Etiket arşivi: Hans Christian Andersen

Çağdaş Sanata Varış 13 | Romantizm 10

Romantik Düşünce

Romantizm faslını kapatırken bir nevi özet olarak romantik düşünceye bakacağız. Çağdaş Sanata Varış dosyamız Realizm’e doğru yol almaya devam edecek.

  • Romantizm, Avrupa’nın sonuncu büyük kültür dönemi sayılır. Romantizm, 18. yüzyılın sonlarında başlayıp 19. yüzyılın ortalarına dek sürdü. Bu dönemden sonra tümüyle edebiyatı, felsefeyi, sanatı, bilimi ve müziği kapsayan böyle bir “dönem”den söz etme imkanı olmadı.
  • Romantizm, Avrupa’nın varoluşa son ortak yaklaşımıdır.
  • Romantizm Almanya’da, Aydınlanma Çağı’nın tek yanlı Usçuluğuna tepki olarak çıkmıştır.
  • Kant’ın Usçuluğu yerine duygu, hayal gücü, yaşamak ve arzu moda sözcükler oldu.
  • Rousseau da aralarında olmak üzere pek çok Aydınlanma Çağı düşünürü de, usa gereğinden çok önem vermeye bir eleştiri olarak, duyguların önemini belirtmişti.
  • Kant, bilginin oluşumunda “ben”in öneminin altını çizmiş, varoluşun yorumu tümüyle bireye kalmıştı. Romantikler bu “bencilik”i kullandılar.
  • Rönesans hümanistleri de bireyciydi. Rönesans ile Romantizm arasındaki bir ortak nokta da insanın bilgiye ulaşmasında sanata verdikleri önemdir.
  • Kant’a göre de sanatçı bilme yeteneğiyle özgürce oynar. Schiller, Kant’ın bu görüşünü daha ileri götürerek sanatçının etkinliğini bir oyun olarak görür. (22 Ekim’de blogumuzda Görsel Sanatlar ve Oyun yazımızı yayımlamıştık). İnsan yalnızca oyun oynarken özgürdür çünkü ancak o zaman kendi kurallarını kendi koyar.
  • Sanatçı dehaya tapınma. Bazıları sanatçıyı Tanrı’ya benzettiler. Çünkü sanatçı da Tanrı’nın evreni yaratması gibi kendi gerçeğini yaratıyordu.
  • Romantiklere göre yalnızca sanat bizi “dile gelmeyen”e yaklaştırabilirdi.
  • Uzak ve ulaşılmaz olanı özlemek Romantizm’e özgüdür. Ortaçağı özlemek, gizemli Doğu’yu özlemek, uzak ve erişilmez aşk gibi.
  • Erişilmez aşk teması ilk kez 1774’te Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’nda işlendi. Romanın yayımlanmasından sonra, Werther’in sonuna benzer şekilde intiharlarda artış gözlendi. Kitap bir dönem bazı ülkelerde yasaklandı.
  • Gece, alacakaranlık, eski harabeler, doğaüstü şeyler varoluşun karanlık yüzü, kasvetli, kötü ve esrarengiz olan, Romantikleri çeker.
kadiniz.com

