Etiket arşivi: Fransız Devrimi

Yavaş Hareketi 2 | Slow Food 1

SLOW FOOD 1

  • Roma döneminde ve Ortaçağ’da zengin sınıflar arasında gıdanın yerel boyutunu aşma isteği hakimdi. Roma, yiyeceklerini dünyanın dört bir yanından getirtmekle övünürdü.
  • Mutfakta lezzet arayışının Endüstri Devrimi’nden sonra ortaya çıktığı varsayılmakta.
  •  Fransız Devrimi ile aşçılar asillerin evlerindeki işlerini kaybetmiş, burjuvaziye yönelik restoranlar açmıştı.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrası bir paradoks oluştu: Yoksul köylülerin ürettiği gıdaları zenginler, zengin toprak sahiplerinin ürettiklerini ise büyük halk kitleleri tüketiyordu. Slow Food bu akımın tersine çevrilmesi gerektiğini öne sürdü.
  • DNA’nın ticari amaçla değiştirilmesi 1980 yılında başlamıştı. 1982’de gen taşınması yöntemiyle üretilmiş gıdalar piyasaya çıktı. 1986’da ise GDO’lar raflarda yerini aldı.
  • Slow Food, GDO’lara ve büyük çokuluslu şirketlere karşı köylü tarımını destekler; Slow Food biyoçeşitliliği, beslenme özgürlüğünü, köylülerin korunmasını önemseyen bir girişim, ekolojiyi savunma mücadelesidir.
Nepal’in Bhagdaon kentinde ürününü güneşte kurutmaya çalışan bir kadın.

Nepal’in Bhagdaon kentinde ürününü güneşte kurutmaya çalışan bir kadın.

  • Günümüzde 1970’lerde harcanan enerjinin tam iki katının harcandığı, 2020’ye kadar bu rakamın da %60 artacağı tahmin ediliyor.
  • Endüstriyel tarım açlığa çare olmadığı gibi çevreye ve tarım nüfusuna korkunç maliyetler çıkarıyor ve toprağı parazitlere karşı dayanıksız hale getiriyor.
  • Zamanla insanlar tarımdan kaçmaya, toprağa gereken özen gösterilmemeye başlandı. Slow Food, ülkelerin tarım ekonomisini tekrar canlandırmayı amaçladı.
  • Dünyanın, herkes Hintliler gibi beslense 10 milyar, İtalyanlar gibi beslense 5 milyar, Amerikalılar gibi beslense 2,5 milyar kişiyi besleyebileceği hesaplanmış.

(Dünya nüfusu 2014  yılı itibariyle 7.1 milyar kişi.)

  • Su ve gıda kaynaklarının da yok olması dikkat edilmesi gereken bir başka sorundur.
  • Bunun sebebinin, tahılların ve suyun hayvanların beslenmesi için kullanılması olduğu, 1900 yılında hayvanlar için ekinlerin %10’u kullanılırken günümüzde bu oranın %45’e çıktığı hesap edilmiş.
  • Endüstriyel tarım ve genetiği değiştirilmiş ürünler aşırı miktarda suya gereksinim duymaktadır. 1950 yılından bu yana %350 oranında artan su tüketiminin %73’ü tarım alanlarında yapılmaktadır.
  • 235 patates türünün günümüzde yalnızca 7’si ekiliyor; pirinç, mısır ve buğday, dünyadaki insanların bitkisel besinlerinin %60’ını oluşturuyormuş.
  • Çok kaliteli ve ekonomik pek çok ürün gastronomik alışkanlıklar ve onların hazırlanışıyla ilgili bilgiler unutulduğu için tüketilmiyor.
  • Dünyadaki tüketicileri üç farklı kategoriye ayırmışlar:
    *Seçme hakkı olan, özellikle et ve paketli gıdalar tüketen, meşrubat içen, doğaya çok fazla zarar veren hipermarket müşterileri (yaklaşık 1,5 milyar kişi),
    *Diyeti buğdaya ve içme suyuna dayalı, genellikle yerel dükkanlardan alış veriş eden, çevreye zararları kabul edilebilir seviyede olan, yeni orta sınıf (yaklaşık 3 milyar kişi),
    *Eline yeterli miktarda buğday geçmeyen, suları her zaman içilebilir olmayan, ne şekilde besleneceğine karar verme imkanı bulunmayan, çevreye etkileri az olan yoksullar (yaklaşık 1,5 milyar kişi).
  • Dünyada açlıkla mücadele eden yaklaşık 1 milyar insan varmış.
  • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’ya göre 2030’da dünyada beslenmesi gereken 8,3 milyar insan olacak.
  • FAO uzun yıllar yemek yeme zevkini görmezden geldi. FAO, 2004 yılında Slow Food’u kar amacı gütmeyen örgütlerden biri olarak tanıdı. Slow Food temsilcileri FAO faaliyetlerine iştirak edebiliyor, bilgi ve belge paylaşıyor.
  • Slow Food gastronomi ile sosyal ve iktisadi analizi birleştiren, bütüncül bir vizyona sahiptir.
  • Sloganlarından biri “Buy fresh, buy local” (Taze ve yerel olanı al).
Çoruh Vadisi’nde yediden yetmişe tarım ile uğraşan Artvinli aile.

