Etiket arşivi: Franz Kafka

Gabriel Garcia Marquez

GABRIEL GARCIA MARQUEZ
(1927-2014)

  • Kolombiyalı.
  • İspanyolca konuşulan dünyada Gabo diye anılan,
  • Kendisini “Mercedes’in kocası” olarak tanıtan,
    (Karısına ilk kez evlenme teklif ettiğinde kendisi 18, Mercedes 13 yaşında.)
  • Cervantes’ten sonra dünyada en çok dile çevrilen yazar.
  • Her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okuma alışkanlığı olan,
  • Romanlarını yayımlandıktan sonra bir daha okumayan,
  • Ağır sigara tiryakisi,
  • Eserlerinde hayali Macondo ülkesini anlatan yazar. Macondo, Bantu dilinde muz demek. Muz, Latin Amerika sömürüsünün simgesi olan bir ürün.
Fotoğraf: Alinteri.org

Fotoğraf: Alinteri.org

  • Gabriel Garcia Marquez, daima görsel bir imgenin romanlarının çıkış noktası olduğunu söyler. Hafızamızın ve beklentilerimizin seçtiği fotografik imgeleri seçebilen; ölü ve gereksiz olan her şeyi eleyen ve bunu edebi bir dille aktarabilen kişiyi yazar olarak tanımlar.
  • Ruhsal durumlardan, düşüncelerden, duygulardan, iç hesaplaşmalardan uzun uzun bahsetmez; olayları yalın bir biçimde anlatır. Söyleyeceğini satır aralarında söyleyerek, iç dünyayı okuyucunun sezgisine bırakır.
  • Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini okuduktan sonra, içinde yazmak için büyük bir istek uyandığını, ilk öykülerini o sıralarda, 1946’da yazdığını; Kral Oidipus adlı yapıtın ve Ernest Hemingway ile William Faulkner’ın da kendisini etkilediğini belirtir.
  • Yanlarında büyüdüğü liberal görüşlü emekli bir subay olan ve ona savaşı, ölümü, siyasi olay ve çatışmaları anlatan dedesi ile ona masallar, yerli mitolojisinden hikayeler anlatan anneannesinin öykülerinin kitaplarının özünü oluşturduğu söyler.
  • Marquez, yazdıkları içinde en çok, en kendiliğinden, en içten bulduğu 1950’de yazdığı, önce reddedilip ancak 1955 yılında basılabilen, ilk romanı Yaprak Fırtınası’nı beğendiğini söyler.
  • 1965 yılına kadar basılan eserleri hiç satmıyor. O yıl, 18 ay, günde 8 saat bir odaya kapanıp, dedesi ile anneannesinin çocukluğunda ona anlattıklarından esinlenen Yüzyıllık Yalnızlık adlı eserini yazıyor. İnanılmaz olanları gerçekmiş gibi gösterme hünerini çok etkileyici biçimde ortaya koyduğu kitap, basıldığı 1967 yılında ilk hafta 8000 adet, sonraki 3 yılda 500.000 adet satıyor. Marquez, dünyanın en çok tanınan ve okunan yazarlarından biri oluyor. Yüzyıllık Yalnızlık için, İspanyolca’nın Don Kişot’tan sonra yazılmış en bilinen kitabı deniyor. Kitap, günümüze kadar 60 milyona yakın sattı.
  • Yüzyıllık Yalnızlık’ta şiirsel dil, alegori, doğaüstü iç içe. Bireyleri, klasik roman dünyasının bireyleri değil. Romanın öznesi tarih. Düşle gerçekliği, gerçekçilikle fantastiği iç içe anlatıyor. Eserin dünyasında zamanın ampirik zaman kavramıyla ilgisi yok; isterse geri dönüyor, isterse yavaş, isterse hızlı akıyor. Tarihi düşlerle iç içe geçirerek, dönüştürerek, döngüsel hale getirerek anlatıyor. Aynı mitlerin zamanı gibi, geri dönüşlerden, tekrarlardan oluşuyor. Doğa ile insan arasındaki denge durmadan bozulup yeniden kuruluyor.
  • Fantastik ögelerle kurulan metinlerinde okur yabancılaşmaz, anlatıya katılır. İrkiltici ögeler, okuyucuda bir korku, kaygı yaratmaz, yadırgatıcı olmaz.
  • Büyülü Gerçekçilik’in yaratıcısı olarak bilinse de Rulfo ve Borges’in açtığı yolda yürüyor ve bu anlatımın bilinirliğini artırıyor.
