Etiket arşivi: gümüş

Çağdaş Sanata Varış 301|Ekolojik Sanat 1

İsimsiz, Herbert Golser, 2014. ArtInternational İstanbul, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Herbert Golser, 2014.
ArtInternational İstanbul, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Antik dönemde Stoacılar, ilahi akışa kendimizi bırakarak mutlu olmamızı tavsiye etmişlerdi. Çünkü evren böyle işliyordu. Ya da akıntının tersine yüzmeye çalışıp mutsuz olabilirdik.
  • İspanya, gümüş ve demir yataklarının zenginliği nedeniyle Hanibal’ in ailesi Barcalar’ı kendine çekmişti. Romalılar döneminde, bu madenlerde yaklaşık 40.000 köle çalıştırılıyordu ve günde yaklaşık 5 ton gümüş üretiliyordu. Bu bölgede ve Roma İmparatorluğu’ nun hemen her yerinde bu kadar çok metal işlenmesi, Roma döneminde Grönland’ın buz çekirdeklerinde büyük bir kirlilik oluşması sonucunu doğurmuştu. Böylesi bir kirlilik, 19. ve 20. yüzyıla kadar bir daha görülmedi.
    Yani, çevre sorunu yeni değil.

 

 

  • Orta Asya’yı dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline getirmeyi tasarlayan Sovyetler Birliği döneminde Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya’nın suları pamuk tarlalarının sulanması için kullanılmaya başladı. Bu politikanın sonucunda Özbekistan 1980′lerde dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline geldi. Beslenemeyen Aral’ın kurumasıyla bölgedeki iklim de değişti. Yağmurlar azaldı, yeşil alanlar kuraklaştı. Aral’a yakın tatlı su göletleri de Aral’la birlikte kurudu. Aral’ın beslediği bitki örtüsü içerisinde yaşayan antilop sürüleri yeryüzünden silindi. Balıkçılık bitti. Aral, sadece bir örnek.
  • Endüstri için olmazsa olmaz üç hammadde var: çelik yapımında kullanılmak üzere demir, makineleri çalıştırmak için yakıt ve tüm hareketli parçaları birbirine bağlamak ve korumak için kauçuk.
  • Sık tropikal ormanlar kesilerek, yakılarak, yağmur ormanları yok edilerek  yerine  kauçuk ağacı dikiliyor.
  • Ürün, dünyanın bu yoksul kesiminde yaşayan insanlara refah getiriyor, bölgenin yalıtılmışlığına son veriyor.
  • Dünyanın büyük çeşitliliğe sahip ekosistemleri monokültür yapılan tarım alanlarına dönüşüyor. Monokültür, belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntem. Endüstriyel tarımda sıklıkla kullanılan bu yöntem, kısıtlı işgücü olanaklarına sahip bölgelerde yüksek hasat oranlarına ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kauçuk ağacı ekimi, dünya tarihinin en büyük ve en hızlı ekolojik değişimlerinden birine neden oluyor.
  • Kauçuk ağaçlarının çok fazla suya gereksinim duyması nedeniyle kuyular ve nehirler kuruyor, bu durumda ekosistemlerin zarar görmesinden kaygılanılıyor.
Global Karaköy’deki Banksy sergisinden. Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir. Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Global Karaköy’deki Banksy sergisinden.
Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir.
Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

 

 

 