Çoruh Vadisi’nde yediden yetmişe tarım ile uğraşan Artvinli aile.

  • Pazarların ve beslenme modellerinin globalleşmesi ile yerel kültürlere olan ilgi arttı. Yerel olan, Postmodernizm ile önemsenmeye başlamıştı.
  • Gıda her yerde kültürel farklılığı ortaya koyduğu için gıdanın halkları tanımak yolundaki ilk adım olduğu anlaşıldı.
  • Sivil Toplum Kurumları’nın (NGO) yaygınlaşması da Postmodern dönemin bir gelişmesidir.
  • Ama Slow Hareketi, Büyük Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu (Greenpeace, WWF gibi) olmaktan kaçınır.

(Biyoçeşitlilik ve Gastronomi adlı yazılarımızı, Yavaş Hareketi dosyasından önce yayımlayarak, Yavaş Hareketi dosyamızın daha net anlaşılabilmesini sağlamak istemiştik.)

Sanayi Devrimleri

  • Sanayi devrimlerinin tanımlanmasında hangi enerji kaynaklarının kullanılmakta olduğu belirleyicidir.
  • Birinci Sanayi Devrimi’nde odun ve kömür, İkinci’de petrol ve elektrik, Üçüncü’de nükleer enerjiye geçişten bahsedilir.
  • İlk devrimde öncü Birleşik Krallık, İkinci’de öncü ABD ve Almanya,
  • 16. yüzyıldan başlayarak Avrupa’nın nüfusu hızla artmaya başladı; tarımdaki gelişmeler bu sektördeki nüfus ihtiyacını azaltınca artan nüfus kentlere göç etmeye başladı. Böylece sanayi için hazır işgücü oluştu. Yaşam düzeyi yükseldi. Bu da tüketim malı talebini arttırdı. Yeni Dünya’nın keşfi ile Avrupa’ya altın, gümüş gibi kıymetli metaller taşındı. Ayrıca İngilizler Babür İmparatorluğu’nun hazinesini İngiltere’ye getirdi. Protestanlık ahlakının düsturu çalışkanlığın başlıca değer haline gelmesi; Aydınlanma ile bilimsel bilginin değerinin artması; Fransız Devrimi ile  sanayi toplumuna uygun siyasal bir yapılanmanın temellerinin atılması.

Bunlar sanayi devrimine yol açan süreçler olmuştur.

 

