Etiket arşivi: Güney Kore

Şiddet 59| Devlet Şiddeti 5

Savaş ve Tecavüz

  • Roma’nın krallık döneminden beri savaş ekonomik bir faaliyettir.
  • Ulusların açık onayı alınarak yapılan savaş, sıcak savaş olarak adlandırılır.
  • ABD’li sosyolog Robert Alexander Nisbet (1913-1996), tarihte savaş koşullarında doğmamış olan ve kökü özel savaş disiplinlerine dayanmayan, bilinen hiçbir devlet yoktur, der. Bu açıdan bakıldığında devlet, savaş yapma aygıtının kurumsallaşmasıdır.
  • İkinci Dünya Savaşı, yedi kıtanın altısında, okyanusların tümünde yaşanan, elli milyon insanın ölümüne, yüz milyonlarcasının yaralanmasına yol açan, uygarlık merkezlerini yerle bir eden bir trajedi idi.
  • 1950-1970’lerde ABD ve Komünist ülkeler arasında vekalet savaşları (proxy wars) yapıldı. İki taraf doğrudan birbiriyle savaşmak yerine, üçüncü tarafların savaşlarına müdahil oldular. ABD ve Sovyetler Birliği Kore, Küba krizi, Afganistan aracılığıyla birbirlerine meydan okumuşlardı.
  • Şiddetli bir korku, aşırı fiziksel zorluk, korkunç yaralanmalar, kollarında ölen arkadaşlar gibi savaşçıların yaşadıkları koşulların yol açtıklarına çeşitli savaşlarda çeşitli isimler verildi:
    Birinci Dünya Savaşı sonrası savaş bunalımı,
    İkinci Dünya Savaşı sonrası savaş nevrozu,
    Vietnam, Irak, Afganistan savaşları sonrası yaşananlara ise post travmatik stres bozukluğu (PTSB) dendi. PTSB, travmatik bir olayın fiziksel olarak yeniden yaşanması, kabuslar ya da geriye dönüşler ile tekrar tekrar ortaya çıkarak anksiyete ve depresyona yol açmasıdır.
  • 18 yaşın altındakileri askere alan ülkelere yaptırım uygulama gayretleri varsa da, Irak, Myanmar ve Afganistan gibi ülkelerin ordu ya da milis kuvvetlerde çocuk asker kullandığı biliniyor.
  • Çocuklukta yaşanan cinsel taciz, fiziksel taciz, suç, büyük araba kazaları gibi savaş da psikolojik travmanın önemli kaynaklarından biridir.
İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.  Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.
Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını. Fotoğraf: https://onedio.com

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını.
Fotoğraf: https://onedio.com

