Etiket arşivi: Hinduizm

Sahdu’lar ve Naga’lar

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir.
  • 11 yaşında ailesini terk edip Sadhu olma yoluna giren oğlana manohar denir. Manohar, Sadhu’lara çay ve masaj yapar, çamaşırlarını yıkar, dua metni okur, meditasyon yapar.
  • Kadın Sadhu da olur.
  • Sadhu’lar, güçlü Hindu tanrıları gibi olmak için vücutlarına kutsal kül Bhasma sürerler.
  • Bu kül, günlük toplanmış inek pisliğinin yakılıp saf su ile kalın bir krem haline getirilmesiyle oluşturulur. Bhasma kururken beyazlaşır, talk pudrası gibi yumuşak olur.
  • Bu külün deri hastalıklarına ve psikosomatik hastalıklara iyi geldiği düşünülür.
  • Sadhu’ların politik gücü çoktur.
  • Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı.
  • Sadhu’lar genellikle kutsal kabul edilen sulara yakın yaşamayı tercih ederler. Kutsal nehirde yıkanmak, tüm hayatlarda edinilen günahlardan arınmak; bir yudum suyunu içmek, ölümsüzlük nektarı içmek anlamına gelir.
  • Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır.
  • Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Sadhu’lar zaten arınmış oldukları için öldüklerinde yakılmaları gerekmiyor.
  • Esrarı dünyaya Tanrı Şiva’nın getirmiş olduğuna inanıldığından Sadhu’lar esrarı sünnet diye içiyorlar.
Patsupatinah Tapınağı, Nepal. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patsupatinah Tapınağı, Nepal.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Hindistan’da Dans ve Kathakali

Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor. Fotoğraf: www.cbseguess.com

Şiva, Hinduizm’in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja’nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor.
Fotoğraf: www.cbseguess.com

  • Dans, Hindistan’da güçlü Hindu tanrısı Şiva’dan ötürü önemlidir.
  • Kutsal ile dans iki ayrı şey değildir; dans, kozmosun ritminden kaynaklanır.
  • Dünyada dans olmazsa güneş yok olur, yıldızlar söner.
  • Dans, Hindu dininin ve felsefesinin bir parçasıdır.
  • Dans, kutsal ile bağlantılı olduğu için, iyi bir dansçının, tanrı ile yakın temasta olduğu düşünülür. Bu sebeple, hangi kasttan olduğuna bakılmaz; iyi bir dansçı toplumda yüksek statü sahibidir.
  • Hindu çocuk 7-8 yaşında dans eğitimi almaya başlar.
  • Chennai dans okulları ünlüdür.
  • 20. yüzyıla kadar dans sadece tapınaklarda yapılırdı ve dansçılar ayrı bir kast oluştururdu.
Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Dansçı kastın adı Devadasi’dir; Devadasi, tanrının kölesi anlamına gelir. Bu kavram, 20. yüzyıldan sonra ortadan kalkmıştır.
  • Hinduizm’de sadece artistik olanlar değil, yaşayan ve yaşamayan her şey kutsaldır; hiçbir şey laik değildir, her şey Yüce Varlık’ın bir görünümüdür.
  • Kathakali 17. yüzyılda Kerala’da doğmuş bir dans türüdür.
  • Kathakali dansçıları en az altı yıl eğitim almadan sahneye çıkmazlar.
  • Ramayana ve Mahabharata epik şiirlerinden uyarlanmış konularla dans ederler.
  • Truplar genelde 12 dansçı, 4 şarkıcı, 4 perküsyondan oluşur.
  • Kadın rollerini de erkekler oynar.
  • Geleneksel Kathakali’nin başlangıcı, gün batımında davullarla duyurulur; genelde saat 18’den 21’e kadar sürer.
Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar. Kerala Eyaleti, Koçin şehri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar.
Kerala Eyaleti, Koçin şehri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kerala Eyaleti’nde dansör/aktöre ve festival zamanı yapılan seremoniye Teyyam deniyor.
  • Teyyam, musonlardan önce bölge insanının derdini dinleyen, sorularını cevaplayan, bolluk bereket için dua eden, kötü ürünü uzaklaştıran tanrı bedenleşmelerine verilen addır.
  • Günümüzde dansör/aktörler genelde alt sınıf kasttan oluyor. Gösteri olmadığı zaman terzi, postacı gibi esas görevlerini yapıyorlar.

 

Yararlanılan Kaynak

India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Han Kang ve Vejetaryen 2

Romanda insan olmanın vahşetinden kaçma çabası işleniyor.

