Etiket arşivi: Gulliver’in Gezileri

Roman 2

  • Roman yazılmadan önce de anlatı türü vardı.

Eski epikler,
Ortaçağ’da koşukla veya düzyazı ile yazılan romanslar,
Rönesans’taki gezgin hikayeleri,
16. yüzyıl sonunda Sir Philip Sidney’in yazdığı düzyazı romans Arcadia,
17. yüzyılın sonlarında çıkan John Bunyan’ın dini alegorisi Hac Yolunda,
18. yüzyılın ilk çeyreğinde yayımlanan Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri gibi.

Dublin’de Guiness bira fabrikasının yaptırdığı işçi evlerinin dış cephesi Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri  kitabından tablolarla bezeli. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2001.

Dublin’de Guiness bira fabrikasının yaptırdığı işçi evlerinin dış cephesi Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri kitabından tablolarla bezeli.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2001.

  • Japon sarayındaki nedimelerden biri olan Murasaki Şikibu tarafından yazılmış Genji’nin Hikayesi (1007/1010), Japon edebiyatının kesinlikle ilk başyapıtıdır ve bazı kaynaklarda dünyanın ilk romanı olarak geçer.
  • Bugünkü romanı hatırlatan ilk eser Givoanni Boccacio tarafından yazılmış olan Dekameron’dur (1353).
  • Roman türünün ilk örneklerinden birini de Fransız yazar François Rabelais  (1494-1553) vermiştir.
  • Miguel de Cervantes’in Don Kişot’u (1605) roman türünün ilk başarılı örneği olarak kabul edilir.
  • Madame De La Fayette’in (1634-1693), ilk yayımlanan romanı Montpensier Prensesi’dir (1662). En önemli kitabı ise 1678 yılında yayımlanan Clèves Prensesi’dir.
  • İnsanı açıklamak ve tanımlamak için kullanılan din kaynağı, Aydınlanma’dan sonra gerileyerek yerini ampirik gerçeklik kavramına bıraktı.
  • Murat Belge, somut ayrıntı, sıradan kişiler, üslubun niteliği açısından romanın kurmak istediği dünyaya uygun olmak açısından bakıldığında dünyadaki ilk romancının Daniel Defoe (1660-1731), ilk romanın da Robinson Crusoe (1719) olduğunu yazıyor. Romanın birey olmadan var olamayacağını; romanda kişilerin özgül olduğunu, özgül bir zaman ve mekanda yaşadıklarını, romandaki olayların belirli nedenleri olmasının beklendiğini vurgulayarak klasik romanın, ampirik gerçekliğin gereklerine uyduğunu söylüyor. Murat Belge, daha önce verilen eserler arasında Hac Yolunda adlı eserin, yukarıda sıralanan nitelikler açısından, romana en yakın düşen örnek olduğunu yazıyor.
  • Neoklasik Çağ’dan Romantik Dönem’e geçilirken korku türünün ilk örnekleri olan Gotik roman doğuyor.
  • Psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışı ile bilinçdışı sanata giriyor. Bilinçdışının kullanılışı, geleneksel ampirik dünyayı bozmuyor, ona yeni bir boyut getiriyor.
  • 20. yüzyılda ampirik gerçeklik kavramı değişiyor.
  • Modern çağda çağrışımlarla yüklü romanlar imgeler, simgelerle dolmaya başlıyor. Çağdaş romanlara doğaüstü de giriyor. İnsanı, hem psikolojik boyutlarıyla, hem de politik ve tarihi koşullarıyla açıklama zorunluluğu hissedilmeye başlıyor.
  • Marquez’in romanları bireylerin, toplumun değil, hayatın hikayesine dönüşüyor.
  • Çağdaş dünya romanında ampirizm soluyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

Aydınlanma 5

Aydınlanma Döneminde Müzik ve Edebiyat

Aydınlanma çağının ilkelerine göre, bilim, sanat, din ve tüm kurumlar bireye hizmet etmeli, sıradan insana seslenebilen kültür etkinlikleri düzenlenmelidir. Önceden salt soylulara ait olan sanat ve kültür dünyasında artık orta sınıfın da dinleyici ve yorumcu olarak yer almaya başlamasıyla, etkinliklerde orta sınıfın beğenisi de gözetilmeye başlanır. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasasının ilanı, çağın sonundaki Fransız İhtilali bu çağın önemli toplumsal olaylarıdır. Bilimsel buluşlar, endüstri devrimi, doğallığa övgü, orta sınıfın doğması, sanatı da yeni bir yola yönlendirmiştir. 18. yüzyıl insanın birey olarak değerlendiği, insancıl düşüncelerin öne çıktığı bir dönemdir. Seçkin insanlar yerine halk kitleleri önemlidir. Sokaktaki insan, gündelik yaşamı ile sanata yansımalıdır. İlk kez soyluların saraylarından başka bir yerde, halk konserleri yapılır. Toplumun yeni yapısına göre bahçede, sokakta, açık havada çalınmak üzere, eğlencelere eşlik eden, neşeli, nükteli, canlı müzik biçimleri doğar. Bu hafif türler, Barok orkestra süiti ile Klasik senfoni arasında köprü oluşturur. Müzik yalınlaştığı için amatör müzikçiler de seslendirmelerde yer alabilmeye başlar. Müziğin görevi de doğayı olduğu gibi, zarif bir anlatımla yansıtmak, gerçeğin seslerini duyurmaktır. 18. yüzyıl sonunda müzik, herhangi bir kalıbı örnek almaksızın, kendi doğal akışı içinde güzel olanı yansıtmalıdır. Teknik karmaşayı yenmiş ve aşırı süslü olmadan duygulara doğrudan seslenmelidir. Bu yüzyılın ortasında ve sonundaki ideal müzik, uluslararası bir dil sergilemeli, eğlendirdiği kadar soylu olmalıdır. Sıradan, ama duyarlı bir kulağa hemen seslenebilecek kadar yalın olmalıdır. Bu yüzyılda yeni bulunmuş olan piyano halk önünde çalınarak tanıtılmış, bir senfonik yapıtta iki ya da üç soliste yer verilerek konsertant senfoni biçimi geliştirilmiştir. Aydınlanma felsefesi, Haydn ve Mozart’ı hazırlamıştır. 1760-1780 yılları arasında senfoni orkestrasında 25-35 yorumcu yer alır, temel çalgılar yaylılardan oluşur, üflemeliler onların sesini güçlendirmek için kullanılır. Çağın sonunda üflemeliler de kendine özgü bir yer edinir. Opera, din dışı müziğin ilk örneği olarak daha 16. yüzyılda Floransa’da ortaya çıkmıştı. 17. yüzyılda opera sanatına İtalyan sanatçılar hakim oldu, 18. yüzyılda opera hakimiyeti İtalyanlardan Alman sanatçılara geçti. Bunlardan en önemlileri Christoph Gluck (1714-1787) ve Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791) dır. Yüzyılın ortalarına doğru, daha güncel konuların işlendiği, kendi dillerinde, konuları hafif ve gülünçlü operalar sahneye kondu. Bu çağda, Avrupa’nın müzik merkezi İtalya ve Almanya’dan Avusturya’nın başkenti Viyana’ya taşındı.

