Etiket arşivi: Hiperrealizm

Çağdaş Sanata Varış 269|Hiperrealizm

  Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine. Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com


Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine.
Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com

  • Alman bir ailenin 1958’de Avustralya’da doğmuş, Londra’da yaşamayı seçmiş üyesi Ron Mueck (1958-), Hiperrealist nesne-heykelleriyle tanınıyor. Mueck, ya olağandan büyük, ya küçük birebirler yapıyor. Tekniğinin sağlam ve yetkin olduğu düşünülüyor. İnsan tiplemeleri, patetik eda taşıdığında hayli çarpıcı. Eserleri bir duygu birlikteliği oluşturuyorlar, bu da etkilerini artırıyor.
  • Ron Mueck, heykellerini yaratmaya başlamadan önce yirmi yıldan fazla bir süre profesyonel kukla oynatıcısı ve maket yapımcısı olarak çalışmış olduğundan izleyicinin gözünü nasıl yanıltacağını bildiği düşünülüyor. Ünlü Muppet Show’da da görev almış.

 

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in  (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış. Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış.
Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde dünyanın nasıl değiştiğini anlattığını, eserlerini bilimkurgu gibi düşünmediğini belirten 1965 Sierra Leone doğumlu Avustralyalı sanatçı Patricia Piccinini, yeni bir dünya yarattığımızı; kansere çare bulmak, herkesi doyurmak gibi nedenlerle doğayı değiştirdiğimizi, ona müdahale ettiğimizi söylüyor. Kendisinin bu yarattıklarımıza olan sorumluluklarımızla ilgilendiğini söylüyor. Doğayı değiştirme fikrini kabullendiğimizi  düşünüyor.  Çocuklar önyargılı olmadığı için,  yetişkinler gibi yeni hayatlarla buluşmaktan korkmadıkları için eserlerinde çocukları kullanmayı tercih ettiğini belirtiyor.
  • Bu eserde bir kız çocuğunun tanımlanması güç hayvanlarla oynadığını görüyoruz. Sergideki yaratıkların çoğu alışılmışın dışında fizyonomiye sahip. Objeler yaşam ve ölümü, koruma ve macerayı, dünyamızı bir çok farklı görümü olan yaratıkların doldurabileceğini ima ederken, tuhaf ve çirkin olanın da ilgi ve sevgiyi hakkettiğini vurgulamak istiyor.
  • Sanatçının vermek istediği en önemli mesaj, izleyiciyi birinci dereceden ilişkiler dışında diğer türlerle temasa geçirmek ve onlarla empati yapılmasını sağlamak.
  • Sanatçının 2003 Venedik Bienali’ndeki We are Family adlı sergisinde normal nedir, yaşamı kim kontrol ediyor, hayvanlarla ilişkimizin doğası nasıldır, bazılarının hayatı diğerlerininkinden daha mı kıymetlidir, bir aileyi oluşturan nedir gibi etik soruların cevaplarını izleyiciye düşündürmek istemişti.
  • Piccinini eserlerini 2011 yılında İstanbul’da Arter’de, 2015 yılında İstanbul Bienali’nde sergilemişti.
2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 204| Fotogerçekçilik / Hiperrealizm 1

FOTOGERÇEKÇİLİK/ HİPERREALİZM/ POST POP PHOTOREALİSME/
SUPERREALİSME/INHUMANISME 1
1969

  • Sürrealistlerin “doğrucu gerçekçilik” denebilecek dalında, nesneler ayrıntılı biçimde betimlenir. Rene Magritte (1898-1967), bir araya gelmeyecek nesneleri yan yana koyar ama bunları çok natüralist çizer; bir yaprak üzerinde 10 çeşit kuş gibi. Aslında Hiperrealisttir, denebilir.
  • ABD Sanatı bölümünde bahsettiğimiz, kendisini Modernizm’in Düşmanı ilan etmiş olan Andrew Wyeth (1917-2009), ABD Realist resminde en büyük isimdir. Hep hayalinden çalıştığı söylenir. Sulu boyayı bile çok gerçekçi yapabilmesi ile de ünlüdür. Hatta 20. yüzyıl ABD resminin en ünlülerindendir. Bu natüralist ressam, Fotogerçekçilik’in babası olarak kabul ediliyor.
Andrew Wyeth, Christina's World, 1948. Museum of Modern Art, New York City.

