Etiket arşivi: Halide Edip Adıvar

Renkler 11

  • Turuncu, önce Racastan’da İslam istilasına karşı koyan vatanseverlerin rengiydi. Sonra, Bağımsız Hindistan idealistlerinin rengi oldu.
  • Ortaçağ renk duygusu konusunda çok canlı bir beğeni sergiler. Renk ve ışık beğenisi, tipik olarak Ortaçağ’a özgü olan bir tepkidir. Renk güzelliği hemen algılanabilirliği, bölünmez doğası, oransal güzelliğin aksine bir ilişkiye ya da bağıntıya bağlı olmaması nedeniyle katışıksız yalın güzellik şeklinde duyumsanır. Ortaçağ, ana renkleri, belirgin renkleri yeğler, ara tonlardan uzak durur. Sanatta karanlık ve aydınlığın oluşturduğu zıtlık için kullanılan chiaroscuro tekniğinde ışığın rengi belirlemesi yerine, renklerin birlikteliğinin kendi parıltısını yarattığı bir anlayışı benimser. Her renk için üstünlük dereceleri vardır ve aynı renk birçok derecelendirmeler içerir, ancak hiçbir renk gölge bölgelerinde yitmez. Ortaçağ minyatürü, canlı renklerin yan yana gelmesinden kaynaklanan gösterişli beğeniyi çok açık olarak ortaya koyar. Gotik katedrallerin vitraylarının geliştiği dönem de Ortaçağ olmuştur. Gotik dikeylik dindeki dikey hiyerarşiyi de yansıtır. Gotik kilise, içeri süzülen ışığın etkisi gözetilerek yapılırdı. Ortaçağ’da Tanrı’yı ışık olarak tasavvur etme eğilimi vardı.
Fransa’nın Tours kentinde, 1547 yılında açılan Gotik St. Gatien Katedrali’nin vitraylarından bir örnek. 12.-13. yüzyıllar katedraller çağı olarak anılır. Bu dönem Yüksek Ortaçağ’dır. Dönemin tüm ideolojisi, tüm sanatları katedralde toplanır. Vitray katedral yapım sanatında çok önemlidir. Binada hafiflik hissettirir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fransa’nın Tours kentinde, 1547 yılında açılan Gotik St. Gatien Katedrali’nin vitraylarından bir örnek.
12.-13. yüzyıllar katedraller çağı olarak anılır. Bu dönem Yüksek Ortaçağ’dır. Dönemin tüm ideolojisi, tüm sanatları katedralde toplanır. Vitray katedral yapım sanatında çok önemlidir. Binada hafiflik hissettirir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ortaçağ’ın bu renk beğenisi sanat dışında da, günlük yaşamda, giysilerde, süslemelerde ve silahlarda da kendini gösterir. Aquino’lu Thomas’a göre, “Parlak renkli şeylere güzel denir.” Mistikler ve filozoflar tekil renkten çok, genel olarak aydınlıktan ve güneş ışığından coşku duyar gibidirler.
  • Ortaçağ şiirinde de renk belirlemeleri kesindir, nettir: ot yeşil, kan kırmızı, süt ise beyazdır. Dönemin edebiyatı, gün ışığının ve ateşin parlaklığı karşısında duyulan hayranlık ifadeleri ile doludur.
  • Sanat ve edebiyat eleştirmeni Mario Praz (1896-1982), Ulysses hakkındaki değerlendirmesinde, James Joyce’un yazısının farklı bölümlerine belli renkler atfetmeye çalıştığını, bu kısımdaki baskın renk kırmızı, bu kısımda yeşil olacak diye düşündüğünü yazar ve  bunun Baudelaire’le başlayan ve Rimbaud’nun yazdığı ünlü soneden sonra dekadan akımın klişesi haline geldiğini söyler.
  • Musluklarda kırmızı sıcak, mavi soğuk anlamına geliyor. Scientific Reports dergisinde Temmuz 2014 tarihinde mavi nesnelere dokunmanın kırmızı nesnelere dokunmaktan daha sıcak bir duygu yarattığını ortaya koyan yeni bir araştırma yayımlandı. Kırmızı yüzeylerin sıcaklık duygusu yaratabilmeleri için  mavi yüzeylerden yaklaşık 0,5 C derece daha sıcak olmaları gerektiği bu araştırma ile anlaşılmış. Araştırma Japonya’da yapılmış. İnsanların kırmızı ve mavi renklerle ilgili önsezilerini tersyüz eden araştırma, renklerle sıcaklık arasındaki ilişkinin irdelendiği başka çalışmalardan elde edilen bulgulara tümden ters düşüyor. Daha önceki araştırmalar odaların kırmızı ya da mavi bir ışıkla aydınlatılmasının kişinin kendini daha sıcak ya da daha soğuk duyumsamasına neden olabileceğini ortaya koymaktaydı.
  • Japonlar ikinci bir deney uyguladılar. Isıtılmış yüzeyi renklendirmek yerine, uzmanlar deneklerin ellerine kırmızı ya da mavi bir ışık tuttular. Kırmızı ellerin mavi ellerden daha düşük sıcaklıklardaki yüzeylerde sıcaklık duygusu yarattığına tanık oldular. Araştırmacılara göre, insan beyninde kırmızı bir elin sıcak olduğu yönünde bir beklenti zaten var. Bu yüzden insanlar azıcık sıcak bir nesneye dokunduklarında onu gerçekte olduğundan daha sıcakmış gibi algılıyorlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Scientific American Online, 3 Temmuz 2014, Cumhuriyet Bilim Teknik 26 Eylül 2014.
  • Hindistan’a Dair, Halide Edip Adıvar, Can Yayınları Deneme, 2014.
  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Sanat ve Güzellik, Umberto Eco, Can Yayınları, 1998.