  • İlk Sanayi Devrimi 18. yüzyılın ortalarında, kömürün buhara dönüştürülerek  buhar gücünün sanayiye uygulanması ile makineleşmiş endüstrinin doğması ile ortaya çıktı. Sermaye birikiminin artması da bu dönemde gerçekleşti. Kâğıda basılan gazete, dergi ve kitap bu dönemde  iletişimin temel araçları haline geldi.
  • 18. yüzyılda Birleşik Krallık dünyanın mali merkezi konumundaydı ve düzenin temeli bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasına, iç piyasadaki özgür rekabete dayanıyordu. Ayrıca İngiltere, zengin kömür ve demir kaynaklarına sahipti. Dünyanın en büyük sömürge imparatorluğu olması Birleşik Krallık’a hem kaynak hem de geniş bir pazar imkanı sunuyordu. Bir ada ülkesi olması onu Avrupa’da yaşanan tüm olumsuzluklardan uzak tutmuştu. Zaten 16. yüzyıldan beri de dokuma sanayisinde dünya liderliğini koruyordu. Dolayısıyla Birinci Sanayi Devrimi’ne Birleşik Krallık’ın öncü olması çok doğaldı. Buharla çalışan makine de 1763 yılında James Watt  tarafından İskoçya’da bulunmuştu.
  • Elektrikli iletişim, telefon, ilk devrimin sonlarına rastladı.
  • Sanayinin gelişmesi işçi sınıfının büyümesi ve bilinçlenmeye başlaması, uzun çalışma saatleri, sağlıksız çalışma koşulları, düşük ücretler, özellikle küçük çocukların ve kadınların iş hayatında ezilmesi sonuçlarını doğurdu. Burjuvazi ve proletarya arasındaki çatışmalar, sosyalist, komünist topluma geçiş özlemlerini gündeme getirmiştir.
  • Birinci Sanayi Devrimi’nin bitişi için 1830, 1850 ve 1870 yılları önerilir. 1870, emperyalizmin de başlangıcı kabul edilen Fransa – Prusya Savaşı en çok kabul gören tarihtir.

 

  • İkinci Sanayi Devrimi 1870-1914 dönemindeki ekonomik ve sosyal değişimleri ifade eder.
  • İkinci Sanayi Devrimi’nin belirleyici unsuru çelik üretiminin yarattığı teknolojik dönüşüme bağlı olarak demiryollarının gelişmesi ile ulaşımın, haberleşmenin ve dağıtımın kolaylaşması; yeni nakliye olanaklarıyla ticaretin ivme kazanması; petrol ve türevlerinin ekonomide kazandığı önem; elektrik, petrol tabanlı içten yanmalı motorlar ve otomotiv sektörünün gelişimidir. Atlantik ötesi telgraf ve radyo bağlantılarının sağladığı olanaklarla, borsa ve hisse senedi piyasası oluşmuştur. İş dünyasında meydana gelen diğer gelişmelere bakıldığında ise sendikaların kabul görmeye başlaması, istihdamda beyaz yakalıların oranının artması sayılabilir. Radyo, gramofon, fotoğraf ve sinema ile yeni tüketim biçimleri, kavramlar ve sanatlar ortaya çıkmıştır.
  • Çağımız ayrıca düşün sanayileştirilmesidir. Bir sanatçının bütün dünyayı güldürüp ağlatabildiği bir uygarlıktır.

 

  • Üçüncü Sanayi Devrimi, İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan ve 1970’li yıllardan sonra ivmesi artan, üretimin sayısallaştığı, bilişim teknolojisi dönemi olarak da adlandırılır. Sentetik mallar, bilgisayar teknolojisi, mikroelektronik teknoloji, fiber optikler, telekomünikasyon, biyogenetikler, biyotarım, lazer teknolojisi bu dönemin belirleyici unsurlarıdır. Sanayi ve ticaretin küreselleşmesi de bu dönemde gerçekleşmiştir.
  • Dünyadaki kaynakların hızla tükenmekte olduğu da bu dönemde gündeme geldi. Doğal yaşamın olumsuz nitelikler kazandığı ve dünyanın sürdürülebilirliğinin zorlaştığı; çevrenin korunması, kirlilik yaratan endüstrilerden vazgeçilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi ve enerji tüketiminin teknolojik gelişmeler aracılığı ile azaltılması çareleri aranmaya başlandı. Yenilenebilir enerjinin yaygın ve ekonomik kullanımı, güneş, rüzgâr, yeraltı ve hidrojen enerjileri; taşıma sistemlerinin elektrikli hale gelmesi ile sıfır emisyonlu ulaşıma geçilmesi; yeşil ekonomi,  binaların kendi enerjilerini üretmeleri, enerji depolama teknolojilerinin gelişimi, İnternet altyapısının enerji altyapısı ile birlikte çalışmasının olanaklarının geliştirilmesi günümüzün başlıca sorunları olmaya devam ediyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 10 | Romantizm 7

Romantik  Edebiyat

turkyorum.com

  • 18. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşkunluk ve düşlere çokça yer veren edebiyat çığırıdır.
  • Doğaya tutkun yazarlar egemenliği. Yalnızlık sevgisi romantikleri sık sık kırlara, ormanlara, dağlara, okyanuslara yöneltir. Vahşi ve çarpıcı görünüşlü, güzel yerlerin tanımlanması yapılır. Doğada Tanrı’nın krallığını görürler. Ama kurtarıcı bir Tanrı’dan çok, ruhun gençleşmesi, dünyasal ve geçici olanı daha derinden yaşama istenci söz konusudur.
  • Klasisizmin katı kurallarından kurtulup, duyguya ve gerçek yaratıcı güce yer vermek amaçlandı.
  • 1830’larda Fransa’da iyiden iyiye patlak veren Romantizm, sanat bakımından olduğu kadar, toplumsal, siyasal ve ruhi bir devrimdi.
  • İnsan hak ve hürriyetlerinin bir çeşit garanti altına alınmasıyla eskisi kadar baskı görmeyen yazarlar, düşüncelerini daha açık seçik biçimlendirme olanağına kavuşmuşlardı.
  • Fransız Devrimi, monarşinin baskısını nasıl kırıp atmışsa, Romantizm de bir edebi devrim olarak klasisizme son vermiştir.
  • Daha 18. yüzyılın içindeyken Rousseau’nun yazdıklarından bir bölümü ile 19. yüzyılın başında Madame de Stael’in ve Chateaubriand’nın yazdığı eserler bu yeni eğilimin ilk habercileri arasında yer alır. Romantizm, Werther ve Faust’tan da esinlenmiştir.
  • Romantik edebiyatın ayırt edici özelliği, yeni toplumsal ilişkilerden kaynaklanan düşünce ve duyguların yeni düzenini dile getirmekti.
  • Fransa’da en büyük, en tanınmış kuşak, hepsi de 1797-1802 yılları arasında doğmuş olan Lamartine, Vigny, Hugo, Balzac ve Michelet,  1830’dan itibaren halkın yoksunluklarını yazmaya başladılar.
  • Fransız genç romantikleri ise Nerval, de Musset, Gautier. Fransız romantizmini 1802- 1856 arasına yerleştirebiliriz.
  • Hugo’ya göre Romantizm, edebiyatta liberalizmden başka birşey değildir. Hugo bu tanımlamasıyla ilham hürriyetini, sanatların kardeşliğini, türlerin eşitliğini ve bağdaşımını savunmaktadır.
  • Romantikler için en önemli kural  güzel olmaktı, yazar dediğin kimseyi taklit etmemeli, kendi başına düşünmeli, kendi yüreğiyle duymalı ve kendi diliyle söylemeliydi. Onun için özgünlük büyük bir üstünlüktü.
  • Şövalye ruhu, halk masalları, ulusal ruh ve ulusal gelenekler bu dönemde canlanmıştır.
Parlak Yıldız adlı filmde John Keats’in hayatı canlandırıldı.

Parlak Yıldız adlı filmde John Keats’in hayatı canlandırıldı.

  • İngiltere’de 1760 dolaylarında doğmuş öncü Burns ve Blake kuşağı var. Daha sonra akımın kurucuları geliyor: Wordsworth ve Coleridge.
  • İngiltere’deki yıldız romantikler ise Byron, Shelley, Keats, Walter Scott.
  • İngiltere’de, Shakespeare ve Elisabeth Çağı tiyatrosundan itibaren zaman ve mekan birliği söz konusu değildi.
  • Almanya’da tek bir Romantizm yoktur, çok farklı ulusal ya da yerel özellikler söz konusudur. Heine’nin romantizminin Novalis’inkiyle hiçbir ilişkisi yoktur.
  • Almanya’da Kleist, Hoffmann, Heine, Schegel Kardeşler, Novalis, Tieck, Fichte ve Schelling; İtalya’da Manzoni, Leopardi Romantik sanatçılardı.
  • Hans Christian Andersen masallarında bilinçli bir nahif ve yalın bir üslup görülür; Hoffmann’ınkine yakın fantastik öge ile folklorik ve kuzeyli nitelik, romantizminin kanıtlarıdır.
  • Şiirde, imgelem ve düşlemin hiçbir engel tanımadığı gösterilmişti.
  • Avrupa romantik şiiri genellikle kısa dizelerden oluşan, biçemi yalın, somut, genellikle halka yönelik ya da nahif olmayı amaçlar. Konu, dokunaklı hatta trajik bir serüven olabilir, ulusal yaşamın bir olayı olabilir, din dışı ya da dinsel bir efsane olabilir. Romantik ruhun temel eğilimleri olan geçmiş tutkusu, halk sanatı biçimleri sevgisi, gizem ve ürkü ve bu türlerin karışımı kullanılır.
  • Romantik, ulusal düşüncenin savunucusudur. Romantik edebiyat, ulusal bir edebiyattır.
  • Romantikler, Polonya, İtalya ve Yunanistan’daki tutsak ulusları açıkça desteklemişlerdir. Romantik yazar partizan bir yazardır. Oysa eskiden, mevcut iktidara bağlıydı.
  • Romantik yazar, Güzel Sanatlar dizgesini savunur. Stendhal hem resim hem de müzik konularında yazmıştır. Birçok roman kahramanı müzisyendir. Hugo, de Musset, Gautier, Blake, Puşkin yetenekli bir desenci ya da ressamdırlar.
  • Aşkın değişik biçimleri ve özellikle yıldırım aşkının sonuçları çözümlenir.
  • Tanzimat edebiyatının (1859-1896) ilk yıllarında, romantizm akımının başlıca yapıtları verildi. Tanzimat Edebiyatının pek çok yazar ve şairi , Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Abdulhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem Romantizm akımının etkisindeydiler. Namık Kemal‘in İntibah romanı Kamelyalı Kadın’ın; Vatan yahut Silistre oyunu da Romeo ve Juliet‘in etkisindedir. Edebiyat-ı Cedide döneminde Halit Ziya Uşaklıgil‘nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Cemil karakteri romantik yazarları okumak için özlem duyar. II.Meşrutiyet döneminden sonra Milli Edebiyat döneminde Yusuf Ziya Ortaç‘ın Binnaz adlı oyununda Hugo’nun etkisi vardır. Fransız Romantik Edebiyatının etkisi edebiyatımızda hissedilmiştir.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 7 | Romantizm 4

