Etiket arşivi: Heredot

Şiddet 9 | Ritüellerdeki Şiddet 1

  • Ritüel, en genel anlamıyla uygun zamanlarda yerine getirilen, sembollerin de kullanılabildiği, tekrarlanan bir davranış modelidir. Amacı, kullanılan nesneler, yapılan eylemler ve kurulan iletişim yoluyla ortak bir dil oluşturmaktır. Ritüel ile katılımcılar, amaca odaklanarak ortak bir duygu içine girerler ve kötülük, hastalık, salgın ya da doğal afetin kutsal olanla iş birliği kurularak uzaklaştırılması, yok edilmesi sağlanır.
  • Kutsalı teskin etmek, verilen lanetin geri alınmasını sağlamak için ritüeller esnasında kan akıtma, yakma, vurarak öldürme, parçalara ayırma, kesme gibi içinde şiddet barındıran çeşitli uygulamalar tarih boyunca yapılagelmiştir.
  • Ritüelleşmiş şiddet en açık biçimiyle kurban etme davranışında görülür. Burada şiddetin yıkıcı boyutundan çok arındırıcı ve yatıştırıcı boyutundan yararlanılır. Kurban, tanrıyı sakinleştirmenin en önemli aracıdır ve kan akıtma esasına dayanır. Kurban, vekildir. Kurban deneyimi aynı zamanda toplumsallaşmış şiddetin dışa vurumu olarak da kabul edilir. Yapılan uygulamalarda özellikle kesmek, kan dökmek, fışkırtmak, parçalara ayırmak, vurmak, vurarak öldürmek fiilleri öne çıkmaktadır. Vekil olarak kullanılan canlılar veya nesneler yakılır veya bir çukurun içinde kurban edilirdi.
  • Ören yerlerinin çoğunda tanrılara kan ya da canlı kurban sunulan bir sunak, kurban taşı vardır.
MÖ 2500’lerde Mısır’da sünnet geleneği olduğu düşünülüyor. Fotoğraf: Ekstrem Bilgi

MÖ 2500’lerde Mısır’da sünnet geleneği olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Ekstrem Bilgi

  • İnisiyasyon, kabul törenlerinde çile çekme fiziksel acıya, karanlığa maruz kalma, sünnet ya da dövme aracılığıyla öyle yoğun ve sarsıcı bir deneyim yaşanır ki, ergen genç bir daha hiç geri dönüşü olmayan şekilde değişir.
  • Erginlenme törenleri, kapalı bir topluma kabul edilmeyi simgeler. Tüm tarikat yapılarında cesaret ve fedakarlık gereklidir.
  • Tarih öncesi dönemlerde başlayan erkek sünnetinin nerede ve ne zaman başladığı tam olarak bilinmiyor. Dünyanın bilinen en eski ameliyatlarından biri olan sünnetin, Heredot’a göre altı bin yıllık bir geçmişi var. Önceleri penisin tamamı kesilerek ana tanrıçaya sunuluyordu. Tanrıça Kybele adına her sene düzenlenen şenliklerde tapınakta rahip olmak isteyen erkekler Kibele rahibi olmanın ön şartı olarak hadım edilir ve kesilen cinsel organları bir çam ağacının altına gömülürdü. Daha sonra sünnet geleneğine geçildi. Tanrı’nın Hz. İbrahim’e ve halkına sünneti zorunlu kıldığı düşünülüyor. Sünnet, Müslümanlarda ve bazı ataerkil toplumlarda erkekliğin bir gerekliliği olarak görülür. Günümüzde bazı toplumlarda sünnet olmayan erkeklere evlenme hakkı verilmemektedir.
  • Modern bağışıklık kazandırma ve aşı yöntemlerinde nasıl bir miktar hastalık zerk ediliyorsa, ritüeller de topluma, şiddete karşı direncini artırmak için, bir miktar şiddet sokmayı hedefler.
  • Arınma için uygulanan bir başka ritüel de törensel olarak dövmek ya da kırbaçlamak idi. Peru’da, Yeni Gine’de, Orta Avrupa’da, Arnavutlarda, Slovenya’da, Rusya’nın bazı bölgelerinde, Almanya’da farklı mevsimlerde güçlü, taze ve sağlıklı olmak için insanlar birbirlerini dallarla döverlerdi.
  • Afrika’da Gana’da yüksek ağaçların dibinde kurban kesme göreneği vardır. Bu, hem gök tapımına hem de ağaç ruhuna saygıyı gösteren bir tutumdur.
  • Fransız edebiyat eleştirmeni, antropolog ve filozof René Girard (1923-2015) şiddeti, her kültür düzeninde her zaman, bir ritüelin ya da geleneksel yapının gerçek öznesi olarak tanımlamıştır. Girard kurbanın, hem çok kutsal bir şey olarak hem de bir suç unsuru olarak iki farklı boyutta ortaya çıkabileceğini yazar.

