Etiket arşivi: Güney Kore

Çağdaş Sanata Varış 305|Şehir Planlaması ve Akıllı Şehirler

  • Permakültür kavramı günümüzde gıda üretimi, arazi kullanımı ve topluluk inşa etmede sürdürülebilir ve etik bir tasarım usulü kullanmak olarak tanımlanabilir. Endüstriyel ve tarımsal sistemler tarafından yaratılan toprak, hava ve su kirlenmesine, kaybolan bitki ve hayvan türlerine, doğal olarak yenilenemeyen kaynakları yok edici ekonomik sisteme tepki olarak geliştirilmiştir.
  • 1990’lardan itibaren mimarlık ve şehircilik arasında yeni ilişkiler gelişti. Mekan ve kent, çevre ve katılım, coğrafya ve yer değiştirme gibi sorunlar küresel bir çerçeve içinde yeniden ortaya konmaya başlandı.
  • Doğanın içinde, doğaya zarar vermeden ama yeni teknoloji ve malzemelerin tüm olanaklarından yararlanılan binalar ortaya koymak amaçlanıyor.
  • Tasarımlarda ağırlıklı olarak cam kullanılması, geleceğin binalarının şeffaf olması ve nefes alması gerektiği düşünülerek tercih ediliyor.

Sütunlar, Marwan Rechmaoui, 2015. 1964 doğumlu Lübnanlı sanatçının İstanbul Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alan bu eserlerinde Beyrut’un coğrafyasından ve tarihinden ilham aldığı biliniyor.  Kentleşme, güncel toplumsal ve davranışsal demografi sanatçının temaları arasında.  2015 Bienali’nin küratörü Christov-Bakargiev, “Her şey politiktir,” diyordu. Sanatçı bir yandan çarpık şehirleşme olgusu üzerine düşünürken, bir yandan bölgenin savaş dolu tarihine gönderme yapıyor. Sanatçı, İstanbul Modern’in kütüphanesindeki rafların önünü pleksiglasla kapatarak bir nevi sansür uyguladı ve iki ay boyunca yalnızca kendisinin seçmiş olduğu 60 kitaba erişim hakkı tanıdı. Sütunlar, bombalandığı halde ayakta kalmayı başarmış ve yeşermiş olanla bir iyimserlik de barındırıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlar, Marwan Rechmaoui, 2015.
1964 doğumlu Lübnanlı sanatçının İstanbul Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alan bu eserlerinde Beyrut’un coğrafyasından ve tarihinden ilham aldığı biliniyor.
Kentleşme, güncel toplumsal ve davranışsal demografi sanatçının temaları arasında.
2015 Bienali’nin küratörü Christov-Bakargiev, “Her şey politiktir,” diyordu.
Sanatçı bir yandan çarpık şehirleşme olgusu üzerine düşünürken, bir yandan bölgenin savaş dolu tarihine gönderme yapıyor. Sanatçı, İstanbul Modern’in kütüphanesindeki rafların önünü pleksiglasla kapatarak bir nevi sansür uyguladı ve iki ay boyunca yalnızca kendisinin seçmiş olduğu 60 kitaba erişim hakkı tanıdı.
Sütunlar, bombalandığı halde ayakta kalmayı başarmış ve yeşermiş olanla bir iyimserlik de barındırıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çok fonksiyonlu, yüksek bir binanın nasıl ekolojik ve sosyal bir çözüm sunabileceğini ortaya koyan, Endonezya’nın başkenti Jakarta’da Hollandalı mimar Winy Maas (1959-) tarafından 2012’de projelendirilen Peruri 88’in çıkış noktası farklı biçime sahip, birçok apartman bloğunu üst üste yığarak yoğunluğu tek yerde toplayıp, sosyal, yeşil bir kent kurmak olmuş. Tasarımları birbirinden farklı, ama birbirinin üzerinde konumlanan yapıda; konut, ofis, otel, alışveriş, düğün, cami, tiyatro bölümleri yer alıyor. Proje, dikey bir kent olarak kurgulanmış. Fotoğraf:archinect.com

