Etiket arşivi: Goya

Emperyalizm 2

İmparator Maximilian'ın İnfazı, Édouard  Manet, 1868-69 (üçüncü ve son versiyon). Eser, I. Maximilian'ın Meksikalı Cumhuriyetçiler tarafından kurşuna dizilerek infaz edilmesini anlatmaktadır. Maximilian, üç yıl boyunca Fransa İmparatoru III. Napolyon'un ordularının koruması altında Meksika'yı yönetmişti. Napolyon Maximilian'a verdiği sözleri tutmayarak ordusunu geri çekince Cumhuriyetçiler yönetimi ele geçirdiler ve 1867 yılında Maximilian ve yardımcılarını infaz ettiler. Manet’nin amacı Meksika’yı değil Fransa’yı suçlamaktır. Cumhuriyetçilerin bir imparatoru infaz etmesini gösteren bu tablo Fransa'da hoş karşılanmadı ve sergilenmesine izin verilmedi. Bu nedenle Manet (1832-1883), tablosunu bir süre kendi evinde sergiledi. Manet’nin Goya'nın Madrid'de 3 Mayıs 1808 isimli tablosundan etkilendiği, bu eserin de Picasso'nun Guernica adlı tablosuna esin kaynağı olduğu söylenir. Fotoğraf: leblebitozu

İmparator Maximilian’ın İnfazı, Édouard Manet, 1868-69 (üçüncü ve son versiyon).
Eser, I. Maximilian’ın Meksikalı Cumhuriyetçiler tarafından kurşuna dizilerek infaz edilmesini anlatmaktadır.
Maximilian, üç yıl boyunca Fransa İmparatoru III. Napolyon‘un ordularının koruması altında Meksika’yı yönetmişti. Napolyon Maximilian’a verdiği sözleri tutmayarak ordusunu geri çekince Cumhuriyetçiler yönetimi ele geçirdiler ve 1867 yılında Maximilian ve yardımcılarını infaz ettiler.
Manet’nin amacı Meksika’yı değil Fransa’yı suçlamaktır. Cumhuriyetçilerin bir imparatoru infaz etmesini gösteren bu tablo Fransa’da hoş karşılanmadı ve sergilenmesine izin verilmedi. Bu nedenle Manet (1832-1883), tablosunu bir süre kendi evinde sergiledi. Manet’nin Goya‘nın Madrid’de 3 Mayıs 1808 isimli tablosundan etkilendiği, bu eserin de Picasso’nun Guernica adlı tablosuna esin kaynağı olduğu söylenir.
Fotoğraf: leblebitozu

Güzel Beyaz Adam, Luc Tuymans, 2000. Luc Tuymans’ın (1958-) 1980 ve 1990’lardaki eserlerinde devamlı beliren tema, Faşizmin genelde Avrupa kültürüne ve özelde ülkesi Belçika’ya etkisidir. 2001 Venedik Bienali’nde sergisinin adı Güzel Beyaz Adam’dır ve bu beyaz adam o dönemdeki adıyla Belçika Kongo’suna bağımsızlığını almadan birkaç yıl önce resmi bir ziyarette bulunan Belçika Kralı Baudouin’dir. Kral, beyaz bir askeri tören üniforması giymektedir. Mesafeli duruşuyla bu figür, sömürgeci bir devletin temsilcisidir. Bağımsızlık sonrası Demokratik Kongo Cumhuriyeti adını alan ülkenin ilk başbakanı Patrice Lumumba, 1960 yılında başbakanlık makamına gelmiş, 1961 yılında suikasta kurban gitmiştir. Tuymans’ın dizileri, Belçika ve Batı’yı ülke üzerindeki denetimlerinden feragat ettiklerini ilan ettikleri halde, ülkenin siyasi hayatını karıştırmakla suçlamaktadır. Sanatçı, seyircinin kendi yorumunu getirmesi için alan bırakmak amacıyla eserlerini genellikle kırpılmış veya kısmen resmetmiştir. Fotoğraf: Image & Narrative

Güzel Beyaz Adam, Luc Tuymans, 2000.
Luc Tuymans’ın (1958-) 1980 ve 1990’lardaki eserlerinde devamlı beliren tema, Faşizmin genelde Avrupa kültürüne ve özelde ülkesi Belçika’ya etkisidir.
2001 Venedik Bienali’nde sergisinin adı Güzel Beyaz Adam’dır ve bu beyaz adam o dönemdeki adıyla Belçika Kongo’suna bağımsızlığını almadan birkaç yıl önce resmi bir ziyarette bulunan Belçika Kralı Baudouin’dir. Kral, beyaz bir askeri tören üniforması giymektedir. Mesafeli duruşuyla bu figür, sömürgeci bir devletin temsilcisidir. Bağımsızlık sonrası Demokratik Kongo Cumhuriyeti adını alan ülkenin ilk başbakanı Patrice Lumumba, 1960 yılında başbakanlık makamına gelmiş, 1961 yılında suikasta kurban gitmiştir. Tuymans’ın dizileri, Belçika ve Batı’yı ülke üzerindeki denetimlerinden feragat ettiklerini ilan ettikleri halde, ülkenin siyasi hayatını karıştırmakla suçlamaktadır. Sanatçı, seyircinin kendi yorumunu getirmesi için alan bırakmak amacıyla eserlerini genellikle kırpılmış veya kısmen resmetmiştir.
Fotoğraf: Image & Narrative

