Etiket arşivi: Heredot

Dövme – Tendeki Nakış 1

  • Günümüzde çok yaygın olarak karşılaştığımız dövme arkaik bir gelenektir.
  • Cilalı Taş ile Bronz Çağı arasında, yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış Avusturya-İtalya sınırındaki Ötztal Alpleri’nde doğal yolla korunmuş Buz Adamı Ötzi’nin vücudunun çeşitli yerlerinde 57 dövme olduğu görülmüştür. Mumyalanmış cesetlerde de dövmelere rastlanmıştır. MÖ 2000’lerden kalma Mısır mumyalarında kamış ve yaprak boyalarıyla yapılmış dövmeler bulunmuştur. Mısır’da görülen dövme figürleri onların ilah ve ilahelerinin sembolleriydi. MÖ 500-300’lere tarihlenen Altaylarda Hun Devleti’nin kültürünü temsil eden başlıca kurganlardan olan Pazırık kurganlarında mumyalanmış cesetlerde iğneyle ve genç yaşta yapıldığı tespit edilmiş dövmelere rastlanmıştır. Mısır ve Pazırık’taki buluntular yönetici sınıflarda vücuda dövme yaptırma geleneğinin olduğunu göstermiştir.
Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme. Fotoğraf: Okur Yazarım

Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme.
Fotoğraf: Okur Yazarım

  • Antikçağ yazarları dövmenin Trakyalılar, Eski Yunanlar, Galyalılar, Germenler ve Britonlar tarafından kullanıldığını yazmışlardır.
  • Heredot, Tarih adlı eserinde Trakya’da dövme yaptırmak soyluluk işaretidir; dövmesiz olmak kötülük getirir, diye yazar.
  • Eski Roma’da ise suçlulara ve kölelere dövme yapılırdı. Hıristiyanlık sonrası Avrupa’da dövme yapımı yasaklandı. Büyük geziler döneminde Amerika yerlileri ve Polinezyalılarla tanışınca Avrupalılar dövmeyi yeniden keşfettiler. Hıristiyanlık’ta dövmeyi yasaklayan açık bir hüküm de yoktur.
  • Zerdüştlükte, dövme yoluyla vücudun deforme edilmesine olumlu bakılmadığı rivayet ediliyor.
  • Tek tanrılı dinler, pagan inancın dışavurumu olarak gördükleri dövmeyi yasaklamışlardır. Tevrat, bedeninizde yara açmayacaksınız, kendinize dövme işaret koymayacaksınız, der.
  • Hz. Muhammed’inyaşadığı dönemde Araplar, özellikle Arap kadınlararasında dövmenin uygulandığı, Peygamber’in bu konuda menfi bir fikri olduğu bazı kaynaklarca ifade edilmektedir. Dövme, Cahiliye devrinin bir uzantısı olarak görülmüştür. Ama yasaklamalara rağmen Araplar arasında varlığını korumuştur. Araplarda özellikle el, bilek ve kola dövme yapılır.
  • Dinler içindeki heterodoks gruplar bu kadim geleneği devam ettirmiştir.
  • Osmanlı dünyasına dövme Cezayirli gemiciler aracılığıyla girmiştir. Cezayir ve Tunus’ta, özellikle de Berberilerde dövme geleneği yaygındır. 17. yüzyıldan itibaren yeniçeriler tarafından bulundukları ortayı (taburu)/bölüğü belirtmek amacıyla o bölük veya ortanın nişanı vücudun görünen bir yerine dövme olarak yapılmıştır; bu ocaklarına bir bağlılık  göstergesi ve yeniçerinin en önemli süsü idi. Ama genel olarak Osmanlıda dövme kabadayılık alameti sayılırdı. Yeniçeri ocağının kapatılması İstanbul’daki dövme geleneğinin bitmesinde etkili olmuş, diye düşünülüyor.

