Etiket arşivi: hamam

Bafa Gölü ve Çevresi 8

  • Burası Antik dönemde Caria/Karya bölgesiydi. Günümüzde kuzeyi Aydın, güneyi Muğla illerinin sınırları içerisindedir.
Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.  Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır. Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi. Fotoğraf: Arkeofili

Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.
Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır.
Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi.
Fotoğraf: Arkeofili

  • Yunanlar benimsedikleri yerel dağ tanrısını Ay tanrıçası Selene’nin sevgilisi, Latmos’ta yaşayan genç bir çoban ve avcı olan Endymion ile özdeşleştirmişlerdir. Ay tanrıçası Selene onu bir mağarada uyurken görmüş ve aşık olmuştu. Onu görebilmek için geceleri gökten yere inerdi. Endymion ile tanrıça arasındaki bu aşk Roma döneminde özellikle lahitlerde, Rönesans resminde işlenen bir konu olmuştur. Endymion’un uykusu, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul edildiğinden Roma lahitlerinde konu sıkça işlenmiştir.
Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650. Fotoğraf: arkeorehber

Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650.
Fotoğraf: arkeorehber

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Karya şehri Latmos’un MÖ 1000 yılında kurulduğu düşünülmektedir. İyonların saldırısından kaçan Carialılar şehirlerini kayaların arasına neredeyse gömerek görünmez kılamaya çalışmışlardır.
  • Dağın güney eteğinde bir Helenistik dönem kenti yer almaktadır. Makedonyalı bir general tarafından MÖ 300’lerde kurulan Herakleia Antik Kenti, günümüzde Kapıkırı Köyü içindedir ve göl kıyısındadır. Herakleia kurulunca Latmos şehri terk edilmiş, ahalisi yeni şehre göçmüş, eski kent Herakleia kentinin gömü alanı olmuştur. Adını Herakles‘ten alan şehirde Athena ve Endymion Tapınağı, Agora, Konsey Binası, Hamam, Tiyatro ve Çeşme vardır. Şehrin surları antik dünyanın en güzel ve en iyi korunmuş surlarıdır. Bu dönemde döşenen yol, Küçük Asya’daki Roma öncesi döneme ait en eski yoldur. Ancak şehir Roma döneminde önemini kaybetmiştir. Herakleia 1765 yılında İngiliz bilim adamı Richard Chandler tarafından keşfedilmiştir.
  • Latmos’un zirvesindeki yağmur kültü Bizans Dönemi’ne kadar sürmüştür. 10. yüzyılda bile kurak dönemlerde bir alay düzenlenerek dağın zirvesine, yağmur duasına çıkıldığı anlaşılmaktadır. Yerel kültlerin yeni gelen din tarafından benimsenmesi yaygın bir uygulamadır.
  • Bizans Dönemi’nde burası manastır yaşamının bir parçası olmuş, dağın zirvesine demir bir haç dikilmiştir. Dağın en yüksek noktasına Tekerlek Dağ adı verilmektedir.

 

Libya 40 Cyrene 2

Cyrene’de kaya mezarları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’de kaya mezarları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’deki hamam. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’deki hamam.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bir tepenin üstünde yer alan ilk Zeus Tapınağı, MÖ 6. yüzyıla tarihleniyor. 115 yılındaki ayaklanmada yıkılan tapınak, Cyrene’nin diğer önemli yapıları gibi Hadrianus tarafından 120’de yeniden yapılmış. Tapınağın son restorasyonu 1967 yılında İtalyanlar tarafından gerçekleştirilmiş. Çevresinde 52 adet sütun var. 70x17 m olan boyutlarıyla Atina’daki Pantheon’dan daha büyük. Tapınağın tam ortasında tahtında oturan Zeus heykeli varmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bir tepenin üstünde yer alan ilk Zeus Tapınağı, MÖ 6. yüzyıla tarihleniyor. 115 yılındaki ayaklanmada yıkılan tapınak, Cyrene’nin diğer önemli yapıları gibi Hadrianus tarafından 120’de yeniden yapılmış. Tapınağın son restorasyonu 1967 yılında İtalyanlar tarafından gerçekleştirilmiş. Çevresinde 52 adet sütun var. 70×17 m olan boyutlarıyla Atina’daki Pantheon’dan daha büyük. Tapınağın tam ortasında tahtında oturan Zeus heykeli varmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeus Tapınağı’nın sütunları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeus Tapınağı’nın sütunları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 27 Roma Şehri ve Sabratha 3