  • Birinci ve ikinci kolonileştirme dalgalarıyla birçok ülkenin tarım gelenekleri ve toprak mahsulleri ortadan kaldırılmıştır.
  • Kolonileşme, güçlü bir medeniyet ile karşılaştığı durumlarda, karşılıklı alışverişi tercih etmemesine rağmen, o bölgeye ait pek çok hammadde ve gıda kolonicilerin hayatına girer. Körinin İngiliz mutfağında yaygın kullanımı bu duruma bir örnektir. Ünlü Worcestershire
  • sosunun kökeni de Hindistan’dır.
Kinoa çiçekleri. Fotoğraf: caribbeangardenseed.com

Kinoa çiçekleri.
Fotoğraf: caribbeangardenseed.com

  • İspanyollar Latin Amerika topraklarında MÖ 3000’lerden beri tüketilmekte olan, İnkaların süper besini olarak anılan  kinoa ekimini yasaklamışlardı. Kinoa tohumları protein, kalsiyum, demir, E ve B vitaminlerinden zengindir. Proteini sekiz temel amino asidi de barındırdığından tamdır; tahıllardan iki kat daha fazla protein içerir. Yarım fincan kinoa yiyen bir çocuk ihtiyacı olan günlük proteini almış olur. İspanyollar çok yararlı olan bu besinin yerlileri çok güçlendirmesinden korkuyorlardı. Ekim yasağına uyulup uyulmadığını kontrol etmek de bitkinin salkım salkım açan çiçeklerinden ötürü kolaydı.
  • Latin Amerika’nın sömürgeleştirilmesi ile yerlilerin yükseklik hastalığına karşı içtikleri çayın bitkisi olan koko yaprağının ekimi de uyuşturucu özelliğinden ötürü yasaklar listesine girmiş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

  • Slow Food Devrimi, Carlo Petrini ve Gigi Padovani, Sinek Sekiz Yayınevi, 2012.
  • ibrahimokcuoglu.blogspot.com
  • Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.
  • Dünya Sanat Tarihi, Hugh Honour ve John Fleming, Alfa Basım, 2015.
  • Göçebe Düşünmek Deleuze Düşüncesinin Sınırlarında, Haz: Ahmet Murat Aytaç ve Mustafa Demirtaş, Metis Defterleri 5, 2014.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 50 | Sürrealizm 1

SÜRREALİZM / GERÇEKÜSTÜCÜLÜK  1
1924

Yeni akıma Salvador Dali’nin Kelebek Serisi’nden iki tablo ile neşeli başlamak istedik.

Yeni akıma Salvador Dali’nin Kelebek Serisi’nden iki tablo ile neşeli başlamak istedik.

 