Süslenmeye Dair 2

El ve Saç

  • Çinli alimlerin çoğu el emeğiyle çalışamayacak kadar zeki ve alim olduklarını göstermek için tırnaklarının uzatırlardı. Kimisi sadece bir tırnağını uzatırdı. Dul İmparatoriçe Ci Hi (1835-1908) her tırnağını ellerinin yaklaşık iki katı kadar uzatmıştı.
  • Değişik giysiler, bazı inançlara göre, uğur ya da uğursuzluk getirebilir. Ayrıca bedenin belirli bir yerinin herhangi bir giysi ile kapatılması, o yere büyülü bir nitelik katar. El, bir güç ve üstünlük kaynağı olarak düşünülmüştür. Ortaçağ saray geleneklerine göre, düğün töreninde kadının eli tutulurdu. Kadının elini öpmek, evlenirken parmağına yüzük takmak hep ele verilen önemin göstergeleri olmuştur.
  • Homeros’un eserlerinden birinde Kral Laertes’in elinde eldiven bulunduğu yazılıdır. Tarihçi Herodot da Leotkhides’in bir eldiveni rüşvet alınan altın paralarla doldurduğunu yazar.
  • Elin giysisi olan eldivene aşk, sevgi, saygı nitelikleri uygun görülmüştür. Eldiven, çok uzun süre, bütün toplum kesimlerinde bir numaralı süs eşyası olarak görülmüştür. İnsanın düşürdüğü eldiveni eğilip yerden kendisinin alması uğursuzluk, bir başkasının eldivenini yerden almak ise uğur getirirdi (nezakete davet). Bir kadının kayıp eldivenini bulmak, o kadınla aşk yaşanacağına işaretti. Eldiven hediye etmek ise uğursuzluk getirirdi.
  • Eldiven ile düello arasındaki bağlantı da çok ünlüdür.
  • Nepal’de kadınlar sadece tek ellerine, yemek yemedikleri ellerine oje sürerler.
1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi. Fotoğraf: Filoji.com

1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi.
Fotoğraf: Filoji.com

  • Sümer saray kadınları uzun saçlarını tek örgü haline getirip başlarının çevresine sarar; iğneler, kurdeleler ve boncuklarla işlenmiş başlıklar takarlardı.
  • Eski Mısır’da ergenliğe kadar çocukların saçları kazınır, genellikle bir çocuk olarak tasvir edilen Tanrı Horus’a atfen, sadece kulaklarının arkasında bir tek örgü bırakılırdı.
  • Eski Mısırlılar, saç losyonları kullanırlardı.  Eski Mısır metinlerinde saç bitlerinden kurtulmak için kullanılan zeytinyağlı losyon tariflerine rastlanmış. Zengin erkekler ve kadınlar peruka takardı.
  • Antik Mısır’da kadınlar kocaları ölünce saçlarını keserlerdi.
  • Yunan kadınların saçları uzun ve bağlıydı. Sadece kadın kölelerin ve yas tutan kadınların saçları kısa olurdu.
  • Yunan erkekleri sakallıydı. Roma’da sakal modasını İmparator Hadrianus (117-138) başlatmıştı.
  • Çinli kadınların yüksek saç modelleri vardı. Bunun için takma saç da kullanırlardı. Yeşim taşından, altından, gümüşten, camdan veya fildişinden iğneler ve taraklar kullanarak saç modellerini tamamlarlardı.
  • Saç, önceleri gücün, sağlığın, diriliğin bereketin simgesiydi. Samson, gücünü uzun saçlarından alıyordu. ABD’de günümüzde yıldız falına bakıp, burçlara göre saç biçimleri öneren uzmanlar var.

 

Savat İşi

Savat bilezik. Fotoğraf:www.goldreyon.com

Savat bilezik.
Fotoğraf:www.goldreyon.com

  • Savat, mine sanatının babasıdır, denir.
  • Kafkasya ve Dağıstan sanatı olarak kabul edilir.
  • Gümüş üzerine kalem atana kalemkar,
    Bakır üzerine kalem atana nakışçı,
    Mühür kazıyana hakkak,
    Savat kalemkarına savatçı denir.
  • Gümüş üzerine çelik kalemlerle kılcal kanallar açılır. Savat denilen karışım kalemle açılan yerlere ekilir veya sıvanır.
  • Savat,
    bir ölçü gümüş,
    dört ölçü bakır,
    dört ölçü kurşun,
    renk koyu gri olana kadar kükürt karışımından oluşur.
  • Bu karışım soğuduktan sonra çekiçle dövülerek toz haline getirilir.
  • Bu karışım,
    boşluklara tuz eker gibi dökülürse ekme savat,
    karışım boraks ile sulandırılıp çamur haline getirilerek boşluklara sıvanırsa sürme savat denir.
  • İş, mangal ateşine tutulduğunda savat boşluklara iyice nüfuz eder. Tesviye sonrası cila yapılır.
  • Türkiye’de özellikle Van, Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Eskişehir, Kula, Trabzon ve Samsun’da ustaları çoktur.