kadiniz.com

  • Romantizm kente özgü bir olguydu.
  • Onların dilinde küçük burjuva düşman demekti.
  • Tembellik Romantizm’in özüdür. Bir Romantiğin görevi yaşamı yaşamak ya da hayallerle ondan uzaklaşmaktı. Gündelik işler küçük burjuvanın işiydi.
  • Romantiklerin çoğu genç yaşta, genellikle veremden öldüler, kimisi de intihar etti.
  • Doğa tutkusu, doğa gizemciliği, dolayısıyla esrarengiz ormanlar, sisli, vahşi bir doğa yansıtan doğa tabloları. (Doğaya dönmek, demişti Rousseau)
  • Doğayı bir bütün olarak görmek. Romantikler, Rönesans filozofları gibi, doğada bir tanrısal ben gördüler. Doğanın evrensel ruh ya da koskoca bir “ben” olduğunu söylüyorlardı.
  • En önemli Romantik filozof, Alman İdealistlerinden  Schelling (1775-1854) idi. Ruh ile madde arasındaki ayrımı kaldırmak istedi. Tüm doğa, yani hem insan ruhu hem de fiziksel gerçeklik, tek bir Tanrı’nın ya da evrensel ruhun ifadesiydi. Ona göre, doğa görünen ruh, ruh ise görünmez doğa; madde uyuklayan zeka idi. Doğa ve insan bilinci aynı şeyin ifadesiydi. İnsan evrensel ruhu hem doğada, hem de kendi içinde bulabilirdi. Schelling, doğada taş-topraktan insan aklına uzanan bir gelişme görüyordu.
  • Novalis’e göre,  insan tüm evreni içinde taşıyor, evrenin sırlarını çözmek için insanın önce kendi kendini tanıması gerekiyordu.
  • Romantiklerin çoğu için felsefe, doğa bilimleri ve edebiyat yüce bir bütünün parçalarıydı. Doğa, yaşayan bir evrensel ruhtu.
  • Romantik doğa felsefesinde doğa bir organizmadır. Aristo da doğayı organik bir biçimde algılamıştı.
  •  Evrensel Romantizm doğayla, evrensel ruhla, sanat/sanatçı ile ilgilidir, 1800 yıllarında, Jena kentinde doğmuştur.
  • Ulusal Romantizm halkın dili, halkın tarihi, halkın kültürüyle ilgilidir. Bu ekol için halk da doğa ve tarih gibi bir organizmadır. Ulusal Romantizm, Evrensel Romantizm’den bir müddet sonra Heidelberg’de doğmuştur. (Doğduğu  yer ile ilerde olacaklar arasında bir bağlantı var mı? Ne de olsa herşeyin tohumu önceden atılır.)
  • Romantizm’in iki boyutunu birbirine bağlayan organizma kavramıdır.
  • Romantizm’in bir başka önemli filozofu Herder (1774-1803) idi. Herder, Aydınlanma Çağı filozoflarının aksine tarihi dinamik bir süreç olarak gördü. Tarih, süreklilik, gelişme ve amaç barındıran bir şeydi. Ona göre, her halk da kendine has özelliklere, özgün bir halk ruhuna sahipti. Önemli olan kendimizi başka kültürlerin yerine koyabilmemizdi. (Herder, kendini Türklerin yerine koymuş ve bundan hiç hoşlanmamıştı. Ama bu başka bir konu). Bu, çok yeni bir düşünceydi. Romantizm her ulusun kendi kimliğini bulup, bu kimliği güçlendirme çabalarına katkıda bulundu.
  • Herder pek çok ülkeden halk söylenceleri toplayıp bunları yayınlamıştır. Halk söylencelerini halkın ana dili diye tanımlıyordu.
  • Eski mitler ve destanlar 19. yüzyılın ortasından itibaren yeniden değer kazandı. Avrupa’daki besteciler yaptıkları müziklerde halk müziğinden temalara yer vererek halk müziğiyle sanat müziği arasında köprü kurdular. Sanat müziğini bir besteci tarafından, halk müziğini ise belli bir kişi tarafından değil, bir halk tarafından yaratılan müzik olarak tanımlayabiliriz. Halk müziği ile halk masalının ne zaman ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Oysa yazınsal masalın yazarı ve yazılış tarihi bellidir.

 

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın simgesi olan Deniz Kızı,  Hans Christian Andersen’in “Küçük Deniz Kızı” masalının kahramanıdır. Heykelin başına gelenler de bir masal gibidir. Üzerine defalarca boya dökülmüş, iki kez kafası kopartılmış, bir kez de kafası kesilmeye teşebbüs edilmiş, sağ kolu kesilmiş, oturduğu taştan kaldırılmış, 2004 yılında çarşaf giydirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği protesto edilmiştir.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın simgesi olan Deniz Kızı, Hans Christian Andersen’in “Küçük Deniz Kızı” masalının kahramanıdır. Heykelin başına gelenler de bir masal gibidir. Üzerine defalarca boya dökülmüş, iki kez kafası kopartılmış, bir kez de kafası kesilmeye teşebbüs edilmiş, sağ kolu kesilmiş, oturduğu taştan kaldırılmış, 2004 yılında çarşaf giydirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği protesto edilmiştir.