Çok fonksiyonlu, yüksek bir binanın nasıl ekolojik ve sosyal bir çözüm sunabileceğini ortaya koyan, Endonezya’nın başkenti Jakarta’da Hollandalı mimar Winy Maas (1959-) tarafından 2012’de projelendirilen Peruri 88’in çıkış noktası farklı biçime sahip, birçok apartman bloğunu üst üste yığarak yoğunluğu tek yerde toplayıp, sosyal, yeşil bir kent kurmak olmuş. Tasarımları birbirinden farklı, ama birbirinin üzerinde konumlanan yapıda; konut, ofis, otel, alışveriş, düğün, cami, tiyatro bölümleri yer alıyor. Proje, dikey bir kent olarak kurgulanmış.
Fotoğraf:archinect.com

  • Büyük şehirlerde metro ağları kurulurken internet bağlantısına erişim, duraklara varış süresini gösteren ekranlar gibi ulaşıma teknolojinin dahil edilmesi de artık oldukça yaygın bir uygulama.
  • Son yıllarda birçok başkent son teknoloji ile yeniden düzenlenerek daha işlevsel hale getirildi.
  • Çevre dostu binaları barındıran akıllı şehirler, dış mekan alanları olabildiğince fazla, yeşil alanları geniş, bisiklet yolları olan, düşük karbon salınımlı ve sürdürülebilir yeşil büyüme ilkesini teşvik eden kentler.Enerji tüketimi ve atık yönetimi açısından çevresel standartlara uygun, mekanların ısısının cep telefonlarından ayarlanabildiği, daha az enerji tüketimi için binalarda yalıtım,yüksek teknolojili aydınlatma, ısıtma ve klima sistemleri kullanımı teşvik ediliyor.
  • Şehirler akıllı şehirlere dönüştürülmeye çalışılırken bir de sıfırdan sürdürülebilir nitelikler taşıyan şehirler kuruluyor. Yeni yerleşim birimleri konut-iş yeri -okul-sağlık tesisleri-turizm gibi hayatın pek çok alanını kapsamaya özen gösteriyor.
  • Güney Kore’nin başkenti Seul’un 65 km dışında kurulan Songdo, Abu Dabi’de kurulan Masdar sıfırdan kurulan akıllı şehirlerden.
  • Songdo’da tüm şehir sensörler ile denetlenirken, bu sensörler ile sıcaklık, enerji kullanımı ve trafik akışını denetlemek mümkün olabiliyor. Akıllı çöp öğütme sistemi ile her binanın çöpü binanın altındaki geri dönüşüm merkezine çekiliyor ve enerjiye dönüştürüyor. Binalarda kullanılan su da geri dönüşüm sistemine ulaştırılıyor. 2009 yılında yerleşime açılan, en büyük şehir planlama yatırımı olan, Asya’nın en akıllı şehri Songdo’da doluluk %20. Demek ki daha kat edilecek çok yol var.

 

 

Han Kang ve Vejetaryen 2

Romanda insan olmanın vahşetinden kaçma çabası işleniyor.

Pek çok dinin etkisi altında kalmış Uzakdoğu’da halkın büyük çoğunluğu tek bir dini inanışa sahip değildir. Bölgeye ve yaşam biçimlerine göre dini inanışlar çeşitlilik gösterir. Halk birçok farklı dini inanışa aynı anda sahiptir. Japonlar yaşarken Şinto, ölürken Budist olduklarını söylerler. Genel anlamda bakıldığında Güney Kore’de halkın %46’sı Budist.

Tüm Uzakdoğu inançlarının ortak hedefi ruh göçü tutsaklığından kurtulmak, yetkinliğe ve mutlak özgürlüğe ulaşmaktır. Farklı inançlar bu amaca farklı adlar veriyor; Budizm’de Nirvana, Hinduizm’de Mokşa gibi.

Uzakdoğu etiğinin en önemli kuralı herhangi bir canlıya zarar vermekten kaçınmaktır. Bu öğretinin adı Ahimsa. Bir canlı varlığın gelişim sürecine müdahale etmek, yeniden doğuş döngüsünden kurtuluşu geciktiriyor. Ahimsa ilkesini en tavizsiz Caynacılar uyguluyor. Budistler ve Hindular uygulamada daha gevşek davranıyorlar.