Heykel

  • 19.yüzyıl, özellikle heykel alanında, aşırı uçların bir arada bulunduğu bir çağdır.
  • Alman sanat terminolojisi, modeli İlkçağ Yunan sanatı olan romantik heykel için plastik deyimini yarattı. Johann Gottfried Herder (1744-1803) tanımladı bu kavramı. Herder, Coşkunluk Akımı’nın temelini oluşturan eserleri yazan kişidir. Herder’in romantizminde düşüncenin aracı duyguydu. Winckelmann ile Lessing’in aşırı Grek gayretkeşliklerine itiraz edip, bu halin gayri tarihi olduğuna dikkat çekmiştir. Friedrich Schelling’in (1775-1854) sanat felsefesinde plastik deyimi sürekli kullanılmıştır. Kant ve Fichte ile başlayan Alman idealizmi içinde Schelling, Romantizmi temsil etmiştir. Schelling’in dualizmi önemlidir. Ona göre evrenin neresine bakarsak bakalım bir ikilik, bir karşıtlık buluruz. Sanat felsefesinin de öğretisinde önemli bir yeri vardır. Schelling’e göre, doğa  bilinçsiz yaratıcı bir kuvvetin sanat eseridir.  Sanat eserleri  ise bilinçli gücün yaratmasıdır. Bu nedenle sanat eseri doğadan üstündür, o bilinçli bir yaratmadır. Schelling’e göre, plastik, gerçekçi vücutlarda somutlaşır. (Plastik sanatlar üç boyutludur. Bir sanatı plastik olarak kabul edebilmek için onun her cephesinden seyredilebilir olması gerekir. Bu açıdan baktığımızda resim, fotoğraf, grafik, hat, minyatür, tezhip, vb sanatlar plastik sanatlar kapsamına girmez.)
  • Klasisizm’in başlangıç döneminde heykel mimarlığa bağımlıydı. Romantizm ile heykel bu katı bağlardan kurtuldu.
  • Büstler, çoğu zaman duvar gözlerine yerleştirilen objelerdi. Napoleon büstleri ise hemen her yerde dekoratif öge oldular. Bu büst portreler anakentlerde, prens kentlerinde, aristokratların, burjuvaların evlerinde bulunuyordu.
  • Jean-Antoine Houdon gibi  klasik eserler veren sanatçıların romantik çalışmaları da oldu. İtalya’da yaşayan Fransız sanatçıların çoğu klasik beğeniye uydular.
  • Romantik dönemde heykelde de eşitleşme ve dünyasallaşma oldu. Fransız Devrimi’nden sonra prensler önemlerini yitirdikçe, kral ya da “Tanrı’nın lutfuyla hükümdar”gibi kavramlar sarsıldıkça, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu anlamını yitirdikçe, ülküselleşmiş tanrıların imgelerinin içerikleri boşaldı. Klasik tanrılaştırmaların, metaforların reddi ile tarihsel kişilikler, büyük komutanlar, sanatçılar ön plana geçtiler. Bunlar, Herder’in görüşüne uygun olarak, Klasisizm’in ideal giysisini bırakıp, kendi gerçek giysilerini taşıyorlar ve birer kişi olarak canlandırılıyorlardı.
  • Büyük kentlerin çoğalması ile anıt dikme gereksinimi de arttı. 19.yüzyıl anıtsal atlı heykel yüzyılıdır.
  • 19.yüzyılın kültürlü burjuva sınıfı, Goethe, Schiller, Dante, Moliére, Shakespeare, Luther gibi önemli kişilerin anısını yüceltmek için heykeller dikerek, kendi tinsel temsilcilerinin kişiliklerinde kendisini ülküselleştirdi. Mutlakiyetçi 18.yüzyılda bunlar yapıların iç bölümlerine konurken şimdi dışarıya dikiliyorlardı.
Danimarkalı/İzlandalı heykeltraş Bertel Thorvaldsen’ın (1770-1844) ünlü İsa’sı 19.yüzyılda en çok kopya edilen dinsel heykellerden biri oldu. Romantik bir duyarlıkla yapılmış eserinde  İlkçağ estetiği ile çağcıl idealin bileşimini sundu. İsa bir İlkçağ gibi canlandırılmıştır,ama İsa kendisine bakanlara doğru kolunu uzatmıştır. Oysa, böyle bir hareket bir İlkçağ heykeli için düşünülemezdi. Thorvaldsen’in İsa’sı büyük bir fiziksel gücü olan ama büyük büyük bir ruhsal yeteneğe de sahip bir İsa’dır.

Danimarkalı/İzlandalı heykeltraş Bertel Thorvaldsen’ın (1770-1844) ünlü İsa’sı 19.yüzyılda en çok kopya edilen dinsel heykellerden biri oldu. Romantik bir duyarlıkla yapılmış eserinde İlkçağ estetiği ile çağcıl idealin bileşimini sundu. İsa bir İlkçağ gibi canlandırılmıştır,ama İsa kendisine bakanlara doğru kolunu uzatmıştır. Oysa, böyle bir hareket bir İlkçağ heykeli için düşünülemezdi. Thorvaldsen’in İsa’sı büyük bir fiziksel gücü olan ama büyük büyük bir ruhsal yeteneğe de sahip bir İsa’dır.

1833 yılında Paris’teki Zafer Anıtı için yapılan dört heykelden biri olan  François Rude’un (1784-1855) La Marseillaise veya Gönüllülerin Yola Çıkışı heykel grubu anlatımcı gerçekçiliği ve güçlü hareketi ile Fransız romantik heykel sanatının başyapıtıdır.

