Etiket arşivi: hipergerçek

Çağdaş Sanata Varış 289|Video Sanatı 2

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015. Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.  Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor. 14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015.
Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.
Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor.
14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015. İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.  Contemporary Istanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015.
İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.
Contemporary Istanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004. Fotoğraf: locart.be

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004.
Fotoğraf: locart.be

  • Belçikalı sanatçı Francis Alys (1959-), ideolojik sınırların geçerliliğini sorgulayan çok parçalı bir proje üretti. Çalışma, Arap-İsrail Savaşı’nın sonucunda 1949’da çizilmiş sınırlara gönderme yapar. Yeşil Hat, aynı zamanda tampon bölge anlamına gelir. Adındaki yeşil, resmi anlaşmalar sırasında harita üstüne sınırı çizerken kullanılan kalemin rengini ifade eder. Sanatçı bu toprak taksimine tepki olarak Yeşil Hat boyunca elindeki kutudan yere yeşil boya akıtarak yürür. Proje video dokümantasyonu, sanatçının yürüyüş rotasının işaretlendiği bir harita, konuyla ilgili resimler, desenler, fotoğraf kolajları ve heykeller içerir.
  • İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olması vesilesiyle tasarlanan projelerden biri, İstanbul’un bazı semtlerinde MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) kameralarının bulunduğu kamusal alanlarda sanatçıların yapacağı Performans ve Yerleştirmelerin, kameraların kayıtları aracılığıyla 24 saat canlı olarak internet üzerinden izlenebilmesi idi.
  • Gözden ziyade zihni taklit etmesi, düşünce ve davranışın kalıplarını açığa vurması, sosyal ve siyasi gerçeklikleri sergileyip parçalarına ayırması, dünyayı görme ve anlama yollarımız hakkında düşünmemize yol açması Video Sanatı’nın gelişen nitelikleri haline gelmiştir.

 

Çağdaş Sanata Varış 143| Postmodern Düşünürler 5 Jean Baudrillard

JEAN BAUDRILLARD
(1929-2007)

İngiliz siyasi teorisyen ve aktivist Andrew Robinson Ceasefire Magazine’de Baudrillard’a ayırdığı Anlamın Yeni Sistemi adlı yazısında yukarıdaki görseli kullanmış. Fotoğraf:ceasefiremagazine.co.uk.

İngiliz siyasi teorisyen ve aktivist Andrew Robinson Ceasefire Magazine’de Baudrillard’a ayırdığı Anlamın Yeni Sistemi adlı yazısında yukarıdaki görseli kullanmış.
Fotoğraf:ceasefiremagazine.co.uk.