Taban mozaiklerini Sabratha’daki Roma Müzesi’nde gördüğümüz Justinyen Bazilikası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Taban mozaiklerini Sabratha’daki Roma Müzesi’nde gördüğümüz Justinyen Bazilikası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Zeytinyağı Caddesi (Oil Press Street). Yağların depolandığı yer. Arkada üstü düz olan bölüm ise, acı su ile zeytinyağını ayrıştırma işleminin yapıldığı tank. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Zeytinyağı Caddesi (Oil Press Street). Yağların depolandığı yer. Arkada üstü düz olan bölüm ise, acı su ile zeytinyağını ayrıştırma işleminin yapıldığı tank.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamama giden yol üzerinde umumi tuvaletler (latrines). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamama giden yol üzerinde umumi tuvaletler (latrines).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarına yapılmış, mermerle ve mozaiklerle kaplanmış Neptün (Oceanus) Hamamları’nın girişi. Şehirlere yeraltı kanallarıyla veya su yollarıyla bol miktarda su gelirdi. Su yollarının bakımı devletin kamu hizmetiydi. Su kemerlerinin görevi, içme suyu sağlamak değil, hamamları doldurmaktı. Roma askeri her gittiği yerde mutlaka kullanabilecekleri bir hamam olmasını talep ederdi. Roma’da vücuda iyi bakmak önemsenir, kişinin kendisine olan saygısı olarak düşünülürdü. Romalılar, strigile denen metal bir tür kese kullanırlardı. Çok daha eski dönemlerden kalma bir adet olarak, Romalılar da seferden döndüklerinde tehlikeli bir hastalık kapmış olabileceklerinden korkarak kendi halkları içine karışmadan önce hamama giderlerdi. Hamamlar kamuya açıktı ve giriş ücreti düşüktü. Kadınlar ve erkekler için, bölgesel olarak değişen uygulamalara göre, karma ve ayrı yıkanma yerleri mevcuttu. İmparator Hadrianus (117-138), kadın-erkek bir arada yıkanılan karma hamamları yasaklamıştı. Hamamlarda sınıfsal eşitlenme söz konusu değildi, herkes kendi sınıfından kişilerle birlikte olurdu. Romalılar banyo yapmadan önce beden egzersizleri yaparlardı. İlk önce terleme odasında, sonra sıcak banyoda, ılık ve soğuk bölümde. (Palestra, caldarium, tepidarium, frigidarium) Palestra Yunan’da atletizm için kurulmuş idman yeridir. Etrafı sütunlu avluları, soyunma yerleri ve dinlenme odaları vardır. Günümüze ulaşmış olanlar Helenistik dönemden olanlardır. Hamamlarda kütüphane, genelev, spor salonları, kıl alma uzmanları, içecek satıcıları gibi hizmetler de bulunurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarına yapılmış, mermerle ve mozaiklerle kaplanmış Neptün (Oceanus) Hamamları’nın girişi.
Şehirlere yeraltı kanallarıyla veya su yollarıyla bol miktarda su gelirdi. Su yollarının bakımı devletin kamu hizmetiydi.
Su kemerlerinin görevi, içme suyu sağlamak değil, hamamları doldurmaktı.
Roma askeri her gittiği yerde mutlaka kullanabilecekleri bir hamam olmasını talep ederdi. Roma’da vücuda iyi bakmak önemsenir, kişinin kendisine olan saygısı olarak düşünülürdü.
Romalılar, strigile denen metal bir tür kese kullanırlardı.
Çok daha eski dönemlerden kalma bir adet olarak, Romalılar da seferden döndüklerinde tehlikeli bir hastalık kapmış olabileceklerinden korkarak kendi halkları içine karışmadan önce hamama giderlerdi.
Hamamlar kamuya açıktı ve giriş ücreti düşüktü.
Kadınlar ve erkekler için, bölgesel olarak değişen uygulamalara göre, karma ve ayrı yıkanma yerleri mevcuttu. İmparator Hadrianus (117-138), kadın-erkek bir arada yıkanılan karma hamamları yasaklamıştı. Hamamlarda sınıfsal eşitlenme söz konusu değildi, herkes kendi sınıfından kişilerle birlikte olurdu.
Romalılar banyo yapmadan önce beden egzersizleri yaparlardı. İlk önce terleme odasında, sonra sıcak banyoda, ılık ve soğuk bölümde. (Palestra, caldarium, tepidarium, frigidarium)
Palestra Yunan’da atletizm için kurulmuş idman yeridir. Etrafı sütunlu avluları, soyunma yerleri ve dinlenme odaları vardır. Günümüze ulaşmış olanlar Helenistik dönemden olanlardır.
Hamamlarda kütüphane, genelev, spor salonları, kıl alma uzmanları, içecek satıcıları gibi hizmetler de bulunurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Neptün (Oceanus) Hamamları’nın günümüze ulaşan mozaik yer döşemesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Roma döneminden Neptün (Oceanus) Hamamları’nın günümüze ulaşan mozaik yer döşemesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

