Etiket arşivi: geometri

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Kütüphane Geleneği 4| İskenderiye Kütüphanesi 2

  • Bilginin yayılmasını kontrol altında tutma girişimi Ptolemaios Hanedanı’na ait bir kavramdır. Bilgiyi toplaması, kodlaması, sistematik hale getirmesi, bilgiyi kontrol altına alması ile İskenderiye Kütüphanesi Batı geleneğinin metin merkezli kültürünün merkezi olarak kabul edilir.
  • Kütüphanede, Eski Mısır ve Yunan metinleri, Budist metinleri, Eski İran dinlerine ait yazmalar bulunduğu düşünülür.
  • Demetrios’tan sonraki kütüphane müdürlerinden biri olan Callimachos MÖ 245’ten itibaren kitapların bir listesini çıkardı. Bu listeye göre kütüphanede 120.000 rulo mevcuttu. Callimachus, bu listeyi yaparken, bilim dallarını sınıflandırmıştı, her daldaki önemli yazarlar hakkında da bilgi veriyordu.
  • MÖ 235 yılında rafların düzeni hakkında bir çizelge hazırlandı. Bu çizelgeyi hazırlayan kütüphane müdürü Eratosthenes bir matematikçiydi. Böylece kataloglama işlemleri başladı. (Alfabetik dizin fikri çok daha sonraları, Bağdatlı olduğu varsayılan İbn-ül Nedim (öl. 996) tarafından ilk kez ortaya çıkacaktı.) Kataloglama, Aristo’nun bilimleri sınıflandırma ilkesine göre gerçekleştirilmişti. Eratosthenes, dünyanın çevresini %1’lik bir hata payıyla saptamış; tüm denizlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemiş; Afrika’nın çevresinde dolaşılabileceğini ve İspanya’dan yola çıkılıp hep Batı’ya doğru gidilirse Hindistan’a varılabileceğini ileri sürmüş; Mısır ve Mezopotamya’da yapılmış olan gözlemlerden yola çıkarak bir yılı 365+1/4 gün olarak hesaplamış ve ilk kez takvime dört yılda bir bir artık gün eklemeyi önermiş bir bilgindi. Eratosthenes, 44 takımyıldızın bir kataloğunu hazırlamış, her takımyıldızın gerisindeki mitolojik öykü de verilmişti.
  • Kütüphanedeki sınıflandırmada matematik, astronomi, gökyüzü haritaları, geometri, uygulamalı mekanik, tıp ve filoloji (edebiyat ve retorik) dalları vardı.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nde oluşturulan listeler ve mutlaka okunması gereken kitaplar listeleri ile müfredat-kanon ortaya çıkmıştır. Bu listeler ve bir müfredat oluşturma düşüncesi, kesintilerle de olsa, yüzyıllar boyu, hem Orta Doğu’nun hem Batı’nın kültür ve eğitim yaşamını belirlemiştir.
  • Kütüphane çalışanları arasında sayıca en kalabalık olanlar tercümanlardı.
  • İskenderiye, bilinen dünyanın her yerinden alimlerin öğretmek, öğrenmek, tartışmak ve eski dünyanın en muhteşem kütüphanesini yaratmak için toplandıkları yer oldu. Şehirde, bilimsel, felsefi ve edebi meselelerin tartışıldığı ve kralın da sık sık katıldığı akşam yemekleri ile sempozyumlar yapılırdı. İskenderiye Kütüphanesi’nin tartışmaların yapıldığı, oturma yerleri olan adına  exedra denen bir bölümü vardı.
  • I. Ptolemiaos, Serapis mezhebinin de kurucusudur.
  • İskenderiye’deki tıp eğitimi, Yunan çıraklık modelini ve MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında Miletos’ta başlayan objektif yöntemle yapılmış bilimsel çalışmaları takip ediyordu. Kralların hapisten çıkarttığı suçluların canlı bedenleri üzerinde anatomik araştırmalar yapılmış, kan damarları sisteminin haritası çıkartılmıştı. İskenderiye kökenli tıp ekolü deneycilik olarak bilinirdi. MÖ 3.-2. yüzyıllarda ünlü doktorların çoğu İskenderiye’de yaşıyordu. Bu dönemdeki tıptan genellikle İskenderiye tıbbı diye söz edilir.
  • MÖ 2. yüzyılın son yarısında, Romalılar ünlü İskenderiye şehrine ilgi duymaya başladılar.
İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi. Fotoğraf:www.acikbilim.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi.
Fotoğraf:www.acikbilim.com