  • Aklın, ahlakın ve estetik kaygının engeli olmadan bilinçaltındakini dışarı vurmayı amaçlar.
  • Esere bilinçaltının kaynaklık etmesi gerektiğini savunur.
  • Hedef, Freud’un psikolojide 1890’larda ortaya koyduğu “psikanaliz”den hareketle aklın denetimi olmadan “ben”in dışavurumunu ortaya koymaktır.
  •  Freud’un psikanaliz yöntemi, 1920’li yıllarda özellikle psikiyatrik hastaların tedavisinde büyük bir önem kazandı. Sanatın her dalında da etkili oldu. Sanatçılar bilinçaltındaki duygularıyla daha fazla ilgilenmeye başladılar. Şairler ve ressamlar yaratıcı faaliyetlerinde bilinçaltındaki güçlerini kullanmaya çalıştılar. Bu özellikle Sürrealist akımda etkili oldu. Psikanalizde bastırılmış duygular bilinç düzeyine çıkarmaya çalışılır. Hasta neyi bastırdığının farkında değildir. Freud bu saklı travmaları ortaya çıkarmak için serbest çağrışım yöntemini geliştirmiştir. Bu yöntemde Freud hastanın aklına gelen her şeyi anlatmasını ister. Amaç, kontrolü kaldırmaktır.  Freud’a göre bilinçaltının altın anahtarı rüyalarımızdı. 1900 yılında Rüya Yorumu adlı kitabı yayınlanmıştı. Bilinçaltındaki düşüncelerimizin rüyalar yoluyla kendilerini bilinç düzeyine çıkarmaya çalıştığını düşünüyordu. Rüyalar, bastırılmış isteklerin kılık değiştirerek gerçekleştiği yerlerdir. Uyurken de kendimize sansür uygulamaya devam ettiğimiz için hatırladığımız rüya ile rüyanın gerçek anlamı birbirinden farklıdır.
  • Kübistler, baleyi özentili ve burjuva tipi bir eğlence olarak her zaman aşağılamışlardı. Panayır alanlarını ve sirkleri yeğliyorlardı. Ama 1917’de Jean Cocteau, Diaghilev için Geçit Töreni adlı balede perdenin, kostümlerin ve dekorların tasarımı için Picasso’yu ve besteci Erik Satie’yi kendisiyle çalışmaya ikna etti. Diaghilev’in kumpanyası Ballets Rousses on yıldır Paris’te çok tutuluyordu ve Rusya’da Çar’ın gözdesiydi (Diaghilev ve Ballets Russes’dan Çağdaş Sanata Varış 33’de bahsetmiştik). Oysa Cocteau’nun tasarladığı, gelenekten kopmak ve “modern” bir gösteri yapmaktı. Geçit Töreni ismi, sirki ve müzikholleri anımsatmak için seçilmişti; böylece burjuvazinin kötü ruhları kovulmuş oluyordu. Açılışta yapılan protestolara karşı Apollinaire, modern hareketin, sanattaki yeni ruhun, savaşa karşı ayakta kalabileceğinin bir kanıtı olduğunu söylüyordu. Ayakta kalan bu ruha da süper-realizm ya da sürrealizm adını veriyordu. Modern hareketin bir sonraki evresinin adını böylece Apollinaire önceden koymuş oldu.
  • Gerçeküstücü arkadaşları gibi André Breton (1896-1966)da gizemli yan yana gelişler ve beklenmedik açıklamalar, nesnelerin garip düzenlenişleri gibi yaşamın gerçek bilmeceleri karşısında büyülenmiştir. Gerçeküstücü imgeleme göre her şey birbirine bağlıdır, hiçbir şey kopuk değildir. Ancak Breton ve arkadaşları bireysel ayrıntıyı, görünüşte ne kadar önemsiz de olsa, sanatlarının özünü oluşturan bir unsur olarak görmüşlerdir.
  • 1924’de André Breton Gerçeküstücü bir manifesto yayınlamıştır. Breton burada, sanatın bilinçaltından üretilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sanatçı rüyalarından esin bularak, rüyayla gerçek arasındaki farkın ortadan kalktığı bir “gerçeküstü”ne ulaşabilecektir. Bilincin sansüründen kurtulup sözcükleri ve resimleri özgürce kullanabilmek bir sanatçı için son derece önemli bir şeydir. André Breton’a göre Gerçeküstücülük bilinç ile bilinçaltını birleştirme yoludur. Gerçeküstü, gerçeğin insandaki izdüşümüdür.
  • 17. yüzyılda Kont Lautremont takma isim kullanarak sürrealist şiirler yazmış. Breton bu şiirleri de gündeme getirmiş. Düş ve gerçeğin aynı anda idrak edilebilmesi, ikisinin birbirine karışması, bir müddet sonra hangisinin gerçek, hangisinin düş olduğunun ayırt edilemez oluşu Sürrealistlerin çok ilgisini çekmiş.
  • Freud tezleriyle bir bakıma tüm insanların sanatçı olduğunu söylemiş oluyordu. Her rüya küçük bir sanat eseriydi.
  • Sürrealistler insanın kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğuna inanıyorlardı.
  • Sürrealist sanatın tohumları Sembolizm ile atılmıştı. Sembolizm daha mistik, Sürrealizm daha psikolojik diyebiliriz. Sürrealizm’de Tanrı ve mistisizm yoktur, metafizik vardır.
  • Bazı eleştirmenlere göre Dadacılık’ın uzantısıdır. Ama, geleneksel değerleri protesto eden Dadacılık bunların yerine bir şey koymaz, nihilisttir ama, Sürrealizm’in manifestosu vardır. Dadacıların neredeyse tümü Sürrealistlere katılır.
  • 1925 yılından sonra Sürrealist sanatçılar başka akımlara yönelmiş olsalar bile Sürrealizm günümüze kadar resim, sinema, tiyatroya kadar pek çok sanat dalında etkisini sürdürmektedir.
  • Sürrealist sanatçılar mizah ve alaya önem vermişlerdir.
  • Bazı eleştirmenler, Dadacılık ve Sürrealizm’den Modern sanatın sonunu getiren iki akım olarak söz eder. İki akım da Modernizm’in içinden doğdu, özünde Modernistti. Ama Avrupa’nın ilk büyük yıkımdan sonraki büyük endişesi, Modernizm’in bireyi yerine Dadacılık ve Gerçeküstücülüğün ümitsizliğini öne çıkardı diye bakılıyor. Dadacılık, sanatı gerçekleştirmeden ortadan kaldırmak istedi, Gerçeküstücülük ise sanatı ortadan kaldırmadan gerçekleştirmek istedi, deniyor. Sanatı ortadan kaldırarak gerçekleştirmek ise tipik bir Postmodern düşünce ve eylem anlayışı.
  • Otomatizm akımın sanatçılarının çok kullandıkları bir teknik. Kontrolsüz hareketlerle resim çizip, heykel, seramik yapıyorlar. Büyü veya kutsal eğilimlerle, hipnotize edilerek, halüsinasyon yaratan ilaçlar alarak, uyuşturucu ile kendilerine ortam yaratıyor, transa geçiyorlar. Otomatizmi Dali ve Andre Masson çok kullanıyor.  Tarafsız görebilmek istiyorlar. Her biri eline bir kağıt alır, bir cümlenin ilk sözcüğünü yazar. Kağıdı katlayıp yazdığı sözcüğü gizleyerek solunda oturana verir, o da ilk sözcüğü görmeden bir sözcük yazar. Gruptaki herkes bir sözcük yazdıktan sonra cümle yani birlikte yaratılan eser tamamlanmış olur.
  • Sürrealistlerin bir de Rüya Sanatı var. Saat kurup uyanıyorlar, rüyalarını unutmadan not edip tekrar uyuyorlar. Sabah rüyanın yorumunu yapıyorlar. LSD ile halüsinasyon görüp gerçeği değiştirmek amacı güdüyorlar. Uyuşturucu maddeler beynin doğal sinir ileticilerine benzer bir yapıya sahiptir ve sinir yolları üzerindeki normal trfiği sekteye uğratırlar. Sürrealistlerin rüyaları hep kabus. Oneirizm, halüsinasyon.
  • Şans Sanatı. Duchamp’ın yaptığı rastgele iplikleri atmak gibi..
  • Bilinçsiz Tanımlar. Bir kelime söyleniyor, hiç düşünmeden aklına ilk gelen o kelime ile ilgili kelimeler söyleniyor. Gözleri kapalı olarak bir şeye dokunup neyi anımsattığını düşünüyorlar.
  • Freeze. Ceplerindeki saat çalınca durup, kendilerini her açıdan analiz ediyorlar.
  • Metrelerce uzun ekmek pişirip meydanlara koyup insanların reaksiyonuna bakıyorlar. Candid Camera/Gizli Kamera da kullandıkları bir yöntem.
  • Tüm bu yöntemler kendilerini tanımak için kullandıkları araçlar.
  • Erotizm ve politikanın Gerçeküstücülük’te kullanılması sonraları yapılıyor.
  • Sürrealist resim, Sembolistlerin de benimsediği gibi, ruhsal bir etkinliktir.
  • Sürrealizm’e yakın resim yapan ilk sanatçı Sembolizm’in de öncülerinden olan şair, ressam ve gravürcü William Blake (1757-1827). Blake doğayı ve gerçekçiliği hor görmüş, fantastik ve doğaüstü bir dünya yaratmış, bilinçaltının korkunç biçimlerini resmetmişti.
  • Bosch ve Brüegel’in de resimleri sürrealistti ama onların amacı dini idi. Sürrealistlerinki ise kişisel karabasanlarını resmetmek. Yani Ekspresyonistler. Anlatım tarzlarından ötürü ayrı sınıflandırılıyorlar.
  • Giuseppe Archimboldo, Dürer, Fuseli, Gaudi, Goya, Grosz, Grünewald, Hodler, Munch, Rosetti de Sürrealizm’in öncüleri arasında sayılabilir.
  • Giorgio de Chirico (1888-1978), André Breton (1896-1966), René Magritte (1898-1967), Salvador Dali (1904-1989), Yves Tanguy (1900-1955), André Masson (1896-1987), Max Ernst (1891-1976), Joan Miro (1893-1983), Jean Arp (1886-1966), Paul Klee (1879-1940), Marc Chagall (1887-1985), Alberto Giacometti (1901-1966), Man Ray (1890-1976) Sürrealist eserler verdiler.