375 yılı yapımı bazilikadan ayakta kalan bir sütun. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

375 yılı yapımı bazilikadan ayakta kalan bir sütun.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 26 Roma Şehri ve Sabratha 2

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar  tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma şehri. Romalılar bir yerleşim yeri kurarken, belirli bir planı uygularlardı. Önce, birbirlerini doksan derece kesen iki geniş cadde çizilir, sonra dikdörtgen parseller ayrılırdı. Belli aralarla, cadde yeri bırakılırdı. Yerleşimin merkezinde kamu binaları, iş yerleri, Forum bulunurdu. Aynı işle uğraşan esnafın dükkanları aynı yerde toplanırdı. (Özbekistan yazımızda, Orta Asya’da da aynı sistemin geçerli olduğunu yazmıştık.) Şehirlerin girişi anıt gibi yükselen kemerler, kemerlerin üzerinde heykeller, ana dört yol ağzında tetrapylon denen süslü yapılar olurdu. Şehirlerde hamamlar, tiyatrolar, bazen amfitiyatrolar bulunurdu. Şehir meydanında anıtsal çeşmeler olurdu. Duvarlar genelde mermerle kaplanırdı.
  • MÖ 312 yılında yapılan Roma’dan Capua ’ya uzanan 212 km’lik ünlü Appia Yolu, adına layık ilk Roma yoluydu. Roma’nın yolları, başlangıçta askeri amaçla yapıldı. At üzerinde ve orduya tekerlekli araçlarla eşlik eden destek birimlerinin ve imparatorluğun atlı mesaj servisinin hızlı ve kolay yol alması önemsenmişti. Ticaret ve ulaştırma zaman içinde amaçlar arasına girdi. Yollar yapılırken askeri savunma hesaba katılırdı. Yolların yüzeyinin taşla kaplanması MÖ 174’de başlamıştı. Daha sonra Yunan etkisiyle mermer ve travertenle de yol kaplaması yapıldı. Roma yollarının bazıları günümüze ulaşmıştır. Yollar tam düz bir çizgi halinde olmalıydı. Yolu kesen vadiler ya da suyolları ile karşılaşıldığında ya molozla dolduruluyor ya da üzerine köprü yapılıyordu. Yollara, Roma’ya olan mesafeyi belirtmek için taş sütunlar konur, attan kolay inebilmek için yolun her iki tarafına taşlar dikilirdi. Yollar Roma mili cinsinden ölçülürdü. Bir Roma mili 1000 adım idi (mille passus). Mil kelimesi buradan gelir. Roma, toplamı 85.000 km olan 272 anayol inşa etmişti. Yolları devlet yapıyor, bazen yerel toprak sahiplerinden de yardım alınıyordu.
  • Roma döneminde yapılmış bazı kanalizasyon ve lağım sistemleri de günümüze ulaşmıştır.
  • Peristil (peristyle) denen, Yunan’da sütunlarla çevrili bahçe gibi avluyu Roma aynen uygulamıştır. Yapının ön yüzündeki sütunlu giriş de Roma’da yaygındır.
  • Roma düzeni sütun başlığı genelde, İyon ve Korint tipi başlıkların karışımından oluşan kompozit sütun başlığıdır.
  • Şehirlerde mutlaka çeşitli tapınaklar olurdu. Roma dinlerinin üstün durumunu bozmayacaksa, siyasal bakımdan bir tehlike oluşturmayacaksa, ahlaka aykırı bir yönü yoksa yabancı dinler hoş görülürdü.
Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır'ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış. Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var. Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının  ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur. Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır’ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış.
Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var.
Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur.
Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası. Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir. Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir). Romalılar bu modeli, fethettikleri  tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi. Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir. İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu. Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası.
Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir.
Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir).
Romalılar bu modeli, fethettikleri tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi.
Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir.
İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu.
Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Özbekistan Gezisi 39 Orta Asya Mimarisi

