Etiket arşivi: Helsinki

Bizans İmparatorluğu 12 | İmparatoriçeler 1

  • İmparatorun evlenme zamanı gelince tüm Bizans topraklarında uygun gelin adayı aranırdı. İmparatoriçe seçiminde zenginlik ve sosyal statü önemli değildi. En alt sınıftan bir kız da seçilebilirdi. Adaylar sadece güzel olmayacaklar aynı zamanda bazı özel şartları da taşıyacaklardı. Mesela göğüs, bel ve ayak ölçüsü de uygun olmalıydı. Bu şartları taşıyanlar başkente  getirilirler ve imparatorun önünden geçirilirlerdi. Paris gibi, imparator da seçtiği kıza elma verirdi. Elma, gelecekteki imparatorluğun sembolüydü. Bazen de birbirlerini severek evlenirlerdi. Justinyen Teodora’yı severek evlenmişti.
Fotoğraf:isabah.com.tr

Fotoğraf:isabah.com.tr

  • MÖ 31’den sonra Roma İmparatorları Caesar Augustus adını alırken, imparatorların eşleri, imparator naipliği yapan, imparatorlara danışmanlık eden önemli/güçlü kadınlara ise Augusta onursal ünvanı verilmiştir. Bu ünvanı kazanan kadınların taç giyme ve para üzerine resmini bastırma hakkı olmuştur. Bu ünvanı kazanan kadınlar, imparatorun ölümünden sonra da konumlarını devam ettirebiliyorlardı. Bizans’ta bu onursal ünvan, ilk kez Büyük Konstantin’in annesi Helena’ya verilmişti.
  • İmparator Herakleios zamanında (610-641), imparator için Yunanca Basileus ünvanının resmileşmesi sonucu, imparatoriçeler için de Basilissa ünvanı kullanılmaya başlanmıştı.
  • Bizans imparatoriçeleri, devlet işlerine diğer devletlerdekinden daha fazla müdahale ederlerdi. Saray içinde kudret ve nüfuzlarını gösterdikleri gibi, devlet idaresine de ağırlıklarını koymuşlardı.
  • Saray merasimlerinde imparatoriçe mutlaka bulunurdu. İmparatoriçe bulunmadığı zaman, ziyafet verilmez, şenlikler yapılmazdı. İmparatoriçe, eşinin saltanat ortağı idi.
  • İmparatorların taç giyme törenleri Aya Sofya’da, imparatoriçelerinki sarayda yapılırdı. Akşam, düğün yemeğine devlet ileri gelenleri katılırdı.
  • İmparatoriçeler çocuklarını saltanat odası denen, kapıları fildişi ve gümüşle süslü salonda doğururlardı.
  • Maiyetlerinde birçok kadın ve hadım bulunur, dairesi bir başmabeyinci tarafından yönetilirdi. İmparatoriçe maiyetindekileri her konuda kontrol etme yetkisine sahipti.
  • İmparatoriçenin de imparator gibi, kilerci ve şarapdarı vardı.
  •  İmparatoriçelerin kendi hazinesi vardı ve hazinesini imparatora danışmadan idare edebilirdi.
  •  Kendi dairesine devlet erkanını da kabul edebilirdi.
  •  İmparatoriçenin hizmetini görecek olan kişi, imparator tarafından seçilirdi.
  •  İmparatoriçelerin çoğunun dindar olduğu düşünülüyor.
  •  İmparatorun birden fazla karısı olması düşünülemezdi.
  •  Paskalya yortularında, Aya Sofya’da devlet ileri gelenleri imparatora tebriklerini sunarken, kilisenin kadınlara ayrılmış galerilerinde de imparatoriçe rütbe sırasına göre eşlerin tebriklerini kabul ederdi.
  •  İmparatoriçe nikah ve taç giyme töreninden sonra Hipodrom’a gider, halka da tanıştırılırdı. Hipodrom’a kocasıyla beraber gider, ama ayrı bir kapıdan girer, yine erguvani renkle döşeli locada, yüksek sınıftan hanımlarla beraber otururdu. 

    Bu genel girişten sonra Bizans’ın ünlü birkaç imparatoriçesini ayrıca ele alacağız.