 

Libya 49 Fizan ve Metkanduş Vadisi

  • Gıdamis’ten sabah ayrıldık. Yağmurlu bir havada 13 saat içinde Karyat-Sebha-Germe yolunu yaptık.
  • Sebha, Fizan’ın merkezi. 11. yüzyıldan beri kervan yollarının geçtiği işlek bir nokta. Günümüzde de bir ticaret ve taşımacılık merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ertesi sabah Metkanduş Vadisi’ne gitmek üzere 4x4’lerle Fizan Çölü’nü geçtik.
  • Tarihçi Heredot, Fizan’dan Garamantlar’ın Ülkesi diye söz eder. MÖ 19’da Romalılar bölgeyi kendilerine bağladılar. Bir dönemde Vandal istilasına uğrayan bölge, 666 yılında Araplar tarafından alındı ve halkı Müslüman oldu.
  • 1842’de Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Senusiye Tarikatı bölgede tekkeler kurarak en etkili güç haline geldi. Önce Afrika’nın Ekvator bölgesinden yayılan Fransızlar, 1911’de de İtalyanlar bölgenin egemeni oldu. 1912’de Osmanlı-İtalyan Savaşı’nı sona erdiren Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Fizan İtalyan egemenliğindeki Trablus ve Berka ile birleştirildi. 1951 yılında ilan edilen Birleşik Libya Krallığı altında Fizan bir eyalet oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Metkanduş artık var olmayan, kurumuş bir nehrin adı.
  • Vadi’nin Messak Settafet bölgesinde bulunan prehistorik kaya sanatı gerçekten görülmeye değer: Çok geniş bir alana yayılıyor, pek çok çizim var.
  • MÖ 8500’lerde tropik bir iklimi olan Sahra’nın MÖ 4000’li yıllarda çöl olduğu biliniyor.
  • Çizimler, kumtaşı oyularak yapılmış. Daha sonra parlatmak için üzerleri zımparalanmış ve şu anda kireçtaşının içinde bulunmayan mineraller içeren koyu renk bir vernik ile mikron kalınlığında kaplanmış. Demir ve manganez oksidin 5000 yıl önce, iklim daha nemli iken bölgede bulunduğu düşünülüyor. Figürlerin önce çizildiği, sonra oyulduğu sanılıyor.
  • Kaya oyma resimlere petrogrif deniyor.
  • Resimler, MÖ 2000’lere tarihleniyor.
    Güney Fransa’da bulunan Chavet Mağarası’nda 32 bin yıllık olduğu tahmin edilen insan yapımı resimlerle dolu mağaranın, ayinler ve saklanmak için kullanıldığı düşünülüyor. İspanya’daki Altamira Mağarası ise 16 bin yıllık resimlere ev sahipliği yapıyor.
  • Resmedilmiş hayvanların çoğu Sahra’nın kuzeyinde bulunmayan hayvanlar.
  • Bir şey iyi taklit edilirse ona ulaşılabileceği inancı vardır. İyi av resmi çizersen, avın iyi olur, diye inanılmıştır. Ama buradaki resimlerin çok azı av ile ilgili. Burada anlatılan hikaye çözülebilmiş değil. Belki sembolik, belki dini inanç var anlattıklarında? Çizimlerin hangi koşullarda, kimler tarafından yapıldıkları da bilinmiyor.