Hayvanlara gösterilen saygıyı da unutmamak gerek. Vejetaryenlik Uzakdoğu’da çok yaygındır. Et yiyen bir ailenin evine gitmek, onları kendi evine kabul etmek bazı yerlerde tabu olabiliyor; deri giysi/eşya kullanmak da.

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri. Phnom Penh, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri.
Phnom Penh, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çiçekler canlı oldukları halde, tapınakta yapılacak ayin için kopartılmalarına razı olunuyor. Nilüfer, Budist inancın en önemli sembollerinden biridir. Mikro açıdan bireyin, makro açıdan evrenin aydınlanmasını temsil ediyor. Kökleri çamurda olan bu çiçek, saflığı ve mükemmelliği simgeliyor. Kutsal ırmakların ve tapınak havuzlarının arındırma özelliği olduğu düşünülüyor.

Her şeyin bir ruhu olduğu kadim inancı; Uzakdoğu inançlarında, doğaya duyulan saygı ile kadının sadece vücuduna çiçekler çizildiğinde huzur duyması, onların silinmesini istememesi, bir ağaca dönüşmek arzusu bana birbirini destekliyor gibi geldi. Bitkilerin insanlardan farklı olarak, hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilmesi yazar tarafından özellikle vurgulanmış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryen, Han Kang, April Yayıncılık, 2017.
  • Ben Pancarım, Geyiğim, Ormanım, Elif Türkölmez, Radikal Kitap, 6 Ocak 2017.
  • Sadece Bitkiler Zarar Vermeden Yaşayabiliyor, Güliz Arslan, Hürriyet, 28 Ocak 2017.
  • Belki de Bir Rüyadır, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 12 Ocak, 2017.
  • The World’s Living Religions, Prof. Robert Ernest Hume, Crest Publishing House, New Delhi, 2000.
  • Jainism, Lothar Clermont, Prakash Books, New Delhi, 1998.
  • Religious Symbols of Hinduism, Buddhism and Tantrism, Trilok Chandra Majupuria ve Rohit Kumar Majupuria, Lashkar, India, 2004.

 

Han Kang ve Vejetaryen 1

Turuncu Güngüzeli. Fotoğraf: Vikipedi

Turuncu Güngüzeli. Fotoğraf: Vikipedi

İki yıl askeri cuntanın başkanlığını yaptıktan sonra cumhurbaşkanı olan Park Chung-hee döneminde (1963-1979) kişisel özgürlükler kısıtlandı, basın ve muhalefet partileri üzerinde baskı kuruldu, mahkemeler ve üniversiteler denetim altında tutularak yurtiçinde baskıcı bir politika izlendi. Park, dış ilişkilerde İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden beri süren ABD ile yakınlaşma siyasetine devam etti. Vietnam’a ABD askerlerinin yanında savaşmak Kore birlikleri gönderdi. Tekrar tekrar cumhurbaşkanı seçilmeyi başarırken anayasa değişikliğiyle iktidarı tümüyle ele geçirdi. İlk suikast girişiminden kurtuldu ama Kore Merkezi Haber alma Örgütü başkanı tarafından öldürüldü. Döneminde, insan hakları ve siyasi özgürlükler pahasına elde edilen, sonradan Kore Mucizesi olarak adlandırılan bir iktisadi büyüme sağlanmıştı.

Park’ın 1979′da halkın sevdiği muhalefet liderlerini Ulusal Meclis’ten uzaklaştırması ülkede yaygın gösterilere ve karışıklıklara yol açmıştı. (Bu liderler daha sonra Güney Kore’nin ilk sivil devlet başkanları oldu 1993-2003.)