 

Çağdaş Sanata Varış 30 | Sembolizm 5

SEMBOLİZMİN ÖNCÜLERİ

  • GOYA (1746-1828). Karabasanlarını dile getirdi. Devler, canavarlar yarattı.
  • BLAKE (1757-1827). Şair, ressam, gravürcü. Doğayı ve gerçekçiliği hor gördü. Fantastik ve doğaüstü bir dünya yarattı. Bilinçaltının korkunç biçimlerini resmetti.
  • FÜSSLİ (1741-1825). Düş ve doğaüstü bir dünyayı resmetti. Canavarlar, erotik resimler (böcek kadınlar, şehvetli Füssli kadınları) yarattı. Sürrealizmin de öncüsüdür.
  • TURNER (1775-1851). Özellikle son resimleri ile sembolizme yol açmıştır.
  • DELACROIX (1789-1863)
  • VICTOR HUGO (1802-1885)’nun desenleri.
  • ÖN-RAPHAELCİLER 1848.
  • VAN GOGH (1853-1890).
  • GAUGIN (1848-1903).
  • EDGAR ALLEN POE (1809-1849).
  • PIERRE PUVIS de CHAVANNES (1824-1898).

**Aslında hiçbir ekole dahil değil. Çağdaşlarından bağımsız, çok kişisel, özgün bir tarzı var.

**Delacroix atölyesi çalıştığı atölyelerden biri.

**Seurat’yı, Gaugin’i etkilemiş, Art Nouveau’ya etki yapmış.

**Genelde büyük ebat çalışmış.

**Önce parlak renkler kullandı, sonra renkler donuklaştı, fresk renkleri gibi uçuk renkler kullandı, eserlerinde düşsel etki arttı.

**Figürleri sade ve devinimsiz.

**Çok sakin, düz satıhlı resimler yaptı (flat pattern).

**Masalımsı, alegorik eserler.

**Kutsal Kitap’tan esinlenmiş yapıtlar.

Vaftizci Yahya’nın Öldürülmesi, Pierre Puvis de Chavannes, 1869.

Vaftizci Yahya’nın Öldürülmesi, Pierre Puvis de Chavannes, 1869.

SEMBOLİSTLER

Odile Redon’un (1840-1916) Chicago Sanat Müzesi’nde sergilenmekte olan 1903 tarihli Çiçek Bulutları adlı tablosu.

Odile Redon’un (1840-1916) Chicago Sanat Müzesi’nde sergilenmekte olan 1903 tarihli Çiçek Bulutları adlı tablosu.