 

 

Şiddet 9 | Ritüellerdeki Şiddet 1

  • Ritüel, en genel anlamıyla uygun zamanlarda yerine getirilen, sembollerin de kullanılabildiği, tekrarlanan bir davranış modelidir. Amacı, kullanılan nesneler, yapılan eylemler ve kurulan iletişim yoluyla ortak bir dil oluşturmaktır. Ritüel ile katılımcılar, amaca odaklanarak ortak bir duygu içine girerler ve kötülük, hastalık, salgın ya da doğal afetin kutsal olanla iş birliği kurularak uzaklaştırılması, yok edilmesi sağlanır.
  • Kutsalı teskin etmek, verilen lanetin geri alınmasını sağlamak için ritüeller esnasında kan akıtma, yakma, vurarak öldürme, parçalara ayırma, kesme gibi içinde şiddet barındıran çeşitli uygulamalar tarih boyunca yapılagelmiştir.
  • Ritüelleşmiş şiddet en açık biçimiyle kurban etme davranışında görülür. Burada şiddetin yıkıcı boyutundan çok arındırıcı ve yatıştırıcı boyutundan yararlanılır. Kurban, tanrıyı sakinleştirmenin en önemli aracıdır ve kan akıtma esasına dayanır. Kurban, vekildir. Kurban deneyimi aynı zamanda toplumsallaşmış şiddetin dışa vurumu olarak da kabul edilir. Yapılan uygulamalarda özellikle kesmek, kan dökmek, fışkırtmak, parçalara ayırmak, vurmak, vurarak öldürmek fiilleri öne çıkmaktadır. Vekil olarak kullanılan canlılar veya nesneler yakılır veya bir çukurun içinde kurban edilirdi.
  • Ören yerlerinin çoğunda tanrılara kan ya da canlı kurban sunulan bir sunak, kurban taşı vardır.
MÖ 2500’lerde Mısır’da sünnet geleneği olduğu düşünülüyor. Fotoğraf: Ekstrem Bilgi

MÖ 2500’lerde Mısır’da sünnet geleneği olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Ekstrem Bilgi

  • İnisiyasyon, kabul törenlerinde çile çekme fiziksel acıya, karanlığa maruz kalma, sünnet ya da dövme aracılığıyla öyle yoğun ve sarsıcı bir deneyim yaşanır ki, ergen genç bir daha hiç geri dönüşü olmayan şekilde değişir.
  • Erginlenme törenleri, kapalı bir topluma kabul edilmeyi simgeler. Tüm tarikat yapılarında cesaret ve fedakarlık gereklidir.
  • Tarih öncesi dönemlerde başlayan erkek sünnetinin nerede ve ne zaman başladığı tam olarak bilinmiyor. Dünyanın bilinen en eski ameliyatlarından biri olan sünnetin, Heredot’a göre altı bin yıllık bir geçmişi var. Önceleri penisin tamamı kesilerek ana tanrıçaya sunuluyordu. Tanrıça Kybele adına her sene düzenlenen şenliklerde tapınakta rahip olmak isteyen erkekler Kibele rahibi olmanın ön şartı olarak hadım edilir ve kesilen cinsel organları bir çam ağacının altına gömülürdü. Daha sonra sünnet geleneğine geçildi. Tanrı’nın Hz. İbrahim’e ve halkına sünneti zorunlu kıldığı düşünülüyor. Sünnet, Müslümanlarda ve bazı ataerkil toplumlarda erkekliğin bir gerekliliği olarak görülür. Günümüzde bazı toplumlarda sünnet olmayan erkeklere evlenme hakkı verilmemektedir.
  • Modern bağışıklık kazandırma ve aşı yöntemlerinde nasıl bir miktar hastalık zerk ediliyorsa, ritüeller de topluma, şiddete karşı direncini artırmak için, bir miktar şiddet sokmayı hedefler.
  • Arınma için uygulanan bir başka ritüel de törensel olarak dövmek ya da kırbaçlamak idi. Peru’da, Yeni Gine’de, Orta Avrupa’da, Arnavutlarda, Slovenya’da, Rusya’nın bazı bölgelerinde, Almanya’da farklı mevsimlerde güçlü, taze ve sağlıklı olmak için insanlar birbirlerini dallarla döverlerdi.
  • Afrika’da Gana’da yüksek ağaçların dibinde kurban kesme göreneği vardır. Bu, hem gök tapımına hem de ağaç ruhuna saygıyı gösteren bir tutumdur.
  • Fransız edebiyat eleştirmeni, antropolog ve filozof René Girard (1923-2015) şiddeti, her kültür düzeninde her zaman, bir ritüelin ya da geleneksel yapının gerçek öznesi olarak tanımlamıştır. Girard kurbanın, hem çok kutsal bir şey olarak hem de bir suç unsuru olarak iki farklı boyutta ortaya çıkabileceğini yazar.