Park Chung-hee’nin suikastından iki ay sonra ordu iktidara gelerek, öğrenci ve işçi eylemlerini bastırmaya çalıştı. 18 Mayıs 1980′de Gwangju’da üniversite kampüsünü kuşatan hava indirme birliği ile öğrenciler arasında çarpışma yaşandı, Gwangju halkı da ayaklandı. Askerler silahsız eylemcilere karşı ateş açtılar, birçok eylemciyi tutuklayıp dövdüler ve şiddet uyguladılar. 27 Mayıs’ta halk liderleri vurularak öldürülmüş ve ayaklanma bastırılmıştı. Dokuz günlük ayaklanma süresince yüzlerce kişi yaralandı, resmi ölü sayısı 240 olarak bildirildi. Daha sonra ölenlerin sayısı 606 kişiye çıktı.

Gwangju doğumlu Han Kang (1970-), Gwangju Olayları’nı çocukken yaşamış biri. Daha sonra aile Seul’e taşınmış.

Vejetaryen şiddeti yenme ile ilgili, ayrı zamanlarda yazılmış üç öyküden oluşan bir roman. Her öykünün anlatıcısı farklı; koca, enişte ve abla olayları kendi açısından anlatıyor. Roman şiddeti, et yemeyerek yenebileceğini düşünen bir kadın hakkında. Sadece su içerek yaşamayı, bitkiye dönüşmeyi uman, günlük hayatla, insanlarla ilişkisini kesen bir kadın anlatılıyor. Roman, insanın yarattığı şiddeti ve onu yenme imkanını sorguluyor. Toplum ve ailenin baskısı, dışlanma, aile içi şiddet, dayak, beden, düşünce, toplumsal normlar ve kurallar sorgulanıyor.

Han Kang’a göre, yaşamak, yaşayan şeylere zarar vermek anlamına geliyor. Bu bakış açısı bize “Benim konuşmam bile şiddettir” diyen filozof Emmanuel Levinas’ı (1906-1995) hatırlatıyor. Bu etik, bir şiddet etiğidir.

 

Çağdaş Sanata Varış 268|Louis Bourgeois

LOUİS BOURGEOIS
(1911-2010)

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde. 1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir. Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir. Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

Louise Bourgeois’nın en bilinen eseri bronz ve çelikten yapılma, gövdesinde mermer yumurtalar taşıyan 9 metre yüksekliğindeki Maman, Bilbao Guggenheim Müzesi’nin önünde.
1947 yılında yaptığı bir çizimi, 1996 yılında Örümcek (Spider) adlı heykel izlemiş. Maman Bilbao’dan başka, Londra’da Tate Modern’de (2008); Ottawa’da National Gallery of Canada’da (2005); Tokyo’da Mori Art Museum’da; Leeum’da (Güney Kore) Samsung Museum of Art’ta; Bentonville’de ( Arkansas) Crystal Bridges Museum of American Art’ta daimi koleksiyonlarda yer almaktadır. Eser ayrıca dünyanın pek çok yerinde geçici olarak sergilenmiştir.
Bourgeois, Maman adlı eserini kırılganlık, besleme, koruma ve örme açısından annesine benzetmiştir.
Fotoğraf:www.guggenheim-bilbao.es

  • Uzun yaşamında, Modern-Postmodern-Yeni Dışavurumcu-Çağdaş eserler veren Louis Bourgeois, Modern ve Çağdaş Sanatın büyük isimleri arasında yer alıyor. Ayrıca itiraf/günah çıkarma sanatının da kurucusu kabul ediliyor.
  • Louis Bourgeois, sadece kendisinden sonraki sanat oluşumunu derinlemesine etkilemekle kalmamış, kendisinden önceki sanat tarihinin de yeni bir gözle ele alınmasını sağlamış bir sanatçıdır.
  • Kadınlık olgusunu ve öz yaşam öyküsünü sanatının ana damarı yapmış, 35 yıla yakın sürmüş psikanaliz seanslarını da yapıtlarına yansıtmıştır.
  • Sanatı bellek, kimlik, beden, aidiyet, mekan, anımsama, unutuş, ihanet, yalnızlık, tekinsizlik gibi konuları işlemiştir.
  • Sorbonne’da matematik okumuş olması, Kübist çizimleri için bir altyapı oluşturdu. Fernand Leger‘nin atölye asistanı oldu. Sonraki resimleri Gerçeküstücü izler taşıdı.
  • 1947 sonrasında ilk heykel çalışmalarından sonra varoluşçu düşünceyi benimsedi
  • Heykelleri için lastik, tahta, taş, metal, tekstil  gibi çok çeşitli malzemeler kullanmıştır.
  • Bourgeois, yuvarlak hatlı, erotik ve cinsel imajlardan oluşmuş eserlerini kümülüs bulutlarına benzettiği için kümül olarak adlandırmıştır.
Fotoğraf: quotesgram.com