  • REDON (1840-1916). Sembolizmin, sürrealizmin babası. Masallarla ilgili semboller kullanır. Mistik, korkunç, mitolojik, fantastik, gizemli, düşsel resimler yaptı. Kendi bilinçaltının kuşku ve hayallerini dile getirdi. Parlak, canlı renkler kullandı, siyah ile gölge/ışık oyunları yaptı.
  • HODLER (1853-1918). İsviçreli Hodler, Turner’dan sonraki en iyi manzara resimlerini yaptı. Eserleri ritmik, çizginin ve biçimin tekrar edildiği resimlerdi. Simetri, koyu renkler, yalın biçimler eserlerinin ortak noktalarıydı.
  • MUNCH (1863-1944). Norveçli sanatçı anlayış olarak sembolist, üslup olarak ekspresyonizmin habercisiydi. Ona, ekspresyonist sembolist diyebiliriz. Germen ülkelerinin sanatına etkisi büyük olan sanatçının sık kullandığı konular hastalık ve ölüm, umutsuzluk, boğuntu, hayatı değiştirmeye gücü yetmemek,aşk ve ölüm korkusuydu.
  • ENSOR (1860-1949). Flaman sanatçı bazı bakımlardan sembolist, ifade biçimi ekspresyonistti. Bosch, Bruegel, Daumier’in takipçisiydi. Maskelerden yararlandı. Kalabalığın küfürler yağdırdığı İsa’yı çizdi. Doktorlar, yargıçlar, jandarma ve politikacılarla alay etti.
  • KLIMT (1862-1918). Avusturyalı sanatçı Mısır ve Bizans’tan etkilenerek, altın ve gümüş renkleri bolca kullanmış, üslubuna yaldızlı üslup adı verilmiştir. Sembolizmi kişisel amaçlı sembolizm olarak adlandırılır.
  • RODIN (1840-1917).
  • BEARDSLEY (1872-1898). 26 yaşında ölen İngiliz sanatçı, erotik Japon baskılarından çok etkilenmiş. Duvarları siyah olan çalışma odasını mumla aydınlatan, piyano çalarken yanına bir iskelet oturtan, yakasında daima solmuş bir gül taşıyan ilginç bir kişilikti.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 5 | Romantizm 2

  • Rönesans ve Manyerizm’in son evresinin Barok’a yol vermesi, Neo-Klasisizm’in Barok’a tepki olarak doğması gibi, romantik ressamların çoğu önceleri Neo-Klasik akımın takipçileri idi.
  • Romantik resimde insan ve doğa farklı kavrandı.
  • Akımın ressamları manzara resimlerine melankoli ve düşlerini de kattılar. Peyzaj için nimfalar, satirler, mitolojik kişiler kullanma gereği kalmadı.
  • İngiliz ressamlar Constable, Turner, Crome, Bonington ile Géricault romantizmin öncüleri olarak kabul edilirler.
  • Neo-Klasik ressamlar Ingres ve Akademi tarafından üç kez reddedilen David’in talebeleri romantik akımın ilk ressamları oldular. David’in kendisi de ülkesinin ilk romantik kuşağında yer aldı: tablonun konusuna bağlı olarak, bazı tabloları Neo-Klasik, bazı tabloları Romantik tarzdadır.
Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan, romantik resmin doruk yapıtlarından biri olarak kabul edilen, Théodore Géricault’nun en ünlü tablosu Medusa’nın Salı. Tablo, bir Fransız gemisinin kayalara bindirerek batışı sonucunda bitkin düşmüş ve deliliğin sınırlarına varmış kazazedelerin ufukta bir yelkenli gördükleri duygusal anı yansıtmaktadır. Yapıtlarındaki piramit biçimli hareket, ters ışık uygulamaları, dehşet ve çılgınlık sahneleri, ayrıntıların gerçekçiliğine rağmen onu Romantizm’in temsilcilerinden biri yapmıştır. Medusa’nın Salı, yıkım, acı ve yoksunlukla biçimsizleşmiş vücutlar ve yüz ifadeleri, kalın ve yoğun boya tabakalarındaki yalın ve gerçekçi tekniği ile Goya’ya yaklaşır.

Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan, romantik resmin doruk yapıtlarından biri olarak kabul edilen, Théodore Géricault’nun en ünlü tablosu Medusa’nın Salı.
Tablo, bir Fransız gemisinin kayalara bindirerek batışı sonucunda bitkin düşmüş ve deliliğin sınırlarına varmış kazazedelerin ufukta bir yelkenli gördükleri duygusal anı yansıtmaktadır.
Yapıtlarındaki piramit biçimli hareket, ters ışık uygulamaları, dehşet ve çılgınlık sahneleri, ayrıntıların gerçekçiliğine rağmen onu Romantizm’in temsilcilerinden biri yapmıştır.
Medusa’nın Salı, yıkım, acı ve yoksunlukla biçimsizleşmiş vücutlar ve yüz ifadeleri, kalın ve yoğun boya tabakalarındaki yalın ve gerçekçi tekniği ile Goya’ya yaklaşır.

