Etiket arşivi: Grönland

Çağdaş Sanata Varış 303|Ekolojik Sanat 3

  • Alman filozof Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900), doğayla baş başayken kendimizi öylesine rahat ve keyifli duymamızın nedeni, doğanın bizim hakkımızda bir görüşü olmayışıdır, der.
  • Almanya doğumlu Amerikalı siyaset bilimci Hannah Arendt (1906-1975), modern insanın doğa üzerinde kurduğu egemenliği, aşılması gereken bir sorun olarak görmekteydi. Doğayı ve dünyayı birer araca indirgemenin onlara saygısızlık; ilişkimizi bir üretim ilişkisine dönüştürmek ve kullanılabilirliği ölçüsünde değer biçmek anlamına geldiğini yazmıştı. Rüzgar bundan böyle bir doğa gücü olarak değil, insanların serinlik ya da sıcaklık gereksemesine göre değerlendirilecek bir araçtı.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinirken atık malzeme kullanımına da olumlu yaklaşmışlardır.
  • Birey odaklı felsefelerin, estetik bakış açılarının daralmasına yol açtığı; bu daralmanın, etkileşimsizlik, ilişkisizlik ve katılımsızlık getirdiği kabul edilir. Yakın tarihli sanatsal eğilimlerin yeni paradigması ise, toplumsal katılım yönünde bir iradeyi yansıtır. Sanat yapıtlarındaki ekolojik bakış açısı, sanatın anlam ve amacını galeri sisteminin ötesinde kavramlaştırır.
  • Geleneksel olarak sanat üretimi, kişisel bir davadır. Buna kontrast olarak çevresel sanat, kurumlara, müzelere, kolejlere, yerel yönetim ve yönetimlere bağımlı ve toplumun katılımını gerektiren bir çabadır; kültür ve doğayı yeniden birbirine bağlayacak çözüm yollarına odaklanır.
  • Toprak ıslahı ve sürdürülebilirlik projeleri; hayvanların esenliği için geliştirilen sanatsal girişimler de bir tür ekolojik armağan verme kapsamındadır.
  • Bazı Ekolojik Sanat örnekleri, armağan verme çerçevesi içinde görülebilir. Günümüz çevreci sanatının en önemli temsilcilerinden biri olan Mel Chin (1951-), 1990-1993 yılları arasında Minnesota’da Dirilme Sahası, Atık Depolama Alanı adlı çalışması ile insanların doğadan aldıklarını doğaya geri verme ilişkisini devreye sokmak için bilim insanları ile birlikte çevreci bir restorasyon çalışması yürütmüş, bir atık depolama alanını zehri emen bitkilerle arındırmak için uğraş vermiştir. Doğa ıslah projeleri ile sanatın sosyal farkındalık ve sorumluluk yaratma amaçlarına hizmet etmesine aracı olmuştur.
2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı. Fotoğraf:www.taipeitimes.com

2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı.
Fotoğraf:www.taipeitimes.com

 

 

 

Yok Olacak Yerler

Dünyada yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan pek çok yer var. Bunlardan on tanesini sayalım:

  • Tanzanya’daki Afrika’nın en yüksek yeri olan Klimanjaro Dağı’nın tepesindeki buzulların hızla eridiği, 15 yıl içinde karsız ve buzsuz çıplak bir dağ haline geleceği bilim insanları tarafından ifade ediliyor.
  • Doğal yaşam alanlarının azalması, avcılık ve hastalıklar nedeniyle Afrika kıtasında 50 bin aslan kalmış. Yani soylarının tükenme tehlikesi var.
Aslanları doğal yaşam alanlarında görmek için gittiğimiz Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki doğal park ve safari merkezi Kruger National Park’ın yanındaki Sabi Sand Reserve’de aslanlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1999.

Aslanları doğal yaşam alanlarında görmek için gittiğimiz Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki doğal park ve safari merkezi Kruger National Park’ın yanındaki Sabi Sand Reserve’de aslanlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1999.

  • Avustralya’nın doğusunda yer alan, uzaydan bile görülebilen, içinde bir milyondan fazla deniz canlısını barındırabilen Büyük Mercan Resifi, küresel ısınma ve kirlilik tehdidi altında. Deniz suyunun ısınması, sudaki asit ve karbondioksit oranının artması yüzünden 20 yıl içinde buradaki ekosistemin çökeceği ve resifin yok olacağı uzmanlar tarafından bildiriliyor.
  • Küresel ısınma nedeniyle buzulların hızla eridiği uyarısı sıklıkla yapılıyor. Alp Dağları’nın doruklarından biri olan, vadinin içine kadar inen Bossons Buzulu (Fransa) da tehlike altında.
  • Küresel ısınma nedeniyle buzulların eriyip deniz seviyesini yükseltmesi ile Pasifik ve Hint Okyanusu’ndaki Mikronezya, Tuvalu, Kiribati gibi ada devletlerinin tamamen; Maldivler’in ise %80’inin su altında kalarak haritadan silinmesi söz konusu.
  • Florida yakınlarında, Florida panteri, iki milyon timsah, ayı ve pek çok kuş türünü barındıran; Dünya Biyosfer Rezervi ilan edilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bataklık ve sazlıklardan oluşan bir nehir olan Everglades, tarım yapmak için kurutulmaya çalışılması ve bölgeden su çekilmesi sonucu epey küçülmüş. Koruma çalışmalarına rağmen hala küçülen bataklık yüzünden buradaki ekosistem de tehlike altında.
  • Endonezya’nın Borneo Adası, barındırdığı canlı türleri bakımından dünya üzerindeki en zengin üçüncü ada olma özelliğine sahip. Tarım, madencilik ve ormancılık yüzünden yağmur ormanlarının giderek azalması sonucunda burada yaşayan 50 bin orangutanın soyu tükenme tehlikesi altında.
  • 17. yüzyıl yapısı, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Agra’daki Tac Mahal, çarpık kentleşmenin ve bölgede yer alan 200 kadar demir dökümhanesinin yarattığı (kurum, is ve asit yağmuru) hava kirliliğinin kurbanı olma yolunda.
  • Grönland, Norveç, Alaska ve Kanada’da yaşayan, kutup ayılarının küresel ısınma sebebiyle soyunun tükenme tehlikesi var. Buzullar olmadan barınamıyor, avlanamıyor, beslenemiyor, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.
  • Alçak düzlüklerdeki yağmur ormanlarının aksine, bulut ormanları sadece yüksek kesimlerde bulunuyor. Buradaki dev ağaçlar su ihtiyacını havadaki nemden, bulutlardan karşılıyor. Costa Rica’daki Monteverde Bulut Ormanı’nda bulutlar artık daha az görülüyor, ağaçların sayısı azalıyor, birçok farklı canlı türü de yok oluyor.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Yok Olmadan Önce Görmeniz Gereken 10 Yer, Allianz, Buluşma 2015.

