Etiket arşivi: hayvanlara yönelik şiddet

Şiddet 76| Hayvanlara Yönelik Şiddet 4

Cehennem Serisi’nden Neşesiz Ayaklar, detay, Jake & Dinos Chapman, 2010. Kardeşlerin Kuzey ve Güney Kutbu faunalarında yaşanan cehennemi betimleyen eserleri Arter’de sergilenmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cehennem Serisi’nden Neşesiz Ayaklar, detay, Jake & Dinos Chapman, 2010.
Kardeşlerin Kuzey ve Güney Kutbu faunalarında yaşanan cehennemi betimleyen eserleri Arter’de sergilenmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çin’de canlı maymunu bağlıyor, müşterinin önüne getiriyorlar. Müşteri küçük bir bıçakla veya sigara ile yakarak maymunu kızdırıyor. Kızan maymunun kanı beynine çıkıyor. Bir vuruşta maymunun kafatasını yarıyor, kanlı beynini yiyorlar. Bu, ünlü lokantaların spesiyalitesi ve fiyatı da çok yüksek.
  • Fokların en çok katledildiği zaman muson dönemi. Yılda 180 bin yavru fok, bir o kadar da yetişkin fok derileri canlı canlı yüzülerek öldürülüyor.
  • Boğa güreşinin kökleri antik çağın kurban törenlerine uzanır. Boğa güreşi boğanın öldürülüşünden çok daha fazlasıdır. Baş roldeki matadora ilaveten, at sürerken boğaya mızrak saplayan pikador’ları; arenada yaya olarak boğaya yaklaşıp kısa mızrak saplayan bandaliero’ları yani işkence ile yavaş yavaş öldürmeyi ve adı geçenlerin her başarılı darbesinde izleyicilerin zafer çığlıkları atarak şiddete zevkle katılımını da içerir.
    Kanarya Adaları, 1991’deki kararla, İspanya özerk bölgeleri arasında boğa güreşlerini yasaklayan ilk yerel yönetim olmuştu.
    “İşkence kültür değildir” yazılı pankartlarla çok kez ülkede eylem düzenlenmişti. 2010 yılında Katalan parlamentosu bölge genelinde boğa güreşlerinin yasaklanmasına karar verdi. Böylece Katalonya İspanya’da hala ulusal festival olarak görülen boğa güreşleri geleneğini yasaklayan ikinci bölge oldu. Boğalar bir istisna olarak Katalonya’nın hayvan koruma yasalarının dışında tutuluyordu. Yasak, geleneklere saygı ve “vatandaşların özgürlüklerinin korunması” adına tepki çekti. Boğa güreşlerinin yarattığı ekonominin artıdan eksiye dönmesi de gözden kaçmadı. 2016 yılında İspanyol Anayasa Mahkemesi, Katalonya’nın boğa güreşlerine getirdiği yasağın yasalara aykırı olduğuna hükmetti. İptal kararına gerekçe olarak boğa güreşlerinin İspanyol kültürünün bir parçası olması gösterildi. İspanyol hayvan hakları savunucuları boğa güreşleri için Büyük Ulusal Ayıbımız, diyor.
  • Ölümle değil ama yaralanma ile biten deve güreşleri de bu kapsamda düşünülebilir.
  • Kaz etinden, ciğerinden, tüyünden ötürü epey şiddete maruz kalan bir hayvan. Avrupa’da özellikle de Fransa’da çok aranan bir yiyecek olan kaz ciğeri ezmesini temin etmek için kazlara çok hunhar davranılıyor. Kaz ciğeri ezmesi yapabilmek için kazın ciğerinin yağlanması gerekiyor. Bu yüzden kaz anormal şekilde, boğarcasına besleniyor. Ciğeri için beslenen hayvanlar ilk dört aydan sonra özel kümeslere alınarak kilitli mekanizmalar içerisinde tutuluyor ve hareketsiz kalmaları sağlanıyor. Bu esnada gavage denen besleme yöntemi uygulanıyor: Ağızlarına takılan huni benzeri aparatlarla günde 3-4 kere aşırı miktarda, mısır ağırlıklı besinler verilerek, zorla, boğulurcasına besleniyor. Ördekler de aynı işlemlere tabi tutuluyor. Ördek ciğerleri 300 gr, kaz ciğerleri ise 400 gr olana kadar hareketsizlik hali korunuyor ve bu beslenme tarzına devam ediliyor. Fransız yasalarına göre foie gras (yağlı ciğer) olabilmesi için ciğerlerin bu gramajın üzerinde olması gerekmektedir. Kaz tüyü yastık, yorgan ve giysiler için de tüylerin canlı canlı yolunduğu biliniyor.
  • Hayvan ticaretinin yapılış şekli de sorgulanması ve düzeltilmesi gereken bir başka konu. Gemilerde dışkı ve idrar içinde, aç-susuz, korku ve stres içinde, son derece dar alanlarda, havasız ortamlarda yapılan canlı hayvan ticareti şartları zaman zaman basına yansıyor. Gemideki hayvanlar fazla dışkılamasın diye gemiye binmeden önceki son iki gün aç ve susuz bırakılmaları standart bir uygulama imiş. Canlı hayvan ticareti sırasında hayvanların maruz kaldığı muamele, işkence olarak kabul ediliyor. Ayrıca hayvanlar söz konusu koşullarda hastalık kapıyorlar ve halk sağlığı için tehdit oluşturuyorlar. Taşıma sırasında ölen hayvanlar da bir düzenekle öğütülüp denize atılıyormuş.
  • Leipzig merkezli Max Planck Evrimci Antropoloji Enstitüsü orangutanların ormanlık alanda insanlar tarafından katledildiğini açıkladı. Borneo’da 16 yılda 100 bin orangutanın insanlar tarafından yok edildiği medyaya yansıdı. Orangutanların soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