  • Büyük İskender’in MÖ 334 yılında yaptığı İran Seferi sırasında iki askeri, evli iki İranlı kadına tecavüz ettikleri için İskender’in emri ile asılmışlardı.
  • İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu, askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için birçok Koreli kadını, senelerce seks kölesi haline getirdi, bu kadınları kenef diye adlandırdı. Sayıları 200.000’e yaklaşan bu kadınların oluşturduğu topluluğu ise Konfor Kadınları diye adlandırdı. Askerlere hizmet verilmesi için oluşturulan evlerin aşırı sağlıksız koşulları ve cinsel yollarla bulaşan hastalıklar nedeniyle birçok kadın hastalanmış, hastalanan kadınlar ya askerlerce bizzat öldürülmüş ya da ölüme terk edilmiştir. Güney Kore hem bir özür, hem de bu durumun mağdurlarına tazminat ödenmesini istese de, 2015’in sonuna kadar Japonya bu yaşananlardan dolayı ne özür dilemeyi ne de mağdurlara para ödemeyi kabul etmedi. Birçok Japon politikacı tarafından olayın normal bir durum olduğu dillendirildi. Ancak, kamuoyu baskıları ve yapılan eylemler sonucunda 2015 yılında Japonya hem özür diledi hem de mağdurlara ve ailelerine yaklaşık 8 milyon Dolar tazminat ödemeyi kabul etti.
  • Günümüze yakın bir tarihte gündeme geldiği ve uzun süre gündemden düşmediği, ayrıca bir de isim verildiği için Koreli kadınların yaşadığı trajedi aslında tekil bir olay olarak görülmemeli. Savaşa maruz kalmış tüm ülkelerde kadınların yaşadığı durum ve ardından politikacıların yaptığı açıklamalar hemen hemen aynı. Savaş, savaşan erkeğe olduğu kadar, cephe gerisindeki kadına da cehennem hayatı yaşatan bir durum.
  • 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgal etmesiyle başlayan Çin işgalinde çok önemli bir tarihsel vaka olan Nanjing Katliamı’nda Japon askerleri tarafından 200-300 bin Çinlinin öldürüldüğü, 20 bin civarında kadına tecavüz edildiği tahmin edilmektedir.
  • 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın parçalanması ile başlayan milliyetçi çatışmalarda Sırp ordusunun kurduğu kamplarda Hırvat ve Müslüman kadınlara sistematik olarak tecavüz edildi ve bu kadınlar hamile bırakıldı. Sırp kültüründe, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklarda olduğu gibi, çocuğun babanın tohumundan oluştuğu ve annenin yalnızca kuluçka vazifesi gördüğü inancı yaygındır. Kadınlar, kişisel aşağılanmalarının yanı sıra; onuru, kadının namusu ile özdeşleştiren kültürlerde halklar da aşağılanmış kabul edilirler. Hayatta kalan Müslüman kadınlar, eşleri ve aileleri tarafından reddedildiler.
  • 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu‘nun, aşırı uç Hutular tarafından öldürüldüğü Ruanda katliamı neticesinde Hutu ağırlıklı hükumet düşürülmüş, öç almak isteyen Tutsilerin saldırması ile yüz binlerce Hutu, komşu Zaire‘ye (Kongo Cumhuriyetine) sığınmıştı. Aile ve Kadın Bakanı, Hutu milislerinden, Tutsi kadınlarına ve genç kızlarına öldürmeden önce tecavüz etmelerini istemişti. Kendisi de kadın olan bu bakan, soykırımı teşvikten uluslararası mahkemeye çıkartılan ilk kadın olmuştu.
  • Kadının iffetinin, ailenin, ülkenin, halkın onuruyla özdeşleştirildiği durumlarda kadınlar, birden çok defa cezalandırılmış oluyor.
  • 1993 yılında Viyana’da, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda tecavüzün ve her çeşit cinsel şiddetin savaş suçları listesine alınması kararlaştırıldı. Sonraki toplantılarda bu karar, bazı Müslüman ülkelerle Vatikan Devleti’nin bazı maddelere muhalefet şerhi koymasına rağmen onaylandı. Anlaşmanın pratik sonuçlarının sınırlı kalacağı bekleniyor.
  • 2000’li yılların ürünü IŞİD, Ezidi kadınları kaçırıp köle pazarında sattı; bir kadına on militan tecavüz edince kadının Müslüman olduğu, tecavüz edenin de sevaba girdiği yalanlarıyla kız çocuklarının, kadınların rahimleri paramparça edildi.
  • Savaş, tüm çirkinliklerine kesinlikle tecavüzü de ekliyor.

 

Dövme – Tendeki Nakış 3

  • Okyanusya adalarındaki bazı dövmeler de soyluluk işareti sayılmaktadır.
  • Mozambik’te erkek ve kadınlar ergenlik ve evlilik öncesi yüz dövmesi yaptırıyorlarmış.
  • New York’ta dövme yapmak yakın zamana kadar kanun dışı idi. Oklahoma’nın çekinceleri var ama 2006 yılından beri ABD’nin her yerinde dövme yaptırmak serbest. Ancak Georgia’da gözün çok yakınına dövme yaptırmak, mesela kalıcı makyaj yasak. Tüm ABD’de içkili iken dövme yaptırmak kanuna aykırı.