  • Aristo külliyatı hakkında Strabon’un söylediğine göre, Aristo ve Theophrastos’un eserleri, Theophrastos tarafından Skepsisli (Çanakkale, Bayramiç, Kurşunlu Köyü) Neleos’a miras olarak bırakılmış. Neleos bunları MÖ 285 yılında Atina’dan Skepsis’teki evine götürmüştü. Neleos’un akrabalarının, MÖ 238-198 yılları arasında Pergamon Kütüphanesi’ne kraliyet yetkisiyle kitaplara el koyan ajanlardan korumak amacıyla, külliyatı gömdükleri; ailenin bir yüzyıl sonra bunları Atinalı kitap koleksiyoncusuna sattığı; Roma Atina’yı fethedince kitapların Roma’ya götürüldüğü ve MÖ 70 civarında düzenlendiği; kopyalarının MÖ 70-45 arasında Roma’dan İskenderiye’ye yollandığı VEYA İskender’in hocasının eserlerinin kopyasını aldığı, İskenderiye kurulduktan sonra oraya gönderildiği düşünülüyor. Aristo külliyatının İskenderiye Kütüphanesi’ne hangi yolla vardığı tartışmalı ama, İskenderiye Kütüphanesi koleksiyonunun özünü Aristo’nun eserlerinin oluşturduğu fikri genel kabul görüyor.
  • Helenistik Dönem’in en büyük kütüphanelerinden biri de Pergamon idi. Burada 200.000 rulo yazma bulunduğu; Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında Pergamon Kütüphanesi’ndeki 200.000 rulonun da olduğu, Antonius’un böylelikle ilk Roma savaşında yitirilenleri telafi etmek istediği söylenir.
  • Ptolemaios’lar döneminde İskenderiye’de toplanan, kopyalanan tüm kitaplar Livius’a göre 400.000 adet, bazı kaynaklara göre 700.000 veya 900.000 tomar idi.
  • Bu tomarların 70.000 başlığı kapsadığı, MÖ 1. yüzyılda bu sayının 100.000’e ulaştığı öne sürülür.
  • III. Ptolemaios Euergetes’in (MÖ 246-221) İskenderiye Limanı’na gelen tüm gemilerde kitap araması yapılması için emir verdiği tahmin ediliyor.  Bulunan kitaplar kopyalanıyor, kopyalar sahiplerine verilip, orjinaller Gemilerden başlığı altında kütüphaneye yerleştiriliyordu, diye düşünülüyor. Aynı kral, dünyadaki tüm hükümdarlara mektup yazıp, birer kopyasını çıkartmak için kitaplarını ödünç istemiştir. Atina’dan Aiskhylos, Sophokles ve Euripides’in resmi kopyalarını depozito ödeyerek ödünç almış, kopyaları geri vererek depozitoyu yakmıştı. Galenos, Pergamon ve İskenderiye arasında eski kitaplar için yapılan açık artırmalardan bahseder.
  • Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182), Pergamon Kütüphanesi’nin eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp, İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsün dışarıya satışını durdurmuştu.
  • Eserlere konan etiketler, kopyaların nereden ve nasıl elde edildiğini ve bir önceki sahibinin kim olduğunun bilgisini taşırdı.
  • Ptolemaios Philadelphos, yabancı kitapları, yöresel eserleri Yunanca’yı kusursuz konuşan, iki dilli bilginlere tercüme ettirdi. Yunan ve Latin edebiyatından eserler çok olmakla birlikte, başka bir dile çevrilmiş çok az sayıda eser vardı; diğer dillerden yapılan çeviriler daha da azdı.
  • Ana kütüphaneden çok daha uzun ömürlü olan Serapeion, İskenderiye’deki ikinci kütüphane bölgesi olmuş, harici veya kardeş kütüphane olarak anılmıştır. Bunlardan başka İskenderiye’de küçük pek çok kütüphane de oluşmuştu. 1940’lı yıllarda yapılan kazılar Serapeion’un III. Ptolemaios Euergetes’in eseri olduğunu gösterdi.
  • Kaynaklarda, kitapların araştırma yapmak isteyen herkese açık olduğu ve buna aykırı olarak, Ptolemaioslar’ın kütüphanelerine girişi kraliyet çalışanı olan az sayıdaki görevli ile sınırlı tuttuğu da öne sürülüyor. Bir başka kaynak ise, İskenderiye, Pergamon ve Ephesos’taki rakiplerinin aksine, matematik, tıp, edebiyat, şiir, fizik ve felsefe ile uğraşmak isteyen okumuş Yunanlara kapılarını açık tuttu, der.
  • İlk kütüphanecilerin bazıları, kraliyet ailelerinin çocuklarına öğretmenlik yapıyordu. Çoğu, saygın edebiyat uzmanlarıydı.
  • MÖ 1. yüzyılda Stoacı filozof Genç Seneca, büyük kütüphanelerin hepsini kınarken, Livius bunların çok önemli bir başarı olduğunu söylemişti.