Konstantinopolisli Helena, Giovanni Battista Cima de Cornegliano (1459/60-1517/18). Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Konstantinopolisli Helena, Giovanni Battista Cima de Cornegliano (1459/60-1517/18).
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Almanya’daki en eski katedral olan ve 1986 yılında Roma Anıtları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Trier Katedrali’nin yer altı odasında bir kutsal emanet olarak muhafaza edilen Azize  Helena'nın kafatası. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Almanya’daki en eski katedral olan ve 1986 yılında Roma Anıtları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Trier Katedrali’nin yer altı odasında bir kutsal emanet olarak muhafaza edilen Azize Helena’nın kafatası.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Louvre Müzesi’nde bulunan Gerçek Haç rölikeri. Orta parçası 11. yüzyılda Konstantinopolis’te; çerçevesi, kapağı erken 13. yüzyılda kuzeyde, Ren-Meuse deltasında yapıldığı düşünülüyor. 17.yüzyılda ise taş işlemeleri yapılmış. Tipik bir Bizans Gerçek Haç rölikeri dikdörtgen, derinliksiz, içinde Haç’ın konacağı oyuntusu olan, sürme kapaklı olur. Merkezdeki haçın içi boş. Orjinalinin iki kollu haç şeklinde olduğu biliniyor. İç kısımdaki Meryem ve Aziz John kabartması ve melekler de tipik Bizans betimlemesi. Ancak genelde bu kompozisyon kapakta kullanılırdı. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Louvre Müzesi’nde bulunan Gerçek Haç rölikeri. Orta parçası 11. yüzyılda Konstantinopolis’te; çerçevesi, kapağı erken 13. yüzyılda kuzeyde, Ren-Meuse deltasında yapıldığı düşünülüyor. 17.yüzyılda ise taş işlemeleri yapılmış. Tipik bir Bizans Gerçek Haç rölikeri dikdörtgen, derinliksiz, içinde Haç’ın konacağı oyuntusu olan, sürme kapaklı olur. Merkezdeki haçın içi boş. Orjinalinin iki kollu haç şeklinde olduğu biliniyor. İç kısımdaki Meryem ve Aziz John kabartması ve melekler de tipik Bizans betimlemesi. Ancak genelde bu kompozisyon kapakta kullanılırdı.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’ın farklı açılardan ünlü imparatoriçeleri oldu. Bizans’ın ilk meşhur kadını, I. Konstantin’in annesi İmparatoriçe ve Azize Helena idi.
  • Kudüs’e yaptığı hac ziyareti sırasında Hazreti  İsa’nın çarmıha gerildiği  Haçı (True Cross-Crux Vera) ve çarmıha gerilmede kullanılan çivileri bulduğu düşünülür. Haçı bulduğu yere Holy Sepulchre (Kutsal Kabir Kilisesi) isimli bir kilise inşa ettirmiştir. İnanışa göre Helena, bu haçtan aldığı üç parçadan birisini Kudüs’te bırakır, diğerini Konstantinopolis’e ve üçüncü parçayı da Roma’ya getirir. Roma’daki parça Santa Maria di Gerusalemme Kilisesi’ndedir. Hristiyanlık tarihinde ilk hac, Helena ile başlamıştır; haçı Hıristiyanlığın sembolü haline getiren de odur, denir.
  • Helena hayatı boyunca fakirlere hediyeler vermiş, mahkumları serbest bırakmış ve mütevazı elbiselerle sıradan dindarların arasına karışmıştır.
  • 325 yılında oğlu tarafından Augusta  ilan edilmiş; aynı yıl Nicaea’da (İznik) toplanan Konsil, Helena’ya Hıristiyanların Annesi ünvanını vermiştir. 330 yılında 80 yaşında Konstantinopolis’te ölmüştür. Onun ölümünden sonra Büyük Konstantin kiliseler için kamu fonlarından verdiği desteği artırmıştır.
  • Kutsal toprakları ziyaret eden, İsa’nın çarmıha gerildiği haçı bulduğunu öne sürerek; belki de oğlunu Hıristiyan olmaya ikna ederek, en azından Hıristiyanlara yapılan eziyetleri durdurmaya ikna eden kişi olduğu düşünüldüğü gibi, oğlunu İsa’nın mezarını yapmaya ikna ederek Hıristiyan dünyası için çok önemli olmuş, azizelik mertebesine yükseltilmiştir. Hasta, yoksul ve mahpusların, genç kızların, problemli evliliklerin, din değiştirenlerin, iş hayatında zorluk yaşayanların yardımcısı, hırsız ve yangına karşı da koruyucu olduğuna inanılmıştır.Ayrıca yeni buluntuların koruyucu azizesidir.
Azize Helena (246/250-328/330) genellikle başında bir taç ve elinde bir haçla betimlenir. Ortodoks Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim, Kıpti, Habeş, Eritrea ve Hint Ortodoks kiliseleri gibi kendi patriği olan, kendi dilinde ibadet eden, monofizit kiliseler), Katolik Kilisesi ve Anglikanlar tarafından azize olarak kabul edilir. Ortodoks Kilisesi yortu gününü oğluyla beraber 21 Mayıs’ta, Batı Kiliseleri ise 18 Ağustos’ta, haç olayından dolayı, Azize Helena’yı anmaktadır. Helsinki, Uspenski Rus Ortodoks Katedrali.