 

Yakuza Japonya'daki geleneksel organize suç örgütlerinin üyelerine verilen isimdir. Her ülkede adamları olabilen örgütün üyelerine, küçük parmaklarını kestiklerinden, parmağı kesikler veya dokuz parmaklılar da deniyor. Dövmeleri  mavi ve kırmızı doğal boyalarla yapılır. Japonya’da feodal dönemde suçlulara dövme yapılırdı. Fotoğraf: The Daily Beast

Yakuza Japonya’daki geleneksel organize suç örgütlerinin üyelerine verilen isimdir. Her ülkede adamları olabilen örgütün üyelerine, küçük parmaklarını kestiklerinden, parmağı kesikler veya dokuz parmaklılar da deniyor. Dövmeleri mavi ve kırmızı doğal boyalarla yapılır. Japonya’da feodal dönemde suçlulara dövme yapılırdı.
Fotoğraf: The Daily Beast

  • Japonya’da 1872 yılında Meiji döneminde dövme yaptırmak yasaklandı. 1948 yılından bu yana kanuni bir engel olmasa da dövme karşıtı sosyal baskı, Yakuza adlı kanundışı örgütlenmeyi anımsattığı için, devam ediyor. Kamuya açık hamamlarda, yüzme havuzlarında, spor salonlarında ve hatta bazı otellerde, lokanta ve dükkanlarda görünür yerde dövmesi olanlar geri çevrilir. Dövmeye karşı hassasiyet Güney Kore ve Vietnam’da da vardır.
  • Tayland’da dövme aktive edilinceye kadar koruyucu özellik taşımaz. Dövme, yapan tarafından aktif hale getirilmelidir. Bu bir törenle yapılır. Dövmeyi yapan müşterisine dövmeyi işe yarar tutmak için zaman zaman tekrar etmesi gereken bir kod öğretir. Dövme yaptıran kişi tavsiyeye uymazsa, bir günah işlerse veya kötü davranışlar içinde olursa dövmenin gücü azalır hatta bazen gücü tamamen yok olur. Burada suçlu olan dövme değil, kişinin kendisidir. Dile yapılan dövmenin gücünün tükürük ile tüm vücuda yayıldığı düşünülür.

 

Tayland’da dövmenin daha kolay yapılabilmesi için deriyi gererek ustaya yardımcı olan çıraklar. Fotoğraf: The Supernatural in Thai Life, John Hoskin, Jean-Léo Dugast, The Tamarind Press, 1993.

Tayland’da dövmenin daha kolay yapılabilmesi için deriyi gererek ustaya yardımcı olan çıraklar.
Fotoğraf: The Supernatural in Thai Life, John Hoskin, Jean-Léo Dugast, The Tamarind Press, 1993.

  • Tayland’da dövme yaptırmaya giden kişi önce sunağa saygı sunar. Maskeli dövmeciler hangi sembolün işleneceğine kendileri karar verirler. Dövme motifleri taşıyan kumaş bir içliğe de dövme ile aynı gücü yükleyen iş erbapları da vardır. Şehirlerde görünür dövmeleri olanlara saygı gösterilmediğinden yağ ve kan karışımı ile görünmeyen dövme yaptıranlar da vardır.
  • Bazı dini semboller ve yazılar diğerlerinin dini hassasiyetlerini dikkate almadığı düşüncesiyle yabancı ülkelerde sorun olmaktadır. Almanya, Fransa ve Slovakya kanunları kamusal alanda Nazi sembollerinin dövmelerde, bayraklarda, selamlaşma biçimlerinde, üniformalarda kullanımını yasaklamaktadır.
  • Rönesans’ın kuzeydeki temsilcilerinden biri sayılan Hollandalı ressam Hieronymus Bosch (1450-1516) kötülüğün dışavurumunu betimlemek istediği tablosunda iki figürün yüzünü piercing ve metal aksesuarlarla kaplamıştır. Birkaç yüzyıl sonra İtalyan doktor, antropolog, sosyolog ve filozof Cesare Lombroso (1835-1909) da, kendi bedenine dövme veya benzeri şeyler yaptıran kişilerin doğuştan suça yatkın olduğunu savunmuştur. Günümüzde ise dövmeli, piercingli gençleri genetik anlamda sorunlu olarak kabul etmiyoruz tabii ki.