  • Tiyatro Barok Dönemin, masal Romantiklerin gözde yazın türüdür. Grimm Masalları, Andersen Masalları, Hoffmann Masalları gibi. Masal yazara, yaratıcı gücünü sınırsız biçimde kullanma olanağı veriyordu. Yazar okuyucusuna onun dünyasında da masalsı bir yan olduğunu hatırlatıyordu. Bu, Romantik İroni’dir. Sahnedeki oyuncu kendisinin yalnızca bir hayal ürünü olduğunu hatırlatan replikler söylüyordu.
  • Romantizm filozoflarından, Alman İdealistlerinden  Fichte’ye göre doğa, daha yüce ve bilinç ötesi bir kavrayışın sonucuydu. Schelling’e göre ise doğanın bazı yanları Tanrı’nın bilinçötesi varlığının bir yansımasıydı. Çünkü Tanrı’nın da bir karanlık yüzü vardı.
  • Romantiklere göre, yaratma eylemi her zaman bilinçle gerçekleştirilen bir eylem değildi. (Sürrealizm’i okurken bu fikri hatırlamalıyız.)
  • Romantizm’in herşeyi ruha bağladığını gördük. Felsefeyi bu yörüngeden çıkaran ilk filozof Hegel oldu.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 10 | Romantizm 7

Romantik  Edebiyat

turkyorum.com

  • 18. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşkunluk ve düşlere çokça yer veren edebiyat çığırıdır.
  • Doğaya tutkun yazarlar egemenliği. Yalnızlık sevgisi romantikleri sık sık kırlara, ormanlara, dağlara, okyanuslara yöneltir. Vahşi ve çarpıcı görünüşlü, güzel yerlerin tanımlanması yapılır. Doğada Tanrı’nın krallığını görürler. Ama kurtarıcı bir Tanrı’dan çok, ruhun gençleşmesi, dünyasal ve geçici olanı daha derinden yaşama istenci söz konusudur.
  • Klasisizmin katı kurallarından kurtulup, duyguya ve gerçek yaratıcı güce yer vermek amaçlandı.
  • 1830’larda Fransa’da iyiden iyiye patlak veren Romantizm, sanat bakımından olduğu kadar, toplumsal, siyasal ve ruhi bir devrimdi.
  • İnsan hak ve hürriyetlerinin bir çeşit garanti altına alınmasıyla eskisi kadar baskı görmeyen yazarlar, düşüncelerini daha açık seçik biçimlendirme olanağına kavuşmuşlardı.
  • Fransız Devrimi, monarşinin baskısını nasıl kırıp atmışsa, Romantizm de bir edebi devrim olarak klasisizme son vermiştir.
  • Daha 18. yüzyılın içindeyken Rousseau’nun yazdıklarından bir bölümü ile 19. yüzyılın başında Madame de Stael’in ve Chateaubriand’nın yazdığı eserler bu yeni eğilimin ilk habercileri arasında yer alır. Romantizm, Werther ve Faust’tan da esinlenmiştir.
  • Romantik edebiyatın ayırt edici özelliği, yeni toplumsal ilişkilerden kaynaklanan düşünce ve duyguların yeni düzenini dile getirmekti.
  • Fransa’da en büyük, en tanınmış kuşak, hepsi de 1797-1802 yılları arasında doğmuş olan Lamartine, Vigny, Hugo, Balzac ve Michelet,  1830’dan itibaren halkın yoksunluklarını yazmaya başladılar.
  • Fransız genç romantikleri ise Nerval, de Musset, Gautier. Fransız romantizmini 1802- 1856 arasına yerleştirebiliriz.
  • Hugo’ya göre Romantizm, edebiyatta liberalizmden başka birşey değildir. Hugo bu tanımlamasıyla ilham hürriyetini, sanatların kardeşliğini, türlerin eşitliğini ve bağdaşımını savunmaktadır.
  • Romantikler için en önemli kural  güzel olmaktı, yazar dediğin kimseyi taklit etmemeli, kendi başına düşünmeli, kendi yüreğiyle duymalı ve kendi diliyle söylemeliydi. Onun için özgünlük büyük bir üstünlüktü.
  • Şövalye ruhu, halk masalları, ulusal ruh ve ulusal gelenekler bu dönemde canlanmıştır.
Parlak Yıldız adlı filmde John Keats’in hayatı canlandırıldı.

