Etiket arşivi: Henrik İbsen

Yalnızlık

Hüsamettin Koçan, Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hüsamettin Koçan, Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki kişi tam tamına aynı şeyi yaparken bile aynı şeyi yaşamaz. Deneyim başkalarıyla birlikte edinilebilir ama paylaşılmaz. Yalnızlık orada başlar.

Pascal, neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilemememizden geliyor başımıza, diye yazar.

Yalnızlığını kalabalıklandırmasını bilmeyen, telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilemez, der Baudelaire.”

Korkutucu olan yalnızlığımızı dolduracak düşlerimizin, hikayelerimizin, kalabalıklarımızın olmaması, ıssız kalmamızdır.

Sevgili dostum Zerrin Kehnemuyi’nin yalnızlıkla ilgili bana hazırladığı ve imzaladığı notu.

Sevgili dostum Zerrin Kehnemuyi’nin yalnızlıkla ilgili bana hazırladığı ve imzaladığı notu.

 

 

Yararlanılan Kaynak

Okumanın Halleri, Sırma Köksal, Metis Yayınları, 2005.

 

 

James Joyce 2

  • Joyce İrlanda’dan ayrılmasını bir taşra atmosferinde, milliyetçi ve Katolik bir ortamda büyük bir yazar olamadığı için ayrılmaya mecbur kaldığını ileri sürer. Oysa oradan ayrıldığında kitapları yayımlanmakta, şöhreti artmaktaydı. Bazı iddialara ise genç ve eğitimsiz kız arkadaşını ailesine ve entelektüel dostlarına eşi olarak tanıştırmaktan utandığı için İrlanda’dan ayrıldığı yönündedir.
  • İrlanda onun için üç bağımlılığı, aileyi, dini ve İrlanda ulusçu politikasını temsil ediyordu.
  • İrlanda, öteden beri Avrupa’nın en koyu Katolik üyesiydi. Kilise şekillere sımsıkı bağlı, çok güçlü bir örgüte sahip, karşı çıkılmaz bir gericilik kurumuydu. Ulusçuluk akımını da kendi bünyesi içine almayı başarmıştı.
  • 1898’de bugünkü adıyla University College of Dublin’e girmiş, Modern Filoloji bölümünden (Latince, İtalyanca, Fransızca, Almanca ve Norveç dilleri) yeterlik derecesiyle 1902 yılında mezun olur. Sonra Paris’te tıp okumaya gider fakat dersleri Fransızca takip etmekte zorlandığı için eğitimini yarıda bırakır.
  • Dublin’de üniversitede okurken Yeats’in bir tiyatro oyununu protesto etmeyi reddetmiş, Dublinli Katolikler tarafından aforoz edilen Henrik Ibsen’i savunan makaleler yazmış, İrlanda tiyatro sahnelerinin dar görüşlülüğüne hücum eden denemeler yayımlamıştır.
  • Koyu bir Katolik olan annesi Mary Joyce’un kanser olduğunu öğrenince Fransa’dan İrlanda’ya döner. Annesinin ölümünün ardından çok zor bir dönem geçirir. Geçimini gazete makaleleri yazarak ve ders vererek kazanır. Şarkı söylediği de bilinir, hatta tenor sesinin güzelliği sayesinde bir yarışmada ikincilik almış ve hakkında güzel şeyler yazılmıştır. Bu dönem Joyce’un içmeye başladığı dönemdir.
  • Yine o günlerde bir otelde oda hizmetçisi olan Nora ile tanışır. İlkokul mezunu Nora ile olan birlikteliği dini ve toplumsal baskılara maruz kalmasına sebep olur. Birlikte kıta Avrupa’sına kaçarlar, Trieste, Roma, Paris, Zürih, Pula’da (Hırvatistan) yaşarlar. Trieste o sırada Avusturya işgali altındadır. İtalyan gazetesinde İrlanda ile İngiltere’nin ilişkisini anlatarak Avrupa’da İrlanda’nın sesi olduğu gibi, benzeşim yoluyla Avusturya sansürünü de kırmış olur. Sürgünde yaşayabilmek için gazete yazarlığından başka bankada memurluk ve öğretmenlik de yapar.

  • Byron, Shelley, Lawrence gibi Joyce da sürgünü kendisi istedi. Bu yazarların tümü henüz hayattayken uluslararası şahsiyetler oldular. Onları büyütmüş olan uluslar için ve çoğunlukla onlara karşı yazmaya devam ettiler. ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), Joyce’un yaşamı bir yerde yeterince karmaşa içine girince onu çözmek yerine başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini savunmuştur.
  • Joyce her zaman şiddet karşıtı, ırkçılığa ve baskıya karşı sesini duyurmuştur. Ülkesindeki dini baskının gücünü, katı Katolik halkın bireyler üzerindeki dayanılmaz baskısını da anlatmış, şüpheciliğin engellenemediğini, fikir üretiminin olanaksız kılındığını da dile getirmiştir. “Kendisine saygısı olan hiç kimse İrlanda’da kalmak istemez. Aksine Jüpiter tarafından lanetlenmiş gibi ülkeden kaçmak ister” diye kendi sürgün nedenini açıklamıştır.
  • 1904 yılında terk ettiği İrlanda’ya üç kez döner. Bunlar mecburi yapılmış dönüşlerdir ve hep kısa kalmıştır. Son gelişi 1912 yılındadır. Şehirle ilişkisi bir aşk/nefret ilişkisidir. Giacomo Joyce hariç bütün eserleri Dublin’de geçer, başka bir yeri yazmamıştır, Dublin eserlerinin başkarakteri gibidir.
  • Fredric Jameson’a göre, Joyce ya da Mallarmé’nin başını çektiği bir modernizmin peşinde koştuğu ideal, “vatansız sözü” söylemekti; bunun için her türlü anlatı biçimi kullanılmalı, karıştırılmalıydı ki söz evrensellikle buluşsun.