 

FRAM İle Kutup Gezileri

Fram, dünyanın en meşhur kutup araştırma gemisi ve dünyada şu ana kadar hem Kuzey, hem de Güney Kutbu’na gitmiş tek gemi.

Müzenin içinde Fram ve Nansen heykeli.

Müzenin içinde Fram ve Nansen heykeli.

Gemi, Norveçli kaşif Nansen için yapılmış ve yapımı 1893 yılında tamamlanmış. Nansen’in, Kuzey Asya’dan gelen bir akıntının Kuzey Kutbunu geçerek Svalbard ile Grönland arasından güneye döndüğüne dair bir teorisi vardı ve bunu ispat edebilmek için küçük, hafif, buza dayanıklı,konforlu bir gemi inşa edilmesini ve bu keşif gezisi için kalifiye bir ekip seçilmesini istedi. Norveç hükümeti Nansen’in tasarladığı gezinin tehlikelerinden ötürü projeye finansal destek vermeyi reddedince çok zengin, Danimarkalı bir iş adamı ve Nansen’e inananlar projeyi finanse ettiler. Fram, Nansen’in istediği özelliklere uygun olarak Colin Archer tarafından tasarlandı.

Fram, Nansen’in arzusuna göre, konforlu bir evi aratmayacak şekilde tasarlanmış ve döşenmişti. İç dekorasyon Edwardian stilinde yapılmış, gemiye piyano bile konmuştu. Fotoğrafta, Nansen’in eşyaları. Eşyalar ve mobilyalar geminin içinde orijinal yerlerinde sergileniyor.

Fram, Nansen’in arzusuna göre, konforlu bir evi aratmayacak şekilde tasarlanmış ve döşenmişti. İç dekorasyon Edwardian stilinde yapılmış, gemiye piyano bile konmuştu. Fotoğrafta, Nansen’in eşyaları. Eşyalar ve mobilyalar geminin içinde orijinal yerlerinde sergileniyor.

Fram ilk iki seferine Nansen,  kaptan Otto Sverdrup ve titizlikle seçilmiş bir ekip ile çıktı. İlk sefer 1893-1896 arasında yapıldı. Bu seferde Nansen Kuzey Kutbu’na ulaşamadı ama akıntı ile ilgili teorisini ispat etti. İkinci sefer 1898-1902 arasında Grönland’ın kuzeybatısına yapıldı. Nansen bu defa da 200.000 kilometre kare genişliğindeki bilinmeyen toprakları keşfetti, bu toprakların adını koydu, oralardan fosil, mineral ve bitki getirdi. Nansen, yaptığı katkılardan ötürü Legion of Honour, Cullum Geographical Medal ve Nobel Barış Ödülü’ne layık bulundu.

Fram 1910-1912 arasında Amundsen ve ekibi ile Güney Kutbu’nu keşif seferine çıkıyor. Amundsen hedefe Kaptan Scott’tan önce varıyor. Kaptan Scott, takımları Sibirya küçük atlarına taşıtmayı planlamıştı ama atlar bu işte yararlı olamayınca Scott ve adamları takımları kendileri taşımak zorunda kaldılar. Amundsen ise bu iş için Sibirya kurdu kullanmayı seçmiş, doğru tercihi yapmıştı. Kaptan Scott hedefe Amundsen’den bir ay sonra vardığında Amundsen’in bayrağı oradaydı. Dönüş yolunda Scott ve dört arkadaşı yorgunluk, açlık ve soğuktan öldüklerinde malzemelerinden birkaç mil uzaktaydılar.

 

Nansen sefere çıkarken yanına Telemark kayakçılarını da almıştı.

Nansen sefere çıkarken yanına Telemark kayakçılarını da almıştı.

Fram, sadece her iki kutba da giden değil, iki önemli kaşife de başarılarında eşlik eden şanslı bir gemi.

 

Fram için Oslo’da yapılan müze. Bina geminin üzerine, onu örtmek için yapılmış, bu vesileyle Norveç’in kutuplardaki serüven ve başarı hikayeleri de anlatılmış ve hatırlatılmış oluyor.

Fram için Oslo’da yapılan müze. Bina geminin üzerine, onu örtmek için yapılmış, bu vesileyle Norveç’in kutuplardaki serüven ve başarı hikayeleri de anlatılmış ve hatırlatılmış oluyor.