Etiket arşivi: Güzel

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Güzel 1

Bu yazı, Umberto Eco’nun düzenlediği, Doğan Kitap’tan çıkmış olan Güzelliğin Tarihi adlı kitabın dört bölümde sunacağımız küçük bir özetidir.

Fotoğraf olarak, Göztepe 60. Yıl Parkı’nın bu yılki lalelerinin güzelliğini paylaşıyoruz.

 

  • Güzellik fikri, mutlak ya da değişmez değildir. Zamana ve mekana göre değiştiği gibi, aynı dönemde, hatta aynı ülkede bile farklı estetik idealler görülebilir.
  • Güzel, duyuları biçimiyle okşayan bir şeydir.
  • İlahiler ahenkle, şiirler sihirle, heykeller simetriyle, güzel konuşma doğru ritmiyle Güzelliği ifade eder.
  • Zen Budizm’e göre Güzellik salt kusursuzluk ve yetkinlik değildir. Güzeli kusurluda hatta çirkinde bulmak amaçlanır.
  • Kitabı Mukaddes’te Neşideler Neşidesi’nde, Orta Çağ’da Carmina Burana’larda (öğrenci şarkılarında) kadın güzelliğine dair tasvirler yer alır.
  • Antik Yunan, biçimsel güzellik ile ruhsal iyiliğin ahenk oluşturduğu bir güzellik ifadesini aramıştır. Yunan başyapıtlarının özelliği hem duruşta hem de ifadede soylu bir sadelik ve sakin bir yücelik taşımasıdır. Yunan geleneği, Güzelliğin aynı zamanda renk olduğunu belirtir.
  • Pisagor (MÖ 570-495), her şeyin başlangıcının sayı olduğunu ilk iddia eden ilk kişiydi. Pisagor’la birlikte evrene estetik-matematik bakış doğdu. Tek sayı, doğru ve kare iyiyi ve güzeli temsil eder. Pisagorçu tahlil, simetri ihtiyacını dile getirir.
  • Sokrat (ö. MÖ 399), İdeal Güzellik, Ruhsal Güzellik ve İşlevsel Güzellik olarak en azından üç estetik kategori belirlemiştir.
  • Platon (MÖ 427-347), uyum ve oran olarak Güzellik ile görkem olarak Güzellik diye iki güzellik kavramı oluşturmuştur.
  • Delfi Tapınağı’nın duvarlarına “En güzel, en adil olandır” deyişi kazınmıştır.

  • Güzel, Apollon’un korumasına terk edilmiş bir fikirdir. Apolloncu Güzellik, uyumlu ve görünebilirdir. Nietzsche’ye göre, düzen ve ölçü olarak anlaşılan dingin ahenk, Apolloncu Güzellik’tir. Yunan sanatçıları, şu ya da bu tanrının adını verdikleri görüntülerde mükemmel insan Güzelliğini betimlemek istemilerdi.
  • Belirgin biçimlerde betimlenmeyen, huzursuzluk uyandıran Dionisosçu Güzellik, sağduyudan uzak, çoğu kez delilik ve çılgınlıkla tanımlanan, hem neşeli, hem de tehlikeli bir güzelliktir.
  • Vitruvius (ö. MS 15), doğru vücut oranlarını şöyle ifade eder: yüz, toplam boyun 1/10’u, kafa 1/8’i, göğüs uzunluğu ¼’ü olmalıdır. Yunan oran yasası, Mısırlıların yasasından farklıydı. Mısırlılar, sabit ölçüler öneren eşit boyda karelerden yararlanıyordu: insan figürü 18 birim ise, ayağın büyüklüğünün 3 birim olması gerekiyordu.
  • Üçüncü yüzyılda Plotinos, basit renge güzelliğini maddesiz bir ışık olan akıl ve düşünce verir, demiştir. Plotinos, bilgelik ve iç güzelliğini her tür güzelliğin üstüne koymuştur.
  • Augustinusçu düşünce (354-430), kaynağını Kitabı Mukaddes’ten alan, Tanrı’nın her şeyi bir düzen ve ölçü çerçevesinde yarattığını ileri sürer.
  • Daha sonra oranların görüntünün gereklerine uyarlanması dönemine gelindi. Orta Çağ’da (375-1453) sanatçı, oranlar matematiğinden yararlanmamıştır. Ortaçağ felsefesinin ortak kanısı, güzelliğin karşıtların zıtlığından da doğduğu şeklindedir. Çünkü İlahi İrade’nin buyruğuyla biçimlenmiş her şey iyidir, güzeldir, doğrudur. Düzenin içindeki kötü de iyi ve Güzel olur. Bütün erdemler,  karşıt erdemsizlikler sayesinde yücelir. Ortaçağ insanı, dünya güzelliklerinin geçici olduğunu düşünür. Antik Çağ ve Orta Çağ toplumlarında zenginler için mor ve altın rengi ile mücevherler, parlak, işlemeli kumaşlar Güzel iken; yoksulların içgüdüsel Güzellik kavramı doğanın sunduğu renk çeşitliliğine bağlıdır. Canavarların Güzelliğe nasıl katkı sağladığını göstermek, Orta Çağ mistiklerinin, teologlarının ve filozoflarının göreviydi. Canavarların da İlahi İrade’den doğdukları, doğaya değil, bizim alıştığımız doğaya aykırı oldukları ileri sürülür, düzenin kendisinin Güzel olduğu öne sürülürdü.
  • Skolastik hareketin bütünü (800-1500), çevrelerine ışık saçan maddeler, görkemli güzellikler dağıtan Arap felsefesi ve şiirinden etkilenmiştir.
  • Aquinolu Thomas (1225-1274), güzelliğin var olabilmesi için, doğru oran dışında parlak renkli, ışıklı olması ve bütünlük taşıması gerektiğini ileri sürdü. Ahlaki Güzellik, amaca uygunluk ve karşılıklı işbirliğini de aynı bağlamda düşündü. Bu görüşe göre, işlevini doğru bir biçimde yerine getiremeyen bir nesne, değerli bir malzemeden yapılmış olsa bile, çirkin olarak değerlendirilir. Elektriğin bulunmasına kadar geçen bütün dönemlerin eserlerinin ortak özelliği ışık dolu olmalarıdır. Birçok kültürde Tanrı da ışıkla özdeşleştirilmiştir. Işık, tüm görünür yaratıkların Güzelliği ve düzenidir.