuğa asla pabuç bırakmayan tavırları ile basınla aralarının açılmasına alışıklar. Sanatçılar daima elitlerden fazla tehlikeli sularda dolaşırlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2016.

Politically correct olmak, Doğrucu Davut olmak anlamına gelmez.
Kibarlık gayretidir. Hıyar yerine vegetably challenged, cüce yerine vertically challenged demektir.
Chapman Kardeşler Jake ve Dinos, politically correct olsalar Hitler’i çarmıha germezler, McDonald’s’ı kötü şeylerin sembolü yapmazlardı. Kardeşler, kötümser ve eleştirel, politik doğruculuğa asla pabuç bırakmayan tavırları ile basınla aralarının açılmasına alışıklar.
Sanatçılar daima elitlerden fazla tehlikeli sularda dolaşırlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2016.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Felsefenin Kısa Tarihi, R. C. Solomon ve K. M. Higgins, İletişim Yayınları, 2013.