Azize Helena (246/250-328/330) genellikle başında bir taç ve elinde bir haçla betimlenir. Ortodoks Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim, Kıpti, Habeş, Eritrea ve Hint Ortodoks kiliseleri gibi kendi patriği olan, kendi dilinde ibadet eden, monofizit kiliseler), Katolik Kilisesi ve Anglikanlar tarafından azize olarak kabul edilir.
Ortodoks Kilisesi yortu gününü oğluyla beraber 21 Mayıs’ta, Batı Kiliseleri ise 18 Ağustos’ta, haç olayından dolayı, Azize Helena’yı anmaktadır.
Helsinki, Uspenski Rus Ortodoks Katedrali.

Bazı kaynaklara göre 328, diğerlerine göre 330 yılında Konstantinopolis’te öldüğünde, vasiyeti üzerine Roma’ya götürülüp, orada gömülmüştür, denir. Mozolesi (Mouseleon, musalar tepesi demek), oğlu İmparator Büyük Konstantin tarafından 326-330 yılları arasında yaptırılmış, antik Roma yolu Via Labicana üzerindedir (günümüzde Via Casilina). Fotoğraf:en.wikipedia.org

Bazı kaynaklara göre 328, diğerlerine göre 330 yılında Konstantinopolis’te öldüğünde, vasiyeti üzerine Roma’ya götürülüp, orada gömülmüştür, denir.
Mozolesi (Mouseleon, musalar tepesi demek), oğlu İmparator Büyük Konstantin tarafından 326-330 yılları arasında yaptırılmış, antik Roma yolu Via Labicana üzerindedir (günümüzde Via Casilina).
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Vatikan’da Helena’nın üzeri av sahneleri konulu rölyeflerle süslü lahdi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Vatikan’da Helena’nın üzeri av sahneleri konulu rölyeflerle süslü lahdi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Common Denominators Among Religions 2

The Temple Mount is one of the world’s most sacred spots. It has been identified as the biblical Mount Moriah.  Arabs name it Haram es Sharif, the Noble Courtyard. It was here that Solomon created the First Temple. After its destruction, it was replaced by the Second Temple.  The Wailing Wall is a remnant of the 2nd century CE wall that once supported the Temple Mount. At the center of the Temple Mount stands the Dome of the Rock (Qubbat al-Sakhra).  The shrine is built over the sacred Rock (Sakhra) on which Abraham prepared to sacrifice his son Isaac/Ishmael and from which Mohammed is said to have ascended to Heaven.

The Temple Mount is one of the world’s most sacred spots. It has been identified as the biblical Mount Moriah. Arabs name it Haram es Sharif, the Noble Courtyard.
It was here that Solomon created the First Temple. After its destruction, it was replaced by the Second Temple. The Wailing Wall is a remnant of the 2nd century CE wall that once supported the Temple Mount.
At the center of the Temple Mount stands the Dome of the Rock (Qubbat al-Sakhra). The shrine is built over the sacred Rock (Sakhra) on which Abraham prepared to sacrifice his son Isaac/Ishmael and from which Mohammed is said to have ascended to Heaven.