 

 

Şiddet 44| Doğu’da Kadının Konumu 5 | Çin 3

  • Fakir aileler, yeni doğan kız çocuklarını sattıkları için Çin’de yerel ve uluslararası çok canlı bir çocuk ticareti piyasası oluşmuştu. Satılan veya terk edilen bebekler arasında hiç erkek çocuk olmuyordu. Aile planlaması politikasının da katkı yaptığı bu durum Çin Halk Cumhuriyeti’nin imajını zedeliyordu ama nesnel bir gerçeklikti.
  • Tek çocuk politikasına uyulup uyulmadığı çok ciddi biçimde kontrol ediliyordu. Zaman içinde yasa biraz gevşedi. 2002 yılında uygulandığı bilinen zorunlu kürtaj ve kısırlaştırmalara son vermek amacıyla çıkartılan yasa, bunları yasaklıyor, tek çocuklulara para yardımı yapılmasını, çok çocuklulara para cezası verilmesini öngörüyordu. Ancak, partinin koyduğu nüfus artış oranını tutturamayan yerel yöneticiler görevden alınıyordu. Örneğin, evlenenlerin her ikisinin de kardeşi yoksa ikinci bir çocukları olmasına izin veriliyor, ya da çiftlerden biri etnik bir azınlığa mensupsa, yine ikinci çocukları olabiliyordu. Tek çocuk politikasına 2015 yılında son verildi. Bu politika ile 400 milyon doğumun engellendiği tahmin ediliyor. 2015 yılından itibaren tüm ailelerin iki çocuk sahibi olmasına izin veriliyor.
  • Genellikle her 100 kıza karşılık 102-107 erkek çocuk doğar (Türkiye’de 107). Hindistan, Pakistan, Güney Kore’de bu oran, erkek çocuk lehine bozuluyor. Çin’de ise durum çok kötü. Çin’in sıkı aile planlamasının çocuk sayısına getirdiği kısıtlamalar, kız çocuk hamileliklerinin sonlandırılmasına, doğan kız bebeklerin ölüme terk edilmesine yol açmış ve 2017 yılı itibarıyla Çin’de 60 erkek nüfus fazlası 60 milyon.
Doğulu Venüs No. 2, Lou Xu. Fotoğraf: Living in China, Taschen.

Doğulu Venüs No. 2, Lou Xu.
Fotoğraf: Living in China, Taschen

 

  • Dansçılar kendilerini daha zarif gösterdiği inancıyla ayaklarını sararlardı. Song Hanedanı döneminde (960-1279) bu adet zengin ve soylu ailelere de yayıldı. Beş altı yaşlarındaki küçük kızların ayakları öyle sıkı sarılıyordu ki, ayak biçimleri korkunç oluyordu. Sarma işleminde başparmak ile üç ayak parmağı birbirine sıkıca bağlandıktan sonra aşağıya doğru bükülerek sargılanıyordu. Birkaç yıl çekilen acıdan sonra sargılar açılıyor; ayaklar başparmağın üç buçuk katından fazla değilse, güzel sayılıyordu. Saygın bir hayatı arzu eden kadınlar için bu gerekliydi. Özellikle sarayın ve elit kesimin kızları bu uygulamaya katlanmak zorundaydılar. Bu gelenek, 1920’den itibaren yaygınlığını kaybetmeye başladı; 1949 yılında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ile yasaklandı.Genel bir uygulama olmayan ve bölgeler, sınıflar ve etnisiteler arasında (Örneğin, Hakka kadınları arasında ayak bağlama uygulaması hiç yerleşmemiştir) farklılık gösteren ayak bağlama uygulaması gitgide daha az rastlanır olmuştu.