Parlak Yıldız adlı filmde John Keats’in hayatı canlandırıldı.

  • İngiltere’de 1760 dolaylarında doğmuş öncü Burns ve Blake kuşağı var. Daha sonra akımın kurucuları geliyor: Wordsworth ve Coleridge.
  • İngiltere’deki yıldız romantikler ise Byron, Shelley, Keats, Walter Scott.
  • İngiltere’de, Shakespeare ve Elisabeth Çağı tiyatrosundan itibaren zaman ve mekan birliği söz konusu değildi.
  • Almanya’da tek bir Romantizm yoktur, çok farklı ulusal ya da yerel özellikler söz konusudur. Heine’nin romantizminin Novalis’inkiyle hiçbir ilişkisi yoktur.
  • Almanya’da Kleist, Hoffmann, Heine, Schegel Kardeşler, Novalis, Tieck, Fichte ve Schelling; İtalya’da Manzoni, Leopardi Romantik sanatçılardı.
  • Hans Christian Andersen masallarında bilinçli bir nahif ve yalın bir üslup görülür; Hoffmann’ınkine yakın fantastik öge ile folklorik ve kuzeyli nitelik, romantizminin kanıtlarıdır.
  • Şiirde, imgelem ve düşlemin hiçbir engel tanımadığı gösterilmişti.
  • Avrupa romantik şiiri genellikle kısa dizelerden oluşan, biçemi yalın, somut, genellikle halka yönelik ya da nahif olmayı amaçlar. Konu, dokunaklı hatta trajik bir serüven olabilir, ulusal yaşamın bir olayı olabilir, din dışı ya da dinsel bir efsane olabilir. Romantik ruhun temel eğilimleri olan geçmiş tutkusu, halk sanatı biçimleri sevgisi, gizem ve ürkü ve bu türlerin karışımı kullanılır.
  • Romantik, ulusal düşüncenin savunucusudur. Romantik edebiyat, ulusal bir edebiyattır.
  • Romantikler, Polonya, İtalya ve Yunanistan’daki tutsak ulusları açıkça desteklemişlerdir. Romantik yazar partizan bir yazardır. Oysa eskiden, mevcut iktidara bağlıydı.
  • Romantik yazar, Güzel Sanatlar dizgesini savunur. Stendhal hem resim hem de müzik konularında yazmıştır. Birçok roman kahramanı müzisyendir. Hugo, de Musset, Gautier, Blake, Puşkin yetenekli bir desenci ya da ressamdırlar.
  • Aşkın değişik biçimleri ve özellikle yıldırım aşkının sonuçları çözümlenir.
  • Tanzimat edebiyatının (1859-1896) ilk yıllarında, romantizm akımının başlıca yapıtları verildi. Tanzimat Edebiyatının pek çok yazar ve şairi , Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Abdulhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem Romantizm akımının etkisindeydiler. Namık Kemal‘in İntibah romanı Kamelyalı Kadın’ın; Vatan yahut Silistre oyunu da Romeo ve Juliet‘in etkisindedir. Edebiyat-ı Cedide döneminde Halit Ziya Uşaklıgil‘nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Cemil karakteri romantik yazarları okumak için özlem duyar. II.Meşrutiyet döneminden sonra Milli Edebiyat döneminde Yusuf Ziya Ortaç‘ın Binnaz adlı oyununda Hugo’nun etkisi vardır. Fransız Romantik Edebiyatının etkisi edebiyatımızda hissedilmiştir.