Fotoğraf: quotesgram.com

  • Feminist eğilimler de gösteren Bourgeois, “Erken dönem işlerim düşmekten korkmakla ilgiliydi. Sonraki işlerim düşme sanatı ile ilgili oldu. Kendini incitmeden düşmek yani. Şimdi yaptığım ise hiç düşmeyip asılı kalma sanatıdır”, demişti.
  • New York Modern Sanatlar Müzesi’nde retrospektif sergi açan ilk kadın sanatçı olmuştur (1982).
  • Bourgeois, 1993 yılında ABD’ni Venedik Bienali’nde temsil etmekle onurlandırılmıştır.
Hücre (Choisy), 1990-93. Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var. Fotoğraf:www.wsws.org

Hücre (Choisy), 1990-93.
Bir malikânede doğuyor Bourgeois. Pembe mermerden o evi yapıyor. Ev, bir kafesin içinde ve tepesinde bir giyotin var.
Fotoğraf:www.wsws.org

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda. Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois'yı derinden ve telafisiz yaralıyor. "Beni sevmesini istemiştim" diyor İngiliz dadısı için. "O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım." Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor. www.gemeentemuseum.nl

Cell XXVI, 2003. Gemeentemuseum, Hollanda.
Louis Bourgeois zengin bir ailenin kızı. İngiliz bir dadısı var. Bu kadın, on yıl boyunca babasının sevgilisi oluyor. Hasta anne, ses çıkartamıyor. Annesi ölünce intihara teşebbüs ediyor, onu babası kurtarıyor. Bu durum, Bourgeois’yı derinden ve telafisiz yaralıyor. “Beni sevmesini istemiştim” diyor İngiliz dadısı için. “O gitti, babamı sevdi. İki taraflı yaralandım.”
Ailesinin ana iş kolu halı restorasyonu. Annesi de bu işi yapıyor. Bu yüzden çocukluk travmalarında dokumaların/halıların da yeri var. Yaptığı dokuma kafalar, örgü bebekler, kanaviçe figürlerde bu travmanın izleri görülüyor.
www.gemeentemuseum.nl

  • Annesi o tezgâhların başında pasif ve hanımefendi, ömrünü tüketiyor. Babası ise, Bourgeois’nın dinmeyen kininin, öfkesinin nesnesine dönüşüyor.
  • Baba nefreti, vatan nefreti, pasif annenin verdiği depresifliğin tiksintisi, büyüdüğü yüksek burjuva evinin öfkesi, nefreti, tiksintisi hiç peşini bırakmıyor. 27 yaşında Paris’i terk edip New York’a yerleşiyor.
  • Örümceğin ağ örüşü ile aile işinin bağlantısı olduğu gibi, örgüdeki iç içe geçiş cinsel ilişkiyi de temsil eder. Örümcek, ebeveynleri ile ve diğerleriyle olan ilişkilerindeki zorlukların da temsilcisidir. Bourgeois’nın örümceği tehditkardır.
  • Yaptığı örümcek heykellerinden dolayı Örümcek Kadın diye anılan sanatçının örümcek heykellerinden biri 2011 yılında 10.7 milyon dolara satılmış. Bu miktar, o zamana kadar bir kadın sanatçının eserine ödenmiş en yüksek meblağ imiş.
İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994). Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor. Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

İnsan vücudu üzerine temaları sık kullanan Louise Bourgeois’nın Nature Study adlı eseri (1984-1994).
Sanatçı kendisi de birçok kez, farklı görünümlü çok göğüslü kostümü giymiş. Bununla, kendisini antik dönemin ana tanrıçası ile özdeşleştirdiği düşünülüyor.
Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag, Danimarka.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, www.pinterest.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois'nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle  burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler. Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış. Fotoğraf:artblart.com

