Etiket arşivi: George W. Bush

Şiddet 17 | Cinsel Şiddet 2

  • Aziz Augustinus (354-430) ilk günah mitini geliştirmişti. Suç, hazzı Tanrı’da değil, yaratıklarda arayan akıldışı arzu demek olan, şehvet ile kirlenmiş cinsel eylemdi.
  • Bastırılan cinsellik, giderek şiddete dönüşüyor. Şiddet ve arzu, cezalandırma ve tatmin isteği iç içe geçerek vahşi bir karanlık oluşturuyor.
  • Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine temellenen Psikanalitik anlayışında esas olan çocukluk süreci, cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Bilinçdışı alan olan id; cinsel ve saldırgan dürtülerin, arzuların ve hazların kaynağı olarak kişinin karakter oluşumunda en önemli unsur olarak kabul edilir.
  • Cinsel duyguları bastırma, cinsel saplantının bir başka formudur.
  • Bedensel arzularını tatmin edemeyen ve kendi bedenine yabancılaşan insanın şiddete yöneldiği biliniyor. Tatminsizliğin yarattığı zihinsel gerilim, şiddet olarak dışa yansıyor.
  • Diğer güdüler gibi cinsel güdü de kontrol altına alınabilir. Aileden topluma kadar uzanan çevrenin eğitici, yönlendirici, ya da tersine, kışkırtıcı etkisi önemli rol oynar.
  • Kontrol altına alınamayan cinsellik ve saldırganlık güdüsü birbirini tetikler.
  • Kadın bedeni, işlenip karın doyuran toprakla özdeş tutulmuş, işlenip soyu devam ettiren bir tarla gibi algılanmıştır.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, cinselliğin çeşitli tarzlarının cinsel gereksinimin hazzından öte, bir kendine saygı sağlama aracı olarak kullanılması olgusuyla karşılaşılır.
  • 16. yüzyılın sonlarına kadar Kilise, Aristo’nun kuramını benimsemiş, erkek ceninin döllenmeden 40 gün, dişi ceninin 60 gün sonra bir ruh kazandığına inanmıştı. Bu süreler içinde kürtaj yapılabilirdi.  1588 yılında Papa’nın çocuk aldırmanın ceninin gelişmesinin her döneminde cinayet olacağı yönündeki açıklaması ile durum değişmişti.

(Bloğumuzda 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan Katolikler ve Kürtaj adlı yazıya da bakabilirsiniz.)

  • 1960’lı yıllarda piyasaya çıkan doğum kontrol hapı günümüzde de Papaların hışmına uğruyor.
  • Bugün bütün uygar toplumlar, cinsel ilişkiye zorlamanın suç olduğunda birleşiyor. Bunu yapan erkek tecavüz suçlusudur ve bu suçun cezası vardır. Katolik Kilisesi’nin anlayışına göre ise, hamile kalmada kadının onayı önemli değildir.
  • Köktenci Protestan kuruluşların baskısı ile 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan kürtaj yapan ya da bu konuda kadınları bilgilendiren sosyal hizmet kuruluşlarına bütün maddi destekleri kesmişti. En önemli destekçileri köktendinci çevrelerden olan George W. Bush da kürtaja karşı savaş açtı; tüm aile planlaması ve sağlık örgütlerine yapılan yardımları tamamen kesti; yoksul ülkeleri de ya kürtaj yardımlarını tamamen durdurma ya da ABD yardımlarından vazgeçmeye zorladı.
  • Katolik Kilisesi ile Protestan köktendinciler kürtaj konusunda ittifak içinde.
  • Eşcinseller, transseksüeller şiddetin konusu olmaktadır. 1960-1970’lerden başlayarak kadın ve erkek kategorilerinin baskıcı olduğuna; biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrıma dikkat çekilmeye başlanmıştır. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Evlilik de ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olarak görülmeye başlanmış; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğu yönünde yorumlar gelişmiştir.
  •  1960’lı yıllardan bu yana pek çok feminist sanatçı medya aracılığıyla inşa edilen cinsel rollere ve tarihsel erkek egemen sanata odaklanmıştır. Bu konuları canlandırmak için popüler kültürde sık sık yer alan kadının bir cinsel obje ve/veya “evinin tanrıçası” imajlarını kullanmışlardır. Bunu bazen sosyal beklentilere paralel giyinip makyaj yaparak bir Performans’ta sergilemişlerdir. Bazı sanatçılar kozmetik kullanımının şahsiyeti nasıl ortadan kaldırdığını vurgulayan işler yaparken, bir kısmı da kalıplaşmış cinsel rolleri makyaj ile vurgulamayı seçmiştir.
Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor. Bordeaux, Zanele Muholi, 2013. Fotoğraf: Media Diversified

Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor.
Bordeaux, Zanele Muholi, 2013.
Fotoğraf: Media Diversified

 

 