Pek çok dinin etkisi altında kalmış Uzakdoğu’da halkın büyük çoğunluğu tek bir dini inanışa sahip değildir. Bölgeye ve yaşam biçimlerine göre dini inanışlar çeşitlilik gösterir. Halk birçok farklı dini inanışa aynı anda sahiptir. Japonlar yaşarken Şinto, ölürken Budist olduklarını söylerler. Genel anlamda bakıldığında Güney Kore’de halkın %46’sı Budist.

Tüm Uzakdoğu inançlarının ortak hedefi ruh göçü tutsaklığından kurtulmak, yetkinliğe ve mutlak özgürlüğe ulaşmaktır. Farklı inançlar bu amaca farklı adlar veriyor; Budizm’de Nirvana, Hinduizm’de Mokşa gibi.

Uzakdoğu etiğinin en önemli kuralı herhangi bir canlıya zarar vermekten kaçınmaktır. Bu öğretinin adı Ahimsa. Bir canlı varlığın gelişim sürecine müdahale etmek, yeniden doğuş döngüsünden kurtuluşu geciktiriyor. Ahimsa ilkesini en tavizsiz Caynacılar uyguluyor. Budistler ve Hindular uygulamada daha gevşek davranıyorlar.

Hayvanlara gösterilen saygıyı da unutmamak gerek. Vejetaryenlik Uzakdoğu’da çok yaygındır. Et yiyen bir ailenin evine gitmek, onları kendi evine kabul etmek bazı yerlerde tabu olabiliyor; deri giysi/eşya kullanmak da.

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri. Phnom Penh, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri.
Phnom Penh, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çiçekler canlı oldukları halde, tapınakta yapılacak ayin için kopartılmalarına razı olunuyor. Nilüfer, Budist inancın en önemli sembollerinden biridir. Mikro açıdan bireyin, makro açıdan evrenin aydınlanmasını temsil ediyor. Kökleri çamurda olan bu çiçek, saflığı ve mükemmelliği simgeliyor. Kutsal ırmakların ve tapınak havuzlarının arındırma özelliği olduğu düşünülüyor.

Her şeyin bir ruhu olduğu kadim inancı; Uzakdoğu inançlarında, doğaya duyulan saygı ile kadının sadece vücuduna çiçekler çizildiğinde huzur duyması, onların silinmesini istememesi, bir ağaca dönüşmek arzusu bana birbirini destekliyor gibi geldi. Bitkilerin insanlardan farklı olarak, hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilmesi yazar tarafından özellikle vurgulanmış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryen, Han Kang, April Yayıncılık, 2017.
  • Ben Pancarım, Geyiğim, Ormanım, Elif Türkölmez, Radikal Kitap, 6 Ocak 2017.
  • Sadece Bitkiler Zarar Vermeden Yaşayabiliyor, Güliz Arslan, Hürriyet, 28 Ocak 2017.
  • Belki de Bir Rüyadır, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 12 Ocak, 2017.
  • The World’s Living Religions, Prof. Robert Ernest Hume, Crest Publishing House, New Delhi, 2000.
  • Jainism, Lothar Clermont, Prakash Books, New Delhi, 1998.
  • Religious Symbols of Hinduism, Buddhism and Tantrism, Trilok Chandra Majupuria ve Rohit Kumar Majupuria, Lashkar, India, 2004.

 

Gandhi ve Haricanlar

Hindistan’da kast sistemi ilk başlarda sosyal sınıflar arasında rekabetin neden olduğu saldırıları ortadan kaldırmayı hedeflemişti, denir.

Ancak zaman içinde sistem katılaştı ve baskılara yol açtı.

Mevcut Hindistan Anayasası’nda herkesin eşit olduğu yazılıdır ama kast sistemi ortadan kalkmış değildir.

Her kast ayrıca cati denen pek çok alt kasta ayrılır.

Bir de kast dışı olanlar vardır: En altta paryalar, toplumdaki en pis işleri yapan dokunulmazlar vardır.

Dokunulmazlar  ise kendilerine dalit’ler, yani “kırılmış insanlar” demeyi yeğlerler.

Mahatma Gandhi onlara sevecenlikle harican’lar, yani “Tanrı’nın Çocukları” adını vermiştir.