Londra’da Tate Modern’de 2007 yılında sergilenen Bourgeois’nın eserlerinden biri. Sanatçının yapıtları genellikle burjuva evinin saygıdeğer görüntüsünün ardındaki gizli, saklı durumları simgeler.
Tate Modern, Maman adlı heykelin tümü paslanmaz çelikten yapılmış olanını 2008 yılında daimi koleksiyonuna katmış.
Fotoğraf:artblart.com

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois'nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu. Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Danimarka’nın Helsingør kentine 2003 yılında gittiğimde Louisiana Açık Hava Müzesi’nde Louise Bourgeois’nın geçici sergisi vardı. Sergide sanatçının pek çok eseri yer alıyordu ama fotoğraf çekme izni yoktu.
Müzeye dönüştürülen 19. yüzyılda inşa edilmiş villanın giriş kapısı önünde sergilenmekte olan Gözler adlı heykeli görüntüleyebildiğim tek yapıtı oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri. Fotoğraf:www.pinterest.com

Alex Van Gelderland tarafından görüntülenmiş Louise Bourgeois’nın elleri.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 240|Çağdaş Dönem 15 Yeni Ekonomi 1

Baksı Müzesi’nden, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Baksı Müzesi’nden, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1997 Temmuz ayında Tayland’ın parasını devalüe etmek zorunda kalmasıyla Asya Krizi başladı.
  • 1998 yılı başında rubleden üç sıfır atıldı ama Ağustos ayında Rusya’da çöküş gerçekleşti.
  • 1998 Eylül ayında, Rusya’nın çöküşü sonrasında uluslararası finans sisteminde panik yaşandı.
  • 1997 yılına kadar Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri dünya ekonomisindeki büyümenin %40’ını yaratıyordu. Bu ülkeler, 1997 yılına kadar %8 reel büyüme oranı gerçekleştirmişti. Tek başına tüm diğer Asya ülkelerinden büyük bir ekonomiye sahip olan Japonya da 1998’de küçülen ekonomilere katıldı.
  • İlk bakışta önemsiz gibi görünen bir olayın bile bir anda büyük dalgalanmalar yaratabildiği bir dünya ortaya çıktı: 1997’de Tayland’dan Asya’ya, 1998’de Asya’dan Rusya’ya sıçrayan bir kriz, sonunda bütün dünyayı vurdu. Yükselen Pazarlar (Emerging Markets) diye nitelenen ülkelerin hemen hepsinden para kaçmaya başladı.
  • Teknoloji ve internet devrimiyle birlikte, farklı kuralları olan ve farklı analiz edilmesi gereken, bir yandan bilgi ve iletişim çağının diğer yandan küreselleşmenin yolunu açan yeni bir ekonomi doğdu.
  • Bu kriz sonucunda ağır yara alan ülkeler, yabancı sermayeden yararlanarak yoksulluk kısır döngüsünü kırma yolunda önemli adımlar atan, küresel ekonomi ile bütünleşerek hızla kalkınmaya başlayan ülkelerdi.
  • Kendi bölgesinde bile çok önemli bir ülke sayılmayan Tayland’da başlayan kriz, Temmuzdan Eylül ayına kadar geçen sürede Malezya, Singapur, Endonezya ve Güney Kore’yi etkiliyor, keskin devalüasyonlara neden oluyor, bu ülkelere akmış olan kısa vadeli dış kaynağın, hızla bu ülkeleri terk etmesi neticesini doğuruyordu.
  • Kambiyo rejimlerinin liberalleşmesi ve teknolojinin gelişmesi sayesinde büyük bir akışkanlık kazanan kısa vadeli sermaye bir anda büyük çaplı krizlere neden olabiliyordu.
