Etiket arşivi: Fransa

Çağdaş Sanata Varış 293|Sokak Sanatı 4

Banksy, 10 yıldır başta İngiltere olmak üzere farklı ülkelerde yaptığı çarpıcı duvar resimleriyle ünlenen bir sanatçı.  Gerçek kimliği yakın zamana kadar bilinmiyordu. Banksy, eserlerinde kullandığı imzası.  Sanatını bir iletişim aracı olarak kullanan sanatçı, iletmek istediği birçok politik ve sosyal mesajı dünyanın en kalabalık şehirlerinde herkesin görebileceği alanlarda veriyor. Kendi ifadesiyle gerilla sanatçısı olan Banksy, çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan ve tüketim çılgınlığını eleştiren mesajlar vermektedir. Çağdaş dönemde, sokak sanatçılarının eserleri açık artırmalarda yer buluyor. Banksy’nin çalışmaları, dünyanın dört bir yanındaki Çağdaş Sanat örneklerinin profesyonel koleksiyoncuları ve alıcıları, Hollywood ünlüleri tarafından koleksiyonlara dahil ediliyor. 2007 yılında Banksy’nin imzasını taşıyan çalışmalar açık artırmada 500.000 Sterline satılmıştı. İngiliz sokak sanatçısı Banksy'nin 2006'da İsrail'in Batı Şeria'da ördüğü duvar üzerine çizdiği resim, İsrail'deki sert güvenlik tedbirlerini eleştiriyor, İsrail askeri tarafından kimlik kontrolüne tabi tutulan bir eşeği gösteriyordu. Duvar resmi, üzerine çizildiği 4 tonluk duvar parçasıyla birlikte 2015’te ABD'de müzayedeye kondu. ABD’den önce, Londra'da sergilendi. Eserin taban fiyatı 700 bin dolar idi. Banksy, hicvettiği düzen tarafından baş tacı ediliyor. Fotoğraf:www.sabah.com.tr

Banksy, 10 yıldır başta İngiltere olmak üzere farklı ülkelerde yaptığı çarpıcı duvar resimleriyle ünlenen bir sanatçı.
Gerçek kimliği yakın zamana kadar bilinmiyordu. Banksy, eserlerinde kullandığı imzası.
Sanatını bir iletişim aracı olarak kullanan sanatçı, iletmek istediği birçok politik ve sosyal mesajı dünyanın en kalabalık şehirlerinde herkesin görebileceği alanlarda veriyor.
Kendi ifadesiyle gerilla sanatçısı olan Banksy, çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan ve tüketim çılgınlığını eleştiren mesajlar vermektedir.
Çağdaş dönemde, sokak sanatçılarının eserleri açık artırmalarda yer buluyor. Banksy’nin çalışmaları, dünyanın dört bir yanındaki Çağdaş Sanat örneklerinin profesyonel koleksiyoncuları ve alıcıları, Hollywood ünlüleri tarafından koleksiyonlara dahil ediliyor. 2007 yılında Banksy’nin imzasını taşıyan çalışmalar açık artırmada 500.000 Sterline satılmıştı.
İngiliz sokak sanatçısı Banksy’nin 2006′da İsrail’in Batı Şeria’da ördüğü duvar üzerine çizdiği resim, İsrail’deki sert güvenlik tedbirlerini eleştiriyor, İsrail askeri tarafından kimlik kontrolüne tabi tutulan bir eşeği gösteriyordu. Duvar resmi, üzerine çizildiği 4 tonluk duvar parçasıyla birlikte 2015’te ABD’de müzayedeye kondu. ABD’den önce, Londra’da sergilendi. Eserin taban fiyatı 700 bin dolar idi.
Banksy, hicvettiği düzen tarafından baş tacı ediliyor.
Fotoğraf:www.sabah.com.tr

Ten (Skin), Mehmet Ali Uysal, 2010. Bu çalışma, The Independent’ın “Dünyanın En İyi 10 Kamusal Sanat Örneği” listesine üçüncü sırada yer aldı. Uysal’ın bu işi, Belçika’nın Liege kentinde. Fotoğraf:www.ignant.de