Iran – Esfahan, Jameh Mosque.   The stone mihrab, which indicates the direction of Mecca, is decorated with tiling and calligraphy and also carries the traces of Zoroastrianism. Zoroastrian symbolism played an important part in Iranian art and some aspects of Zoroastrianism still appeal to Iranian Muslims.   It is interesting to note that Persian churches often incorporate Islamic features.

Iran – Esfahan, Jameh Mosque.
The stone mihrab, which indicates the direction of Mecca, is decorated with tiling and calligraphy and also carries the traces of Zoroastrianism. Zoroastrian symbolism played an important part in Iranian art and some aspects of Zoroastrianism still appeal to Iranian Muslims.
It is interesting to note that Persian churches often incorporate Islamic features.

Turkey – Istanbul, Saint Antoine Church.   The Franciscan church burned down in 1660, upon which the Franciscans were given another site. Two centuries later they built themselves this neo-gothic building that throws its doors open to all on Christmas Eve for a mass that has become a traditional event in the life of Istanbul. An ordinary day, two conservative Muslim women visiting the Church.

Turkey – Istanbul, Saint Antoine Church.
The Franciscan church burned down in 1660, upon which the Franciscans were given another site. Two centuries later they built themselves this neo-gothic building that throws its doors open to all on Christmas Eve for a mass that has become a traditional event in the life of Istanbul.
An ordinary day, two conservative Muslim women visiting the Church.

Turkey – Mersin, Mersin City Cemetery. Mersin City Cemetery, a place which for 63 years has given the lie to the issue of conflicting religions. In this cemetery Muslims, Orthodox, Syrian Christians, Catholics and Jews are buried side by side. It is very rarely that we find those who are followers of any of these three religions being interred side-by-side.  It is said that in Helsinki, Finland, there is a similar cemetery, but there the remains of members of different religions do not lie side by side but are buried in separate areas of the graveyard. This rare occurrence in Mersin is a great asset for the city, whose citizens accept the communal graveyard as entirely natural. This cemetery brings together not only the members of the three major religions but also the sects of Christianity. It sends out a common message from all three religions. It is a symbol of peace. When these people have lived together, used the same coffee houses, dined in the same restaurants and shared the same pastures, burying them in separate cemeteries would have been unfair.

Turkey – Mersin, Mersin City Cemetery.
Mersin City Cemetery, a place which for 63 years has given the lie to the issue of conflicting religions. In this cemetery Muslims, Orthodox, Syrian Christians, Catholics and Jews are buried side by side. It is very rarely that we find those who are followers of any of these three religions being interred side-by-side.
It is said that in Helsinki, Finland, there is a similar cemetery, but there the remains of members of different religions do not lie side by side but are buried in separate areas of the graveyard. This rare occurrence in Mersin is a great asset for the city, whose citizens accept the communal graveyard as entirely natural. This cemetery brings together not only the members of the three major religions but also the sects of Christianity. It sends out a common message from all three religions. It is a symbol of peace. When these people have lived together, used the same coffee houses, dined in the same restaurants and shared the same pastures, burying them in separate cemeteries would have been unfair.