 

Libya 49 Fizan ve Metkanduş Vadisi

  • Gıdamis’ten sabah ayrıldık. Yağmurlu bir havada 13 saat içinde Karyat-Sebha-Germe yolunu yaptık.
  • Sebha, Fizan’ın merkezi. 11. yüzyıldan beri kervan yollarının geçtiği işlek bir nokta. Günümüzde de bir ticaret ve taşımacılık merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ertesi sabah Metkanduş Vadisi’ne gitmek üzere 4x4’lerle Fizan Çölü’nü geçtik.
  • Tarihçi Heredot, Fizan’dan Garamantlar’ın Ülkesi diye söz eder. MÖ 19’da Romalılar bölgeyi kendilerine bağladılar. Bir dönemde Vandal istilasına uğrayan bölge, 666 yılında Araplar tarafından alındı ve halkı Müslüman oldu.
  • 1842’de Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Senusiye Tarikatı bölgede tekkeler kurarak en etkili güç haline geldi. Önce Afrika’nın Ekvator bölgesinden yayılan Fransızlar, 1911’de de İtalyanlar bölgenin egemeni oldu. 1912’de Osmanlı-İtalyan Savaşı’nı sona erdiren Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Fizan İtalyan egemenliğindeki Trablus ve Berka ile birleştirildi. 1951 yılında ilan edilen Birleşik Libya Krallığı altında Fizan bir eyalet oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Metkanduş artık var olmayan, kurumuş bir nehrin adı.
  • Vadi’nin Messak Settafet bölgesinde bulunan prehistorik kaya sanatı gerçekten görülmeye değer: Çok geniş bir alana yayılıyor, pek çok çizim var.
  • MÖ 8500’lerde tropik bir iklimi olan Sahra’nın MÖ 4000’li yıllarda çöl olduğu biliniyor.
  • Çizimler, kumtaşı oyularak yapılmış. Daha sonra parlatmak için üzerleri zımparalanmış ve şu anda kireçtaşının içinde bulunmayan mineraller içeren koyu renk bir vernik ile mikron kalınlığında kaplanmış. Demir ve manganez oksidin 5000 yıl önce, iklim daha nemli iken bölgede bulunduğu düşünülüyor. Figürlerin önce çizildiği, sonra oyulduğu sanılıyor.
  • Kaya oyma resimlere petrogrif deniyor.
  • Resimler, MÖ 2000’lere tarihleniyor.
    Güney Fransa’da bulunan Chavet Mağarası’nda 32 bin yıllık olduğu tahmin edilen insan yapımı resimlerle dolu mağaranın, ayinler ve saklanmak için kullanıldığı düşünülüyor. İspanya’daki Altamira Mağarası ise 16 bin yıllık resimlere ev sahipliği yapıyor.
  • Resmedilmiş hayvanların çoğu Sahra’nın kuzeyinde bulunmayan hayvanlar.
  • Bir şey iyi taklit edilirse ona ulaşılabileceği inancı vardır. İyi av resmi çizersen, avın iyi olur, diye inanılmıştır. Ama buradaki resimlerin çok azı av ile ilgili. Burada anlatılan hikaye çözülebilmiş değil. Belki sembolik, belki dini inanç var anlattıklarında? Çizimlerin hangi koşullarda, kimler tarafından yapıldıkları da bilinmiyor.

 

Kaya oyma resimlerden bazılarının fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Akakus Dağı ve Metkanduş Vadisi çevresindeki duvar resimlerinin, kaya oyma resimlerin ve yazıların Cezayir’in Tasili Dağı’nda da uzantısı görülüyor. Bu yazılar günümüzde Berberiler ve Tuaregler tarafından kullanılan Tıfinagh yazılarıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 19 Trablus 4 Turgut Reis