Ten (Skin), Mehmet Ali Uysal, 2010.
Bu çalışma, The Independent’ın “Dünyanın En İyi 10 Kamusal Sanat Örneği” listesine üçüncü sırada yer aldı. Uysal’ın bu işi, Belçika’nın Liege kentinde.
Fotoğraf:www.ignant.de

Fransa’da, Le Puy-en-Velay’da Fransız sokak sanatçısı Patrick Commecy ve ekibi tarafından resimlenmiş bir binanın duvarı ve öncesi. Hipergerçekçi resimler yapan sanatçının Fransa’nın çeşitli bölgelerinde genellikle edebi karakterleri kullanarak ve renklendirerek dönüştürdüğü pek çok sıkıcı ve çirkin bina var. Karakterler o mahallede yaşamış tanınan kişiler ya da sanatçılar, politikacılar, ünlüler, bilim adamları olabiliyor. Bazen de binanın cephesine üç boyutlu ağaçlar çizerek betonu doğa ile yakınlaştırma çalışmaları yapıyor. Fotoğraf:www.amusingplanet.com

Fransa’da, Le Puy-en-Velay’da Fransız sokak sanatçısı Patrick Commecy ve ekibi tarafından resimlenmiş bir binanın duvarı ve öncesi. Hipergerçekçi resimler yapan sanatçının Fransa’nın çeşitli bölgelerinde genellikle edebi karakterleri kullanarak ve renklendirerek dönüştürdüğü pek çok sıkıcı ve çirkin bina var. Karakterler o mahallede yaşamış tanınan kişiler ya da sanatçılar, politikacılar, ünlüler, bilim adamları olabiliyor. Bazen de binanın cephesine üç boyutlu ağaçlar çizerek betonu doğa ile yakınlaştırma çalışmaları yapıyor.
Fotoğraf:www.amusingplanet.com

 

 

Lüks Devrimi 3

  • Fransız Baroğu da saraydan çıkmıştır.
  • XIV. Louis, babasının bir av köşkü olarak inşa ettirdiği Versailles‘i genişleterek Fransa Krallığı’nın yönetildiği bir saray haline getirmiştir. Dönemin aristokratlarını Paris’ten uzaklaştırıp, Versailles Sarayı’na taşımıştır. Kral, Versailles Sarayı’nın bahçesini de Barok eserlerle süsletmiştir.
  • Barok sanatın en tipik örnekleri arasına giren Fransız bahçesi, en sıradan ayrıntısına kadar biçimlendirilmiştir. Duvar ya da mihrabı andıran çitler, vazo yahut hayvan şeklini alan ağaçlar, geometrik tarhlar, özenle hazırlanmış kanallar ve çeşmeler, fıskiyelerle yaratılan su oyunları ile Fransız bahçesi, aristokrasi ve görkemli yaşamla ayrılmaz bir bütündür. Kontrollü bahçe, “Devlet benim” (l’État c’est moi) diyen, Fransa’yı mutlak monarşiyle yöneten XIV. Louis’nin idari anlayışının bir yansımasıdır.
  • Gerek Versailles Sarayı gerekse bahçesi Avrupa sarayları tarafından örnek alınmıştır.
Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm. Fotoğraf: Gruppal

Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm.
Fotoğraf: Gruppal

  • Fransa Bilimler Akademisi de XIV. Louis tarafından kurulmuştur.
  • 1648 yılında Paris’te ressamlar Kral XIV. Louis’yi bir akademinin oluşumunu desteklemeye ikna etmişlerdir. Floransa, Roma , Milano akademilerinden sonra kurulan Fransa Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi, zamanla sanatın eğitimi ve sergilenmesi konusunda tekel durumuna gelmiştir. Sanatın ve sanatsal zevkin belirli kurallar çerçevesinde öğretilebileceğine inanılmış, akademiler okul işlevi görmeye başlamıştır. Fransız Kraliyet Akademisi’nin sanat sergileri Salon’da yapılırdı. Zaman içinde Salon, Fransa’nın yüksek kültürünü etkiler hale geldi. Sonraki 200 yıl boyunca, Fransa’da başarı elde etmek isteyen tüm sanatçılar için Paris Salonu’nda yer almak çok önemliydi.
  • Kralın kendisi de dans/bale yapıyor, koreografiler tasarlıyordu. (Bu durum, Gérard Corbiau’nun 2000 yılında vizyona giren Le Roi Danse adlı filminin konusudur.) Kralın hazırladığı koreografilerin bazıları dans, bazıları törenler içindi. Koreografilerde aristokratlara da görev veriyordu. Fransa Dans Akademisi’ni de XIV. Louis kurmuştur.
  • Hayatının hemen hemen tümünü XIV. Louis’in sarayında geçiren; Fransız opera stilinin babası sayılan Floransalı besteci, kemancı ve balet Giovanni Battista Lully (1632-1687) ile kral birçok işe birlikte imza atıyor. Lully, Kral için birçok bale eserinin müziğini ve dansların koreografisini hazırlıyor ve balet olarak da görev yapıyor. Kral da şahsen dans ederek eserlere katılıyor. Avrupa sarayları bu ikiliyi taklit ediyor.
  • Lully ayrıca sarayda oyun yazarı olarak görev yapan Moliere’in eserleri için besteler yapıyor, Moliere ile birlikte komedi-bale janrını geliştiriyor. Kral yaşlanıp dans edememeye başlayınca temsillere katkısı ve ilgisi azalıyor, Lully de opera bestelemeye daha çok önem veriyor.
  • Babasının kurduğu Müzik Akademisi’nden sonra XIV. Louis de Kralın 24 Kemanı adlı orkestrayı kurarak ilk kraliyet orkestrasını kurmuş oluyor.
  • Kral, bir piyeste Apollon‘u oynamıştır. Apollon, güneş tanrısıdır, XIV. Louis de Güneş Kral’dır.
  • Fransa’da kastrato geleneği kabul görmemiştir; kastrato star’dır; Fransa’daki tek star ise XIV. Louis’dir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Essence of Style, Joan E. De Jean, Simon and Schuster, 2005.
  • Fransa Nasıl Şıklık ve Lüksün Markası Oldu?, Arman Kırım, Hürriyet, 16 Temmuz 2006.
  • Çitlenen Doğa, Mehmet Ergüven, YKY Sanat Dünyamız Sayı 58 Bahçe Kültürü, Kış 1995.
  • www.zetamar.com

 

 

Lüks Devrimi 1

  • 1600-1750 yılları arasına tarihlenen Barok Dönem, dünyevi yöneticinin güç kazandığı bir dönemdir.
  • 1638-1715 arasındaki dönemde Fransa ve Navarre Kralı olan XIV. Louis (Louis Le Grand, Le Roi-Soleil) Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralıdır.
  • Fransa’yı lüksün merkezi haline getiren şey, devlet eliyle yapılan bilinçli, planlı uygulamalar olmuştur.
Sicilyalı şef Francesco Procopio dei Coltelli tarafından kurulan Café Procope’un Cours du commerce Saint-André tarafındaki girişi. Fotoğraf: Wikimedia Commons

Sicilyalı şef Francesco Procopio dei Coltelli tarafından kurulan Café Procope’un Cours du commerce Saint-André tarafındaki girişi.
Fotoğraf: Wikimedia Commons

