Etiket arşivi: Helenistik Dönem

Bafa Gölü ve Çevresi 8

  • Burası Antik dönemde Caria/Karya bölgesiydi. Günümüzde kuzeyi Aydın, güneyi Muğla illerinin sınırları içerisindedir.
Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.  Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır. Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi. Fotoğraf: Arkeofili

Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.
Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır.
Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi.
Fotoğraf: Arkeofili

  • Yunanlar benimsedikleri yerel dağ tanrısını Ay tanrıçası Selene’nin sevgilisi, Latmos’ta yaşayan genç bir çoban ve avcı olan Endymion ile özdeşleştirmişlerdir. Ay tanrıçası Selene onu bir mağarada uyurken görmüş ve aşık olmuştu. Onu görebilmek için geceleri gökten yere inerdi. Endymion ile tanrıça arasındaki bu aşk Roma döneminde özellikle lahitlerde, Rönesans resminde işlenen bir konu olmuştur. Endymion’un uykusu, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul edildiğinden Roma lahitlerinde konu sıkça işlenmiştir.
Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650. Fotoğraf: arkeorehber

Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650.
Fotoğraf: arkeorehber

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Karya şehri Latmos’un MÖ 1000 yılında kurulduğu düşünülmektedir. İyonların saldırısından kaçan Carialılar şehirlerini kayaların arasına neredeyse gömerek görünmez kılamaya çalışmışlardır.
  • Dağın güney eteğinde bir Helenistik dönem kenti yer almaktadır. Makedonyalı bir general tarafından MÖ 300’lerde kurulan Herakleia Antik Kenti, günümüzde Kapıkırı Köyü içindedir ve göl kıyısındadır. Herakleia kurulunca Latmos şehri terk edilmiş, ahalisi yeni şehre göçmüş, eski kent Herakleia kentinin gömü alanı olmuştur. Adını Herakles‘ten alan şehirde Athena ve Endymion Tapınağı, Agora, Konsey Binası, Hamam, Tiyatro ve Çeşme vardır. Şehrin surları antik dünyanın en güzel ve en iyi korunmuş surlarıdır. Bu dönemde döşenen yol, Küçük Asya’daki Roma öncesi döneme ait en eski yoldur. Ancak şehir Roma döneminde önemini kaybetmiştir. Herakleia 1765 yılında İngiliz bilim adamı Richard Chandler tarafından keşfedilmiştir.
  • Latmos’un zirvesindeki yağmur kültü Bizans Dönemi’ne kadar sürmüştür. 10. yüzyılda bile kurak dönemlerde bir alay düzenlenerek dağın zirvesine, yağmur duasına çıkıldığı anlaşılmaktadır. Yerel kültlerin yeni gelen din tarafından benimsenmesi yaygın bir uygulamadır.
  • Bizans Dönemi’nde burası manastır yaşamının bir parçası olmuş, dağın zirvesine demir bir haç dikilmiştir. Dağın en yüksek noktasına Tekerlek Dağ adı verilmektedir.

 