  • 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülüyor.
  • Kolera Günlerinde Aşk (1986), ailenin muhalefetine rağmen büyük bir aşk yaşayan anne-babasının hikayesini anlatıyor. Bu romanı yazarken bilgisayar kullanmaya başlayan yazar; o zamana dek bir romanı yedi yılda bitirirken, bilgisayar kullanmaya başladıktan sonra sürenin üç yıla düştüğünü ve bilgisayarda yazmanın daktiloda yazmaktan daha az yorucu olduğunu Newsweek röportajında belirtmişti.
  • Benim Hüzünlü Orospularım (2005) adlı eseri, 2005 yılında İspanyolca konuşulan dünyada bir milyon adet basıldı ve daha yayımlanmadan korsan baskıları çıktı.
  • Fidel Castro’nun (1926-2016) yakın arkadaşı olan Marquez’in, her röportaj için talep ettiği 50 bin doları Küba’ya gönderdiği söylenirdi. Ama Castro’nun Susan Sontag’ın kitaplarını yasaklamasına karşı çıkmış, Kuba’daki ölüm cezasına karşı çıkarak sayısız insanın Kuba hapishanelerinden çıkıp ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. Castro’nun ona Havana’nın en ayrıcalıklı mahallesi Savoney’de devasa bahçeli bir villa hediye ettiği söylenirdi.
  • Kendisi de gazeteci olan Marquez, genç gazetecilerin eğitimine son anına kadar destek oldu.
  • 1980’li yıllarda Kolombiya devletine karşı yıllardan beri silahlı mücadele veren FARC gerillalarıyla haşır neşir olmakla suçlandı. Bu yüzden ülkesinden sürgün oldu, Meksika’ya yerleşti.
  • Kolombiya hükümeti ile FARC gerillaları arasında; Washington-Bogota-Kuba arasında arabuluculuk yapmış; El Salvador ve Nikaragua’daki iç savaşların önlenmesi için çaba göstermişti.
  • ABD’ye giriş yasağı Başkan Bill Clinton (1993-2001) tarafından kaldırılmış; Clinton, Yüzyıllık Yalnızlık’ın en sevdiği eser olduğunu söylemişti.
  • Lenf kanserinden öldüğü gün, kendisini sürgüne göndermiş olan Kolombiya devletinin Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos onu, “Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı” olarak nitelendirdi.
  • Gabriel Garcia Marquez’in külleri, doğduğu ülke olan Kolombiya ile 30 yıla yakın yaşadığı ve öldüğü ülke olan Meksika arasında bölüştürüldü.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kafka’nın Dönüşüm’ü Bende Yazma İsteği Uyandırdı, Rita Guibert, Cumhuriyet Kitap Sayı 803.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Aslolan Hatırlanandır, A. Ömer Türkeş, Milliyet Sanat.
  • Marquez ve Romanda Yenilik, Murat Belge, 1981 ve www.aymavisi.org.
  • Gabo Bugünlerde Ne Yapıyor?, Pınar Savaş, Milliyet Sanat.
  • http://www.haberturk.com/yazarlar/muhsin-kizilkaya-2291/1246131-gabonun-kulleri

 

 

Çağdaş Sanata Varış 265|Heykeller ve Nesneler 4

Olağanüstü farklı araçlar  kullanan sanatçılar var. Hong Kong’lu bir kavramsal sanatçı olan Movano Chen (1975-), 2004 yılından beri galerilerin, ziyaretçilerin ve halkın yardımıyla dünyanın birçok yerinden farklı dergiler toplayıp, onların öğütülmüş hallerini örerek “dergi kıyafetler”  (KNITerature) yaratmış. Yöntemini, tüketim nesnelerinin yeni ifade biçimlerine dönüşümü olarak görüyor. Örgünün bir yeniden inşa yöntemi olduğunu, ayrıca alternatif bir ‘okuma’ aracı sunarak basılı medyanın ortak mesajını yıkmayı ve dergilerin orijinal dilini sorgulamayı amaçladığını belirtiyor. Movano Chen’in bu seriden eserleri Contemporary İstanbul 2015’te sergilenmişti. Fotoğraf:www.macaronmagazine.com

Olağanüstü farklı araçlar kullanan sanatçılar var. Hong Kong’lu bir kavramsal sanatçı olan Movano Chen (1975-), 2004 yılından beri galerilerin, ziyaretçilerin ve halkın yardımıyla dünyanın birçok yerinden farklı dergiler toplayıp, onların öğütülmüş hallerini örerek “dergi kıyafetler” (KNITerature) yaratmış. Yöntemini, tüketim nesnelerinin yeni ifade biçimlerine dönüşümü olarak görüyor. Örgünün bir yeniden inşa yöntemi olduğunu, ayrıca alternatif bir ‘okuma’ aracı sunarak basılı medyanın ortak mesajını yıkmayı ve dergilerin orijinal dilini sorgulamayı amaçladığını belirtiyor. Movano Chen’in bu seriden eserleri Contemporary İstanbul 2015’te sergilenmişti.
Fotoğraf:www.macaronmagazine.com

East Venus No 2, Lou Xu. 1956 doğumlu Çinli sanatçı, 1989 yılında tek tema üzerinde çalışma kararı aldı ve ilk seçimi kadın bacakları oldu. Gövdenin diğer bölümlerini göstermeyen, üst kısımları tombul, bilekte neredeyse sıfırlanacak kadar incelen bacakları yapmaya 2005 yılına kadar devam etti. 2005 yılında yeni teması yaprak oldu. Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

East Venus No 2, Lou Xu.
1956 doğumlu Çinli sanatçı, 1989 yılında tek tema üzerinde çalışma kararı aldı ve ilk seçimi kadın bacakları oldu. Gövdenin diğer bölümlerini göstermeyen, üst kısımları tombul, bilekte neredeyse sıfırlanacak kadar incelen bacakları yapmaya 2005 yılına kadar devam etti. 2005 yılında yeni teması yaprak oldu.
Fotoğraf: Living in China, Photos Reto Guntli, Text Daisann McLane, Taschen, 2010.

Suspended Series, Mehmet Ali Uysal, 2014. Sıkıcı yerleri, sıradan objeleri şaşırtıcı, esprili hale dönüştürme yoluyla sanatını icra eden Mehmet Ali Uysal’ın (1976-) Contemporary İstanbul 2015’te sergilenen polyester çerçeveleri. Bu işlerini ilk kez 2010 yılında Askıda adlı sergisinde izleyici ile buluşturmuştu. Bu gösterişli çerçeveler, gerçek amaçlarından yoksun bırakılmış, galerinin duvarına öylece asılmışlar, bu bağlamda yepyeni nesneler olmuşlar. Sanat eserinin estetik ve maddi değerini artırmak amacı taşıyan çerçeveler, artık bir kompozisyonu çerçevelemiyorlar. Resmi görevlerinden soyutlanmış, artık o gösterişleri ve ihtişamları kalmamış. Bir sanat eserini çevrelemiyorlar ama sanatçı tarafından birer sanat eserine dönüştürülmüşler. Hedef ters yüz edilmiş. İzleyicinin algısıyla oynayan yerleştirmeleri ile dikkat çeken sanatçının amacı, bir objenin sembolik değerini daha kıymetli hale getirerek, sanat piyasasına eleştiri getirmek. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Suspended Series, Mehmet Ali Uysal, 2014.
Sıkıcı yerleri, sıradan objeleri şaşırtıcı, esprili hale dönüştürme yoluyla sanatını icra eden Mehmet Ali Uysal’ın (1976-) Contemporary İstanbul 2015’te sergilenen polyester çerçeveleri. Bu işlerini ilk kez 2010 yılında Askıda adlı sergisinde izleyici ile buluşturmuştu.
Bu gösterişli çerçeveler, gerçek amaçlarından yoksun bırakılmış, galerinin duvarına öylece asılmışlar, bu bağlamda yepyeni nesneler olmuşlar.
Sanat eserinin estetik ve maddi değerini artırmak amacı taşıyan çerçeveler, artık bir kompozisyonu çerçevelemiyorlar. Resmi görevlerinden soyutlanmış, artık o gösterişleri ve ihtişamları kalmamış. Bir sanat eserini çevrelemiyorlar ama sanatçı tarafından birer sanat eserine dönüştürülmüşler. Hedef ters yüz edilmiş. İzleyicinin algısıyla oynayan yerleştirmeleri ile dikkat çeken sanatçının amacı, bir objenin sembolik değerini daha kıymetli hale getirerek, sanat piyasasına eleştiri getirmek.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Franz Kafka, David Černý, 2014. Çek sanatçı David Černý’nin (1967-) kinetik heykeli her biri bağımsız olarak hareket edebilen paslanmaz çelikten ve aynalı 42 katmandan oluşuyor ve 45 ton ağırlığında. Bir alışveriş merkezinin girişine yerleştirilen heykelin katmanlarının Franz Kafka’nın yaşadığı kırılmaları sembolize ettiği düşünülüyor. Prag’da pek çok heykeli kamusal alanda yer alan sanatçının ilginç eserleri var: Bir binanın çatısından sallanmakta olan Freud; Çek Cumhuriyeti haritası şeklindeki havuza karşılıklı işemekte olan iki adam; Kral Wenceslas’I başaşağı ölü bir atın sırtında gösteren heykel (Kralın adını taşıyan Prag’ın merkezindeki meydanda kralı at binerken betimleyen heykel ile Černý’nin heykeli birbirine oldukça yakın.) gibi. Fotoğraf:bigumigu.com

Franz Kafka, David Černý, 2014.
Çek sanatçı David Černý’nin (1967-) kinetik heykeli her biri bağımsız olarak hareket edebilen paslanmaz çelikten ve aynalı 42 katmandan oluşuyor ve 45 ton ağırlığında. Bir alışveriş merkezinin girişine yerleştirilen heykelin katmanlarının Franz Kafka’nın yaşadığı kırılmaları sembolize ettiği düşünülüyor.
Prag’da pek çok heykeli kamusal alanda yer alan sanatçının ilginç eserleri var: Bir binanın çatısından sallanmakta olan Freud; Çek Cumhuriyeti haritası şeklindeki havuza karşılıklı işemekte olan iki adam; Kral Wenceslas’I başaşağı ölü bir atın sırtında gösteren heykel (Kralın adını taşıyan Prag’ın merkezindeki meydanda kralı at binerken betimleyen heykel ile Černý’nin heykeli birbirine oldukça yakın.) gibi.
Fotoğraf:bigumigu.com

 

 

Sanat ve Edebiyatta Labirent

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan. İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir. Fotoğraf: sala17.wordpress.com

Giovanni Battista Piranesi’nin 1749-50 yıllarında yaptığı Carceri d´invenzione gravürlerinden birinde bir labirent mekan.
İtalyan bir kontun, bu çizimlerden esinlenerek kendisine fantastik bir şato yaptırdığı, çıkmazlar, geçilmesi zor yerler, dönüp dolaşıp aynı yere çıkan koridorlarla evini bir labirente dönüştürdüğü, uşaklar kendisine çok güç ulaştığı için odasında ölüsünün günler sonra bulunduğu söylenir.
Fotoğraf: sala17.wordpress.com

  •   Labirent, düşsel ve büyülü bir mekan olduğu için sanatçıları her devirde kendisine çekmiştir.
  • Yalınlık yanlısı Le Corbusier, Hausmann ve Mies van der Rohe labirentten nefret ederken, Gaudi, Dekonstruktivistler ile Post Modernistler labirente yakınlık duyar.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, Acıbadem’deki Köşk adlı öyküsünde anlattığı evin merdivenleri bir labirenttir.
  • Marcel Proust’un, James Joyce’un, eserlerinde labirent kurgulardan bahsedebiliriz.
  • Labirent, Jorge Louis Borges’in kullanmayı çok sevdiği temalardan biridir.
  • Umberto Eco, Gülün Adı’ndaki manastır kütüphanesini bir labirent olarak tasarlamıştır. Eco, kitapların labirentini tasarlarken Santarcangelli’nin labirentler hakkında bilgi veren araştırmasından yararlandığını, buna rağmen labirentin tasarımının iki-üç ay sürdüğünü açıklamıştır.
  • Lawrence Durrell, Labirent adlı romanında bizi Girit’teki labirente hapseder.
  • Jacques Attali, Bilgeliğin Yolları-Labirent Kitabı adlı eserinde, insanın her labirentin çıkışında, hep başka bir labirent bulduğunu öne sürer. Ayrıca, insanların genellikle sağa dönmeye daha yatkın oldukları, bu nedenle de çıkmazların daha çok o yöne konulması gibi labirent çizmenin püf noktalarıyla ilgili bilgiler verir. Attali ayrıca, bir kitabı açmanın bir labirente girmeye, o kitabı okumanın ise bir labirenti geçmeye benzediğini söyler.
  • El laberinto de la Soledad, Yalnızlık Dolambacı adlı eserinde, kendi kültürünün bilinçaltı katmanlarını ve insan yalnızlığının evrensel gizini araştıran, kendisi de İspanyol ve yerli kanı taşıyan bir mestizo olduğu için bu labirentin çıkmazlarını iyi bilen Octavio Paz, 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almadan önce, Batı dünyasının yazın ve düşün çevreleri tarafından, bu ilk büyük eseri ile, çağdaş Latin düşüncesinin en güçlü belgeselini yazmış sayılmıştır. Dilimize önce Cem, sonra Can Yayınları tarafından kazandırılmış bu eser için 1978 yılında Bozkurt Güvenç, “bize, bizi anlatan bir kitap” değerlendirmesini yapmıştı.
  • Aslı Erdoğan, Kırmızı Pelerinli Kent adlı eserinde Rio’yu, ikiden fazla boyutta, hem zamanda, hem uzamda iç içe geçmiş bir labirentler dizisi olarak tanımlar.
  • Franz Kafka, Yuva adlı uzun öyküsünde, tuhaf bir hayvanın kendisine yeraltında bir labirent-yuva yapışını anlatır.
  • Michel Foucault’ya göre labirent, içinde kaybolunan değil, içinden her zaman kaybolunmuş olarak çıkılan yerdir.
  • Minimalist sanatçı Robert Morris tarafından yapılan cam labirent Kansas’ta, Nelson-Atkins Müzesi’nde sergilenmektedir.
  • Lara Croft gibi bilgisayar oyunlarında da labirent bir tema olarak kullanılmaya devam etmektedir.
  •  Fransız Şiirsel Gerçekçi sinemasının babası sayılan Jean Renoir, 1939 yılında çektiği Oyunun Kuralı adlı filminde küçük aşklar, kıskançlıklar, kaçamaklardan bir labirent oluşturarak insan doğasına sağlam bir gözlem getirmiştir.
  • Yönetmen Wes Ball’un, The Maze Runner, Labirent: Ölümcül Kaçış adıyla Eylül 2014’de vizyona giren ve labirente hapsedilen gençlerin otoriteyle mücadelesini anlatan post apokaliptik macera filmi belki de en güncel labirent örneği. 

    Yararlanılan Kaynaklar

    • Labirent, Prof. Dr. Gürhan Tümer, Arredamento Mimarlık-Düşünce, 11/1999.
    • Kapadokya, Faruk Pekin, Maestro.
    • First Labyrinths, Jeff Saward.
    • Yalnızlık Dolambacı, Octavio Paz, Cem Yayınevi, 1993.
    • www.crystalink.com
    • www.labyrinthos.net
    • Şehirler ve Kentler, Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 2000.
    • Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1993.

Çağdaş Sanata Varış 38 | Ekspresyonizm 3

  • Karaktere göre renk ile dışavurum farklılaşır.
  • Ekspresyonist sanatçı, ruhunu ortaya koymak için gerçeğin biçimini bozma yöntemini kullanıyor, deformasyon yapıyor.
  • Özel bir durumu yansıtan Ekspresyonist tablolar evrensel değildir.
  • Sivri keskin çizgiler, kırmızı ve tonları öfke; dairesel oluşumlar, mavi ve tonları sakinliği vurgular. (Bloğumuzda yayınlanmış Renkler dosyasına bakabilirsiniz.)
  • Ekspresyonizm ilk önce resim alanında doğmuş, sonra edebiyatta da etkili olmuştur.
  • Dışavurumcu ressamlar arasında Edvard Munch (1863-1944), Ernst Ludwig Kirchner (1880-1938), James Ensor (1860-1949) ve Oscar Kokoschka (1886-1980) sayılabilir.
  • 1933 yılında Nazilerin Almanya’da başa geçmesinden beş yıl sonra Ekspresyonist sanat yok olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra etkisini yeniden göstermiştir. Savaşın stres yüklü duygulanımları Dışavurumculuğu yeniden doğuran faktör olmuştur.
  • Dışavurumculuk, Kübizm, Fütürizm, Minimalizm ile özdeşleşerek temel bir sanatsal ifade olarak canlılığını sürdürür.

 

Naziler tarafından “yoz sanat” kategorisine alınan Edvard Munch’un eserlerinden belki de en bilineni 1893 yılında tamamladığı Çığlık adlı tablosudur. Sembolistlerden (Gauguin, Mallarmé, Moreau, Redon) ve Van Gogh’dan önemli izler taşıyan tablosu, “ nörotik ekspresyonizm” kategorisinde anılır. İmgeleri yoğunlaştırması ve gerçeklikten ziyade yüzleştiği gerçeklik karşısında hislerini yansıtması onun, Ekspresyonist sanatçılar arasında önemli bir yere sahip olmasını sağlar.  Neo-Empresyonist etkiler ise tablonun canlı renklerinde hissedilmektedir.

Naziler tarafından “yoz sanat” kategorisine alınan Edvard Munch’un eserlerinden belki de en bilineni 1893 yılında tamamladığı Çığlık adlı tablosudur. Sembolistlerden (Gauguin, Mallarmé, Moreau, Redon) ve Van Gogh’dan önemli izler taşıyan tablosu, “ nörotik ekspresyonizm” kategorisinde anılır. İmgeleri yoğunlaştırması ve gerçeklikten ziyade yüzleştiği gerçeklik karşısında hislerini yansıtması onun, Ekspresyonist sanatçılar arasında önemli bir yere sahip olmasını sağlar. Neo-Empresyonist etkiler ise tablonun canlı renklerinde hissedilmektedir.

İntikamcı, Ernst Barlach (1870 – 1938), Alman dışavurumcu heykeltıraş ve yazar. Nazi Partisi’nin yükseliş dönemine denk gelen bu yapıtlar zamanın egemen siyasetçileri tarafından yozlaşmış sanat ürünleri olarak değerlendirilmiştir.

İntikamcı, Ernst Barlach (1870 – 1938), Alman dışavurumcu heykeltıraş ve yazar. Nazi Partisi’nin yükseliş dönemine denk gelen bu yapıtlar zamanın egemen siyasetçileri tarafından yozlaşmış sanat ürünleri olarak değerlendirilmiştir.

  • Dışavurumcu Edebiyat: İç gözleme önem veren Ekspresyonistler okuyucuya estetik zevk ve haz verip onu eğlendirmek yerine , onu sarsarak içinde bulunduğu uyu­şukluktan kurtarmak istemişlerdir. Almanca yazan Franz Kafka’nın (1883-1924) eserleri Ekspresyonisttir. Lisanı Almanca olan ülkelerde Dışavurumcu şiir de büyük gelişme göstermiştir. Şairin görevi dış dünyanın anlamsızlığına, ruhsuzluğuna farklı bir anlam katmaktır. Georg Trakl (1887-1914), Georg Heym (1887-1912), Ernst Stadler (1883-1914), Gottfried Benn (1886-1956) ve August Stramm (1874-1915) akımın ünlü şairleridir. Arthur Rimbaud, Paul Verlaine dünya edebiyatında, Ahmet Haşim ve Ahmet Muhip Dıranas da Türk edebiyatındaki temsilcisidir.
  • İlk Dışavurumcu tiyatro eserinin 1909’da Oskar Kokoschka’nın yazdığı Cinayet, Kadınlar İçin Umut adlı kısa oyun olduğu kabul edilir. Ekspresyonist drama için Alman oyun yazarı ve aktörü Frank Wedekind ve İsveçli yazar August Strinberg sayılabilir.
Mimar Erich Mendelsohn’un projesi Einstein Kulesi, 1921, Potsdam.

Mimar Erich Mendelsohn’un projesi Einstein Kulesi, 1921, Potsdam.

  • Ekspresyonist mimari 1910-1930 arasında özellikle Almanya’da etkisini göstermiştir. İşlevselliği ifadeci formla birleştirme; ifadeci form için bireysel ve duygusal tasarım; alışılmamış form ve yeni malzemelerin kullanımı Dışavurumcu mimarinin özellikleridir. 1880-1910 yıllarında yaygın olan Art Nouveau’da da dışavurumcu bir tavır vardı. 1910 yılından sonra da Ekspresyonizm önemli olmaya devam etti. Ekspresyonist mimaride doksan derecelik açı kullanımı tercih edilmez.
  • Bruno Taut‘un 1914’de Köln‘deki  Cam Pavyon’u, Erich Mendelsohn‘un 1921′de bitirilmiş olan Potsdam‘daki Einstein Kulesi ve Hans Poelzig‘in Berlin‘deki Grosse Schauspielhaus tiyatrosunun iç dekorasyonu Ekspresyonist mimarlığın önemli örnekleridir. Bauhaus okulunun kurucusu Gropius da, Ekspresyonist mimarlığın erken döneminin temsilcilerinden biridir.
  • Ekspresyonist Müzik: Arnold Schoenberg (1874-1951) ile öğrencileri Anton Webern (1883-1945) ve Alban Berg (1885-1935) Ekpresyonist adını verdikleri parçalar bestelemişlerdir. Bu besteciler eserlerinde geleneksel tonalite prensiplerinden ayrılıp atonal parçalar bestelemişlerdir. Müzikleri şuuraltı, içsel gereklilik ve acı çekme duygularını ifade etme çalışmalarıdır. Schoenberg’in Orkestra İçin Beş Parça, Op. 10  (1911-13), Bekleyiş (1909) ve Mesut El adlı eserleri ; Alban Berg’in Wozzeck operası Ekspresyonist yapıtlara iyi örneklerdir.

Bir müzik parçasının belli bir tona bağlı olmadan düzenlenmesi, klasik armoni kurallarının kabul etmediği sesleri de kullanabilme özgürlüğü sağlayan müzik atonal müziktir.  Atonal bir parça, mutlaka on iki tonlu bir parça olmak zorunda değildir. Yani atonal parça on iki adet notanın tümünü içermek zorunda değildir. Atonal parça kulağa birbiri ile alakasız notaların dizilmiş hali gibi gelebilir.

Atonal müzik Theodor W. Adorno’ya (1903-1969) göre insanlığı içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarabilecek devrimci ve anarşik bir müziktir. Adorno, Frankfurt’ta üniversite öğrencisi iken müzik eleştirmeni olarak yazılar kaleme alıyordu. 1924 yılında Alban Berg’in Wozzeck adlı operasının tanıtım yazısını da o yazmıştı. Atonal müzik Adorno’nun Negatif Diyalektik’ine (1966) de ilham kaynağı olmuştur.

  • Ekpresyonist film sanatının ana özellikleri gerçek-dışı ve çoğunlukla absürd dekorlar, çarpıtılmış perspektifler, ışığın ve gölgelerin abartılı kullanımıdır. Robert Weine’nin Dr. Caligari’nin Muayenehanesi; Paul Wegener ve Carl Boese’nin Golem: Dünyaya Nasıl Geldi adlı filmi; F.W.Murnau’nun Bir Dehşet Senfonisi filmlerini Ekspresyonist sinema örnekleri arasında sayabiliriz.
  • Ekspresyonizm savaş çarkının parçası olmakla suçlanmıştır..