  • Kral XIV. Louis ve ekonomi bakanı Jean-Baptiste Colbert, birlikte, dünyanın moda ve iyi yaşam unsurlarıyla kalkınan ilk ulusal ekonomisini inşa etme işine koyuldular.
  • Öncelikle daha önceki dönemlerde İtalya’dan, özellikle Venedik ve Floransa’dan sağlanan lüks malların çok daha lüksünü yapmayı hedeflediler.
  • Bu amaçla, lüks emtia üretecek bir zümrenin yetiştirilmesini sağladılar.
  • Lüks tüketimin sarayla sınırlı olması durumunda ekonomik olmayacağını bildiklerinden, üretici zümre aracılığıyla, tüketimin halka inmesini teşvik ettiler.
  • İlk dönüşümler mutfak alanında gerçekleşti.
  • 1651 yılında François Pierre de La Varenne adındaki şefin yazdığı Fransız Mutfağı adlı kitap, tarihte ilk kez, daha önce var olmayan bir Fransız mutfağının temel taşı oldu.
  • 1691 yılında bir başka önemli yemek kitabı, La Varenne’in vizyonuna birebir uyan, yine tarihte ilk kez, yeni yaratılmış Fransız pasta, börek ve tatlı tarifleri sundu.
  • Dönem, sıfırdan yepyeni bir Fransız mutfağının tasarlandığı bir dönem oldu.
  • Sultan IV. Murat’ın Kral XIV. Louis’ye elçi olarak gönderdiği Osmanlı sefiri Süleyman Mustafa Raca’nın konutunda tanışılan kahve, yüksek yaşamın en önemli emtialarından biri haline geldi.
  • İlk Paris kafeleri 1671 yılında açılmaya başladı ama ünlü Paris kafelerinin ilk örneği Café Procope kahveye Türk Likörü denildiği 1686 yılında açıldı. Hala açık olan işletme, bir restoran olarak hizmet vermeye devam ediyor.
  • Paris kafeleri ününü sürdürüyor; o zamandan beri şehrin cazibe merkezi olmaya ve şehre para kazandırmaya devam ediyor.
Café Procope’un dünyanın en eski café’si tabelası ve ünlü müşterilerinin adları. Fotoğraf: By Flickr: Jon And Megan

Café Procope’un dünyanın en eski café’si tabelası ve ünlü müşterilerinin adları.
Fotoğraf: By Flickr: Jon And Megan

 

 

Şiddet 15 | Kutsal Şiddet 2

  • Kilise’nin temsil ettiği Hıristiyanlık anlayışına isyan eden; Eski Ahit Tanrısı ile Yeni Ahit Tanrısının farklı ve ilkinin kötü olduğuna inanan; Kilise’nin görkemli zenginliğine de karşı olan ve din dışı görülen mezhep, bölgelere göre değişen adlar alırdı; Kathar, Bogomil, Patarini gibi. Katharlar’a karşı Papa III. Innocentius 1208 yılında bir Haçlı Seferi başlattı. 30 yıl içinde yüz binlerce kişi kılıçtan geçirildi. Özellikle kadınlar yoğun bir vahşete maruz kaldı. Bir çukura atılıp ölünceye kadar taşlanan kadınlar oldu. Bunlar aynı zamanda Trubadur denen, din dışı şarkılar söyleyen ozanlardı. Katar Katliamı ve veba salgını ile nüfus çok azaldı, Trubadur geleneği de son buldu.
St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta. Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta.
Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Haçlı Seferleri 1095 ve 1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hıristiyanların Papanın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak, oradaki zenginliği ele geçirmek için düzenlemiş oldukları seferlerdir. İslam dünyası ile Batı arasındaki husumetin başlangıç noktası Kudüs’ün yağmalanmasıdır denebilir. Doğu, Haçlı Seferlerinden beri Batı’yı doğal düşman; Batı ise Doğu’yu Öteki olarak görmüştür. Bu seferler Doğu ile Batı arasındaki kırılma noktası olmuştur. Doğu algısında İsrail, Yeni Haçlı Devleti’dir.
  • Bu süre zarfında pek çok şövalye tarikatı doğmuştur. Şövalyeler bir karar aldıklarında, bunun kral tarafından bile değiştirilemediği, iptal edilemediği durumlar yaşanmıştır. Daha sonra bu tarikatlardan kurtulmak da ancak şiddet kullanarak olabilmiştir.
  • Bir dinin mensupları, diğer bir dinin yayılmasını durdurmak için harekete geçtiğinde, sonuç bunun tamamen tersi olmuştur.
  • Din savaşları iki ayrı din arasında olabildiği gibi, aynı dinin farklı grupları arasında da gerçekleşmiştir. Her dinin kendi içinde heretik saydığı en az bir grup vardır.
  • Fransa’da 1562′de başlayan Din Savaşları 1598′e değin aralıklarla sürdü. Bu dönemdeki en önemli olay, 1572′de Paris’te başlayan ve bütün Fransa’ya yayılan Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımıydı. Fransa tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan Kıyımda, Paris’teki hemen bütün Huguenot, Fransız Protestanları önderleri yok edildi, bütün ülkede binlerce Protestan katledildi. Bundan sonra Din Savaşları yeniden alevlendi. 1574′te IX. Charles‘ın yerine tahta çıkan III. Henry döneminde kısa aralıklarla sürdü. III. Henry’nin 1589′da öldürülmesinden sonra tahta çıkan IV. Henry Protestan’dı, ama o da ancak Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul ederek ülkede barışı sağlayabildi. 1598′de Henry’nin yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlük tanındı. 1685′te XIV. Louis Nantes Fermanı’nı yürürlükten kaldırdı. Bunu izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Fransız Protestan’ı İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya göç etti.
  • Avrupa’da Reform yanlıları ile Katolikler arasında yaşanan din savaşları 1648 yılında yapılan Westfalia Antlaşması’na kadar, neredeyse yüz yıl sürdü.
  • R. Smith, İskoç sosyal antropolog Sir James Frazer (1854-1941) ve Avusturyalı nörolog Sigmund Freud (1856-1943) dini, toplumu ve kültürü, primitif şiddetin farklı formları olarak görmüşlerdir.
  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir. Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır. Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı. Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Babası Ku Klux Klan üyesi olan Vaiz Jim Jones (1931-1978) ABD’de People’s Temple (Halkın Tapınağı) adlı tarikatın kurucusuydu. 1978 yılında Guyana‘da Jonestown kasabasında 911 müridini aynı anda intihar etmeye ikna etmiş ve kendisi de müritleriyle birlikte ölmüştür.