 

Şiddet 75| Hayvanlara Yönelik Şiddet 3

  • Kediler, Ortaçağ’da cadıların işbirlikçileri olarak görüldükleri için avlanır ve öldürülürlerdi.
  • Endüstri devriminin ilk evrelerinde hayvanlar makine olarak, endüstri sonrası toplumlarda hammadde olarak kullanıldılar.
  • Yiyecek için gerekli hayvanlar, imal edilen mallar gibi işlemden geçirilmeye başladı. Toprağa bastırılmayan, özel kaplarda olgunlaşıncaya kadar beslenen hayvanlar. Hayvanlara karşı böyle bir yaklaşım çoğu zaman insanlara da benzer bir yaklaşımın habercisiydi.
  • Önceleri bekçi köpekleri, av köpekleri ve fare yakalaması için kediler gibi işe yaradıkları için her sınıftan ailenin ev hayvanları vardı. Yararlı olmalarının dışında hayvan besleme yani ev hayvanı adeti bir yenilik sayılır. Ev hayvanları kısırlaştırılmış veya cinsel olarak yalıtılmış, hareket olanakları sınırlandırılmış ve herhangi başka bir hayvanla teması neredeyse olanaksızlaştırılmıştır. Yapay yiyecekle beslenirler. Ev hayvanları türlerinin değil, sahiplerinin hayat tarzını yansıtırlar. Bu ilişkide her iki tarafın da bağımsızlığı ortadan kalkar; her iki taraf da birbirine bağımlı hale gelir. Hayvan kategorisi ortadan kalkar; aile ve gösteri dünyasının bir parçası olurlar; Disney endüstrisi durumu evrenselleştirir.
Fotoğraf: Uludağ Sözlük

Fotoğraf: Uludağ Sözlük

  • Modern tekniklerin neredeyse hepsi hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle geliştirildi.
  • Bizon, kaplan,ren geyiği gibi belli türlerin ticari sömürüsü bunların neredeyse kökünü kuruttu. Kalan yabani hayvanlar da giderek ya ulusal parklarda ya da özel alanlarda korunur oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti 2017.

  • Önce kraliyet ailelerine ait özel hayvanat bahçeleri açıldı. Sonra ulusal başkentlere büyük saygınlık kazandıran hayvanat bahçeleri açıldı. Paris’te Jardin des Plantes 1793’te, 1828’de Londra Hayvanat Bahçesi, 1844’te Berlin Hayvanat Bahçesi ilk açılanlar oldu. 19. yüzyılda halka açık hayvanat bahçeleri modern sömürgeci egemenliğini destekleyen kurumlardı. Hayvanların yakalanması uzak ve yabancı ülkelerin ele geçirilmesinin simgesel bir göstergesiydi. Bir hayvanın hayvanat bahçesine armağan edilmesi diplomatik ilişkilerde önem taşırdı. Bugün de Çin Halk Cumhuriyeti pandaları koruma altına alarak ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girerek dünya kamuoyu nezdinde insan hakları ihlallerini hafifletmeye çalışmaktadır.
  • Sirkler, hayvanlara ve insanlara yönelik şiddetin kurumsallaştığı yerlerdir. Hayvanlara birçok gösterinin adımlarının öğretilmesi aşaması şiddet içerir. Burada, bedensel olarak farklı kişilerin de teşhiri yapılır.
  • İskoçlar, Birleşik Krallık’ta sirklerde yabani hayvanların yer almasını yasaklayan ilk ulus oldu. İskoç parlamentosu tarafından 2017 yılında kabul edilen yeni yasa gereğince, gösterilerinde yabani hayvanlar bulunan sirklerin ülkeye girmesi yasaklandı.