 

 

Bizans İmparatorluğu 92| Trabzon Rum İmparatorluğu

TRABZON RUM İMPARATORLUĞU
1204-1461

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski. Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski.
Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

  • Trabzon İmparatorluğu, Konstantinopolis’in 1204 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmesinin ardından Komnenos Hanedanı‘nın üyeleri tarafından kurulmuştur. Komnenos Hanedanı, 100 yıl kadar kesintisiz iktidarda kalmayı başarmış nadir Bizans hanedanlarından biridir; 1081-1185 arasında Bizans’ı, 1204-1461 arasında da 257 yıl Trabzon İmparatorluğu’nu yönetmiştir.
  • Bagrationi Hanedanı mensubu Gürcü kralı III. Giorgi’nin (1156 – 1184) kızı Rusudan ile evlenen Manuel Komnenos’un, Aleksios ile David adlı oğulları Trabzon İmparatorluğu’nun kurucuları olmuştur.
  • Oğlanlar, işgal sonrası, teyzeleri Gürcü Kraliçesi Büyük Tamara‘nın (1184-1213) yardımıyla ata yurtları Karadeniz’e sığınmışlardır.
  • Trabzonlu olarak anılan I. Aleksios Komnenos (1204-1222), 22 yaşında taç giydiğinde kendisini Roma İmparatoru olarak adlandırmıştır. Aleksios, 18 yıllık hükümdarlık sonrası 40 yaşında ölmüştür. En büyük oğlu İoannes henüz küçük olduğu için taç, damadı Trabzonlu I. Andronikos‘a (1222-1235) geçmiştir. Onun döneminde Selçuklular Trabzon’a saldırmış ama başarı sağlayamamışlardır.
  • Andronikos öldüğünde büyümüş olan İoannes, Trabzonlu I. İoannes Komnenos adıyla tahta geçmiş, ama saltanatı kısa sürmüş, bir kaza sonucu ölmüştür.
  • İoannes’in oğlu keşiş olmaya karar verip manastıra kapandığı için, İoannes’in erkek kardeşi I. Manuel tahta geçti. Trabzonlu I. Manuel Komnenos (1238-1263), Trabzon’daki Aya Sofya Manastırını inşa ettirmiştir.
Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir. 1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında,  52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir.
1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında, 52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem’le Havva’nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı’nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