 

Kaya oyma resimlerden bazılarının fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Akakus Dağı ve Metkanduş Vadisi çevresindeki duvar resimlerinin, kaya oyma resimlerin ve yazıların Cezayir’in Tasili Dağı’nda da uzantısı görülüyor. Bu yazılar günümüzde Berberiler ve Tuaregler tarafından kullanılan Tıfinagh yazılarıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 19 Trablus 4 Turgut Reis

Türk Mahallesi’nde Turgut Camii. Turgut Reis (1485-1565), Osmanlı İmparatorluğu donanmasında amirallik yapmış, Trablusgarp fatihi olarak 1553-1565 yılları arasında Trablus Beyi/Valisi olmuştur. Kanuni, 1565 yılında Malta Kuşatması için Turgut Reis’e Piyale Paşa birliklerine katılma çağrısı yapınca yaklaşık 1600 askeriyle sefere katılmış, adaya çıkmış, St. Elmo Kalesi kuşatması sırasında diğer kalelerden açılan top ateşi sonucu ağır yaralanmış, bir hafta sonra da hayatını kaybetmiştir. Kuşatma başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra naaşı Kılıç Ali Paşa tarafından Trablus’a götürülmüş ve yaptırmakta olduğu camide toprağa verilmiştir. Caminin inşaatını İskender Paşa tamamlatmıştır. Cami kapalı olduğu için içine girememiştik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Türk Mahallesi’nde Turgut Camii. Turgut Reis (1485-1565), Osmanlı İmparatorluğu donanmasında amirallik yapmış, Trablusgarp fatihi olarak 1553-1565 yılları arasında Trablus Beyi/Valisi olmuştur.
Kanuni, 1565 yılında Malta Kuşatması için Turgut Reis’e Piyale Paşa birliklerine katılma çağrısı yapınca yaklaşık 1600 askeriyle sefere katılmış, adaya çıkmış, St. Elmo Kalesi kuşatması sırasında diğer kalelerden açılan top ateşi sonucu ağır yaralanmış, bir hafta sonra da hayatını kaybetmiştir. Kuşatma başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra naaşı Kılıç Ali Paşa tarafından Trablus’a götürülmüş ve yaptırmakta olduğu camide toprağa verilmiştir. Caminin inşaatını İskender Paşa tamamlatmıştır. Cami kapalı olduğu için içine girememiştik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Turgut Reis Hamamı

Turgut Reis Hamamı Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamamda birkaç avlu iç içedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamamda birkaç avlu iç içedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Türk Mahallesi’nde yer alan Naga Camii. Burası Trablus’un en eski camisidir, 9. yüzyıldandır. Naga, deve demektir. Caminin adı hakkında iki rivayet vardır. Arap fatih Amr ibn al-As kendisine verilen bir deve yükü hediyeyi kabul etmiş, elde ettiği para ile bu camiyi yaptırmıştır. Deveye dair diğer rivayet ise 912 yılında Fatımi Halifesi buradan geçerken caminin büyütülmesi için bir deve yükü hazine bırakmıştır. Cami, gördüğümüz şeklini 1600’lü yıllarda almıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yine Türk Mahallesi’nde yer alan Naga Camii. Burası Trablus’un en eski camisidir, 9. yüzyıldandır. Naga, deve demektir. Caminin adı hakkında iki rivayet vardır. Arap fatih Amr ibn al-As kendisine verilen bir deve yükü hediyeyi kabul etmiş, elde ettiği para ile bu camiyi yaptırmıştır. Deveye dair diğer rivayet ise 912 yılında Fatımi Halifesi buradan geçerken caminin büyütülmesi için bir deve yükü hazine bırakmıştır. Cami, gördüğümüz şeklini 1600’lü yıllarda almıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Caminin sütunlarının Leptis Magna’dan getirildiği söylenmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Caminin sütunlarının Leptis Magna’dan getirildiği söylenmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Naga Camii’nin karşısında Kadiri Zaviyesi vardır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Naga Camii’nin karşısında Kadiri Zaviyesi vardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Heredot anlattığı bir öyküde der ki, bir zamanlar Psylli ülkesinde (bugünkü Trablus’ta) Sahra’dan esen bir rüzgar bütün su sarnıçlarını kuruttuğunda halk, kudurmuş rüzgara bindiği düşünülen kötü ruhu uzaklaştırmak için güney rüzgarına savaş açmış, hançerlerini toz sütununa saplamış, tek bir kişi sağ kalana kadar da savaşı sürdürmüştü.