Bu çağ, nazım biçiminden çok, nesir çağıdır. Çünkü düzyazı, daha kolay anlaşılabilir. Düzyazı nettir. Latince boyunduruğundan kurtulan yazarlar kendi dillerinde önemli edebi eserler vermeye başladılar. Avrupa’da matbaanın hızlı bir biçimde yaygınlaşması, burjuva sınıfının aynı hızda büyümesi ve zenginleşmesi edebiyat ve sanata olan ilgiyi de hızla arttırdı. Onsekizinci yüzyıl Fransız düzyazısının en güzel örneklerini Voltaire, Condorcet, Rousseau ve diğer Aydınlanma yazarları verdiler. Voltaire Candide adlı romanında Aydınlanma düşünürlerinden bazılarının naive (saf) iyimserliğini hicveder. İnsanlığın sorunlarının bilimsel ilerleme ile kolayca çözümleneceği tezi ile alay eder. Voltaire, insanın, teknolojik ilerlemeye saf bir biçimde inanmak, ondan medet ummak yerine, “kendi bahçesini ekmesi” gerektiğini, kısacası kendi kendini yetiştirmesi gerektiğini savunur. Rousseau da Emile adındaki romanında eğitim konusundaki düşüncelerini geliştirir. Ona göre eğitimin amacı, insanlara bir sürü gereksiz bilgi ve rakam öğretmek yerine onlara yaşama sanatını ve iyi düşünebilmeyi öğretmektir. Aydınlanma dönemi Alman edebiyatının ilk önemli adı Gotthold Lessing’dir (1729-1781). Lessing Alman tiyatro türünün babası sayılır. Oyunlarında tolerans, kişilik asaleti gibi Akıl Çağı temalarını işlemiştir. Aydınlanma dönemi İngiliz edebiyatı oldukça zengindir. Hiciv yazarı Jonathan Swift (16671745), günümüzde bile sevilerek okunan Gulliver’in Gezileri’ni yazdı. Küçükler için bir macera kitabı olan bu eser aslında insanlığın çılgınlıklarını, savaşı, kavgayı, kötülüğü hicveden acımasız bir yergi ve eleştiri eseridir. Henry Fielding, 1749 da yazdığı Tom Jones adlı romanında günlük yaşamın insancıl bir portresini çizer. Aydınlanma döneminin en önemli yazarlarından birisi de Samuel Johnson’dur (1709-1784). Johnson, denemeleri, eleştiri ve hiciv yazıları yazmıştır, en önemli eseri ise İngilizce Dil Sözlüğüdür. Aydınlanma devri yazarları arasında ayrıca Alexander Pope, Benjamin Franklin ve Thomas Paine’i de saymamız gerekir.

1776 yılında yayımlanan bir eser çok belirleyici olmuştur: Kapitalizmin temel kitabı kabul edilen Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı eseri. Smith kitabında, ekonomik yaşamın da doğal yasalara tabi olduğunu, ulusların esas zenginlik kaynağının emek olduğunu, ülkelerin mal üretimi konusunda işbirliği ve işbölümü yaparak mukayeseli avantajlarını kullanmaları gerektiğini, serbest dolaşımın sağlanması ve gümrük duvarlarının kalkması gerektiği gibi bugün kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen ilkeleri ortaya koyar. Adam Smith, devletin ekonomik hayatta ancak iki konuda müdahalesinin kabul edilebileceğini söyler: Ülkeyi dış saldırıya karşı korumak ve kamu hizmetlerinin teşviki. Bunun dışındaki tüm faaliyetleri piyasanın, görünmez eli ile düzene sokacağını öne sürer. Daha önce, bir grup Fransız düşünürün (Fizyokratlar) ortaya attığı Laissez-faire (bırakınız yapsınlar) prensibini Adam Smith de aynen benimser. Gerek Fizyokratlar, gerekse Adam Smith, ekonomiye dışardan, kanun yolu ile müdahalenin sistemi bozarak insanları mutsuzluğa sürükleyeceğine inanırlar.