Lisa See’nin yazdığı, Ufuk Boran Kaptan’ın harika çevirisiyle Can Yayınları’dan çıkan, Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi adlı romanı sizlere öneririm. Bu kitap, ayak sarma adetinin yanı sıra, Çin ev düzeni, çöpçatanlık, kız çocuk olmak hakkında da kapsamlı bir tablo çizerken, tarihi arka planı da vermekte, kitabın sonundaki açıklamaları ile yazar bizi günümüze kadar getirmektedir.

  • Çin’de eşcinsellerin bir arada görünmesi pek kolay değil. Kültür Devrimi sırasında birinin eşcinsel olduğunun söylenmesi bile yeter, hemen çalışma kampına gönderilir, hatta serseri diye kurşuna bile dizilebilirdi. Ancak günümüzde de eşcinsellik büyük bir utanç kaynağı, hem kişinin kendisi hem de ailesi için bir yüz karası.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 305|Şehir Planlaması ve Akıllı Şehirler

  • Permakültür kavramı günümüzde gıda üretimi, arazi kullanımı ve topluluk inşa etmede sürdürülebilir ve etik bir tasarım usulü kullanmak olarak tanımlanabilir. Endüstriyel ve tarımsal sistemler tarafından yaratılan toprak, hava ve su kirlenmesine, kaybolan bitki ve hayvan türlerine, doğal olarak yenilenemeyen kaynakları yok edici ekonomik sisteme tepki olarak geliştirilmiştir.
  • 1990’lardan itibaren mimarlık ve şehircilik arasında yeni ilişkiler gelişti. Mekan ve kent, çevre ve katılım, coğrafya ve yer değiştirme gibi sorunlar küresel bir çerçeve içinde yeniden ortaya konmaya başlandı.
  • Doğanın içinde, doğaya zarar vermeden ama yeni teknoloji ve malzemelerin tüm olanaklarından yararlanılan binalar ortaya koymak amaçlanıyor.
  • Tasarımlarda ağırlıklı olarak cam kullanılması, geleceğin binalarının şeffaf olması ve nefes alması gerektiği düşünülerek tercih ediliyor.