 

 

Mekan ve Simge Olarak Labirent 3

  • Karıncaların, köstebeklerin toprak altındaki yuvalarına giden yollar bir labirent oluşturur.
  • Belleklerini, öğrenme yeteneklerini ölçmek için kullanıldıklarından, labirentlerle en kolay özdeşleştirilen hayvanlar farelerdir.
  • Türkiye’de 121 tanesi incelenmiş, yaklaşık 400 yeraltı şehri olduğu düşünülmektedir. İncelenmiş yeraltı şehirleri Kırşehir, Yozgat, Kayseri, Nevşehir ve Niğde’dedir. En ünlüleri Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak’tır. Yeraltı kentlerinin geçitleri, sokakları, odaları, havalandırma bacaları ile ayrıntılı altyapısı, sadece sakinlerinin çözebileceği bir labirent görünümündedir. Koridorları tıkamak için kullanılan tekerlek biçimi taşlar vardır. Kaymaklı ve Derinkuyu’daki taşların ortasında düşmana ok atmak için delikler bulunur. Koridor tavanlarında saldırganın üzerine kaynar su ya da kızgın yağ dökmek için delikler vardır.
  • Benzer bir sistem ABD-Vietnam Savaşı sırasında Vietnamlılar tarafından kullanılmıştır. ABD kampının tam altına kazılmış, Ho Chi Minh yakınlarında gezdiğimiz Cuchi Tünelleri savaşın kazanılmasında Vietnam’a önemli bir avantaj sağlamıştır. Birkaç katlı tünellerin koridorları istendiğinde kapatılabilmekte ve ABD askerleri kıstırılmakta; tünellerin oluşturduğu labirent pek çok çıkmaz yol barındırmakta; Vietnamlılara göre kazılmış dar tünellerde geri dönmek uzun boylu Amerikalılar için imkansız olmakta idi. Hem havalandırma hem de gözetleme deliği olarak kullanılan, yörenin özelliği, yüksek karınca tepesi görünümünde insan yapımı tepecikler kullanılmıştı. Cuchi labirentinin yolları 200 kilometre uzunluğundadır. Burası hakiki bir labirenttir, pek çok ABD askerinin bu labirentten çıkamayıp ölmesine ve aklını kaçırmasına neden olmuştur.
Cu Chi labirentinin şeması. Cuchi Bölgesi, Ho Chi Minh, Vietnam.

Cu Chi labirentinin şeması.
Cuchi Bölgesi, Ho Chi Minh, Vietnam.