  • Türklerin şehir kültürü gelişmiş bölgelere doğru göçleri 11.-12. yüzyıllarda yoğunluk kazanmıştır. Selçuklu Türkleri’nin Horasan’ın kuzey doğu topraklarını (bugünkü Güney Türkmenistan) ele geçirerek İran üzerinden Küçük Asya’ya doğru ilerlemeleri; Karahanlılar’ın Orta Asya’da Samaniler devletini yıkarak Fergana’dan Amu Derya kıyılarına kadar olan bölgelerde hakimiyet kurmaları bu dönemde gerçekleşir. Kuzey bölgelerde göçebe ve yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren ve hayvancılıkla geçinen Türkçe konuşan halklar büyük ticaret yolları etrafında küçük yerleşim merkezleri kurmuşlardır. En önemli merkezleri Semerkand, Buhara ve Merv’dir.
  • En yaygın mimari türü olan meskenlerin inşaat malzemeleri kil, balçık, balçık karışımları, dövme sistemiyle yapılan örtülerdir. Orta Asya’nın kuzey bölgelerindeki meskenler, güney bölgelerindeki meskenlerden birçok yönüyle farklıdır. Bu farklılık, iklim koşullarına bağlı olduğu kadar, toplumun çoğunluğunu oluşturan yerli Türk halkının etnik yapısına da bağlıdır. Meskenlerde bir merkezi koridor, iki büyük oturma odası, bu odaların ortak duvarına inşa edilen tandır denen ocaklar  bulunur.
  • Ortaçağda büyük bloklar halinde geniş mahalleler içinde, akraba aileler için yapılmış, birbirine bitişik çok odalı meskenler kullanılmıştır. Güneyde mesken alanları yükseltilmiş bir kare platform üzerine kerpiçten yapılmıştır. Birbirini dikey kesen sokaklar, yan yana  dizili konutlarla hayvanlara ayrılmış olan geniş avlular vardır. Konutlarda, iki-üç oturma odası, koridor ve yardımcı hacimler bulunur.
  • Duvarların üçte bir bölümü taş, üst kısımları ise pişmemiş kerpiçten örülür. Güney bölgelerdeki çatılar düz iken, uzun kış ve bol kar yağışından dolayı kuzeyde binaların çatıları iki, bazen de dört tabakadan yapılır. Bu dört katlı çatılar, darbazı denilen birbirine 45 derece açılarla birleşen elemanlarla kurulur.
  • Güney bölgelerinde yaz aylarında oturmak amacıyla kullanılan, kolonlar üzerine inşa edilen yarı açık sundurmalar vazgeçilmezdir. Kuzey bölgelerde çardak yoktur, hayvanlar için yapılmış saçaklar vardır.
  • Hamamlarda yıkanma, masaj, soyunma ve dinlenme için yapılmış ayrı bölümler vardır. Hamamlarda pişmiş tuğla ve örtü olarak kubbe kullanılmıştır. Kentlerin tümünde hamamlar yeraltı su kanallarıyla birbirine bağlıdır.
  • İslamiyet’in kabulünden sonra büyük kentlerde Cuma Camileri, küçük yerleşimlerde mescitler inşa edilmiştir. Her hükümdar camiler yaptırmış, vakıflar kurmuştur.
  • Minarelerin en ünlü örneği Buhara’daki Kalyan Minare’dir. Minarelerde pişmiş tuğla yalnızca inşaat malzemesi olarak değil, süs malzemesi olarak da kullanılmıştır. Oyma bezeme ile süslenmiş, çok sayıda ağaç sütunlarıyla Hiva’nın Cuma Camisi döneminin ünlü yapılarındandır.
Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mezar yapısı olan kurganlarla göçer yurdu arasında biçimsel benzerlik vardır.
  • Maveraünnehir ve Horasan’da değişik kompozisyonlarda anıt kabirler yapılmıştır.
  • 10. yüzyıla doğru anıtsal mimaride pişmiş tuğla geniş çapta kullanılmaya başlamış olmasına rağmen kerpiç kullanımı da devam etmiştir.
  • 13. yüzyıl Moğol istilaları dönemidir. Bu dönemde Kuzey Türkistan’da kent yaşamı büyük zarar görmüş, yöre halkı göçer ve yarı-göçer olup hayvancılığa dönmüştür. Fırtına geçtikten sonra, kuzey bölgelerde inşaat etkinliği sınırlı kalmış, ama Başta Semerkand ve Buhara olmak üzere Maveraünnehir bölgesinde büyük bir inşaat faaliyeti başlamıştır.
  • Moğol dönemi öncesinde cephelerdeki renkli bantlarda ve kubbelerde çoğunlukla firuze çini, bazen özellikle cephe panolarında mavi beyaz çini, daha sonraları oymalı terakota levhalar kullanılmıştır, renkler tek tonlu tercih edilmiştir.