  • 1261 yılında Bizans tahtına Mihail Paleologos oturmuş, kendisinin Yeni Roma İmparatoru olduğunu, Trabzon’dakilerin ise Laz Kralları olduklarını beyan etmiştir.
  • 1280-1297 arasında imparator olan Trabzonlu II. İoannes Komnenos, Konstantinopolis yönetimi ile ilişkileri düzeltmiştir. Oysa Bizans, İoannes’i bir tehdit olarak görüyordu, çünkü Mihail’in İkinci Lyon Konsili‘nde alınan Batı Kilisesi ile birleşmeyi kabul etmesine karşı çıkanların bazıları, İoannes’i Ortodoks Kilisesi’nin imparatorluk tacı için uygun görüyorlardı. Mihail’in üçüncü kızı Eudokia ile Konstantinopolis’te 1282 yılında evlenmiştir. Trabzon’a döndükten sonra, Roma İmparatoru ünvanını terk etmiştir. Trabzon İmparatorları ve onların aileleri kendilerini Büyük Komnenoi (Megas Komnenos/Megale Komnene) olarak adlandırmaya başlamışlardır. 1291 yılında Papa IV. Nicolas, II. İoannes’e Katolik olması ve kutsal toprakların yeniden ele geçirilmesi için hazırlanan haçlı seferine katılması için iki mektup yazmış, İoannes, bu mektuplara cevap vermemiştir.
  • Trabzon İmparatorluğu’nun en parlak dönemi, II. Aleksios Komnenos dönemi olmuştur (1297-1330). Giresun’a sızmaya çalışan Türkmenler bu bölgelerden çıkarılmışlar; Venediklilerle anlaşmalar yapılarak ticaretin Ceneviz tekeline girmesi engellenmeye çalışılmıştır. İmparatorluğun savunmasını da arttırarak gece-gündüz devriye gezecek güvenlik kuvvetleri oluşturulmuştur. Fakat köklü aileler, imparatorluğun yönetimine karışmaya başlamışlardır.
  • 1331-1351 yılları arasında saray hiziplere bölünmüş, bu yıllar iç savaşlarla geçmiş, 1347 yılında büyük veba salgını ve deprem felaketi yaşanmıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu, sınırlarının en geniş olduğu zamanda, batıda Karadeniz Ereğli’sinden başlayarak doğuya doğru yaklaşık 1000 kilometrelik sahil şeridine yayılıyordu. Kırım’da da toprakları vardı.
  • Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos’un gayrı meşru kızı İrene Paleologina,  saray darbesi ile tahtı ele geçirmiş, 1340-1341 arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuştur.
  • Karadenizli Komnenos ailesinin haricinde birinin, kendilerinden olmayan bu Konstantinopolis’li kraliçenin tahtta oturmasından rahatsız olan yerliler, Aziz Eugene Kilisesi’ni ele geçirmişlerdir. Daha sonra Konstantinopolis’ten gönderilen kuvvetler bu isyanı bastırıp ele başlarını idam ettirseler de Laz Lordlarından Anakutlu‘nun torunu, II. Aleksios ‘un kızı Anna, yerli askerlerin yardımıyla Trabzon tahtını ele geçirmiştir. Anna Anakutlu Megale Komnini 1341-1342 tarihleri arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuş, İrene Konstantinopolis’e gönderilmiştir.
Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı. İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı.
İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Konstantinopolis, Trabzon üzerinde hakimiyet kurma sevdasından hiç vazgeçmedi. Bu çabalar, halk isyanlarına neden oldu. İktidar sık sık el değiştirdi. Ortodoks Hıristiyan inancı sebebiyle Konstantinopolis’e bağlı olan Trabzon, bu yüzden Bizans ile arasını iyi tutmaya çalıştı.
  • Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Trabzon İmparatorluğu, Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmuştur. İtalyanlara karşı da avantajını iyi koruyan imparatorlar başlarda vergiyi yüksek tutarak büyük bir gelir sağlamış, devlet ihtiyaç fazlası ürünleri de ihraç etmiştir. Bu ürünlerin başlıcaları gümüş, demir, şap, kereste, şarap, kumaş ve fındıktır.
  • Çok önemli bir görev olan donanma komutanı, Büyük Duka unvanını taşır ve soylulardan seçilirdi. Çok eski çağlardan beri denizcilikle uğraşan halkın giriştiği mücadelelerde kilit rolü donanma komutanları hatta korsanlar üstlenmiştir.
  • Karadeniz ticaretinin hakimi Cenevizliler de zaman zaman tahta geçecek kişi üzerinde söz sahibi olma çabası gösterdiler. Karışıklıklardan istifade etmek isteyen Türkmenler pek çok kez Trabzon’u kuşattılar ama başarılı olamadılar. Tüm bu çatışmalar Trabzon İmparatorluğu’nu zayıf düşürdü. Gürcistan Timur tarafından işgal edildi.
  • Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan (1453-1478), Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Trabzon İmparatorluğu’nun yanında yer almıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu İran ile iyi ilişkiler geliştirmiş ve astronomi alanındaki araştırmaları Trabzon’a taşıyarak geliştirmişlerdir.
  • 15. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti ile Trabzon İmparatorluğu artık sınır komşusu olmuşlardır. Aynı dönemde Türkmenler de Giresun’a girmişlerdir. Trabzon, Osmanlı tarafından ilk kez 1440′larda kuşatılmışsa da alınamamıştır. Akabinde Erdebil Şeyhi Cüneyt (1447-1460), müritleri ile Trabzon İmparatorluğu’na saldırdı, şehri kuşatıp aldıysa da kaleyi alamadığı için geri çekildi. Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in Trabzon’u almak için harekete geçtiğini duyunca Trabzon’u terk etti ve Amid’e (Diyarbakır) gitti.
  • Son olarak Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında 140.000 kişilik ordusuyla gelerek yaklaşık bir aylık bir kuşatmadan sonra şehri teslim almıştır. Trabzon İmparatorluğu’nun son kralı David Komnenos (1459-1461), tahttan indirilerek ailesiyle birlikte Edirne’ye yerleştirilmiştir. İki yıl sonra imparator, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın eşi olan yeğeni Theodora ile yazışmaya başladı. Osmanlılar tarafından ihanet olarak kabul edilen yazışmalar nedeniyle, David, büyük oğulları ve yeğeni, Fatih’in emriyle İstanbul’da idam edildiler.