  • Polonyalı mimar Daniel Libeskind’in eseri, Berlin’de 2001 yılında açılan Yahudi Müzesi, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını sergilemeyi amaçlıyor. Taban kesiti şimşek şeklinde olan binanın içi zitaretçiye tam bir labirent hissi veriyor.
  • Dünyada pek çok kent eğri büğrü, birbirleriyle iç içe geçen yolları, çıkmaz sokakları, geçitleri, dolambaçları ile bir labirent kenttir. Buralarda, dönülür dolaşılır, yine aynı yere varılır, ne tarafa gidildiğini bilmek neredeyse olanaksızdır. Eski kentler, zaman içinde labirentleşmişlerdir. Heredot, Babil kentinin, kazılan çok sayıda kanalla labirentleştirildiğini, böylece düşmanın kente su yoluyla saldırmasına karşı önlem alındığını anlatır. Düşman, tanımadığı kentin labirent benzeri sokaklarında yolunu kaybederek amacına ulaşamaz. Oysa Baron Haussmann, Paris’in labirent mahallelerini kentin güvenliğini sağlamak amacıyla yıktırmıştır. Mehmet Ali Kılıçbay, Ortaçağ’ın dağınık, düzensiz, sıkışık alanlar içindeki kentsel oluşumlarına dişi der ve onları kent değil, şehir olarak tanımlar.
  • Labirente simgesel olarak ana rahmi, bereket, ortaya çıkış anlamları da yüklenir.
  • Yaşamı, mekansal olmayan, mecazi anlamda bir labirent olarak düşünebiliriz. Yaşamak, bir labirentte yol almak gibidir. Yolun sonu görülemez, kişi kendisini neyin beklediğini bilemez, her an her türlü engelle karşılaşmak imkan dahilindedir, her an bir yol ayrımına gelinebilir.
  • Labirent, “bütünlük”ün antik sembolü olarak da algılanır.
  • Labirentler ile Sanskritçe “Öz’ü barındıran” anlamına gelen mandalalar arasında da, çevreden merkeze yönelmeleri açısından bir yakınlık bulunur. Labirentin kutsal bir geometrisi olduğu, kozmik düzeni ve yenidendoğumu temsil ettiği öne sürülüyor. Merkeze doğru giderken kişinin arındığı, merkezden dışa dönerken ise yeni biri olduğu düşünülüyor.
  • Yedi devirli labirentler ile vücuttaki çakralar da ilişkilendirilir.
  • Labirentte yürüme, alternatif terapilerde kullanılan bir yöntemdir. Bu tedavi, içe yolculuk, merkezde dua veya meditasyon için bir duraklama ve dönüş yolculuğunu içerir. Bu yürüyüşte amaçlar farklı olabilir: Ruhsal denge ve odaklanma sağlamak; iyileşme; üst benlik ile bağlantı kurmak; farkındalığı güçlendirmek ve farklı enerjileri deneyimlemek bunlardan bazılarıdır. Merkeze varıldığında beklenen ise, gevşemek, meditasyon yapmak, zihindeki sorulara cevaplar aramaktır.

 