 

 

Şiddet 2

Arkeolojik Buluntularda Şiddet

  • Hiçbir araştırma, büyük medeniyet ve kültürlerin izini sürmeden tam bir çerçeveye oturamaz. Ayrıca kültürleri birbirinden ayıran çizgileri tespit etmeden de araştırılan kavram için genel bir görüş oluşturulamaz. Bu yüzden şiddet konusunu incelemeye tarihteki büyük medeniyetlerde şiddet olgusuna bakarak devam edeceğiz.
  • Paylaşacağımız bulgulara geçmeden önce, Neolitik dönemin her bölgede eş zamanlı olmadığını, bu yüzden tarihten çok geçim ekonomisi ve sosyal organizasyondaki duruma göre değerlendirmenin daha doğru olacağını hatırlatalım.
  • Arkeolojik olarak insanın insana ve hayvana yönelik uyguladığı şiddetin izleri tespit edilebiliyor.
  • Sudan’ın kuzeyinde, Büyük Sahra’nın sınırında 13 bin yıl önce gerçekleşmiş olduğu bilinen en eski savaşının kadın, erkek ve çocuklara ait kalıntıları 61 kişiye ait.
  • Avcı-toplayıcı toplumlar arasında yaşlanarak ölen erkek sayısının, oldukça az olduğu düşünülüyor. Bölgesel güç, kadın, yiyecek, savaş aletleri için savaştıkları arkeolojik veriler ile kanıtlanabiliyor.
Kenya, Nataruk’ta ellerin bağlı olduğunu düşündüren bulgunun in situ fotoğrafı. Fotoğraf: Cambridge Üniversitesi Leverhulme Centre for Human Evolutionary Studies.

Kenya, Nataruk’ta ellerin bağlı olduğunu düşündüren bulgunun in situ fotoğrafı.
Fotoğraf: Cambridge Üniversitesi Leverhulme Centre for Human Evolutionary Studies.