 

Edvard Grieg

Norveç’te gezerken Edvard Grieg müze-evine gitmek için Bergen’den Troldhaugen’e de uğramıştık. Grieg, Norveç’in dünya çapında meşhur  klasik müzik bestecisi.

1885 yılında inşa edilmiş villası göl kenarında. Evle aynı bahçede çalışmalarını yaptığı bir de kulübe var.

1885 yılında inşa edilmiş villası göl kenarında. Evle aynı bahçede çalışmalarını yaptığı bir de kulübe var.

İskandinavya pek çok konuda olduğu gibi müzikte de Alman geleneğinin etkisinde kalmıştır. Norveç, Rusya gibi, coğrafi açıdan diğer Avrupa ülkelerinden kopuk, kendi içine kapalı bir konumda idi. Önce Danimarka, sonra da İsveç’in yönetimi altında olan Norveç’in tarihi, kahramanlık öyküleri ile dolu olmadığından görkemli destanları da yoktur. Tarihi coşkulardan yola çıkan opera konuları da gelişmemiştir. Müzik yaşamı da yüzyıllar boyu komşularının egemenliğinde kalmıştır. İlk ulusal müzik araştırmacılarından  opera (1810-1880), Paganini benzeri bir virtüozite sahibidir, Avrupa ve Amerika’da kemanıyla ün yapmış, konserlerinde çaldığı İskandinav ezgileriyle beğeni toplamıştır. Grieg, Ole Bull’un tavsiyesi üzerine Leipzig Konservatuarı’na  gönderilir. 1877 yılında Norveç Müzik Akademisini kurar.

1843-1907 yılları arasında yaşamış. “ Kendimi, hiç bir şekilde Bach, Mozart ve Beethoven ile aynı seviyede görmüyorum. Onların eserleri ebedi eserlerdir. Ben kendi kuşağım ve yaşadığım gün için yazıyorum” demiş.

1843-1907 yılları arasında yaşamış. “ Kendimi, hiç bir şekilde Bach, Mozart ve Beethoven ile aynı seviyede görmüyorum. Onların eserleri ebedi eserlerdir. Ben kendi kuşağım ve yaşadığım gün için yazıyorum” demiş.

Ünlü bir şancı olan kuzeni Nina ile evlenir. Tek çocukları, oğulları, 13 aylık iken ölür. 1874 yılından sonra kendisine verilmeye başlayan  devlet bursu sayesinde tüm zamanını besteciliğe adayabilmiştir.

Haziran-Ekim ayları arasında Grieg’in eserlerinden resitaller verilen modern konser salonu sonradan ilave edilmiş. Penceresinden Grieg’in çalışmalarını yaptığı kulübe görülüyor.

Haziran-Ekim ayları arasında Grieg’in eserlerinden resitaller verilen modern konser salonu sonradan ilave edilmiş. Penceresinden Grieg’in çalışmalarını yaptığı kulübe görülüyor.

Grieg, Postromantik bestecilerin modern müzik ile bağ kuranlarından. En bilinen eseri Henrik İbsen’in  Peer Gynt’i için bestelediği,  senfonik süittir. Baladlar da yazmıştır. Romantik dönemde ulusal renklerle yazılan besteler, ulusal akımın çağ sonundaki gelişimine öncülük etmiş, besteciler geleneksel seslerini, ülkelerinin doğasını ve efsanelerini bestelerine taşımışlardır. Grieg de bunlardan biridir.

Karı-koca ikisi de çok sevilen kişilermiş. Öldüklerinde küllerinin bahçelerine gömülmesini istemişler. Parlamento izni ile küllerinin bulunduğu mezar bahçelerinde. Norveç’te bu izin bir de Vigeland’a verilmiş.

Karı-koca ikisi de çok sevilen kişilermiş. Öldüklerinde küllerinin bahçelerine gömülmesini istemişler. Parlamento izni ile küllerinin bulunduğu mezar bahçelerinde. Norveç’te bu izin bir de Vigeland’a verilmiş.

Bahçelerindeki mezar taşında sadece Edvard Nina Grieg yazıyor.

Bahçelerindeki mezar taşında sadece Edvard Nina Grieg yazıyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Müzik, Faruk Yener,Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, Beyaz Köşk (Müzik Sarayı) Yayınları No.1
  • Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY