Etiket arşivi: gelenek

Sözlü Gelenek

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2013.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2013.

  • Geleneksel topluluklar, yaşamlarında yer edinen gelenekler ve onları etkileyen olaylar hakkında sözlü anlatılar yaratırlar.
  • Topluluğun kolektif hafızasında yer bulamayan ya da az yer bulan gelenekler, toplumun sözel hafızasında da yeterince yer bulamaz.
  • Dinsel yasakların ve modernleşmenin geleneğin sözel hafızadaki yerini zayıflattığı bilinmektedir.
  • Arkaik geleneklerin yeni inançlar ve dinler içerisinde kendine meşru bir yer edinme çabası, geleneklerin direnme stratejisidir.
  • Televizyon da topluluk içindeki iletişime yaptığı olumsuz etki ile sözlü geleneklerin aktarımını sınırlayan önemli bir diğer faktördür.

 

Yararlanılan Kaynak

Kaybolan İzler, Mümtaz Fırat, YKY, 2017.

 

 

Şiddet 13 | Ritüellerdeki Şiddet 5 |Günah Keçisi

  • Şiddetin kutsallaştırılmasında, kötülük, kirlilik ve lanetin, hayvan, insan gibi canlı varlıklara aktarılması yönteminde hem psikolojik hem de fiziksel şiddetin dini bağlamda kullanılması söz konusudur. Şiddetin psikolojik boyutu, günah keçisi kavramında karşılığını bulmaktadır. Seslenilen tanrı erkek ise boğa, dişi ise koyun günah keçisi olarak seçilirdi. İnsanın da günah keçisi rolünü üstlendiği olurdu.
  • Sunağın önünde merhamet dileyene kadar kişinin dövülmesi fiziksel ve psikolojik şiddetin aynı anda kullanımına örnek gösterilebilir.
  • Kötülüklerin bir günah keçisi aracılığıyla kovulması çok yaygın bir uygulamaydı.
  • Günah keçisi olarak kutsal bir insan ya da hayvan kullanılırdı. Onlar vasıtasıyla kötülükler ve günahlar yılda bir kez toptan kovulurdu.
Toxic Mary, Banksy, 2003. Global Karaköy 2016 sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Toxic Mary, Banksy, 2003.
Global Karaköy 2016 sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Batı Himalaya halkları bir köpeği içki ile sarhoş eder, sonra taş ve sopalarla öldürürlerdi. Bunu yapınca uğursuzluğun yıl boyu köylerine uğramayacağına inanırlardı.
  • Fal bakmak için insan kurban etme Doğu Kafkasya’da yapılırdı. Mızrakla kalbi delinen kişinin yere düşüş şeklinin, ülkenin refahı hakkında bilgi verdiğine inanılırdı. Bu törenin, halkın günahlarını ve şanssızlıklarını alıp götürmesi için öldürülen bir insan-tanrı olabileceği de düşünülüyor. Çünkü bu kişi gömülürken halk da arınma için orada bulunurdu.
Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015. Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015.
Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Doğu Hindistan halk törelerinde ölüm, kutsal bitki ruhunun bir temsilcisi olduğu kadar bir günah keçisidir. Hep ilkbaharda kovulur. Ölüyü dışarı sürme töreni geçen yılın birikmiş kötülüklerini kovmayla ilgilidir.
  • Nepal’de rahipler renkli ipliklerle cemaat arasında gezer; kişiler iplikleri ellerinden, boyunlarının arkasından geçirir. Böylece hem cemaat birbirine bağlanmış olur hem de ip avuçta yuvarlanıp dertler bu iplere aktarılır. Rahiplerin topladığı iplerle dertler uzaklaşmış olur.
    Nepal’i 1951 yılına kadar 104 yıl yönetmiş olan Rana Hanedanı tanrılara insan kurban etme geleneğine son vermiş.
  • Zamanla insan kurban etme uygulamasında ölüm cezası almış suçlular kullanılmaya başlandı.
  • Atinalılar düzenli olarak kamu hesabına aşağı sınıftan kişiler beslerlerdi. Kentte veba, kuraklık, kıtlık gibi bir felaket yaşandığında günah keçisi olarak bunlardan yararlanırlardı. Bunlar kent dışına sürülür, taşlanarak öldürülürlerdi. Ayrıca her yıl mayıs ayında iki kurban Atina dışına çıkartılır, taşlanarak öldürülürdü.
  • MÖ 6. yüzyılda Küçük Asya’da Yunanlar, bir kamu felaketi yaşandığında, çirkin bir kişiyi yakıp, küllerini denize saçarlardı.