 

 

 

Bizans İmparatorluğu 69 | Bizans’ta Mücevher 2

  • Diokletianus (284-305), gizemli bir hava benimsemesinin kendisini daha önce birçok Roma imparatorunun uğradığına benzer siyasal bir cinayetten koruyacağını umarak İran’dan krallık simgeleri olan taç, asa ve saray törenlerini almıştı.
  • MS 2. yüzyıldan başlayarak Roma mücevher anlayışı Anadolu’ya yayılır.
  • Nişan ve evlilik yüzükleri ilk kez Romalılar tarafından kullanılır.
  • Altın bir statü simgesidir, olabildiğince az kullanılmasına dikkat edilir.
  • MS 4. yüzyıldan itibaren takılarda değerli taşlar özellikle de elmas, yakut, zümrüt, safir, akik ve topaz çok kullanılır. Renkli taklit taşların kullanımına ve mine işine de rastlanır.
  • Taşlar kazınarak mühür yüzükler yapılır, portreler taşların üzerine kazınarak kameo denilen takılar oluşturulur.
  • İskenderiye ve Antakya Roma döneminde mücevher merkezleridir.
  • Kuyumcular loncası Roma İmparatorluğu’nda ilk kurulan loncalardandır ve bu ayrıcalıklı konumunu Bizans’ta da sürdürür. 6. yüzyılda kuyumcular Bizans İmparatoru Justinyen’e suikast düzenleyecek güçtedir.
  • I. Konstantin, İskenderiye ve Antakya’daki kuyum ustalarını Yeni Roma’ya davet etmişti. Böylece zaman içinde Konstantinopolis de önemli bir mücevher merkezi oldu.
  • Kuyumcular ipekçiler gibi değerli esnaf olarak görüldüğünden imparatorun himayesinde, Büyük Saray’ın yakınında toplanmıştır.
  • Yalnızca imparator taçlarıyla törensel mücevherleri üretenler ayrı bir gruptur.
  • Babadan oğula geçerdi kuyumculuk. Vergiden muaftı.
  • Formlar Roma’yı takip ederken, yeni Hristiyan figür ve sembolleri Bizans mücevher modasına hakim oldu.
  • Mücevher Bizans’ta tam bir hükümdarlık göstergesidir. Mücevher taç, altın ve incilerle süslü mor kıyafet imparator ve imparatoriçelerin vazgeçilmezidir. Mozaiklerde görülen taçlardan sarkan incilerin saltanatın uzunluğunu dileyen simgeler olduğu söylenir.
  • Krallara tacını Bizans imparatoru gönderirdi. Macar kralına gönderilen tacın üzerinde “Türklerin Hükümdarına” yazar. Genel olarak Karadeniz’in kuzeyinden gelenlere Türk, doğudan gelenlere Pers derler.
  • Bizans İmparatorluk taçlarından üçü günümüze ulaşmış. İkisi Budapeşte’de, biri ise Vatikan’da!
  • Devletin dinini yüceltmeyi amaçlandığından kutsal kitap, haç, asalar, maketler, Hıristiyan röliklerinin mahfazaları da mücevherlerle bezenirdi. Asa, Tanrı buyruğunu ilettiği kabul edilen kutsal bir simgeydi.
  • İmparatorluk ailelerince altın yaldızlı ve mücevher kakma cildi olan İnciller ve haçlar kullanıldığı bilinmektedir.
Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bizans mücevherinde döküm, dövme, kabartma, kazıma, baskı, granüle, ajur, filigran, mine ve zincir örme gibi çeşitli teknikler kullanılmıştır. Altın takılar 3.-7. yüzyıllarda kafes işi tekniğiyle yapıldı; cam macunları veya değerli taşlar kafes işinin üzerine oturtuluyordu.
  • Orta ve Geç Bizans döneminde kafes işi ortadan kalkmış, yerini boncuklama, telkari, kabartma süsler, mineler almıştır.
  • Konstantinopolis kuyumcuları 9. yüzyıl ortasına doğru Çin’den Batı’ya gitmiş bölmeli mine uygulamaları (cloisonné) tekniğini Batı’dan almışlar, son derece ince işçilikler yapmışlardır.
  • 5. yüzyılda İmparator Leon kuyumcuların dışarıya iş yapmasını ve saray dışında mücevher takıp gezmeyi yasaklamıştı. Ama kendi tacı çok görkemliydi.
  • 6. yüzyıldan itibaren haç motifleri ve dini figürler takı bezemesinin ayrılmaz parçası haline geldi. Bu imgelerin takı sahiplerini süslemenin yanı sıra koruduğu da düşünülürdü.
  • İkona kırıcılıktan sonraki dönemde ortaya çıkan dindarlık eğilimleri kişisel ibadet objelerine bir talep yaratmıştı. Bu objelerin en revaçta olanı, göğse takılan ve birbirine kenetlenen iki parçadan oluşan röliker haçtı. Bu haçın içine, genellikle pelesenk yağı ile kaplı, İsa’nın üzerinde gerildiğine inanılan bir haç parçası, kutsal yerlerden getirilmiş çakıl taşları, toprak ya da aziz kemikleri konurdu. Altın, gümüş ve bakır alaşımından yapılan bu tür haçlar 9. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu’nun her yerine yayıldı.
  • İki yarım daireden oluşan altın ve gümüş bilezikler 11. ve 12. yüzyıllarda çok beğeniliyordu.
Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo'nun İsa'dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya'daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir. Fotoğraf:P20, Kış 2001.

Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo’nun İsa’dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya’daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir.
Fotoğraf:P20, Kış 2001.

  • 9. yüzyıldan başlayarak mozaiklerde de altın kullanımı görülür. Altın eritilerek ince plakalar halinde cam tesseralara yerleştirilip üzerlerine tekrar cam kapatılıp fırınlanıyordu.
  • Bronz, bakır, cam sıradan halk için önemliydi. Bizans’ta yakutun kötü ruhlara iyi geldiği düşünülüyordu. Safir çok sevilirdi. Elmas İskenderiye’den gelirdi. Baharat ve taş için Bizans altın paraları İran üzerinden     Hindistan’a giderdi. Çok büyük bir meblağ dışarı gidiyordu. Yarı değerli taşlar Anadolu’da boldu.
  • Hilal biçimli küpeler 14. yüzyıla kadar Bizans’ta çok revaçtaydı.
  • Yüzük kadının evli olduğunu gösterirdi, aynı zamanda mühürdü. İmparatorların mühürleri altın, halkınki kurşundu.
Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625. The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625.
The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Göğüste taşınan muskalar,  giysi üzerine dikilen metal, taşlı süsler….10. yüzyıldan sonra kemer tokaları, hepsi Bizans’ta çok seviliyordu.
  • Halk ise cam, sırlı pişmiş toprak boncuklar ve kurşun haç takardı.
  • Yakutun aşk illetine; agat ve hematitin kadın hastalıklarına iyi geldiği, agatın kanamayı kestiğine inanılırdı. Şeytanları kovmak için, nazara ve büyüye karşı ise haç gerekirdi. Ciddi hastalık için rölik taşımak iyiydi.
  • Takılarda kullanılan motiflerin uzun ömür simgeleri olarak takanı kem gözden koruduğuna, ona bu yaşam ve öteki yaşamda bereket getirdiğine inanılıyordu.
Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi  müşterisiydi. Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi müşterisiydi.
Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

  • Bizans tarihi boyunca toprak, konutlar, giysiler de lüksün başka türleri olmuştu.