 

Kumkapı ve Müzik

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Müzik Festivali yolumuzu seneler sonra Kumkapı’ya düşürdü ve bizlere eşsiz bir akşam daha yaşattı.

Nur Emiroğlu ile erkenden vardığımız Kumkapı’da sokakları gezdik, Kör Agop’ta güzel bir yemek yedik ve konserimizi dinlemek için Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’ne gittik.

Sokakları gezerken ve lokantanın dış mekanında yemeğimizi yerken gördüğümüz, Kumkapı’yı turla gezen turist gruplarına ilaveten, Kumkapı’da yerleşik olduğu anlaşılan yedi düveli izledik. Tam bir “ birleşmiş milletler “ havası vardı. Eskiden görkemli olduğu anlaşılan, şimdi çok bakımsız ve terk edilmiş haldeki binalar restore edilse diye düşündük. Kumkapı’da yaşam aslında sokakta geçiyor, tüm işler sokakta yapılıyor gibi gördük.

Kör Agop’ta yemek yerken yolun karşısındaki berberin vitrinini Nur bana gösterince doğrusu fotoğrafını çekmeden duramadım. Kumkapı’daki berber ve kuaför bolluğu dikkatimizi çekti.

Kör Agop’ta yemek yerken yolun karşısındaki berberin vitrinini Nur bana gösterince doğrusu fotoğrafını çekmeden duramadım. Kumkapı’daki berber ve kuaför bolluğu dikkatimizi çekti.

Konserin yapıldığı mekanın tarihi oldukça eski ve maceralı. Surp Vortvots Vorodman Kilisesi dini bir kompleksin parçası. 1641 yılında Ermeni Patriklik mekanı Samatya’dan Kumkapı’ya taşınmış. Patrikhane binasının karşısındaki kilise Ermeni Patrikhane Kilisesi olmuş. 1718, 1762, 1826 yıllarında bölgede çıkan ve çok can ve mal kaybına neden olan yangınlardan sonra, Osmanlı Devleti mimarları ailesinden meşhur Krikor Amira Balyan tüm kompleksi tamamen kagir inşa etmiş ve 1828 yılında ibadete açılmış. Birinci Dünya Savaşı’nda depo, 1940’lı yıllarda zincir ve halat fabrikası, 1966 ve 1975 yıllarında yaşanan Varto ve Lice depremlerinden sonra Ermeni depremzedelere barınak olmuş. 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında restore edilip 2011 yılında törenle hem ibadete hem de kültür merkezi olarak açılmış. Bu yıl ise ilk kez festivalde bir konsere ev sahipliği yaptı.

Ermeni Patrikhanesi binası

Ermeni Patrikhanesi binası

Kim Kashkashian ve Péter Nagy’i bekleyen salon

Kim Kashkashian ve Péter Nagy’i bekleyen salon

Ermeni asıllı Amerikalı Kim Kashkashian ve Macar Péter Nagy pek çok ödül kazanmış, uluslararası ün sahibi sanatçılar, pek çok kez birlikte çalmışlar. Kashkashian viyolanın eşsiz sesi olarak tanınıyor.  En taze ödülü 2012 yılında yaptığı albümü ile 2013 yılında En İyi Klasik Solo Enstrüman dalında kazandığı Grammy Ödülü. 1995 yapımı Theo Angelopoulos’un, Cannes Film Festivali’nde En İyi Film seçilen unutulmaz filmi, Ulysses’ Gaze’in  Eleni Karaindrou tarafından yapılan bestelerinde viyolada Kim Kashkashian’ın performansını da anmadan geçmek imkansız.

Kim Kashkashian’ın çalarken yüzünden okunan mutluluk, performans esnasında gülümsemesi, gözlerindeki yumuşak ifadesi ile  izlemeyi de çok keyifli buldum. Mimikleri, vücut hareketleri ile çalarken izleyiciyi rahatsız eden sanatçılardan değil. Ben böyle durumlarda o sanatçının konserine gitmeyi değil, CD den dinlemeyi tercih ediyorum. Bu yılki festival programında yer alan, yorumlarının başarısı hiç tartışılmayan, uluslararası ün sahibi bir sanatçının konserine bu yüzden bilet almadım. Kashkashian mutluluk ve huzurunu izleyicisine yansıtmayı başaran bir sanatçı.

Programda, Shostakovich, Beethoven ve Schumann eserlerinin yanı sıra Komitas Vardapet bestesi Ermeni Şarkıları da yer almaktaydı. Komitas, Kütahya doğumlu bir Osmanlı, papaz, Berlin’de müzikoloji doktoru ünvanını kazanmış, Ermeni halk şarkılarını derleyen, besteler yapan, Uluslararası Müzik Cemiyeti kurucularından, müziğe yapmış olduğu katkılar dünyada bugün de takdir gören, eserleri hala çalınan ve söylenen biri. 1915 olaylarında İstanbul’dan Çankırı’ya sürülüyor. Mehmet Emin Yurdakul, Halide Edip ve ABD elçisi Henry Morgenthau’nun Talat Paşa’ya yaptıkları baskılar sonucu İstanbul’a geri geliyor ama geçen bu sürede yaşadığı korku ile 1916 yılında La Paix’de tedavi altına alınıyor, 1919’da Paris’teki bir psikiyatri kliniğine yatırılıyor ve 1935 yılında orada ölüyor.

Devlet hoyratlığından hala bir şey kaybetmedi, kaybetmek de istemiyor..

 

Yararlanılan Kaynaklar

Dr. Elmon Hançer, vorodman.com