Çağdaş Sanata Varış 12 | Romantizm 9

Romantik Dönemde Müzik 2

  • Opera alanında Fransa’da Berlioz, Meyerbeer, Offenbach, Bizet; İtalya’da Rossini, Donizetti, Bellini, Verdi; Almanya’da Wagner öne çıkan isimlerdi.
  • Grand Opera doğdu. Kalabalık ve eğitimsiz izleyiciyi coşturan, eğlendiren bu tür, kalabalık sahneler, tarihsel ve mitolojik kahramanlık konuları, bale, dans, geniş koro, zengin dekor ve görkemli müzik ile tanımlanır.
  • Bir de, resitatif yerine konuşma diyaloglarının yer aldığı Komik Opera vardır.
  • Operalarda buhran sahneleri artar. Bellini operalarında, Wagner’in Uçan Hollandalı’sında, Puccini’nin Madam Butterfly’ında olduğu gibi.
  • 19. yüzyılın sonlarına doğru filizlenen, her ülkenin kendi müziğini aradığı  Ulusçuluk  akımları ortaya çıkar. Avrupa, 19. yüzyıl sonunda sanayileşme sürecine girince köy ve kasabalardan yoğun nüfüslu merkezlere gelen halk, kendi konuşma dili gibi, kendi dans ve şarkı geleneğini de duyma beklentisindeydi. Böylece ülkeler, İtalyan ve Alman müziği etkisinden sıyrılarak kendi kimliklerini sergiledikleri bir müzik sanatı oluşturdu. 19. yüzyılın son yirmi yılında, Rus Beşleri’nin öncülüğünde Avrupa’nın her yerinde ulusal renkleri işleyen besteciler ortaya çıktı.
  • Rusya’da bugün Rus müziğinin neredeyse herşeyi borçlu olduğu Rus Beşleri (Balakiref, Cui, Borodin, Mussorgski, Rimski-Korsakof) ulusal okulun temelini atarlar. Rus Beşleri’nden sadece Balakiref müzik eğitimi görmüştür. Rus halk ezgileri Rus Beşleri’nin müziğinde tekrar ortaya çıkar. Müzikte kendi halk ezgisini aslına benzeterek yaratmak, edebiyatta Puşkin’in ve Gogol’un kendi halk masallarını yaratmasına koşut bir uygulamadır. Rus Beşleri’nden sonra, onları en yakından izleyen besteci Rahmaninof olmuştur. Yüzyılın sonundaki en önemli Rus besteciler, Skryabin ve Çaykovski’dir. Hem besteci hem de orkestra şefi olan Çaykovski Rus müzik tarihinde ilk ciddi müzik eğitimi görmüş bestecidir.
  • Ulusçuluk akımlarından Çek kültürünü gündeme taşıyan besteciler Smetana, Dvorak ve Janacek olmuştur.
  • İskandinav ülkeleri, 19. yüzyıl Romantizm’i içinde ulusal akımlara duyarlı olmuşlar, müzikte Alman, operada İtalyan etkisinden zaman içinde sıyrılmışlar, 20. yüzyıl başında üne kavuşan besteciler yetiştirmişlerdir: Norveç’ten Edvard Grieg (blogumuzda daha önce yer almıştı), Finlandiya’dan Sibelius.
Helsinki'de Sibelius Parkı'ndaki Sibelius Anıtı. Anıt için açılan yarışmada birinci olan heykeltraş Eila Hiltunen'in 24 ton ağırlığındaki çelik tüplerden oluşan, büyük, gümüş renkli sürrealist org heykeli beğenilmeyince, yine paslanmaz çelikten yaptığı Sibelius maskını da orgun yakınına ilave etmiş.

Helsinki’de Sibelius Parkı’ndaki Sibelius Anıtı. Anıt için açılan yarışmada birinci olan heykeltraş Eila Hiltunen’in 24 ton ağırlığındaki çelik tüplerden oluşan, büyük, gümüş renkli sürrealist org heykeli beğenilmeyince, yine paslanmaz çelikten yaptığı Sibelius maskını da orgun yakınına ilave etmiş.

 

  • Cromwell Cumhuriyeti (1649-60) sırasında polifonik dinsel müziğin, opera  gibi sahne prodüksiyonlarının yasaklanması, uzun yıllar bestecilik ve yorumculuk alanında üretimi durdurmuş, Purcell’den  (1659-1695) sonra 200 yıl ne özgün İngiliz bestecisi yetişmiş, ne de özgün İngiliz müziği yazılmıştır. İngiltere’de özgün müzik, 19.  yüzyılda Gilbert-Sullivan’ın satirik operaları ile uyanmıştır. Ardından, 1890’larda halk ezgileri araştırılarak Delius ve Elgar’ın romantik yapıtlarıyla İngiliz müziği 20.yüzyıla bağlanmıştır.
  • İspanya’da birçok farklı bölgenin kendi dili, müziği, sanatsal karakteristiği olduğu gibi Araplar ve Ermenilerin de İspanyol müziğine etkileri olmuştur. 17. yüzyılda İspanyol müziğinin karakteristiği olan beş telli İspanyol gitarı yapılmıştır. Genelde gülünçlü bir konunun işlendiği, şarkılı, konuşmalı, müzikli tiyatro zarzuela, İspanya’da  19. yüzyılın en gözde biçimi olur. Pedrell ile başlayan ulusal akım Albeniz ile devam eder.
  • Fransız okulunun geliştirdiği İzlenimcilik akımları da köklerini Romantizm’den aldılar.