  • Restorasyon’la birlikte (Bourbon Restorasyonu 1814/1815-1830), romantizmin büyük dönemi gelişmeye başladı. Eskilerle yeniler, klasiklerle romantiklerin, Ingres gibi klasisizm yandaşları ile Delacroix gibi romantizm savunucularının birarada bulunduğu bir dönemdir bu. Bourbonların yönetimi tekrar ele geçirmeleri belli bir klasizmi yüreklendirmişse de, romantizmin yandaşlarının çoğalmasına engel olamamıştır.
Eugéne Delacroix’nın Avrupa’nın en önemli diplomatlarından, Fransız Dış İşleri Bakanı Talleyrand’ın evlilik dışı oğlu olduğu söylenir. Sakız Adası Kırımları adlı tablosunda 1822 yılında kılıçtan geçirilen Yunanlıların trajik öyküsünü dile getirir. Bu yapıt, yalnızca bir siyasal tavır alış değil, aynı zamanda gerçek bir romantizm bildirisi ve o yıl asiler arasında can veren Byron’a bir sungudur.

Eugéne Delacroix’nın Avrupa’nın en önemli diplomatlarından, Fransız Dış İşleri Bakanı Talleyrand’ın evlilik dışı oğlu olduğu söylenir.
Sakız Adası Kırımları adlı tablosunda 1822 yılında kılıçtan geçirilen Yunanlıların trajik öyküsünü dile getirir. Bu yapıt, yalnızca bir siyasal tavır alış değil, aynı zamanda gerçek bir romantizm bildirisi ve o yıl asiler arasında can veren Byron’a bir sungudur.

Halka Yol Gösteren Özgürlük, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.  1830 senesinde Kral  X. Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmıştır. Tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilmektedir.  Resimde, özgürlüğü simgeleyen bir kadın, bir elinde Fransız bayrağı, diğer elinde ise bir tüfek taşıyarak yürümekte, peşinden gelen devrimci insanlara barikatları aşmada öncülük etmektedir. Elbisesi yırtıktır, göğsü ve ayakları çıplaktır, başında özgürlük simgesi olan Frigya başlığı vardır. Bir yanında yoksulları temsil eden, her iki elinde de birer tabanca taşıyan bir çocuk, öbür yanında burjuvaları temsil eden, eli tüfekli, başında silindir şapka olan bir adam vardır. Çatışma içindeki bir şehirde, yerdeki yaralıların ve ölülerin arasından geçmektedirler. Bu tablo, modern resim sanatının ilk politik çalışması olarak kabul edilmektedir. Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Resimdeki eli tabancalı çocuk figüründe Victor Hugo’nun Sefiller romanındaki Gavroche karakterinden esinlenildiği düşünülmektedir. Silindir şapkalı adamın kim olduğu konusu tartışmalıdır. Bazıları ressamın kendisini çizmiş olduğunu söylemektedir, bazı iddialara göre ise bu figürü çizerken ressam tiyatro yönetmeni Etienne Arago’yu model almıştır. Delacroix, bu resmi 1830 yılının sonbaharında yapmıştır. İlk olarak Mayıs 1831’de sergilenmiştir. Eleşirmenler, resimde özgürlüğün kıllı, yarı-çıplak ve pis bir kadın olarak simgelenmesini eleştirmişlerdir. Fransız hükümeti tarafından 3000 frank ödenerek satın alınmıştır. Krala kendisini tahta getiren Temmuz Devrimi’ni ve devrimi yaratan halkı hatırlatacak bir eser olarak Lüksemburg Sarayı’nda sergilenmesi uygun görülmüştür. Ancak kışkırtıcı nitelikte bir politik mesaj taşımakta olan bu tablo, sadece birkaç ay Saray Müzesi’nde kalabilmiş, başlangıçta eseri çok seven Kral Louis Philippe, siyasi geleceğinden endişe etmeye başlayınca bu tablodan rahatsız olup onu sarayından atmak istemiştir. Ressamın tabloyu geri almasına ve teyzesine göndermesine izin verilmiştir. 1848 devrimi sonucunda Kral Louis Philippe devrilip III. Napolyon başkan seçildiğinde, Halka Yol Gösteren Özgürlük yeniden sergilenebilmiştir. 1848 ve 1855’te kısa süreli olarak sanat sergilerinde yer alan eser, 1874’ten itibaren Louvre’da sergilenmeye başlanmıştır. 1990lar’ın başında bu resim, Fransa’da 100 franklık paraların üzerine işlenmiştir. New York’taki Özgürlük Anıtı, Delacroix’in tablosundaki kadın örnek alınarak yapılmış, Fransa tarafından Amerika’ya hediye edilmiştir. Ancak, Amerikalı yetkililer kadının yarı-çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklik yaparak kadının açıkta kalan göğsünü kapatmışlardır.