Mekan ve Simge Olarak Labirent 1

  • Kelimeye etimolojik açıdan baktığımızda farklı teorilerle karşılaşıyoruz: iki başlı balta bunlardan biri. Sözcüğün zorluk kavramını içerdiği de bir başka sav. Çince’de kaybolmak, şaşırmak, aklı karışmak sözcükleriyle ilişkili. Tek girişi ve tek çıkışı olan (unicursal) mekanlar İngilizcede labyrinth, çıkmaz yolları ile birden çok izlenebilecek seçmeli yolu olan (multicursal) yapılara ise maze denmiştir ama biz Türkçede ikisine de labirent diyoruz. Maze, sersemlemek anlamında da kullanılır. Türkçe’de labirent, yolların veya geçitlerin çokluğu ve karmaşıklığı dolayısıyla içinden kolay kolay çıkılamayan yer olarak tanımlanır. Fransızca’da da benzer bir tanımı vardır: İçine bir kez girildi mi çıkış yolu bulunamayacak şekilde düzenlenmiş, çok sayıda odadan ve geçitten oluşan bina.
  • Birbiri içine geçmiş yol ve çıkmaz yollardan oluşan sistem ise bir başka tanım.
  • Labirent, çoktan seçmelidir; kullanıcı yol boyunca bir çok noktada seçimler yapmak zorunda kalır. Dolambaçların birden çok girişi vardır ve genellikle yanlış dönüşler ve çıkmazlar içerirler.
  • Eski Yunanlar ve Romalılar, içindeki oda ve koridorlar kolay kolay dolaşılamayacak ve dışarıya çıkılamayacak biçimde düzenlenmiş, bir bölümü ya da tümü yeraltına yapılmış yapılara bu adı vermişlerdir.
  • Her labirentte, çıkış sorunu mutlaka yaşanır. Zorluk her labirentte aynı değildir. Kaybolmanın olanaksız olduğu labirentlere sahte, pseudo labirent denir.
  • Bazı deneyimler edinmiş olmak, labirentten çıkışı garanti etmese bile çıkışı kolaylaştırabilir.
  • Çıkış için yapılmış bazı öneriler vardır: Sürekli olarak labirent koridorunun sağ duvarına yaslanarak, onu hep eliyle tutarak ilerlemeyi, bir çıkmaza varıldığında, geriye yine aynı duvara dayanarak dönmek gibi. Tabii bir de Ariadne’nin uyguladığı efsanevi ama mantıklı bir teknik var: Bir ucu tutulan ipi, labirentin koridorları boyunca bırakmak ve çıkarken de o ipi izlemek.
  • Labirent, alacakaranlıktır, belli bir düzeyde umudu içerir. Ama iyi labirent, hiçbir zaman, hiçbir yöntemle içinden çıkılamayan bir mekandır, bir nevi hapishanedir, dost bir mekan değildir. İçinde dolaşan kişinin içindeki kaybolmuşluk duygusu arttıkça, algısal olarak çoğalan bir mekandır; sanal bir zenginliğe sahiptir, düşsel ve büyülüdür.
Bahçe labirentleri, eğlence amaçlı yapıldıkları için daha kolay labirentlerdir. Loire Vadisi’ndeki şatolardan biri olan Villandry’deki labirent. Labirent, Rönesans bahçesinin vazgeçilmez ögelerinden biriydi. Fotoğraf:www.chateauvillandry.fr

Bahçe labirentleri, eğlence amaçlı yapıldıkları için daha kolay labirentlerdir. Loire Vadisi’ndeki şatolardan biri olan Villandry’deki labirent. Labirent, Rönesans bahçesinin vazgeçilmez ögelerinden biriydi.
Fotoğraf:www.chateauvillandry.fr

  • Ev ve mezar duvarlarına, toprak kapların üzerine yapılmış, Neolitik dönemden günümüze ulaşan labirent desenleri vardır.
  • Petroglif (kaya üzerine yontulmuş, çizilmiş veya boyanarak yapılmış arkeolojik resim) labirent desenlerini tarihlemek zor olmakla birlikte, genellikle erken Demir Çağı’na, MÖ 750-500 yıllarına tarihlenir.
  • Labirent hesaba kitaba pek gelmeyen, beklentileri boşa çıkarabilen, çılgın, serseri, başına buyruk, bir başka deyişle irrasyonel bir mekandır.
  • Çin’de kötü ruhları uzaklaştırmak için evlerin çatılarına labirentler çizilir. İnanışa göre kötü ruhlar ancak düz bir hat üzerinde ilerleyebildiğinden, bir mekanı onlardan korumak için zigzag köprüler yapılır.
  • Mısır’da bu çeşit yapılar yeraltına mağaralar kazılarak yapılırdı ve çokluk kral mezarı olarak kullanılırdı. Oysa Girit’teki labirent yeraltına değil, yer üstüne yapılmıştı.
  • Heredot, Mısır’da üstü örtülü 12 avludan ve 3000 odadan oluşan bir labirent binayı anlatır. Romalı yazar Plinius (MS 23-79) bunun labirentlerin ilki olduğunu söyler. Binanın işlevi tam olarak bilinmez. Saray, mezar ya da güneş tanrıya adanmış bir tapınak olabileceği düşünülüyor.
  • Mısır’daki labirentin antik dünyadaki labirentlerin sadece en eskisi değil, aynı zamanda da en büyüğü olduğu söylenir. Plinius, Daedalus’un Girit’teki labirenti, onu örnek alarak yaptığını, ama onun labirentinin gerek büyüklük gerekse giriftlik açısından Mısır’daki ile boy ölçüşemeyeceğini yazar. Oysa Girit’teki labirent belki de en ünlü labirenttir.
  • Plinius, Limni Adası’nda adları da bilinen üç mimarın yaptığı bir labirenti ve İtalya’da Etrüsk döneminden kalma bir başka labirenti de kitabında anlatmıştır.
Klasik veya Girit labirenti şeması.