 

İnanç Dosyası 51 | Christianity 2 St. Paul and Roman State

St. Paul of Tarsus, who became an apostle after the death of Jesus contributed largely to the development of Christianity as a world religion. He laid the foundations of Christian theology. Believing in the need for non-Jews to be converted to Christianity, he travelled widely to spread the gospel, to establish new churches and to strengthen them. On his journeys he was sometimes forced to flee, sometimes arrested and imprisoned. During this time he wrote his Epistles (letters), the earliest Christian texts. More than half of the Book of the Acts of the Apostles deals with the activities of St. Paul. According to him the First Adam brought sin and death into the world, while Jesus, the Second Adam, brings life. Mankind, when at one with Jesus, can, like Him, be reborn and gain the power to overcome death. In his First Epistle to the Corinthians, St. Paul stated that the three Christian virtues are faith, hope and love, and the greatest of these is love. The essence of religions, he maintains, is not to conform to the decrees and prohibitions as envisaged in the Old Covenant between God and the Children of Israel, but rather to share Christ’s love of God and His suffering, and to join in the New Covenant which was made real with the redeeming sacrifice offered to God in the name of all mankind. Jesus did not discard the decrees laid down in the Old Testament, but He relieved mankind from the yoke of ancient laws by making peace with God through His own sacrifice. The dominant authority was no longer the prohibitions and decrees of ancient law, but that of love. St. Paul was beheaded in Rome, probably in 67. What he did to Christianity long-term was to make Christ central to the new religion, just as the Law had been central to the old.

Turkey – Antakya, The Cave Church Early Christians first met for worship in the homes of converts, in rooms furnished for this purpose, and also in catacombs, subterranean caves which could be enlarged and then used in secret, without fear of being discovered. They were small chapels hewn out of the rocks, and they are examples of the first Christian architecture in a simple form. It is said that St. Peter preached to the Christian population of Antioch from a now famous cave church in today's Antakya, but this is open to question, as are the exact dates of his sojourn in that city. Theologians are able to agree only on his founding in Antioch, together with St. Paul and St. Barnabas, one of the first Christian communities in the world somewhere between 47 and 54 CE. A Cypriot called Joseph, was given the name Barnabas by Jesus’s other disciples. Barnabas joined Paul at Tarsus, where the two men preached together. Their strategy of preaching to non-Jews set them apart from the other disciples. St. Barnabas disappeared without trace.  This church was surely one of the first ever built, and arguably the place where the word 'Christian' was first used. In other places in the Middle East, Christians were called 'Nazarenes'. In the 12th century, Crusaders rebuilt the facade of the church, and traces of floor mosaics are believed to date from the 5th century CE. On the left of the altar, there is a tunnel, now blocked, through which those early Christians could escape in the event of an assault on their service. Attended by the members of the present small Christian community in Antakya, every year on 29th June, a service is held here to commemorate the anniversary of the death of St Peter, (he too was crucified) , and Mass is celebrated here every Sunday afternoon.