Halka Yol Gösteren Özgürlük, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. 1830 senesinde Kral X. Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmıştır. Tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilmektedir.
Resimde, özgürlüğü simgeleyen bir kadın, bir elinde Fransız bayrağı, diğer elinde ise bir tüfek taşıyarak yürümekte, peşinden gelen devrimci insanlara barikatları aşmada öncülük etmektedir. Elbisesi yırtıktır, göğsü ve ayakları çıplaktır, başında özgürlük simgesi olan Frigya başlığı vardır. Bir yanında yoksulları temsil eden, her iki elinde de birer tabanca taşıyan bir çocuk, öbür yanında burjuvaları temsil eden, eli tüfekli, başında silindir şapka olan bir adam vardır. Çatışma içindeki bir şehirde, yerdeki yaralıların ve ölülerin arasından geçmektedirler. Bu tablo, modern resim sanatının ilk politik çalışması olarak kabul edilmektedir. Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.
Resimdeki eli tabancalı çocuk figüründe Victor Hugo’nun Sefiller romanındaki Gavroche karakterinden esinlenildiği düşünülmektedir. Silindir şapkalı adamın kim olduğu konusu tartışmalıdır. Bazıları ressamın kendisini çizmiş olduğunu söylemektedir, bazı iddialara göre ise bu figürü çizerken ressam tiyatro yönetmeni Etienne Arago’yu model almıştır.
Delacroix, bu resmi 1830 yılının sonbaharında yapmıştır. İlk olarak Mayıs 1831’de sergilenmiştir. Eleşirmenler, resimde özgürlüğün kıllı, yarı-çıplak ve pis bir kadın olarak simgelenmesini eleştirmişlerdir. Fransız hükümeti tarafından 3000 frank ödenerek satın alınmıştır. Krala kendisini tahta getiren Temmuz Devrimi’ni ve devrimi yaratan halkı hatırlatacak bir eser olarak Lüksemburg Sarayı’nda sergilenmesi uygun görülmüştür. Ancak kışkırtıcı nitelikte bir politik mesaj taşımakta olan bu tablo, sadece birkaç ay Saray Müzesi’nde kalabilmiş, başlangıçta eseri çok seven Kral Louis Philippe, siyasi geleceğinden endişe etmeye başlayınca bu tablodan rahatsız olup onu sarayından atmak istemiştir. Ressamın tabloyu geri almasına ve teyzesine göndermesine izin verilmiştir. 1848 devrimi sonucunda Kral Louis Philippe devrilip III. Napolyon başkan seçildiğinde, Halka Yol Gösteren Özgürlük yeniden sergilenebilmiştir. 1848 ve 1855’te kısa süreli olarak sanat sergilerinde yer alan eser, 1874’ten itibaren Louvre’da sergilenmeye başlanmıştır. 1990lar’ın başında bu resim, Fransa’da 100 franklık paraların üzerine işlenmiştir.
New York’taki Özgürlük Anıtı, Delacroix’in tablosundaki kadın örnek alınarak yapılmış, Fransa tarafından Amerika’ya hediye edilmiştir. Ancak, Amerikalı yetkililer kadının yarı-çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklik yaparak kadının açıkta kalan göğsünü kapatmışlardır.

Halkın yoksulluğuna, yönetici sınıfların adaletsizliğine ve zulmüne tanık olan Honoré Daumier, gerçekçi romantizmi ile yeteneklerini ezilenlerin hizmetine sunup öfkesini dile getirir. Mevcut iktidara karşı, adalet örgütüne karşı, keyfi baskılara karşı yaptığı siyasi karikatürleri, taş baskıları ya da resimleri bütün romantik kavramları kapsar. Özgür ifade tarzı, coşkun üslubu ve dinamizmi de romantiktir. Armut biçiminde, Gargantua adını verdiği, 1831 tarihli taş baskısında kralı, Louis Philippe’i çizdi. Bunun sonucu olarak altı ay hapse mahkum oldu. Mevcut iktidarı destekleyenlere, yani burjuvalara karşı tavır aldı.  Jürilerin sürekli düşmanlığı karşısında öcünü taş baskılarla aldı. Hapishaneden çıkınca parlamenterlerin bir dizi renkli pişmiş toprak büstlerini yaptı. Bu çalışmalar 1930’larda bronza döküldü.

Halkın yoksulluğuna, yönetici sınıfların adaletsizliğine ve zulmüne tanık olan Honoré Daumier, gerçekçi romantizmi ile yeteneklerini ezilenlerin hizmetine sunup öfkesini dile getirir. Mevcut iktidara karşı, adalet örgütüne karşı, keyfi baskılara karşı yaptığı siyasi karikatürleri, taş baskıları ya da resimleri bütün romantik kavramları kapsar. Özgür ifade tarzı, coşkun üslubu ve dinamizmi de romantiktir.
Armut biçiminde, Gargantua adını verdiği, 1831 tarihli taş baskısında kralı, Louis Philippe’i çizdi. Bunun sonucu olarak altı ay hapse mahkum oldu. Mevcut iktidarı destekleyenlere, yani burjuvalara karşı tavır aldı. Jürilerin sürekli düşmanlığı karşısında öcünü taş baskılarla aldı. Hapishaneden çıkınca parlamenterlerin bir dizi renkli pişmiş toprak büstlerini yaptı. Bu çalışmalar 1930’larda bronza döküldü.

 

Fransız – İspanyol Savaşı’na katılan Francisco Goya (1746-1828), toplumsal çalkantıların çözümleyicisi, savaşların iğrençliklerinin yansıtıcısı olarak yaptığı tablolardan biri olan Üç Mayıs adlı eserinde ve diğer eserlerinde aşırı kişiselleştirme, portrelerindeki dışavurumculuk, kösnül bakış açısı, düşsel koreografiye dönüşen toplumsal çözümleme, savaşın suçlanması ile Goya’nın yapıtları tümüyle romantizmden kaynaklanır. Resim tekniği bilinçaltına inmeyi amaçlar. Çizgiler giderek ortadan kalkar, yüzler buruşuk maskelere, karikatüre, ölüye dönüşür. Goya, düşsel dışavurumculuğun sanatçısıdır.