Çağdaş Sanata Varış 230|Çağdaş Dönem 6 11 Eylül

  • 11 Eylül 2001’de ABD’ye saldırılar gerçekleştirildiğinde ABD başkanı George W. Bush idi.
  • ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından ilk olarak Afganistan’a sonra Irak’a yönelik askeri harekat gerçekleştirdi. Bu harekatları, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yaptığı genel kabul gördü.
  • Soğuk Savaş politikasının esas stratejisi olan caydırma ve korunma ilkeleri terk edildi. Bunlar yerine George W. Bush yönetimi, İç Güvenlik Bakanlığı oluşturdu, teröristlere karşı mücadele etmek için Vatanseverlik Yasası çıkardı; düşmanla doğrudan savaşmayı öngören doktrinini açıkladı ve Irak’a saldırıp Saddam Hüseyin rejimini yıktı.
  • Baudrillard’a göre, milyonlara TV kanalları aracılığıyla izletilen Saddam heykelinin yıkılışının otantik olmadığı; heykeli yerde sürükleyen kişilerin çoğunun foto muhabiri olduğu ortaya çıkmıştı. O nedenle gerçek artık hayatımızdan çıkmıştı. “Gerçeğin öldüğü” daha önce de ilan edilmişti. Baudrillard’a göre ölen taklit, mimesis idi. Mimesis, hem bilimin hem de sanatın özüydü. Batı kültürünü ve metafiziğini bu yöntem oluşturmuştu. 20. yüzyıl sonunda ise insanlar nesneleri de, sanatı da doğaya değil, bizzat kendileri tarafından üretilmiş nesnelere bakarak üretiyordu. Baudrillard buna simulacrum (Yun. taklit) diyordu.
11 Eylül 2001'de, Amerika'ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City'de Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi. Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

11 Eylül 2001′de, Amerika’ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City’de Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi.
Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

  • 11 Eylül saldırısı sanatın bir kez daha mistisizmle buluşmasına yol açtı. Bunun en önemli nedenlerinden biri korkunun öne çıkması, güven duygusunun yok olmasıydı. ABD’yi, özellikle New York’u saran Retro (geriye dönüş) akımının altında sığınma duygusunun yer aldığı düşünülüyor. Retro’nun, Modernizm’in attıklarını baş tacı etmesiyle 11 Eylül, Modernizm’in gerçek sonu olarak da adlandırılıyor.
  • New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin El-Kaide’nin hava saldırısı sonucu yıkılması, üç binden fazla kişinin ölümüne yol açması bir kent-kıyımı (urbicide) biçimidir; sivillerin katli olduğu kadar kent yaşamının ve gündeliğin güven veren rutininin de yıkımı olmuştur.
  • 11 Eylül’den beri Amerikalılar terörden, İslam’dan, Müslümanlardan korkuyor. Son zamanlarda İŞİD ve mülteci dalgası da bu korkuyu artıran faktörler oldu.
  • Korkunun sistemli bir süreç haline dönüşmesi, 1960 sonrasına güvensizlik çağı adının verilmiş olmasından sonra, bu döneme de risk toplumları adının yakıştırılmasına neden oldu. Sanayi üretimi mekanizmalarının oluşturduğu kirlilik ile çevre koşullarında ortaya çıkan yıkım ve küresel ısınma da güvensizlik ortamının artmasına katkıda bulunuyor. Önce mekanın yitimini yaşayan dünya, sonra da gerçeğin yitimini yaşıyor ve mistik-metafizik arayışlar ve Gerçeküstücülük artıyor, deniyor.
  • Slavoj Žižek 2002 yılında yayınlanan kitabında 11 Eylül’ün ardından köktencilik ile demokrasi arasında sahte bir seçim sunulduğunu; bu seçimle, demokrasinin emperyalizmin gerekçesi haline sokulduğunu; böylece, küresel kapitalizmin köktenciliğinin örtüldüğünü öne sürer.
  • Susan Sontag’a göre, Batı, giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladı. Aklın ölümü, entelektüelin ölümü, ciddi edebiyatın ölümü gibi gerçekliğin ölümünü bildiren haberler, birçok insan tarafından da üzerinde fazla kafa yormadan kabullenilmekte.
  • Sanal gerçeklik için her gün yeni yolların geliştirilmesi ile, sanal gerçekliğin fiziksel ortamların yerini almasının getireceği sorunlar da tartışma konuları arasına girmiş oldu.
  • Francis Fukuyama’ya göre, Afganistan’da ve Irak’ta işler ABD’nin istediği gibi gitmedi. ABD’de iktidarda olan Neo-con’lar (Yeni Muhafazakarlar), önleyici savaş doktrinini dış politikanın mihenk taşı haline getirerek yanlış yapmış oldular. Diğer ülkelerin çıkarlarına ve görüşlerine, uluslararası normlara ve kurumlara saygılı olmayan bir dış politika izlediler; büyük ölçekli sosyal mühendisliğin zorluklarının farkına varamadılar.
  • Slavoj Žižek 2003 yılında bir Donald Rumsfeld analizi yapmış, Rumsfeld’in Irak’ta yapılan işkenceleri bildiğini bilmemesi,  Lacan’ın söylediği kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir ve Žižek’in değerlendirmesine göre bu tam anlamıyla Freudçu bilinçdışıdır.