Andrew Wyeth, Christina’s World, 1948.
Museum of Modern Art, New York City.

Andrew Wyeth, Braids, detay, 1979. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Andrew Wyeth, Braids, detay, 1979.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • 1960’ların sonlarında sanatçılardan bazıları fotoğrafın görsel mesajı üstünde yoğunlaştılar.
  • Empresyonizm, Fütürizm, Dadaizm bu akımın önemli evreleridir. Ama 1960’lara kadar hiçbir akım fotoğrafın kendisini örnek almamıştır.
  • Fotogerçekçilik, gerçeğin, fotoğraf gibi, sadık kopyasını yapmayı amaç edinir.
  • Fotoğrafın yaygın kullanımı ve bilinçaltı şartlanmalar seyircinin gözünde doğru ve nesnel olma niteliği taşıyordu. Fotoğraf, objektifti, gerçeğin kendisiydi. Fotoğraf, mesajın kendisiydi. Oysa fotoğrafın gerçekçiliği ve nesnelliği çekiş açısı, aydınlatma, çevre ve renk düzeni, konu seçimi vb etmenlere bağlıdır.
  • Fotogerçekçi sanatçı, fotoğrafın yanıltıcılığını aşmak, gerçeğe sahip çıkmak ister.
  • Bir ressam için fotoğrafı model almak, gerçeğin görüntüsünün görüntüsünü yaratmak anlamına gelir.
  • Fotogerçekçilik’te tablo ile fotoğraf arasında plan özdeşliği vardır.
  • Pek çok Fotogerçekçi sanatçı, çalıştığı tuval üzerine resmini yapacakları fotoğrafın diyapozitifini yansıtarak resmin doğruluğunu ya da istenen abartıları denetler.
  • Bu akım sanatçılarının çoğu kendi çekmedikleri fotoğraflardan yararlanırlar. Bunun nedeni her türlü kişisellik ve duygusallık belirtisinden kaçınma isteğidir.
  • Fotoğrafın tamamen nesnel bir yaklaşımla ele alınışı; parlak ve kontrast renkler; büyük boyutlar Fotogerçekçi resmin başlıca özellikleridir.
  • Fotogerçekçi resimlerin yüzeylerinin ince ve düz olması için tuvale bazı işlemler uygulanır.
  • Fotogerçekçi sanatçılar Neoklasik usta Ingres’e (1780-1867) hayranlık duyarlar. Çünkü Fotogerçekçi resimde de mesleki beceri ve Klasik fırça sürüşü ön plandadır.
  • Yapıtların tamamlanması çok uzun süre alır.
  • Akımın ilk örnekleri 1969 yılında görülmüş, akım 1970 sonrasında yaygınlaşmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 178| Kavramsal Sanat 2