1833 yılında Paris’teki Zafer Anıtı için yapılan dört heykelden biri olan François Rude’un (1784-1855) La Marseillaise veya Gönüllülerin Yola Çıkışı heykel grubu anlatımcı gerçekçiliği ve güçlü hareketi ile Fransız romantik heykel sanatının başyapıtıdır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 4 | Romantizm 1

  • Romantizm için başlangıç ve bitiş tarihi saptamak olanaksızdır. Kimileri akımın 1800’de başlayıp, 1850 dolaylarında sona ermiş olduğunu öne sürerler ama akım, yaşamaya, onsuz düşünülemeyecek akımları beslemeye devam etmiş, 18.yüzyılda oluşmaya başlamış, ülkelere, sanat türlerine göre değişik tarzda ortaya çıkmış, 19.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Romantizm, Sembolizm ve Empresyonizm’e, Kübizm ve Soyut Sanat’a kapı açmıştır. Artık, kurallar yoktur, bundan böyle her şey mümkündür.
  • Romantizm, bir başkaldırı tohumu taşır, devrimle yakın ilişkisi vardır. Bireyin, var olana,  kurulu düzene, kutsala karşı hoşnutsuzluğu dile gelir.
  • 19.yüzyılın ilk yarısında Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi gerçekleşti. Otoriteye, geleneğe karşı özgürlük ve bireycilik, siyasette olduğu gibi sanatta da öne çıktı. Romantizm’de siyasal, dinsel, yazınsal özgürlük söz konusudur.
  • Bir süreden beri tartışılmakta olan düşünce ve kavramlar için Fransız Devrimi bir katalizör olmuştur.
  • Anayasaya kavuşan, bağımsızlıklarını veya milliyetlerinin tanınması hakkını elde eden uluslarla beraber ulus kavramı, devrimci ve romantik bir kavram oldu. 1820’de İspanya ve Napoli’de, 1821’de Yunanistan’da, 1830 yılında Polonya ve Fransa’da, 1830’larda İrlanda’da devrimci patlamalar oldu.
  • Milliyetçiliğin Romantizm ile çıkar ortaklığı vardır.
  • Çağa, devletin yetkilerini sınırlamayı savunan, felsefe, ekonomi ve siyasal düşüncede liberalizm hakimdir. Liberalizm, burjuvazinin dünya görüşü ve ideolojisidir. 1789 Devrimi, burjuvaziye iktidar yolunu açmıştır.
  • Romantik sanat, yeni iktidarın isteklerini ve gereksinimlerini yansıtır.
  • Fransa sınırlarının ötesine yayılan bir etkiye sahip, ünlü Napolyon Yasası’na göre, hiç kimse doğuştan ayrıcalıklara sahip değildir ve kanun önünde herkes eşittir.
  • Romantizm akımında eşzamanlı bir uluslararası hareket söz konusu değildir.
  • Bir tek romantizmden söz etmek, onu zaman ve mekanla sınırlamak mümkün değildir. Farklı ülkelerde farklı yankılar yaratmıştır.
  • Romantizm, homojen ve eşgüdümlü bir hareket değildir, birçok romantizm vardır.
  • Coşkuyu, yüreğin usa üstünlüğünü, sanatların kardeşliğini savunur.
  • Avrupa’ya egemen olan us tapıncından vazgeçildi.
  • Usdışı, düşçü, tanımlanamaz olan, melankolik ve nostaljik duygular uyandıran, şiirsel, bireyci, tutkuyu egemen kılan,
  • Goethe’ye göre: klasik=sağlıklı, romantik=hasta. Oysa, Goethe’nin Werther adlı romanı romantizmi besleyen kaynaklar arasında yer almıştı. Goethe ve Schiller doğmakta olan akıma ılımlı bir bakış açısını benimsediler.
  • Klasiklerin özdeksel, romantiklerin tinsel olduğuna dair bir başka tanımlama da yapılabilir.
  • Romantik dünya dişi bir dünyadır.
  • Romantik bakışta acı kaynağı olan kadın, onurlandırılmış, övülmüş, büyük saygı görmüştür.
  • Romantik ruhta zaman zaman zevk ile acı, güzellik ile dehşet birbirine karışarak Kara Romantizm denen, beden/ölüm/şeytan’da yoğunlaşma ortaya çıkmıştır. Kara Romantizmin tanrısı şeytandır. Dehşetin sınırlarına uzanan romantizmi ile Goya’nın bazı tabloları Kara Romantizm’e örnek verilebilir.
  • Özgürlük, kardeşlik ve devrim kavramları romantizmin mirasıdır.
  • Artık, esin kaynakları gündelik yaşamda aranacaktır.