Libya 42 Apollonia

  • Apollonia (MÖ 600 – MS 600) önemli bir liman kenti olmasına rağmen zenginlik açısından Cyrene’nin gölgesinde kalmış. Akdeniz, zayıf Yunan gemileri için zorlu bir denizdi. Kuzey Afrika kıyılarının doğal girintilerini duvarlarla çevirip korunaklı hale getirmek onlar için önemliydi.
  • Apollonia, Helenistik dönemde tam bir liman kenti oldu. Şehir adını, Cyrene’nin koruyucu tanrısı Apollon’dan almıştır.
  • Roma döneminde uzun ve güçlü surlar inşa edildi, borular döşenerek 3 km uzaktan şehre su getirildi.
  • Bizans döneminde önemsenen bir kent olduğu, dördü kent surları içinde, biri sur dışındaki kiliselerden anlaşılıyor. Kiliselerin çatısı ahşap, zemini mermer imiş. Vaftizhaneler için sarnıçlar yapılmış.
  • Bizans, Roma dönemi malzemesini yapılarında kullanmıştır. Şehrin pek çok yerinde kumlar arasında mozaik döşemeler görülmektedir.
  • Antik kentin büyük kısmı bugün sular altındadır. Kentten günümüze ulaşanlar kıyı boyunca uzanır.
  • Apollonia antik kentinin bulunduğu şehrin adı Susa. Bu şehre 1897 yılında Girit’ten Rumca konuşan Müslümanlar gelip yerleşmiş.
Orta Kilise ve Roma Hamamı. Orta Kilise’nin yanındaki Roma hamamlarının 75-125 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Sütunlardan birinin üzerinde ise 138 tarihi görülüyor. Romalılar hamamı Helenistik gimnasyumun üzerine kurmuşlar ve havuzu korumuşlar. Sütunların Dor, İyon ve Korint başlıklı olanları var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Orta Kilise ve Roma Hamamı.
Orta Kilise’nin yanındaki Roma hamamlarının 75-125 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Sütunlardan birinin üzerinde ise 138 tarihi görülüyor. Romalılar hamamı Helenistik gimnasyumun üzerine kurmuşlar ve havuzu korumuşlar. Sütunların Dor, İyon ve Korint başlıklı olanları var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Haçın altındaki yuvarlak Hıristiyanlığın dünya egemenliğini simgelemek için kullanılır. Orta Kilise’nin kutsal bölümündeki sütunlar haçlarla süslenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Haçın altındaki yuvarlak Hıristiyanlığın dünya egemenliğini simgelemek için kullanılır. Orta Kilise’nin kutsal bölümündeki sütunlar haçlarla süslenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi. Burası bölgedeki en büyük kilise idi. Nefleri ayıran mermer sütunların Paros Adası’ndan, granit blokların çoğunun Mısır’dan  getirildiği düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi. Burası bölgedeki en büyük kilise idi. Nefleri ayıran mermer sütunların Paros Adası’ndan, granit blokların çoğunun Mısır’dan getirildiği düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans valisinin sarayı, bölgedeki en büyük saraydır. Girişte bekleme odası, kütüphane, kitaplar için raflar olduğu düşünülüyor. Valinin ailesi bir bölümde, asker ve hizmetkarlar diğer bölümde kalıyor, üst katın valinin kendisine ait olduğu sanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans valisinin sarayı, bölgedeki en büyük saraydır. Girişte bekleme odası, kütüphane, kitaplar için raflar olduğu düşünülüyor. Valinin ailesi bir bölümde, asker ve hizmetkarlar diğer bölümde kalıyor, üst katın valinin kendisine ait olduğu sanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Beyaz ve yeşil hareleri olan Cipoline mermerinden yapılma sütunlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Beyaz ve yeşil hareleri olan Cipoline mermerinden yapılma sütunlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Apollonia Tiyatrosu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Apollonia Tiyatrosu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 27 Roma Şehri ve Sabratha 3