  • 14. yüzyılda hem kaplama teknikleri değişmiş, hem de renk çeşitleri artmıştır. 12.-13. yüzyılların geometrik bezemelerinin yerini bitkisel motifler alırken, geometrik bir hat türü olan kufi yazının yerini de sülüs ve nesih gibi daha hareketli ve yeni bezeme üslubuna uygun yazılar almıştır.
Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl. Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl.
Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı. Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı.
Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Geçtiği yerlerde ne bir köpek havlaması, ne bir kuş sesi, ne de bir çocuk ağlaması işitilir” denen Timur’un programında muazzam binalar yaptırmak da yer alıyordu. Kudretini, yaptırdığı binalarda da göstermek istemişti. Başkentine çok sayıda mimar ve ustalar akın etmiş, Semerkand, “yeryüzünün parlak noktası” diye anılmaya başlamıştır. Timur döneminde inşa edilen eserlerde birçok mimar ve nakkaşın doğum yerleri belirtilmiştir.
  • Timur’un emri ile Kazakistan’daki Yesi şehrinde (diğer adı ile Türkistan) bulunan Hoca Ahmet Yesevi’nin kabrinin üzerine dev boyutta bir yapı inşa edildi. Hoca Ahmet Yesevi, Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde Türkler arasında İslamiyet’i yaymak için büyük gayretler gösterdiği için, türbesi Türkler’in önemli bir ziyaretgahıdır. Bir ibadet ve sosyal etkinlik merkezi olan bu türbe, politik önem taşıyan bir yapıdır.
  • 15. yüzyılın başında, “tahttaki bilim adamı” Uluğ Bey döneminde, Semerkand, Buhara gibi kentlerde yaptırılan medreseler, Orta Asya mimarisinin en görkemli yapılarıdır. Dört ya da iki bölümden oluşan bir avlu, avluyu çevreleyen hücreler, büyük cami mekanları ve dershanelerden oluşan bu binalar, olağanüstü boyutları, eyvanlı taçkapıları ve bezemeleriyle çarpıcı yapılardır.
  • Maveraünnehir mimarisi, kemer ve kubbeye dayalı strüktürde geometrik oran sistemleri kullanan tasarımlara dayanır. Bu mimaride cami, medrese, han, kervansaray ve türbeleri de içine alan anıtsal mimarinin tutarlı tipolojileri ortaya çıkmıştır.
  • 15. yüzyılın ikinci yarısında Timurlu kültür merkezi Herat’tır. Bazı uzmanlar, Timurlu mimarisinin gerçek doruk noktasına Herat ve Meşhed külliyelerinde erişildiği kanısındadır.
  • Kervansaraylar için, sağlam duvarlar, korumalı bir giriş bölümü, gözetleme kuleleri, çevre galeriler ve odalarla çevrili geniş bir avlu karakteristik ögelerdir.
  • 16. yüzyılın mühendislik eserleri su bendleri ve köprülerdir. 1502 yılında Zerefşan Nehri’nin iki kola ayrılmasını sağlayan inşaatlar eşsiz çalışmalardır.
  • Bu dönemin önemli tesislerinden biri de hanaklardır. Bunlar ünlü din adamlarının defnedildiği yapılardır.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda türbelerin ayrı bir bina olarak inşa edilmelerine ender rastlanır. Önemli şeyhlerin türbeleri çok işlevli yapıların içinde yer alır. Örneğin, medresenin kurucusu medresenin içindeki türbesine gömülür. Aynı dönemde çift medrese inşa etme eğilimi doğar. Bu çift yapılara koş denir. Buhara’da Medari Han Medresesi ile Abdullah Han Medresesi aynı alan üzerinde bir sokağın iki yanına inşa edilmiştir.
  • Diğer tipik düzen üç yapıdan oluşan sistemdir: cami, hanak ve medrese. Bu binalar arasında bir avlu bulunur. Üçlü sistem, cami, hamam ve medreseden de oluşabilir. Üçlü külliyelerin en muhteşem örneği Semerkand’da Registan Meydanı’nda uygulanmıştır.
  • 18. yüzyılda Orta Asya’da patlak veren sosyal ve ekonomik kriz, açlık ve veba sonucu bölgede inşaat faaliyetleri durmuştur. Bu durum, 18.yüzyılın sonunda sırasıyla Buhara, Hiva ve Hokand Hanlığı’nın kuruluşlarına kadar devam eder. Bundan sonraki dönem Orta Asya tarihinin tümüyle değişik nitelikli bir başka evresidir.