Turkey – Antakya, The Cave Church
Early Christians first met for worship in the homes of converts, in rooms furnished for this purpose, and also in catacombs, subterranean caves which could be enlarged and then used in secret, without fear of being discovered. They were small chapels hewn out of the rocks, and they are examples of the first Christian architecture in a simple form. It is said that St. Peter preached to the Christian population of Antioch from a now famous cave church in today’s Antakya, but this is open to question, as are the exact dates of his sojourn in that city. Theologians are able to agree only on his founding in Antioch, together with St. Paul and St. Barnabas, one of the first Christian communities in the world somewhere between 47 and 54 CE. A Cypriot called Joseph, was given the name Barnabas by Jesus’s other disciples. Barnabas joined Paul at Tarsus, where the two men preached together. Their strategy of preaching to non-Jews set them apart from the other disciples. St. Barnabas disappeared without trace.
This church was surely one of the first ever built, and arguably the place where the word ‘Christian’ was first used. In other places in the Middle East, Christians were called ‘Nazarenes’. In the 12th century, Crusaders rebuilt the facade of the church, and traces of floor mosaics are believed to date from the 5th century CE. On the left of the altar, there is a tunnel, now blocked, through which those early Christians could escape in the event of an assault on their service. Attended by the members of the present small Christian community in Antakya, every year on 29th June, a service is held here to commemorate the anniversary of the death of St Peter, (he too was crucified) , and Mass is celebrated here every Sunday afternoon.

Women play an important role in Christianity. The Virgin Mary holds a prominent place in the religion and is one who is awarded the greatest respect. Gratitude to Mother Mary is expressed in prayers, especially in the Roman Catholic Church. Jesus was cared for by a number of women throughout His life and they remained loyal to Him even at His crucifixion. When He had risen from the dead, He appeared first to Mary Magdalene and to Mary, mother of James.

 

Saint Helena (c. 248-c. 328), mother of the emperor Constantine I the Great, was the reputed discoverer of Christ’s cross. During her pilgrimage to the Holy Land, she caused churches to be erected on the sites of the Nativity and of the Ascension. Before 337 it was claimed in Jerusalem that, during the building of Constantine’s church on Golgotha, Christ’s cross had been found. This site is incorporated into the Church of the Holy Sepulchre. Later in the century, Helena began to be credited with the discovery. Eastern churches commemorate Constantine and Helena together on May 21, as equal to the Apostles. In the west, only St. Helena, popularized by the cross legend, is commemorated, on August 18. She is the patron saint of archaeologists, converts, difficult marriages, divorced people and empresses. St. Helena is normally depicted holding a large wooden cross. She has also been represented as royalty, wearing a crown. St. Helena,in the Russian Orthodox Uspenski Cathedral. Finland - Helsinki

Saint Helena (c. 248-c. 328), mother of the emperor Constantine I the Great, was the reputed discoverer of Christ’s cross. During her pilgrimage to the Holy Land, she caused churches to be erected on the sites of the Nativity and of the Ascension. Before 337 it was claimed in Jerusalem that, during the building of Constantine’s church on Golgotha, Christ’s cross had been found. This site is incorporated into the Church of the Holy Sepulchre. Later in the century, Helena began to be credited with the discovery. Eastern churches commemorate Constantine and Helena together on May 21, as equal to the Apostles. In the west, only St. Helena, popularized by the cross legend, is commemorated, on August 18. She is the patron saint of archaeologists, converts, difficult marriages, divorced people and empresses. St. Helena is normally depicted holding a large wooden cross. She has also been represented as royalty, wearing a crown.
St. Helena,in the Russian Orthodox Uspenski Cathedral.
Finland – Helsinki

Emperor Constantin, in Russian Orthodox Uspenski Cathedral. Finland - Helsinki

Emperor Constantin, in Russian Orthodox Uspenski Cathedral.
Finland – Helsinki

Christianity requires that believers and converts should worship God alone, and this monotheism brought them into conflict with the Roman State since Rome regarded loyalty to its own religion and the cult of emperors as the duty of every citizen. To deviate from the formal religion was considered a political crime, though with polytheistic faiths it is possible to be involved in several religions at one time. For this reason Christianity was mercilessly suppressed for a long time -250 years- and believers suffered terrible tortures and prosecutions. The Decree of Milan (in 313) granted Christians the same rights as the adherents of polytheism, and Christianity was declared the state religion in 392 by Constantine the Great. He was the first Roman Emperor to be converted to Christianity, thus creating a governing class of Christians, gaining a privileged position for this religion. He was a pioneer in the conversion of the Roman Empire to Christianity and is regarded as a saint in the Orthodox Church.