Taban mozaiklerini Sabratha’daki Roma Müzesi’nde gördüğümüz Justinyen Bazilikası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Taban mozaiklerini Sabratha’daki Roma Müzesi’nde gördüğümüz Justinyen Bazilikası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Zeytinyağı Caddesi (Oil Press Street). Yağların depolandığı yer. Arkada üstü düz olan bölüm ise, acı su ile zeytinyağını ayrıştırma işleminin yapıldığı tank. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Zeytinyağı Caddesi (Oil Press Street). Yağların depolandığı yer. Arkada üstü düz olan bölüm ise, acı su ile zeytinyağını ayrıştırma işleminin yapıldığı tank.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamama giden yol üzerinde umumi tuvaletler (latrines). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamama giden yol üzerinde umumi tuvaletler (latrines).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarına yapılmış, mermerle ve mozaiklerle kaplanmış Neptün (Oceanus) Hamamları’nın girişi. Şehirlere yeraltı kanallarıyla veya su yollarıyla bol miktarda su gelirdi. Su yollarının bakımı devletin kamu hizmetiydi. Su kemerlerinin görevi, içme suyu sağlamak değil, hamamları doldurmaktı. Roma askeri her gittiği yerde mutlaka kullanabilecekleri bir hamam olmasını talep ederdi. Roma’da vücuda iyi bakmak önemsenir, kişinin kendisine olan saygısı olarak düşünülürdü. Romalılar, strigile denen metal bir tür kese kullanırlardı. Çok daha eski dönemlerden kalma bir adet olarak, Romalılar da seferden döndüklerinde tehlikeli bir hastalık kapmış olabileceklerinden korkarak kendi halkları içine karışmadan önce hamama giderlerdi. Hamamlar kamuya açıktı ve giriş ücreti düşüktü. Kadınlar ve erkekler için, bölgesel olarak değişen uygulamalara göre, karma ve ayrı yıkanma yerleri mevcuttu. İmparator Hadrianus (117-138), kadın-erkek bir arada yıkanılan karma hamamları yasaklamıştı. Hamamlarda sınıfsal eşitlenme söz konusu değildi, herkes kendi sınıfından kişilerle birlikte olurdu. Romalılar banyo yapmadan önce beden egzersizleri yaparlardı. İlk önce terleme odasında, sonra sıcak banyoda, ılık ve soğuk bölümde. (Palestra, caldarium, tepidarium, frigidarium) Palestra Yunan’da atletizm için kurulmuş idman yeridir. Etrafı sütunlu avluları, soyunma yerleri ve dinlenme odaları vardır. Günümüze ulaşmış olanlar Helenistik dönemden olanlardır. Hamamlarda kütüphane, genelev, spor salonları, kıl alma uzmanları, içecek satıcıları gibi hizmetler de bulunurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarına yapılmış, mermerle ve mozaiklerle kaplanmış Neptün (Oceanus) Hamamları’nın girişi.
Şehirlere yeraltı kanallarıyla veya su yollarıyla bol miktarda su gelirdi. Su yollarının bakımı devletin kamu hizmetiydi.
Su kemerlerinin görevi, içme suyu sağlamak değil, hamamları doldurmaktı.
Roma askeri her gittiği yerde mutlaka kullanabilecekleri bir hamam olmasını talep ederdi. Roma’da vücuda iyi bakmak önemsenir, kişinin kendisine olan saygısı olarak düşünülürdü.
Romalılar, strigile denen metal bir tür kese kullanırlardı.
Çok daha eski dönemlerden kalma bir adet olarak, Romalılar da seferden döndüklerinde tehlikeli bir hastalık kapmış olabileceklerinden korkarak kendi halkları içine karışmadan önce hamama giderlerdi.
Hamamlar kamuya açıktı ve giriş ücreti düşüktü.
Kadınlar ve erkekler için, bölgesel olarak değişen uygulamalara göre, karma ve ayrı yıkanma yerleri mevcuttu. İmparator Hadrianus (117-138), kadın-erkek bir arada yıkanılan karma hamamları yasaklamıştı. Hamamlarda sınıfsal eşitlenme söz konusu değildi, herkes kendi sınıfından kişilerle birlikte olurdu.
Romalılar banyo yapmadan önce beden egzersizleri yaparlardı. İlk önce terleme odasında, sonra sıcak banyoda, ılık ve soğuk bölümde. (Palestra, caldarium, tepidarium, frigidarium)
Palestra Yunan’da atletizm için kurulmuş idman yeridir. Etrafı sütunlu avluları, soyunma yerleri ve dinlenme odaları vardır. Günümüze ulaşmış olanlar Helenistik dönemden olanlardır.
Hamamlarda kütüphane, genelev, spor salonları, kıl alma uzmanları, içecek satıcıları gibi hizmetler de bulunurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Neptün (Oceanus) Hamamları’nın günümüze ulaşan mozaik yer döşemesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Neptün (Oceanus) Hamamları’nın günümüze ulaşan mozaik yer döşemesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

375 yılı yapımı bazilikadan ayakta kalan bir sütun. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

375 yılı yapımı bazilikadan ayakta kalan bir sütun.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 25 Sabratha