İsimsiz, Şenay Kazalova, 2007. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Şenay Kazalova, 2007.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Asya’nın en büyük ikinci borsası olan Hong Kong’un çöküşü sonrasında tarihinin en büyük günlük düşüşünü yaşayan New York borsası ertesi gün toparlanıyor, kısa sürede yeni rekorlara imza atıyordu. ABD Hazine tahvilleri dışındaki tüm mali enstrümanlardan kaçış yaşandı. Asya’dan kaçan paranın önemli bölümü ABD’ye yöneldi, şirket evlilikleri öncelikle Amerikan şirketlerine yaradı. Dünya finans sistemini çöküşün eşiğine getiren kriz ABD Merkez Bankası’nın para musluklarını açmasıyla önlenebildi. Hisse senedi varlıklarında gerçekleşen artışın yarattığı servet etkisi Amerikalıları tüketime yöneltti ve Amerikan halkı 1960’laradan beri ilk kez gelirinin üzerinde tüketim yapmaya başladı.
  • 2000’li yıllarda Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerde gözlenen ekonomik büyüme ürünlere olan talebi arttırdı ve bütün emtia ve tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine neden oldu. 2008 yılında gıda fiyatları tarihin en yüksek düzeylerine ulaştı. Altın ve petrol gibi değerli maddeler de tarihinin en yüksek değerini kazanırken ABD dolarının değeri hemen hemen bütün para birimleri karşısında önemli ölçüde düştü. ABD’deki konut fiyatları 2000′li yıllar boyunca büyük bir yükselme göstermişti. Bu durum, piyasalarda aşırı iyimser bir hava yaratmış, bankalar düşük gelirli ailelere konut almak için kolayca kredi vermişti. 2008 yılında ABD’deki gayrimenkul fiyatlarında büyük bir düşüş yaşandı. Tutulu satış (mortgage) piyasası çöktü, kredi faizlerini ödeyemeyen düşük gelirli aileler iflas etti ve konutlarına el kondu. Bütün ABD mali sistemi etkilendi. Bir çok yatırım bankaları, sigorta şirketleri iflas etti. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile kıyaslanan 2008 Ekonomik Krizi, kısa zamanda Avrupa’ya da sıçradı. Birleşik Krallık’ta da taşınmaz mal piyasası ABD’deki gibi büyük bir düşüşe geçti. Eylül 2008’de ABD Kongresi 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini onayladı.
Ritüel No:1, Alp Tamer Ulukılıç, 2004. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ritüel No:1, Alp Tamer Ulukılıç, 2004.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Gelişmeler hakkında farklı tezler ortaya atıldı.
  • Bu durumu, bilgi çağında üretime katkıda bulunan kaynakların %80’ini entelektüel sermayenin oluşturduğu ve bu sermayenin artık kapitaliste değil, beyinsel birikime sahip insanlara ait olduğu şeklinde de yorumlayanlar oldu. Bazılarına göre dünya, serbest girişime dayalı ancak sermayeye değil, bilginin belirleyici olacağı yeni bir düzene, kapitalizmden farklı bir piyasa düzenine geçiyor.
  • Kimilerine göre bir sistem sorunu yoktu; kapitalizm, küreselleşmeyi de içeren dönüşümü gerçekleştirebilir. Yaşananlar, uyum sorunlarının bir yansımasıdır. Bunlar, Avusturya asıllı iktisatçı Schumpeter’in (1883-1950) yaratıcı yıkım (creative destruction) kuramına uygun gelişmelerdi.
  • Kimilerine göre ise kapitalizm bir sistem olarak sorgulanmalıydı.
  • Bazılarına göre küreselleşme emperyalizmin yeni adıdır.
  • Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler üretim süreçlerini, mesafe kavramını ve hayatı değiştirerek küreselleşmenin ortaya çıkmasında belirleyici öge oldu.
  • Büyük dönüşümler, çoğu kez teknolojik atılımları izlemiş oluyor. 19. yüzyılın başlarında yani Sanayi Devrimi’nin başlarında zengin-fakir ülke gelirinin arasındaki fark %30 iken, 1870 yılına gelindiğinde fark 11 kata çıkıyor, günümüze gelindiğinde bu fark 100 katın üzerine çıkıyor.
  • Küreselleşme ulus devletin gücünü kırmaya devam ediyor.
  • Devletin baba rolünden destekleyici öğretmen rolüne geçmesi; sivil toplum örgütlerinin katkısının artması gerektiği söyleniyor.