  • Jean Baudrillard, hakim kültür aracılığıyla kökleşen önyargı ve beklentilerin gördüklerimizi şekillendirdiğini öne sürmüş, bu durumda gerçekliğin bağımsız bir biçimde nasıl algılanabileceğini sorgulamıştır.
  • Baudrillard’a göre, Postmodern bir toplumda hiçbir şeyin orijinali, aslı yoktur, yalnızca kopyalar, simulacrum’lar vardır.
  • Baudrillard,günümüz  iletişim araçlarının etkisini içpatlama/hipergerçeklik/siber-baskın/kod gibi terimlerle tarif etmiştir. Bu terimler Baudrillard’ın simülasyon adını verdiği şeyle yakından bağlantılıdır. Günümüz iletişim araçları gerçek olmayan bir gerçek, bir hipergerçek yaratarak, insanların doğal ve sosyal çevrelerinden kopmalarına, yabancılaşmalarına neden olmaktadır. Film, TV, reklamlar ve bilgisayar oyunlarının yarattığı sanal gerçeklik benzeştirme yoluyla yaratılan, orijinali olmayan bir gerçektir. Sanal gerçeklik, bireyi bir yandan aktif/etkileyen, öbür yandan pasif/etkileyemeyen durumuna sokar. Bu, hipergerçekliğin önemli bir özelliğidir. Gerçeklik artık sabit değildir. Hipergerçeklik orijinal olmama halidir.
  • Baudrillard’ın önermesine göre simülasyonlar hayatlarımızda sağlam biçimde yer edinmiştir, gerçek etkilere sahiptirler: duygusal bir film izleyip ağlayabiliriz, bira reklamı bizi susatabilir. Baudrillard’a göre, simülasyon ve gerçeklik arasındaki ayrım çökmüştür. İmajlar, gerçekle kesişir, gerçeği önceler, gerçeği özümser ve üretir. Manzaralar fotoğraf, kadınlar cinsel senaryo, düşünceler yazı, terörizm moda ve medya olarak yeniden ortaya çıkar. Baudrillard’ın simülasyon analizi kısmen, gördüğümüz dünyanın ötesinde ideal formların yattığını söyleyen Platon’dan ilham alır.
  • Baudrillard’ın simülasyon kavramı, orijinalleri olmayan kopyalar anlamını taşır.
  • “Bütün sosyal hayatı düzenleyen şey gerçeklik değil, simülasyon prensibidir.” Televizyon oyuncularının canlandırdıkları karakter olduğuna inanılması ve onlara mektup yazılması, hatta iyi karakterleri canlandıran aktörlerin Hindistan’da seçimleri kazanması gibi. Baudrillard için, hiçbir şey işaretler, kodlar ve simülasyonların akışı dışında değildir. Baudrillard’a göre bu, panik üretir ve simülasyonun dışına çıkmaya çalışır, sözde sahiciliği fetiş haline getiririz: aerobik, body-piercing, macera tatilleri, skandal haberleri, otobiyografilerde paylaşılan özel hayat, interaktif televizyon, izleyicilerin telefonla katılabildiği programlar, “reality şov”lar, bizi olaylara yakınlaştıran büyük ve yüksek çözünürlüklü ekranlar, Blue-Ray, çevresel ses düzeni, reklamlar ve kendi kendine yardım kitapları Baudrillard’ın hipergerçek, gerçekten daha gerçek olarak nitelendirdiği şeye örnekler olabilir. Gerçeklik hissini artırmaya yönelik bu çabalar simülasyondur. Simülasyon gerçekliği belirler veya üretir.
  • Hipergerçeklik terimini ilk kullanan Umberto Eco’dur. Eco bu terimi, 1975 yılında, replikalar, holograflar ve diyoramaları sergileyen tema parklarını tanımlamak için kullanmıştır. Holograf, tamamıyla yazarın el yazısı ile yazılmış olan eserdir; biri doğrudan doğruya lazer cihazından, öteki de fotoğrafı çekilecek cisimden yansıyarak gelen iki lazer demetinin üst üste binmesiyle meydana gelen girişimden yararlanan kabartmalı fotoğraf tekniğidir. Diyorama ise 8/12/2014 tarihinde bloğumuzda anlatılmıştı.
  • Disneyland ve Las Vegas hipergerçekliğin en açık ve en uç örnekleridir.
  • Artık gerçekliğin kendini temsiller aracılığı ile ifade ettiği değil, temsillerin gerçekliği ifade etmesi geçerlidir. Gerçek, temsile itaat eder.
  • Baudrillard’a göre imajlar ve bilgi artık somut eşyalardan daha önemlidir.
  • Nereye baksak resimlerle karşılaşırız: Tişörtler, reklam panoları, posterler, kendi fotoğraf makinalarımız/kameralarımız, kapalı devre gözetim kameraları, fetüsün ekrandan önizlemesi vs. Baudrillard’a göre görüntülere duyulan bu açık saplantı, dünyayı temelden değiştirmiştir.
  • Baudrillard medyayı kötü bir güç olarak resmeder; medyanın, gerçek iletişimi veya anlamı engellediğini, sığ ve pasif bir deneyim sunduğunu savunur. Baudrillard, teknolojiden tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış, sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiği için eleştirilmiştir.
  • Medyanın sadece eylemleri haber vermekle kalmadığı, aynı zamanda bu eylemleri mümkün kılan koşulların da bir parçası olduğu düşünülebilir.
  • Baudrillard kitlelere tutsak TV ve medya tüketicileri der.
  • Jean Baudrillard yeni teknolojilerin insan olmanın ne anlama geldiği hakkında yeni endişeler ürettiğini söyler.
  • Baudrillard’a göre, temsil artık otomatiğe bağlıdır, özgürce ve kendi yörüngesinde işler; olguların, gerçekliğin veya tarihin zeminine bağlı değildir.
  • Baudrillard’a göre, Modernizm bitmiştir. Beraberinde tarih denen şey de yok olmuştur. Çünkü Postmodernizm zaman fikrini yok etmiştir.
  • Sanatı, dünyayı anlamak için bakışımızı yenilemeye yönelik naif bir çaba olarak tarif eden Baudrillard, sanatla gerçeklik arasındaki sınırın bütünüyle ortadan kalktığını, çünkü ikisinin de taklit/simülasyon/evrensel benzeti/simulacrum içine düştüğünü söyler. Sanatın mantığı sanatçının gördüğü, hissettiği ve yorumladığı haliyle  dünyanın bir simülasyonunu oluşturuyordu. Sanat, birbirini izleyen simülasyon aşamalarına girer.
  • Baudrillard’a göre, Postmodern metinlerarasılık, bilgi pornografisidir. Bu süreçte her şey eşit hale gelir ve kendi anlam ve gerçekliğini yitirir.
  • Baudrillard, Karl Marx, Walter Benjamin, Henri Lefebre, Guy Debord, Marshall McLuhan gibi birçok düşünürün fikirlerinden beslenmiş ve onları geliştirmiştir.
  • Bu yüzden en azından entelektüeller, görünümlerin arkasında sabit bir gerçek olduğu anlayışını terk etmelidirler. Belki o zaman kitleler medyaya sırt çevirirler ve kamuoyunu yönlendirme çabaları boşa çıkar. Çünkü, iletişim araçlarını kontrol edenlerin politik gücü de artar.
  • Budrillard’ın politik görüşleri Postmodern Politika bölümünde yer alacaktır.