 

 

Şiddet 74| Hayvanlara Yönelik Şiddet 2

Monumentum Ancyranum (Ankara Anıtı), iki dilde, Latince ve Grekçe kaleme alınmıştır. Augustus Tapınağı Yazıtı ve Yazıtlar Kraliçesi de denen yazıt, Roma İmparatorluğu’nun kuruluş günlerinin dünyadaki en önemli belgesidir. Anıtın yer aldığı nokta 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda cami olmuştur. Yazıt, günümüzde Hacı Bayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır. Fotoğraf: www.rehberonur.com

Monumentum Ancyranum (Ankara Anıtı), iki dilde, Latince ve Grekçe kaleme alınmıştır. Augustus Tapınağı Yazıtı ve Yazıtlar Kraliçesi de denen yazıt, Roma İmparatorluğu’nun kuruluş günlerinin dünyadaki en önemli belgesidir.
Anıtın yer aldığı nokta 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda cami olmuştur. Yazıt, günümüzde Hacı Bayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır.
Fotoğraf: www.rehberonur.com

  • Ulusuna hesap veren ilk ve tek Roma İmparatoru Augustus’un (MÖ 27 – MS 14) ölümünden hemen önce hazırlattığı yazı, Senato’da okunduktan sonra, Roma’da anıt olarak dikilmiş, ayrıca kopyaları imparatorluğun eyaletlerindeki çeşitli tapınaklara konmuştu. Bu kopyalardan biri Ankara’da; öteki kopyalardan kimi parçalar Isparta’da Yalvaç’ta (Antiochia) ve Uluborlu’dadır (Apollonia). Bu yazıtta Augustus devlet hazinesinden ve kendi servetinden ülke için yaptığı harcamaları, yaptırdığı onarımları ve yeni binaları, nüfus sayımının dökümünü verdiği gibi XXII numaralı bölümde de şunları yazar: “Üç kez kendi adıma, beş kez de oğullarım ve torunlarım adına gladyatör oyunları düzenlettim; bu oyunlarda on bin kadar adam dövüştü. Yirmi altı kez, halk için Circus’ta ya da forumda ya da amfitiyatroda kendi adıma ya da oğullarım ya da torunlarım adına vahşi Afrika hayvanlarıyla gösteriler yaptırdım. Bu gösterilerde üç bin beş yüz dolayında hayvan öldürüldü.”
  • Roma’da Collosseum’da yapılan kutlamalarda 9000 hayvan öldürüldüğü yazılmıştır.
MS 2. yüzyıla tarihlenen, Libya’da Zliten’de bir villada bulunmuş gladyatör taban mozaiği, Trablus Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekteydi. Fotoğraf: Pinterest

MS 2. yüzyıla tarihlenen, Libya’da Zliten’de bir villada bulunmuş gladyatör taban mozaiği, Trablus Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekteydi.
Fotoğraf: Pinterest

  • Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.

    İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Bu yüzden önceleri sadece cenazelerde yapılan oyunlar Senato tarafından halkın eğlence aracı olarak tanındı ve MÖ 3.-2. yüzyılda yayıldı. Oyunlar iki insan arasında yapıldığında Munus, vahşi hayvanla yapılan dövüşler ise Venatio adını aldı. Hayvanların lanetlenmesi anlamına gelen Bestiarii, ölüm cezası almış olanların aç bırakılmış vahşi hayvanlar ile dövüştürülmesi veya Venatio kapsamında düşünülen hayvanlarla gönüllü olarak şöhret için dövüşülmesi olarak zaman içinde çeşitlendi. İlk Hıristiyanların da vahşi hayvanlara atıldığı biliniyor.

 

MS 1.-2. yüzyıllara tarihlenen rölyefte özellikle hayvanlarla dövüşmek üzere eğitilmiş ve dişi bir aslan tarafından saldırıya uğrayan bir savaşçı görülüyor.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, 2017.

MS 1.-2. yüzyıllara tarihlenen rölyefte özellikle hayvanlarla dövüşmek üzere eğitilmiş ve dişi bir aslan tarafından saldırıya uğrayan bir savaşçı görülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, 2017.