Gandhi’ci aktivist ve özel sekreteri gibi çalışan Mahadev Desai, Gandhi’nin Harijan ismindeki haftalık gazetesini çıkarmaktan da sorumluydu. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Gandhi’ci aktivist ve özel sekreteri gibi çalışan Mahadev Desai, Gandhi’nin Harijan ismindeki haftalık gazetesini çıkarmaktan da sorumluydu.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Hindistan’ı Ariler istila ettiği zaman tenleri koyu renkli yerli halkı kendilerinden uzak tutmak istemişlerdir. Sanskritçe kast anlamına gelen varna, aynı zamanda renk demektir.

Hindu dininin önemli bir özelliği olan kast sistemi, insanları doğumlarına göre sınıflandıran önemli bir toplumsal sistemdir.

Hindular dört kast, brahman, asker, tüccar ve köylü diye dört bölümlü bir cemiyettir. Hinduizm’e göre, kast sistemi kutsal bir kurumdur.

Brahmanlar ruhaniyeti temsil ederler ve ruhaniyeti korumak için temas ettikleri insanlara ve gıdalarına çok dikkat ederler, et yemezler.

Hayvan öldürmek ve hayvana ilişkin bütün iş ve sanayi en aşağı meslekler olarak kabul edilir. Deri sanayii, avcılık, kasaplık, balıkçılık gibi.

Bu mesleklerden daha aşağıda sayılan bir iş daha vardır. Hindistan’ın büyük kısmında kanalizasyon sistemi kurulmamıştır. Doğal ihtiyaçların def edildiği malzemeyi temizlemek de, ölü yakma gibi dokunulmazların işidir.

Haricanlar et yerler. Oysa kast Hinduları için bu, kabul edilemez bir durumdur.

İçtimai ve iktisadi bakımdan haricanların durumları zordur.

Kast dahili Hinduların kullandığı yol, okul, hastane, kuyu dokunulmazlara kapalıdır.

Kast doktorları ve avukatları onları tedavi etmez ve mahkemede savunmalarını üzerlerine almaz.

Dokunulmazlar, Müslüman veya Hıristiyan dinini seçseler, bu zulümden kurtulacaklar ama, Hindistan’ın din realitesi buna izin vermez. Atalarından kalma dinlerini bırakmak istemezler.

Mahatma’ya göre harican teşkilatı Hinduizm’in en büyük günahıdır ve bunu kaldırmak Hinduizm’in vazifesidir.

Ona göre, haricanlık devam ederse Hinduizm ölüme mahkumdur.

Ayrıca, ülkedeki “bana yaklaşma” tavrı, bir Hint milleti oluşmasına engeldir.  Bu tavırdan vaz geçilirse, ayrı dinlere mensup cemaatler de aralarındaki birliği hissedeceklerdir. Bu birlik hissedilmeden, bir Hint milleti oluşmadan İngilizlerden kurtulup, özgür ve bağımsız Hindistan’ı kurmak mümkün değildir.

Gandhi ilk defa kastsız bir Hint milleti düşünen kişidir.

Haricanlığın ortadan kaldırılması için çok uğraş verir.

Bu uğurda 1930’larda gençler köylere yerleştirilmiş, okullar açılmış, elişleri, sanayi atölyeleri kurulmuştu. Bazı kuyular haricanlara açılmış, harican çocuklar okutulmuştu. Ama çözülmesi en zor konu mabet konusuydu. Kanun, kast Hindularına bu konuda büyük yetki veriyor, bir köyde bir tek kişi itiraz ederse mabet haricanlara kapatılıyordu.

Mahatma Gandhi, senede bir defa Delhi’ye gelir, haricanlara ait bir evde misafir olurdu.

Gandhi, dokunulmazlar sınıfının hakları tanınmazsa yemek yemeyeceğini bildirdiğinde, söz konusu olan oruç değil, açlıktan ölmekti. Hindistan’ın en güçlü tabusuna kafa tutan bu çilekeşin amacı Hindistan’ın arınmasıydı. Bu uğurda yaşamını kaybetti.

Hindistan Anayasası’nın mimarı Dr. Bhimrao Ramji Ambedkar bir haricandır. Anayasada herkesin eşit olduğu yazılıdır ama kastların kalktığına dair bir ibare yoktur. Yine  anayasayla okullarda, yasama organında ve işyerlerinde kotalarla haricanlara (nüfusun % 15 kadarı) ve kabile topluluklarına (% 7) yer ayrılmıştır.

Hatta bir harican, önce Ankara’da Hindistan büyükelçisi olarak görev yapmış, sonra cumhurbaşkanı olmuş, Koçeril Raman Narayanan’dır.

Bütün yasaklara karşın, kast bilinci önemini korumaktadır.