  • Sabratha, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.
  • Trablus’un 80 km dışında yer alan Sabratha’da sürekli yaşamın MÖ 4. yüzyılda başladığı biliniyor.
  • Deniz ticareti ile uğraşan Fenikelilerin burayı korunaklı limanından ötürü seçtiği düşünülüyor.
  • MÖ 2. yüzyılda zenginliği ile ünlü bu kente gelen Yunanlar’ın mimariye getirdiği Helenistik özelliklerin zaman içinde Pön özelliklerini sildiği düşünülüyor.
  • Helenistik şehir bloklar halinde düşünülmüş, yol blokların etrafından geçirilmiştir. Yollar birbirine paraleldir ve doğru açıda kesişirler. Sabratha, Helenistik bir şehirdir, denebilir. (Helenistik Dönem, Büyük İskender’in ölüm tarihi olan MÖ 323’te başlar, MÖ 31’de, son Helenistik devlet Mısır’ın Roma tarafından işgali ile biter.)
  • 1. yüzyılda Roma’nın gelişiyle de Helenistik özellikler silikleşmiş ve kent, en ihtişamlı dönemini yaşamış, koloni statüsü kazanmış. Günümüze ulaşmış örnekler Roma döneminden.
  • Sabratha en ihtişamlı dönemini Roma egemenliği altında yaşamış.
  • 365 yılında yaşanan depremden ve Roma’nın zayıf düşmesinden sonra düşüşe geçmiş. Hıristiyanlığın bölgeye gelişi ile antik tapınakların yeniden yapımı mümkün olmamış.
  • 6. yüzyılda Bizanslılar Sabratha’yı ele geçirince, kenti Berberi akınlarından korumak için etrafını surlarla çevirmişler. Bizans surlarının en iyi korunmuş kısmı, Bizans Kapısı denen, kentin sivil, ticari, idari ve dini merkezine girişi ve iki yanında uzanan duvarlar.
  • Sabratha bir asır Bizans kenti olarak kaldıktan sonra Arapların eline geçmiş ve terk edilmiş. Kumların altında kalan kentin keşfedilmesi 20. yüzyılda İtalyan arkeologlar sayesinde olmuş.
Kentteki Roma Müzesi üç bölümden oluşuyor. Batı bölümünde Sabratha’daki mezarlardan çıkartılan eşyalar; orta ve güney bölümünde ise Justinyen Bazilikası’ndan getirilen mozaikler sergileniyor. Müzenin doğu bölümünde Zeus Tapınağı’ndan getirilen bazı heykeller ile zengin bir ailenin evinden getirilen mozaik ve freskler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kentteki Roma Müzesi üç bölümden oluşuyor. Batı bölümünde Sabratha’daki mezarlardan çıkartılan eşyalar; orta ve güney bölümünde ise Justinyen Bazilikası’ndan getirilen mozaikler sergileniyor. Müzenin doğu bölümünde Zeus Tapınağı’ndan getirilen bazı heykeller ile zengin bir ailenin evinden getirilen mozaik ve freskler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Savaş ve çiftçilikle uğraşan sıradan bir halk olarak tanımlanan Romalıların, Yunan egemenliğindeki yerleri zapt ettikten ve oralardan yağmaladıkları eserleri ülkelerine getirdikten sonra Roma estetik anlayışında bir devrim yaşandığı genel kabul görür. Korinth, MÖ 146’da yağmalandığında, Korinth heykellerinin Roma pazarına sel gibi aktığı; orijinal, işlevsel bağlamından kopmuş, tamamen sanatsal sebeplerle başka yerlerde sergilenen sanat eseri kavramının böyle doğduğu düşünülür.
Sabratha’da, Roma Müzesi’nde Justinyen Bazilikası’nın yer mozaiklerinin sergilenişi şöyle yapılıyordu: Fotoğrafta görülen, orta nefin mozaikleri yerde, yan neflerin mozaikleri ise iki yan duvarda teşhir ediliyordu. Buradaki sütunlar ve kaideleri ise bazilikada bulunan orijinallerin kopyaları. Dua kürsüsü orijinal yerine bırakılmıştı. Alttaki fotoğrafta ise mozaik tablonun detayı görülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da, Roma Müzesi’nde Justinyen Bazilikası’nın yer mozaiklerinin sergilenişi şöyle yapılıyordu: Fotoğrafta görülen, orta nefin mozaikleri yerde, yan neflerin mozaikleri ise iki yan duvarda teşhir ediliyordu. Buradaki sütunlar ve kaideleri ise bazilikada bulunan orijinallerin kopyaları. Dua kürsüsü orijinal yerine bırakılmıştı. Alttaki fotoğrafta ise mozaik tablonun detayı görülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da bir de Pön Müzesi var. Burada Bes Mozolesi’nden çıkartılan seramik parçalar, aslan ve erkek heykelleri sergileniyor. Seneca (MÖ 4-MS 65) sanatları şöyle ayırır: adi ve alçaltıcı (hayatta ihtiyaçları sağlayan el işleri); görme ve işitme duyularının hoşuna giden (ustalık gerektiren ama ucuz eğlenceler); çocukların ilk eğitimi için gerekli olanlar; liberal, yani özgürlükle uygun düşen sanatlar. Erdem için kaygılanan, insanı erdem yoluna sokan, insan karakteri ve insan ruhuyla uğraşan, liberal sanatlardır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi mozaiklerinden iki örnek. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi mozaiklerinden iki örnek.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi’nden. Roma’da en önemli iki değer aile ve devlete hizmetti. En yüksek iş, amme hizmetiydi. Romalı asil aileler evin girişine onlara şeref veren ve Devlete iyi hizmeti dokunmuş atalarının ilkin başlarının, sonra da büstlerinin balmumundan heykellerini koyarlardı. Bu adet, ailenin manevi hayatını sürdüren şeyin, onlar olduğunu göstermek içindi. Roma büstlerinin ve kabartmalarının bazıları, realizmi ve karakteri dikkatle çizmesi bakımından çarpıcı bulunur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi’nden.
Roma’da en önemli iki değer aile ve devlete hizmetti. En yüksek iş, amme hizmetiydi. Romalı asil aileler evin girişine onlara şeref veren ve Devlete iyi hizmeti dokunmuş atalarının ilkin başlarının, sonra da büstlerinin balmumundan heykellerini koyarlardı. Bu adet, ailenin manevi hayatını sürdüren şeyin, onlar olduğunu göstermek içindi.
Roma büstlerinin ve kabartmalarının bazıları, realizmi ve karakteri dikkatle çizmesi bakımından çarpıcı bulunur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