Şiddet 4 | Şiddetin Çeşitleri 1

  • Çok nedenli ve karmaşık bir konu olan şiddet ya da birey davranışı olarak saldırganlık, iç içe geçen etkenlerle farklı şiddet tanımlarını karşımıza çıkartır.
  • Kaynaklandığı yere veya hedefine bakarak şiddeti adlandırabileceğimiz gibi, tarihsel olarak veya derecesine göre de ayırabiliriz. Bazen de aynı şiddet türü farklı kuramcılar tarafından farklı isimlerle anılmıştır.
  • Fiziksel şiddet, kaba bedensel şiddet, işkence ve zevk ekonomisi, psikolojik şiddet, olumluluğun şiddeti, uzlaşmacı şiddet, reel şiddet, makrofizik şiddet, mikrofiziksel şiddet, ilahi şiddet, ritüelleşmiş şiddet, mitsel şiddet, sisteme içkin/yapısal şiddet, simgesel şiddet, nesnel şiddet, hayvanlara yönelik şiddet, doğaya karşı şiddet, kendine yönelik şiddet, Öteki’ne yönelik şiddet, küreselliğin şiddeti, aynılığın şiddeti, şeffaflığın şiddeti, dilsel şiddet; kültürel, psikolojik, toplumsal, içgüdüsel şiddet; kültür mirasına uygulanan şiddet; devletten kadına, erkeğe, çocuğa, toplumlara, ülkelere, doğaya, diğer canlılara yönelik şiddet; estetik şiddet, medyanın şiddeti ve daha pek çokları….
Interrogation II, Leon Golub, 1981. ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır. Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

Interrogation II, Leon Golub, 1981.
ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır.
Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

  • Makrofiziksel şiddet kendini dışa vururken patlayıcı, açık seçik, fevri, işgalcidir. Özneyi, içine zorla girip yok eder. Ayırıcı ve dışlayıcıdır. Kurbanı radikal bir edilgenliğe mahkum eder.
  • Mikrofiziksel şiddet örtük ve içe dönüktür. Özneyi aşırı ölçüde olumluluğa yönlendirerek dağıtır. Toparlayıcı ve içericidir. Yıkıcılığı aşırı faallikten kaynaklanır.
  • Bir şiddet eyleminin gerçekleştiği durum sıklıkla sisteme, sosyal sisteme içkin örtük yapılara gömülüdür. Şiddet kurbanları, bu yapılar görünmez olduğu için, iktidar ilişkilerini hemen kavrayamaz. İktidarın gücü de buradan gelir. Sosyal yapılar direniş oluşmasına baştan izin vermez. Yapısal şiddet, dar anlamda bir şiddet değildir. Açık şiddete dayalı bir iktidardan çok daha etkin ve mahremdir. Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu (1930-2002), sorgulanmadan kabul edilmiş, davranış kalıplarına sinmiş, sosyal sistemin içine gömülü şiddete simgesel şiddet adını verir. Simgesel şiddet, hiç fiziksel şiddete başvurmaya gerek kalmaksızın iktidarı ayakta tutmaya yeter. İktidara gösterilen rıza bilinçli değildir. Simgesel şiddet, yaşanana anlayış ile hükmedene rızayı birleştirir. İktidar ilişkisi neredeyse doğaldır ve çok etkilidir. Bourdieu, iktidarı ve şiddeti neredeyse eşanlamlı kullanır.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınmış ABD’li yazar Joseph Campbell (1904-1987), “Belli bir süredir homojen bir halde olan bir kültürde, insanların bunlara göre yaşadıkları bir dizi uzlaşılmış, ancak yazılı olmayan kurallar vardır. Burada bir etos vardır, biz bunu böyle yapmayız şeklinde bir üslup ve bir anlayış vardır”, der. Son derece katı ve otoriter sosyal koşullarda büyüyen kişilerin kendileri hakkında bilgiye ulaşması asla mümkün olamıyor; anbean ne söyleniyorsa onu yapıyorlar, diye ekliyor.
  • Hem yapısal hem de simgesel şiddet hiyerarşik bir sınıf ilişkisini şart koşar. Fail ve kurban nettir. Dış sömürü vardır. Simgesel-yapısal şiddet bir olumsuzluk şiddetidir.
Laleli, İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Laleli, İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek’in (1949-) nesnel şiddet dediği şey de simgesel-yapısal şiddetten pek farklı değildir. Söz konusu şiddet, açık bir şiddet eylemini önceleyen ama göze görünmeyen, sisteme içkin bir şiddettir. Egemen sınıf tarafından ezilen sınıfa uygulanan, küresel kapitalizmin toplumsal koşullarına içkin bir şiddet vardır ve evsiz, işsiz bireyler yaratır.