  • Önceden savaşın yerleşik hayat, tarım ve politik sistemler oluşunca ortaya çıktığı düşünülürken Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalarda Kenya’da Nataruk’taki 10 bin 500 ile 9 bin 500 yıl önceye ait buluntular, gruplar arası çatışmaların avcı-toplayıcılar arasında da gerçekleştiğini gösterdi. Şiddet kaynaklı doku bozulmaları gözlenen 27 kişiye ait iskelet parçalarının 8 tanesinin kadın, altısının çocuklara ait olduğu düşünülüyor. Doku bozulmalarının sivri uçlu silahlar, kör uçlu sopalar ve taş bıçaklarla gerçekleştiği; içlerinden birinin hamile bir kadına ait olduğu; saldırı uzak (sivri oklar) ve yakın mesafe silah (sopa, taş bıçak) kullanılarak gerçekleştirildiği için, önceden tasarlanıp planlanarak gerçekleştirildiği düşünülüyor. Nataruk bulgularındaki bir başka ilginç husus ise burada ele geçen çanak çömleğin yiyecek depolama amaçlı kullanıldığı ihtimali.
2016 yılında Uşak’ta bulunan Orta Paleolitik Dönem’e ait taş aletler. Avcılık ve toplayıcılık çağı olan Paleolitik Çağ’da (MÖ 600000-10000) alet olarak taştan tek ya da iki taraflı el baltası, uzun yaprak biçiminde bıçaklar, kemikten mızrak uçları kullanılmış. Fotoğraf: Arkeoloji Haberleri - arkeolojihaber.net

2016 yılında Uşak’ta bulunan Orta Paleolitik Dönem’e ait taş aletler.
Avcılık ve toplayıcılık çağı olan Paleolitik Çağ’da (MÖ 600000-10000) alet olarak taştan tek ya da iki taraflı el baltası, uzun yaprak biçiminde bıçaklar, kemikten mızrak uçları kullanılmış.
Fotoğraf: Arkeoloji Haberleri – arkeolojihaber.net

  • Neolitik Dönem öncesi ve erken neolitikte şiddete dayalı yağma ekonomisi, büyük katliamların izlerini bıraktı.
  • 1996 yılında Kuzeydoğu Almanya’da, Baltık Denizi yakınlarında, Tollense Nehri havzasında yaklaşık MÖ 1250 yılına tarihlenen 20-40 yaşları arasında 130 kişinin kemikleri ayrıştırıldı. Alanın tamamının kazılması halinde bu savaş kurbanlarının sayısının 750 kişiye ulaşabileceği tahmin ediliyor.
  • 2004 yılında İran’da Susa’ya yakın Haft Tepe’de bulunan Elam medeniyeti yerleşkesinde MÖ 14. yüzyılın sonuna tarihlenen, rastgele birbirlerinin üzerine yığılmış yüzlerce iskelet bulunmuştur. Katliamın sebebi anlaşılamamıştır.
  • 2006 yılında Almanya’da bulunan bir toplu gömü MÖ 5207-4849 yıllarına (Erken Neolitik Dönem) tarihlendi. Genç yaştaki 26 bireye ait olan kalıntılardaki izler, uzmanlara bu kişilere işkence yapılmış olduğunu düşündürtmüştür.
  • Fransa’da bulunan ve karbon tarihlemesi ile 6 bin yıl önceye ait olduğu saptanan yedi kişinin iskeletlerindeki kesik izleri, onların kasten parçalara ayrılmış olduğunun bir göstergesi olarak yorumlandı.
  • Atina yakınındaki bir toplu mezarda 1500’den fazla iskelet kalıntısı bulundu. MÖ 7. ve 6. yüzyıllara tarihlenen kalıntılar, elleri arkadan zincirlenmiş ve yüzükoyun pozisyondaydı. Bu durum uzmanlara buluntuların politik bir kargaşanın kurbanları olduğunu düşündürdü.
  • Hanibal, MÖ 203’te 400 şehri yok etmiş ve 300.000 Romalıyı öldürmüş olmakla övünmüştü.
  • Elbette her yeni bilgi, insanlar arası çatışmaların kökeni hakkında fikirlerimizi değiştirebilir. Sistematik ve adına “savaş” diyebileceğimiz sistem, Anadolu ve Yakındoğu için, Neolitik dönem sonu oluşuyor ve yerleşkelerin biçimlerine yansıyor. Bir de bölgesel olarak toplulukların çatışacakları ne var diye bakmak; kaynakların paylaşımı, nüfus artışı gibi durumların varlığı ya da yokluğu önemli.
  • Kesin olan ise, şiddet sarmalının insanlık tarihi boyunca aralıksız devam ettiği.