 

Libya 23 Trablus 8 Cemahiriye Müzesi 3

  • İlk mozaik uygulamanın MÖ 3000’lerde Sümerler’ de;
  • En eski mozaik yer döşemesinin MÖ 8. yüzyılda Frigya’da;
  • MÖ 5. yüzyılda Antik Yunan’da mozaik yer döşemesinin yaygın olarak uygulandığı ve geometrik desenlere hayvan figürlerinin eklendiğini;
  • MÖ 4. yüzyılda mozaikte boyalı çakıl taşlarının kullanılmaya başladığı;
  • Helenistik Dönem’de (MÖ 323-MÖ 146) mozaikte cam kullanılmaya başladığı ve mozaiklerin tabloya dönüştüğü;
  • Erken Hıristiyanlık Dönemi sanatında (260-525) cam parçalar metal varak kaplanarak altın, gümüş renkli  tesserae yapımının başladığı;
  • Rönesans’ta mozaiğin gözden düştüğü;
  • 17. yüzyılda Floransa mozaiğinden bahsedildiği;
  • 19. yüzyılda Avrupa’da yeniden mozaik modasının başladığı;
  • 20. yüzyılda Meksika’da yaygın olarak mozaik uygulamalar yapıldığı biliniyor.
Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır. Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır. Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır.
Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır.
Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare. Fotoğraf: www.dailystar.com.lb


İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare.
Fotoğraf: www.dailystar.com.lb