Sütunlar, Marwan Rechmaoui, 2015. 1964 doğumlu Lübnanlı sanatçının İstanbul Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alan bu eserlerinde Beyrut’un coğrafyasından ve tarihinden ilham aldığı biliniyor.  Kentleşme, güncel toplumsal ve davranışsal demografi sanatçının temaları arasında.  2015 Bienali’nin küratörü Christov-Bakargiev, “Her şey politiktir,” diyordu. Sanatçı bir yandan çarpık şehirleşme olgusu üzerine düşünürken, bir yandan bölgenin savaş dolu tarihine gönderme yapıyor. Sanatçı, İstanbul Modern’in kütüphanesindeki rafların önünü pleksiglasla kapatarak bir nevi sansür uyguladı ve iki ay boyunca yalnızca kendisinin seçmiş olduğu 60 kitaba erişim hakkı tanıdı. Sütunlar, bombalandığı halde ayakta kalmayı başarmış ve yeşermiş olanla bir iyimserlik de barındırıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlar, Marwan Rechmaoui, 2015.
1964 doğumlu Lübnanlı sanatçının İstanbul Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alan bu eserlerinde Beyrut’un coğrafyasından ve tarihinden ilham aldığı biliniyor.
Kentleşme, güncel toplumsal ve davranışsal demografi sanatçının temaları arasında.
2015 Bienali’nin küratörü Christov-Bakargiev, “Her şey politiktir,” diyordu.
Sanatçı bir yandan çarpık şehirleşme olgusu üzerine düşünürken, bir yandan bölgenin savaş dolu tarihine gönderme yapıyor. Sanatçı, İstanbul Modern’in kütüphanesindeki rafların önünü pleksiglasla kapatarak bir nevi sansür uyguladı ve iki ay boyunca yalnızca kendisinin seçmiş olduğu 60 kitaba erişim hakkı tanıdı.
Sütunlar, bombalandığı halde ayakta kalmayı başarmış ve yeşermiş olanla bir iyimserlik de barındırıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çok fonksiyonlu, yüksek bir binanın nasıl ekolojik ve sosyal bir çözüm sunabileceğini ortaya koyan, Endonezya’nın başkenti Jakarta’da Hollandalı mimar Winy Maas (1959-) tarafından 2012’de projelendirilen Peruri 88’in çıkış noktası farklı biçime sahip, birçok apartman bloğunu üst üste yığarak yoğunluğu tek yerde toplayıp, sosyal, yeşil bir kent kurmak olmuş. Tasarımları birbirinden farklı, ama birbirinin üzerinde konumlanan yapıda; konut, ofis, otel, alışveriş, düğün, cami, tiyatro bölümleri yer alıyor. Proje, dikey bir kent olarak kurgulanmış. Fotoğraf:archinect.com

Çok fonksiyonlu, yüksek bir binanın nasıl ekolojik ve sosyal bir çözüm sunabileceğini ortaya koyan, Endonezya’nın başkenti Jakarta’da Hollandalı mimar Winy Maas (1959-) tarafından 2012’de projelendirilen Peruri 88’in çıkış noktası farklı biçime sahip, birçok apartman bloğunu üst üste yığarak yoğunluğu tek yerde toplayıp, sosyal, yeşil bir kent kurmak olmuş. Tasarımları birbirinden farklı, ama birbirinin üzerinde konumlanan yapıda; konut, ofis, otel, alışveriş, düğün, cami, tiyatro bölümleri yer alıyor. Proje, dikey bir kent olarak kurgulanmış.
Fotoğraf:archinect.com

  • Büyük şehirlerde metro ağları kurulurken internet bağlantısına erişim, duraklara varış süresini gösteren ekranlar gibi ulaşıma teknolojinin dahil edilmesi de artık oldukça yaygın bir uygulama.
  • Son yıllarda birçok başkent son teknoloji ile yeniden düzenlenerek daha işlevsel hale getirildi.
  • Çevre dostu binaları barındıran akıllı şehirler, dış mekan alanları olabildiğince fazla, yeşil alanları geniş, bisiklet yolları olan, düşük karbon salınımlı ve sürdürülebilir yeşil büyüme ilkesini teşvik eden kentler.Enerji tüketimi ve atık yönetimi açısından çevresel standartlara uygun, mekanların ısısının cep telefonlarından ayarlanabildiği, daha az enerji tüketimi için binalarda yalıtım,yüksek teknolojili aydınlatma, ısıtma ve klima sistemleri kullanımı teşvik ediliyor.
  • Şehirler akıllı şehirlere dönüştürülmeye çalışılırken bir de sıfırdan sürdürülebilir nitelikler taşıyan şehirler kuruluyor. Yeni yerleşim birimleri konut-iş yeri -okul-sağlık tesisleri-turizm gibi hayatın pek çok alanını kapsamaya özen gösteriyor.
  • Güney Kore’nin başkenti Seul’un 65 km dışında kurulan Songdo, Abu Dabi’de kurulan Masdar sıfırdan kurulan akıllı şehirlerden.
  • Songdo’da tüm şehir sensörler ile denetlenirken, bu sensörler ile sıcaklık, enerji kullanımı ve trafik akışını denetlemek mümkün olabiliyor. Akıllı çöp öğütme sistemi ile her binanın çöpü binanın altındaki geri dönüşüm merkezine çekiliyor ve enerjiye dönüştürüyor. Binalarda kullanılan su da geri dönüşüm sistemine ulaştırılıyor. 2009 yılında yerleşime açılan, en büyük şehir planlama yatırımı olan, Asya’nın en akıllı şehri Songdo’da doluluk %20. Demek ki daha kat edilecek çok yol var.