Klasik veya Girit labirenti şeması.

Girit, Knossos’un labirent dekorlu ünlü parası. Minos uygarlığı yıkıldıktan çok sonra, Helenistik dönemde (MÖ 323-146/30-31), ticaret kolonileri tarafından, MÖ 300-70 arasında basılmıştır. Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com ve www.labyrinthos.net

Girit, Knossos’un labirent dekorlu ünlü parası. Minos uygarlığı yıkıldıktan çok sonra, Helenistik dönemde (MÖ 323-146/30-31), ticaret kolonileri tarafından, MÖ 300-70 arasında basılmıştır.
Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com ve www.labyrinthos.net

  • Girit kralı Minos’a kızan tanrı Poseidon, kralın karısını bir boğaya aşık eder. Bu çiftin yarı insan, yarı boğa, Minotauros adlı bir çocukları olur.
  • Minos uygarlığının ( yaklaşık tarihleri MÖ 2600-1400) simgesi Girit’teki labirenti Kral Minos mimar ve heykeltraş Daedalus’a, Minotauros’u hapsetmek için yaptırmıştır. Efsaneye göre kral, Daedalus’u ve oğlu İcarus’u da oraya kapatmıştır.
  • Knossos Sarayı çok sayıda mekanı (1400-1500 odası olduğu düşünülmektedir) ve karmaşık planı nedeniyle Girit labirenti ile özdeşleştirilir. Girit’te Gortys’de bulunan bir mağara için de bir süre aynı şey düşünülmüş, buranın bir taş ocağı olduğu anlaşılınca bu sav terk edilmiştir.
  • Labirentler tasarımlarındaki devirlerin sayısına göre de sınıflandırılırlar; bir devir, labirentin etrafını saran yolların her birine karşılık gelir. Klasik labirent yedi devirlidir. Girit labirentinde de  yedi devir vardır. Bazı uzmanlar bu labirentin izlediği yol ile Merkür gezegeninin izlediği yolun uyumlu olduğunu öne sürmüştür.
  • Girit labirenti ile ilgili diğer çift Theseus ve Ariadne’dir. Atina, Girit’e tazminat olarak, dokuz yılda bir, Minotaurus’u beslemek için, yedi kız-yedi erkek vermek zorundaydı. Atina kralının oğlu olan Theseus bu uygulamaya son verebilmek için Girit’e giden kurbanlar arasında yer aldı. Efsaneye göre, Kral Minos’un kızı Ariadne ona aşık oldu ve Minotauros’u öldürdükten sonra labirentten çıkabilmesi için ona bir yumak ip vererek yolunu şaşırmadan çıkmasını sağladı.
  • Popüler Yunan motifi menderes (meander veya Yunan anahtarı), labirentin stilize edilmiş halidir.
  • Labirent deseni ve Theseus-Minotauros canlandırması Romalılar tarafından mozaiklerde kullanılmaya başlandığında, labirent sembolü 2000 yıllık olmuş, ilk örneklerden hiçbiri yeryüzünde kalmamıştı. Motifi, el yazmalarından kopyaladılar. Bunlardan bir kısmı ören yerlerinde, bir kısmı müzelerde yer almaktadır. Labirent sembolünün koruyucu olarak algılandığı düşünülüyor. Homeros ve Plinius gibi yazarların labirentten bahsetmesinin de sembolü yaygın hale getirdiği düşünülüyor.