 

Çağdaş Sanata Varış 212| Postmodernizm ve Din 1

  • Modernizm, din düşüncesine, dinselliğe karşıydı. Arkasında Rönesans’tan, Protestanlık kültüründen gelen bir birikim vardı. Modernizm, insanın en geleneksel kurumu olan dine, yani geleneğe karşıydı; sekülerleşmenin son aşamasıydı. Modernizm’in seküler hümanizması, hayatın bir Tanrı’ya değil, insanın kendine ait olduğu varsayımından yola çıkmıştır. Teolojik olanın yerine logos, akılcı söylemler geçmiştir.
  • Sekülerleşme sürecinde her şey, insani boyutlara indirgendi. Lyotard modern söylemi, ben’in Tanrı tarafından ele geçirilmesini artık tanımak istemeyen; ben’in kendisi dahil, bütün verileri hükmü altına almak için güç sarf etmesini öngören bir sistem olarak tarif etmiştir.
  • Tepkisellik, yıkıcılık, sertlik ve yenilik anlayışı, akıl ve bilinç Modernizm’in temel kaynaklarıydı. Metafizik, Modernizm’in kendisine özgü bir yaklaşımla değerlendirdiği kavramlardandı.
  • İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra öne çıkan Amerikan sanatı dinsellikle bağ kuruyordu. Le Corbusier de, meslek hayatını bir şapel yaparak noktalamıştı.

Rothko Chapel, 1971, Houston, Teksas, ABD. Mark Rothko’nun (1903-1970) yapıtları, dinsel bir mana üretsinler diye yapılmıştı, mistik resimlerdi bunlar. Sonunda Rothko’nun kendisine ait olan bir kiliseye, Rothko Chapel’a yerleştirildiler. Fotoğraf: arthoth.blogspot.com ve mysims3blog.blogspot.com

Rothko Chapel, 1971, Houston, Teksas, ABD.
Mark Rothko’nun (1903-1970) yapıtları, dinsel bir mana üretsinler diye yapılmıştı, mistik resimlerdi bunlar. Sonunda Rothko’nun kendisine ait olan bir kiliseye, Rothko Chapel’a yerleştirildiler.
Fotoğraf: arthoth.blogspot.com ve mysims3blog.blogspot.com

  • Pop Sanat, gündelik hayatın nesnelerini sanata dahil ederek o mistik-metafizik bağı kopardı. Sanatın gerçek sekülerizmi Pop Sanat ile başlatılır.
  • 1960 ve 1970’lerde ortaya çıkan performans ve yerleştirme işleri aynı mistik-metafizik yaklaşımı bir bilgi nesnesi olarak temellendirmeyi öngördü. Bazı performanslar bedenin gündelik ve metafizik kullanımının ötesinde doğrudan Yahudi-Hıristiyan kültürünün muhakemesini ve mistik kapasitesini kullanıyordu.
  • Postmodernizm, geleneği içeren, öznelliği öne çıkaran anlayışı ile, hem mistisizmi hem de dinselliği sanata davet etti.
  • Üçüncü binyıla yaklaşırken dünya çapında çok mezhepli bir dinsel canlanma yaşanmaya başladı. Bu da aslında anlaşılabilir bir şeydi: Değişikliklerle çevrelendiklerinde insanların inanç gereksinimlerinin artar ve yaşamın anlamını açıklayamayan bilim ve teknolojinin yanına edebiyat, sanat ve tinsellik eklenerek bu ihtiyaç karşılanmaya çalışılır. Bu yönelim örgütlenmiş dine katılmak veya örgütlenmiş dine hayır, tinselliğe evet demek şeklinde olabilir.
  • Postmodern dönemde dinsel canlanma, örgütlü din kolektifinden inancın da bireyselliğine doğru bir geçişi yansıtıyor.
  • Britanyalı Çek filozof ve sosyal antropolog Ernest Gellner (1925-1995), dini inanç konusunda üç ideolojik seçenekten bahseder:

**Geleneksel içtenlikli ve sağlam inanç,
**Biricik doğruyu tümüyle yadsıyan ve doğruluğu, söz konusu toplum ya da kültüre göreliliği bağlamında ele alan görecelik,
**Biricik bir doğruluk olduğuna inanç.

  • Tekil bir doğruluğun varlığına ve bu doğruluğa vakıf olduğuna inanan köktendincilik; tek bir doğruluğun varlığını baştan yadsıyan, her tikel görüş açısını kendince doğru gören görecelik ve doğruluğun tekliğine olan inanç ama buna kesinlikle ulaşabileceğimize hiçbir zaman inanmayan Aydınlanma ussalcılığı.
  • Köktencilik çoğulculuğu, farklılığı ve demokrasiyi dışlar. Köktendincilik için tek hakikat vardır ve bunu sadece kendileri bilir.  Haklı ve doğru Ben ile yanılgı ve ihanet içindeki Öteki’yi yaratır.
  • İkinci seçenek olan görecelik, Postmodernizm’de ifadesini bulur.
  • Postmodernizm, antropoloji, yazın araştırmaları ve felsefeyi önceleri olduğundan daha çok birbirine yakınlaştırır. Her şeyin temel malzemesinin anlam olduğu anlayışı; anlamların kodlarının çözülmesi ya da Yapısöküm’e uğratılması gerektiği; nesnel gerçeklik fikrine kuşkuyla bakılması…Her anlam, öylesine Yapısöküm’e uğratılmalıdır ki, kendi karşıtını getirsin, içinde taşıdığı çelişkilerin altını çizsin. Postmodernizm, tek, kapsayıcı, nesnel, dışsal doğruluk tasarımını kabul etmez. Doğruluk, kaygan bir şeydir; çok biçimli, içedönük, özneldir. Dünya, nesnelerden değil, anlamlardan oluşan bir bütündür. Bir şeyin ne olduğu, ona yüklediğimiz anlamdır.