  • Kavramsal Sanat’ın, 1960’lardan 70’lere uzanan süreçte etkili olan Minimalizm ile bazı ortak noktaları vardır. Kavramsalcılar Minimalizm’in birimlerin tekrarına dayalı seri mantığını paylaşır. Bazı Kavramsalcı sanatçılar önce Minimalizm’e yönelmiş, sonra Kavramsal Sanat’ın öncülerinden olmuşlardır.
  • İdeal bir Kavramsal Sanat yapıtının iki nokta üzerine temellenmesi gerektiği öne sürülmüştür. Biri, yapıtın tam bir dilsel karşılığının olabilmesi yani tanımlanabilir olması. Diğeri, sürekli tekrar edilebilir olması, tekilliğinin olmamasıdır. Basit bir biçimi tekrarlayarak kullanmak yoğunlaşmayı olanaklı kılar.
  • Kavramsalcılar, görsel deneyimi ve estetik hazzı dışlar. Yapıtın nasıl göründüğü o kadar önemli değildir ama bir düşünceden yola çıkmak zorundadır.
  • Göze yönelik sanat, kavramsal yerine algısaldır. Optik, Kinetik, ışık ve renk sanatının çoğu örneği algısaldır.
  • Yetenek yerine sınırsız yaratıcılık düşüncesini savunur.
  • Kavramsalcılar nesne bir meta olduğu için nesne yapmak istemezler.
  • Kavramsal Sanat ile ilgilenen sanatçının amacı, yapıtın izleyiciye duygusal anlamda seslenmesi değildir, yapıtını izleyicisinin zihinsel anlamda ilginç bulmasıdır. Dışavurumcu sanata şartlanmış kişilerin beklentisi olan duygusal tepki, bu tür sanatın algılanmasına engel oluşturur. İzleyiciye belli koşullar dayatan sanatın estetik faşizm yarattığı düşünülür.
  • Kavramsal Sanat mantıksal olmak zorunda değildir; bazen yalnızca o mantığı yerle bir etmek için kullanılır.
  • Yapıtın felsefesi, yapıtın içindeki düşüncedir, herhangi bir felsefi sistemin betimlenmesi değildir.
“Düşünceler sanat yapıtları olabilir, bunlar birbirine eklenerek somutlaşır, maddeye dönüşür ancak tüm düşüncelerin maddeye dönüşme zorunluluğu yoktur.” Sol Le Witt, Sentences on Conceptual Art, 1969. Sol Le Witt, Minimalizm’in ilkelerine yakındır, ancak kendisini Kavramsal akım dahilinde görür. Fotoğraf: lucamaggio.wordpress.com

“Düşünceler sanat yapıtları olabilir, bunlar birbirine eklenerek somutlaşır, maddeye dönüşür ancak tüm düşüncelerin maddeye dönüşme zorunluluğu yoktur.”
Sol Le Witt, Sentences on Conceptual Art, 1969.
Sol Le Witt, Minimalizm’in ilkelerine yakındır, ancak kendisini Kavramsal akım dahilinde görür.
Fotoğraf: lucamaggio.wordpress.com