 

 

Han Kang ve Vejetaryen 2

Romanda insan olmanın vahşetinden kaçma çabası işleniyor.

Pek çok dinin etkisi altında kalmış Uzakdoğu’da halkın büyük çoğunluğu tek bir dini inanışa sahip değildir. Bölgeye ve yaşam biçimlerine göre dini inanışlar çeşitlilik gösterir. Halk birçok farklı dini inanışa aynı anda sahiptir. Japonlar yaşarken Şinto, ölürken Budist olduklarını söylerler. Genel anlamda bakıldığında Güney Kore’de halkın %46’sı Budist.

Tüm Uzakdoğu inançlarının ortak hedefi ruh göçü tutsaklığından kurtulmak, yetkinliğe ve mutlak özgürlüğe ulaşmaktır. Farklı inançlar bu amaca farklı adlar veriyor; Budizm’de Nirvana, Hinduizm’de Mokşa gibi.

Uzakdoğu etiğinin en önemli kuralı herhangi bir canlıya zarar vermekten kaçınmaktır. Bu öğretinin adı Ahimsa. Bir canlı varlığın gelişim sürecine müdahale etmek, yeniden doğuş döngüsünden kurtuluşu geciktiriyor. Ahimsa ilkesini en tavizsiz Caynacılar uyguluyor. Budistler ve Hindular uygulamada daha gevşek davranıyorlar.

Hayvanlara gösterilen saygıyı da unutmamak gerek. Vejetaryenlik Uzakdoğu’da çok yaygındır. Et yiyen bir ailenin evine gitmek, onları kendi evine kabul etmek bazı yerlerde tabu olabiliyor; deri giysi/eşya kullanmak da.

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri. Phnom Penh, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri.
Phnom Penh, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çiçekler canlı oldukları halde, tapınakta yapılacak ayin için kopartılmalarına razı olunuyor. Nilüfer, Budist inancın en önemli sembollerinden biridir. Mikro açıdan bireyin, makro açıdan evrenin aydınlanmasını temsil ediyor. Kökleri çamurda olan bu çiçek, saflığı ve mükemmelliği simgeliyor. Kutsal ırmakların ve tapınak havuzlarının arındırma özelliği olduğu düşünülüyor.

Her şeyin bir ruhu olduğu kadim inancı; Uzakdoğu inançlarında, doğaya duyulan saygı ile kadının sadece vücuduna çiçekler çizildiğinde huzur duyması, onların silinmesini istememesi, bir ağaca dönüşmek arzusu bana birbirini destekliyor gibi geldi. Bitkilerin insanlardan farklı olarak, hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilmesi yazar tarafından özellikle vurgulanmış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryen, Han Kang, April Yayıncılık, 2017.
  • Ben Pancarım, Geyiğim, Ormanım, Elif Türkölmez, Radikal Kitap, 6 Ocak 2017.
  • Sadece Bitkiler Zarar Vermeden Yaşayabiliyor, Güliz Arslan, Hürriyet, 28 Ocak 2017.
  • Belki de Bir Rüyadır, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 12 Ocak, 2017.
  • The World’s Living Religions, Prof. Robert Ernest Hume, Crest Publishing House, New Delhi, 2000.
  • Jainism, Lothar Clermont, Prakash Books, New Delhi, 1998.
  • Religious Symbols of Hinduism, Buddhism and Tantrism, Trilok Chandra Majupuria ve Rohit Kumar Majupuria, Lashkar, India, 2004.