Türk Mahallesi’nde Turgut Camii. Turgut Reis (1485-1565), Osmanlı İmparatorluğu donanmasında amirallik yapmış, Trablusgarp fatihi olarak 1553-1565 yılları arasında Trablus Beyi/Valisi olmuştur. Kanuni, 1565 yılında Malta Kuşatması için Turgut Reis’e Piyale Paşa birliklerine katılma çağrısı yapınca yaklaşık 1600 askeriyle sefere katılmış, adaya çıkmış, St. Elmo Kalesi kuşatması sırasında diğer kalelerden açılan top ateşi sonucu ağır yaralanmış, bir hafta sonra da hayatını kaybetmiştir. Kuşatma başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra naaşı Kılıç Ali Paşa tarafından Trablus’a götürülmüş ve yaptırmakta olduğu camide toprağa verilmiştir. Caminin inşaatını İskender Paşa tamamlatmıştır. Cami kapalı olduğu için içine girememiştik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türk Mahallesi’nde Turgut Camii. Turgut Reis (1485-1565), Osmanlı İmparatorluğu donanmasında amirallik yapmış, Trablusgarp fatihi olarak 1553-1565 yılları arasında Trablus Beyi/Valisi olmuştur.
Kanuni, 1565 yılında Malta Kuşatması için Turgut Reis’e Piyale Paşa birliklerine katılma çağrısı yapınca yaklaşık 1600 askeriyle sefere katılmış, adaya çıkmış, St. Elmo Kalesi kuşatması sırasında diğer kalelerden açılan top ateşi sonucu ağır yaralanmış, bir hafta sonra da hayatını kaybetmiştir. Kuşatma başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra naaşı Kılıç Ali Paşa tarafından Trablus’a götürülmüş ve yaptırmakta olduğu camide toprağa verilmiştir. Caminin inşaatını İskender Paşa tamamlatmıştır. Cami kapalı olduğu için içine girememiştik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turgut Reis Hamamı

Turgut Reis Hamamı Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamamda birkaç avlu iç içedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamamda birkaç avlu iç içedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Türk Mahallesi’nde yer alan Naga Camii. Burası Trablus’un en eski camisidir, 9. yüzyıldandır. Naga, deve demektir. Caminin adı hakkında iki rivayet vardır. Arap fatih Amr ibn al-As kendisine verilen bir deve yükü hediyeyi kabul etmiş, elde ettiği para ile bu camiyi yaptırmıştır. Deveye dair diğer rivayet ise 912 yılında Fatımi Halifesi buradan geçerken caminin büyütülmesi için bir deve yükü hazine bırakmıştır. Cami, gördüğümüz şeklini 1600’lü yıllarda almıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Türk Mahallesi’nde yer alan Naga Camii. Burası Trablus’un en eski camisidir, 9. yüzyıldandır. Naga, deve demektir. Caminin adı hakkında iki rivayet vardır. Arap fatih Amr ibn al-As kendisine verilen bir deve yükü hediyeyi kabul etmiş, elde ettiği para ile bu camiyi yaptırmıştır. Deveye dair diğer rivayet ise 912 yılında Fatımi Halifesi buradan geçerken caminin büyütülmesi için bir deve yükü hazine bırakmıştır. Cami, gördüğümüz şeklini 1600’lü yıllarda almıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Caminin sütunlarının Leptis Magna’dan getirildiği söylenmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Caminin sütunlarının Leptis Magna’dan getirildiği söylenmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Naga Camii’nin karşısında Kadiri Zaviyesi vardır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Naga Camii’nin karşısında Kadiri Zaviyesi vardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Heredot anlattığı bir öyküde der ki, bir zamanlar Psylli ülkesinde (bugünkü Trablus’ta) Sahra’dan esen bir rüzgar bütün su sarnıçlarını kuruttuğunda halk, kudurmuş rüzgara bindiği düşünülen kötü ruhu uzaklaştırmak için güney rüzgarına savaş açmış, hançerlerini toz sütununa saplamış, tek bir kişi sağ kalana kadar da savaşı sürdürmüştü.

 

 