Aslen Irak Kürdistan’ından olan ve Londra’da yaşayan Walid Siti’nin (1954-) ArtInternational 2015’te sergilenen The Tower (Kule) adlı eseri görüntü olarak Sol Le Witt’in eserini hatırlatsa da amacı çok farklıdır. Ortadoğu’nun savaşa bağlı olarak değişen ve dönüşen yüzü Siti’nin tüm çalışmalarının ortak hareket noktasını oluşturur.  Siti, insanoğlunun inşa ettiği yapılar ve piramitler, zigguratlar ve kulelerle tırmanma, daha yukarıya erişme fikrini görselleştiriyor. Ortadoğu’nun kırılgan ve belirsiz geleceği, sanatçının birbirine çattığı çubuklarla yukarıya doğru uzanıyor, geçmiş ve geleceği birleştiriyor. Ortadoğu’nun acı gerçeğiyle tezat oluşturan bu narin yapılar, güç, fetih ve zafer gibi yıkıcı ve istilacı tutkulara tezat oluşturuyor. Birbirine çatılmış yeni kuleler gökyüzüne doğru cılız bir şekilde uzanırken bir umudu da simgeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aslen Irak Kürdistan’ından olan ve Londra’da yaşayan Walid Siti’nin (1954-) ArtInternational 2015’te sergilenen The Tower (Kule) adlı eseri görüntü olarak Sol Le Witt’in eserini hatırlatsa da amacı çok farklıdır.
Ortadoğu’nun savaşa bağlı olarak değişen ve dönüşen yüzü Siti’nin tüm çalışmalarının ortak hareket noktasını oluşturur. Siti, insanoğlunun inşa ettiği yapılar ve piramitler, zigguratlar ve kulelerle tırmanma, daha yukarıya erişme fikrini görselleştiriyor. Ortadoğu’nun kırılgan ve belirsiz geleceği, sanatçının birbirine çattığı çubuklarla yukarıya doğru uzanıyor, geçmiş ve geleceği birleştiriyor.
Ortadoğu’nun acı gerçeğiyle tezat oluşturan bu narin yapılar, güç, fetih ve zafer gibi yıkıcı ve istilacı tutkulara tezat oluşturuyor. Birbirine çatılmış yeni kuleler gökyüzüne doğru cılız bir şekilde uzanırken bir umudu da simgeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1960’lı yıllar sonrasında sanatın nesneye olan gereksinimi tartışılmaya başlandı. Düşünce ön plana geçti, yapıtın maddi varlığı ve biçimi etkisini büyük ölçüde yitirdi.
  • Bu akımda, felsefe ve fikir öne çıkar.
  • Kavramsal Sanat, göz için olmayan sanattır.
  • Eserin fikri veya dayandığı kavram en az eserin fiziksel varlığı kadar önemlidir.
  • İdeoloji ve teknoloji ile sınırları zorlamak amaçlanır.
  • Belirli bir düşünceyi belirli bir yöntemle sergileme olarak tanımlanabilir.
  • “Düşünce plastiktir.”
  • “Bir şey” anlatmak istiyorsa eser kavramsaldır. Materyal, orantı önemli ise, felsefesi yoksa eser konstrüktiftir. Karar verebilmek için sanatçının amacını bilmek gerekir. Happening bir mesaj veriyorsa Kavramsal Sanata girer.
  • 1960’larda heykel, heykel olmaktan uzaklaşıyor, Enstalasyon ve Kavramsal Sanat ortaya çıkmaya başlıyor.
  • Kavramsal Sanatta espas ve enerji önemlidir.
  • Postmodern yaklaşımlarda Kavramsal Sanat, fikrin önem taşıdığı; malzemenin ikincil, önemsiz, gelip geçici, ucuz, gösterişsiz olduğu, maddesel olmaktan çıktığı çalışmaları içerir. Estetik zevki terk ettiği söylenen 1970’lerin Kavramsal Sanat eserlerinin birçoğu, dil ve sanat kavramının kendisiyle ilgilenmiştir. Bu yönüyle, tamamen görsel bir deneyim olma fikrinden net bir kopuşu ifade eder.
  • Akım, alışılagelmiş sanatın yerine, bir anlamda, yeni bir yaşam biçimi önerisidir. Kavramsalcı yaklaşım, sanatın demokratikleşme süreci içinde profesyonel sanatçının tekelinden çıktığı Batı dünyasında, insanın kendini ifade etme yollarının nerelere dek uzanabildiğini bize gösterir.
  • Kavramsal sanatçılar, eleştirel bir yaklaşımla kendisini, çevresini ve yaşamı sürekli sorgulayan, çağın hızlı teknolojik değişimleri altında ezilmemeye çalışan, teknolojiyi kullanan ya da teknolojiye başkaldıran, geleneksel sanatın sınırlarını aşarak sanatın boyutlarını değiştirmeye çalışan sanatçılardır.
  • 1965-1970 arasında gerçekleşen Otobiyografi Sanatı, Hiperrealizm, Neo Fovizm, Neo Ekspresyonizm, Anatomi Sanatı,  Antiformcu Sanat, Vücut Sanatı, Performans Sanatı, Support Surface, İdea Art, Information Art, Social Realism, İllüzyonizm, 1980’lerde kendilerini Trans Avangartlar, Özgür Figürcüler, New Brut Art, Post Konstrüktivizm, Hiper Manyerizm, Grafiti, New Inexpressiveness, Neo Trans Avangartlar olarak adlandıranlar estetikten önce zihinsel bir algılama sürecine davet etmesi bakımından Kavramsal Sanat’ın sınırları içinde değerlendirilebilir. Özet olarak Kavramsal Sanat için 1960 sonrasında gelişen hemen tüm akımların yolunu açmıştır diyebiliriz.