Japonya 6 | Japonların Özellikleri 6

  • Beşeri duygular ayıplanmaz.
  • İnsanın dünyaya nasıl geldiği ile ilgili bir doktrinleri yoktur.
  • Ferdin kuvvetli bir karaktere sahip olduğu, isyan etmesiyle değil, itaat etmesiyle anlaşılır.
  • Japonlar Çinliler gibi faziletlerin hayırsever kalplerden doğmasını beklemezler. Onlar ilk önce görevlerin yerine getirilmesini gerektiren nizamları ortaya koyarlar, sonra da bunları bir insanın bütün kalbiyle, ruhuyla, kuvveti ve kafasıyla yerine getirmesinin kaçınılmaz olduğunu söylerler.
  • Zor kullanmadan otorite temin ederler.
  • Serbest sahalar tanımlarlar. 0 – 9 yaş ile 60 – ölüm arası, içki, geyşa gibi.
  • Japonların esir düşmemesi şarttır. Şuurunu kaybettiği bir sırada esir edilse bile o Japonya’da bir daha başını kaldıramaz. Japonlar esir olan Amerikalıları teslim oldukları için ayıplıyorlardı.

  • Japonlar bir hareket sahasında başarısızlığa uğradıktan sonra başka bir sahayı tabii olarak ele alabilirler. Japon, gayesine ulaşamamış bir hareket tarzını benimsemekle hata ettiğini anlar. Seçtiği hareket tarzında başarısızlığa uğradığı zaman onu, kaybolmuş bir dava olarak kenara bırakır. Çünkü Japonlar, kaybolmuş davaların peşinde koşacak şekilde şartlandırılmamıştır.
  •  Tahkir edilme ile ağır tazminat verme gibi tabii sonuçları birbirinden ayırırlar. 1905 Rus harbinden sonra Rusların kendilerini tahkir ettiğini düşünmemişlerdi. Hiçbir kıyım yapmadılar. Filipinlerde ABD’ye karşı zafer kazandıktan sonra ise tamamen zıddını yaptılar. Çünkü ABD’nin politikasının Japonya’ya kıymet vermeyen bir politika olduğunu düşünüyorlardı. Tahkir edildikleri zamanki hareket tarzlarıyla, edilmediklerini düşündükleri zamanki hareket tarzları tamamen farklıdır. Tahkirden sonra sadakatsizlik meşrudur.
  • Japonlar aristokrat bir toplumdur. Kendinden daha aşağı ve yukarı olana başka başka kelimeler kullanarak hitap ederler. Hürmet dili denen bir dile sahiptirler. Eğilerek selam verme ve diz çökme adetleri vardır. Sivil, askeri üniformalıya eğilerek selam vermek zorunda idi. 19. yüzyıl ortasına kadar sadece asiller ve samuraylar soyadı kullanabiliyorlardı.
  • Değişmeyen gaye şereftir. Yeryüzünde herşeyden çok, hürmet görmek isterler.
  • Japonya’da zevkler vazife gibi öğretilirler (Budizme ne kadar aykırı).  Kültürlerin pek çoğunda zevkler öğretilmez. Japon felsefesinde beden günahkar değildir, zevkleri tatması suç sayılmaz.
TOMOE – Japon mantığı, ruhu, aklını temsil eden; iki- üç-dört virgül benzeri soyut şekilleri kapsayan, kaynağı bilinemeyecek kadar eski  olan, aile amblemlerinde ve şirket logolarında sıkça kullanılan, Şinto’nun hayat çemberi yer-gök-insan üçlüsünü temsil ettiği düşünülen, samurayların geleneksel sembolü olan bir simgedir. Dörtlüsünün ortasında meydana gelen svastika Hinduizmin ve Caynacılığın seçkin simgelerinden biridir.

TOMOE – Japon mantığı, ruhu, aklını temsil eden; iki- üç-dört virgül benzeri soyut şekilleri kapsayan, kaynağı bilinemeyecek kadar eski olan, aile amblemlerinde ve şirket logolarında sıkça kullanılan, Şinto’nun hayat çemberi yer-gök-insan üçlüsünü temsil ettiği düşünülen, samurayların geleneksel sembolü olan bir simgedir. Dörtlüsünün ortasında meydana gelen svastika Hinduizmin ve Caynacılığın seçkin simgelerinden biridir.

Aşağıdaki fotoğrafta, Kyoto’daki Kinkankuji Altın Tapınak girişinde çatı detayında tomoe.