Mekan ve Simge Olarak Labirent 3

  • Karıncaların, köstebeklerin toprak altındaki yuvalarına giden yollar bir labirent oluşturur.
  • Belleklerini, öğrenme yeteneklerini ölçmek için kullanıldıklarından, labirentlerle en kolay özdeşleştirilen hayvanlar farelerdir.
  • Türkiye’de 121 tanesi incelenmiş, yaklaşık 400 yeraltı şehri olduğu düşünülmektedir. İncelenmiş yeraltı şehirleri Kırşehir, Yozgat, Kayseri, Nevşehir ve Niğde’dedir. En ünlüleri Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak’tır. Yeraltı kentlerinin geçitleri, sokakları, odaları, havalandırma bacaları ile ayrıntılı altyapısı, sadece sakinlerinin çözebileceği bir labirent görünümündedir. Koridorları tıkamak için kullanılan tekerlek biçimi taşlar vardır. Kaymaklı ve Derinkuyu’daki taşların ortasında düşmana ok atmak için delikler bulunur. Koridor tavanlarında saldırganın üzerine kaynar su ya da kızgın yağ dökmek için delikler vardır.
  • Benzer bir sistem ABD-Vietnam Savaşı sırasında Vietnamlılar tarafından kullanılmıştır. ABD kampının tam altına kazılmış, Ho Chi Minh yakınlarında gezdiğimiz Cuchi Tünelleri savaşın kazanılmasında Vietnam’a önemli bir avantaj sağlamıştır. Birkaç katlı tünellerin koridorları istendiğinde kapatılabilmekte ve ABD askerleri kıstırılmakta; tünellerin oluşturduğu labirent pek çok çıkmaz yol barındırmakta; Vietnamlılara göre kazılmış dar tünellerde geri dönmek uzun boylu Amerikalılar için imkansız olmakta idi. Hem havalandırma hem de gözetleme deliği olarak kullanılan, yörenin özelliği, yüksek karınca tepesi görünümünde insan yapımı tepecikler kullanılmıştı. Cuchi labirentinin yolları 200 kilometre uzunluğundadır. Burası hakiki bir labirenttir, pek çok ABD askerinin bu labirentten çıkamayıp ölmesine ve aklını kaçırmasına neden olmuştur.
Cu Chi labirentinin şeması. Cuchi Bölgesi, Ho Chi Minh, Vietnam.

Cu Chi labirentinin şeması.
Cuchi Bölgesi, Ho Chi Minh, Vietnam.

  • Polonyalı mimar Daniel Libeskind’in eseri, Berlin’de 2001 yılında açılan Yahudi Müzesi, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını sergilemeyi amaçlıyor. Taban kesiti şimşek şeklinde olan binanın içi zitaretçiye tam bir labirent hissi veriyor.
  • Dünyada pek çok kent eğri büğrü, birbirleriyle iç içe geçen yolları, çıkmaz sokakları, geçitleri, dolambaçları ile bir labirent kenttir. Buralarda, dönülür dolaşılır, yine aynı yere varılır, ne tarafa gidildiğini bilmek neredeyse olanaksızdır. Eski kentler, zaman içinde labirentleşmişlerdir. Heredot, Babil kentinin, kazılan çok sayıda kanalla labirentleştirildiğini, böylece düşmanın kente su yoluyla saldırmasına karşı önlem alındığını anlatır. Düşman, tanımadığı kentin labirent benzeri sokaklarında yolunu kaybederek amacına ulaşamaz. Oysa Baron Haussmann, Paris’in labirent mahallelerini kentin güvenliğini sağlamak amacıyla yıktırmıştır. Mehmet Ali Kılıçbay, Ortaçağ’ın dağınık, düzensiz, sıkışık alanlar içindeki kentsel oluşumlarına dişi der ve onları kent değil, şehir olarak tanımlar.
  • Labirente simgesel olarak ana rahmi, bereket, ortaya çıkış anlamları da yüklenir.
  • Yaşamı, mekansal olmayan, mecazi anlamda bir labirent olarak düşünebiliriz. Yaşamak, bir labirentte yol almak gibidir. Yolun sonu görülemez, kişi kendisini neyin beklediğini bilemez, her an her türlü engelle karşılaşmak imkan dahilindedir, her an bir yol ayrımına gelinebilir.
  • Labirent, “bütünlük”ün antik sembolü olarak da algılanır.
  • Labirentler ile Sanskritçe “Öz’ü barındıran” anlamına gelen mandalalar arasında da, çevreden merkeze yönelmeleri açısından bir yakınlık bulunur. Labirentin kutsal bir geometrisi olduğu, kozmik düzeni ve yenidendoğumu temsil ettiği öne sürülüyor. Merkeze doğru giderken kişinin arındığı, merkezden dışa dönerken ise yeni biri olduğu düşünülüyor.
  • Yedi devirli labirentler ile vücuttaki çakralar da ilişkilendirilir.
  • Labirentte yürüme, alternatif terapilerde kullanılan bir yöntemdir. Bu tedavi, içe yolculuk, merkezde dua veya meditasyon için bir duraklama ve dönüş yolculuğunu içerir. Bu yürüyüşte amaçlar farklı olabilir: Ruhsal denge ve odaklanma sağlamak; iyileşme; üst benlik ile bağlantı kurmak; farkındalığı güçlendirmek ve farklı enerjileri deneyimlemek bunlardan bazılarıdır. Merkeze varıldığında beklenen ise, gevşemek, meditasyon yapmak, zihindeki sorulara cevaplar aramaktır.