Fransız – İspanyol Savaşı’na katılan Francisco Goya (1746-1828), toplumsal çalkantıların çözümleyicisi, savaşların iğrençliklerinin yansıtıcısı olarak yaptığı tablolardan biri olan Üç Mayıs adlı eserinde ve diğer eserlerinde aşırı kişiselleştirme, portrelerindeki dışavurumculuk, kösnül bakış açısı, düşsel koreografiye dönüşen toplumsal çözümleme, savaşın suçlanması ile Goya’nın yapıtları tümüyle romantizmden kaynaklanır. Resim tekniği bilinçaltına inmeyi amaçlar. Çizgiler giderek ortadan kalkar, yüzler buruşuk maskelere, karikatüre, ölüye dönüşür. Goya, düşsel dışavurumculuğun sanatçısıdır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 4 | Romantizm 1

  • Romantizm için başlangıç ve bitiş tarihi saptamak olanaksızdır. Kimileri akımın 1800’de başlayıp, 1850 dolaylarında sona ermiş olduğunu öne sürerler ama akım, yaşamaya, onsuz düşünülemeyecek akımları beslemeye devam etmiş, 18.yüzyılda oluşmaya başlamış, ülkelere, sanat türlerine göre değişik tarzda ortaya çıkmış, 19.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Romantizm, Sembolizm ve Empresyonizm’e, Kübizm ve Soyut Sanat’a kapı açmıştır. Artık, kurallar yoktur, bundan böyle her şey mümkündür.
  • Romantizm, bir başkaldırı tohumu taşır, devrimle yakın ilişkisi vardır. Bireyin, var olana,  kurulu düzene, kutsala karşı hoşnutsuzluğu dile gelir.
  • 19.yüzyılın ilk yarısında Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi gerçekleşti. Otoriteye, geleneğe karşı özgürlük ve bireycilik, siyasette olduğu gibi sanatta da öne çıktı. Romantizm’de siyasal, dinsel, yazınsal özgürlük söz konusudur.
  • Bir süreden beri tartışılmakta olan düşünce ve kavramlar için Fransız Devrimi bir katalizör olmuştur.
  • Anayasaya kavuşan, bağımsızlıklarını veya milliyetlerinin tanınması hakkını elde eden uluslarla beraber ulus kavramı, devrimci ve romantik bir kavram oldu. 1820’de İspanya ve Napoli’de, 1821’de Yunanistan’da, 1830 yılında Polonya ve Fransa’da, 1830’larda İrlanda’da devrimci patlamalar oldu.
  • Milliyetçiliğin Romantizm ile çıkar ortaklığı vardır.
  • Çağa, devletin yetkilerini sınırlamayı savunan, felsefe, ekonomi ve siyasal düşüncede liberalizm hakimdir. Liberalizm, burjuvazinin dünya görüşü ve ideolojisidir. 1789 Devrimi, burjuvaziye iktidar yolunu açmıştır.
  • Romantik sanat, yeni iktidarın isteklerini ve gereksinimlerini yansıtır.
  • Fransa sınırlarının ötesine yayılan bir etkiye sahip, ünlü Napolyon Yasası’na göre, hiç kimse doğuştan ayrıcalıklara sahip değildir ve kanun önünde herkes eşittir.
  • Romantizm akımında eşzamanlı bir uluslararası hareket söz konusu değildir.
  • Bir tek romantizmden söz etmek, onu zaman ve mekanla sınırlamak mümkün değildir. Farklı ülkelerde farklı yankılar yaratmıştır.
  • Romantizm, homojen ve eşgüdümlü bir hareket değildir, birçok romantizm vardır.
  • Coşkuyu, yüreğin usa üstünlüğünü, sanatların kardeşliğini savunur.
  • Avrupa’ya egemen olan us tapıncından vazgeçildi.
  • Usdışı, düşçü, tanımlanamaz olan, melankolik ve nostaljik duygular uyandıran, şiirsel, bireyci, tutkuyu egemen kılan,
  • Goethe’ye göre: klasik=sağlıklı, romantik=hasta. Oysa, Goethe’nin Werther adlı romanı romantizmi besleyen kaynaklar arasında yer almıştı. Goethe ve Schiller doğmakta olan akıma ılımlı bir bakış açısını benimsediler.
  • Klasiklerin özdeksel, romantiklerin tinsel olduğuna dair bir başka tanımlama da yapılabilir.
  • Romantik dünya dişi bir dünyadır.
  • Romantik bakışta acı kaynağı olan kadın, onurlandırılmış, övülmüş, büyük saygı görmüştür.
  • Romantik ruhta zaman zaman zevk ile acı, güzellik ile dehşet birbirine karışarak Kara Romantizm denen, beden/ölüm/şeytan’da yoğunlaşma ortaya çıkmıştır. Kara Romantizmin tanrısı şeytandır. Dehşetin sınırlarına uzanan romantizmi ile Goya’nın bazı tabloları Kara Romantizm’e örnek verilebilir.
  • Özgürlük, kardeşlik ve devrim kavramları romantizmin mirasıdır.
  • Artık, esin kaynakları gündelik yaşamda aranacaktır.