Etiket arşivi: Frankfurt Okulu

Şiddet 19 | Ötekine Yönelik Şiddet 2

Otoriter Kişilik

 

Otoriter kişilik; kendi içinde bulunduğu gurubu ön plana çıkaran, dışındaki guruba düşmanca hisler besleyen, hoşgörüsüz, bağnaz kişilik olarak tanımlanmaktadır.

Bağnaz kişilikleri açıklamak için yapılan araştırmalarda, otoriteryen ve faşist eğilimleri belirlemek üzere Frankfurt Okulu tarafından F Ölçeği geliştirilmiştir.

*Geleneksel orta sınıf değerlerine katı bağlılık,

*Ait olunan grubun idealize edilmiş kurallarına boyun eğici tutum,

*Geleneksel değerleri çiğneyenleri ya da çiğnemek isteyenleri kınama, reddetme ve cezalandırma eğilimi, otoriter saldırganlık,

*Yaratıcı ve esnek düşünmeye karşı olmak,

*Katı kategorilerle düşünme eğilimi göstermek, boş inançlı ve kalıp yargılı olmak,

*Düalist düşünmek; güçlü kişilerle özdeşleşme, dayanıklılık ve sertlik konusunda iddia sahibi olmak,

*Genel bir düşmanlık, yıkıcılık ve olumsuzluk içinde bulunmak, insanları yerme, iftira atma eğilimi,

*Bilinç dışı çatışmaları dışa yansıtma,

*Cinsellikle ilgili faaliyetlere yönelik abartılı ilgi

F Ölçeğinde otoriteryen kişiliği saptamaya yarayan dokuz boyuttur (Social Cognition, M. Augostinos, I. Walker, N. Donaghue, 2006).

Frankfurt Okulu’ndan Theodor Adorno (1903-1969), vatandaşlığın körleşen birlikteliği değerlendirmesini yapmıştır. Adorno’ya göre; otoriter kişiliğin kökeni kötü geçen çocukluk günlerine bağlıdır. Bu kişiler yetişkinlikte de itaat eden, saygılı, düşmanca hisler beslediği zaman saldırgan, sert bir kimlik geliştirmektedir.

Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden. Fotoğraf: www.transit.be

Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden.
Fotoğraf: www.transit.be

Bob Altemeyer’e (1940-) göre otoriter kişilik için üç boyut önemlidir.

*Kendinden yüksekteki kişiliklere boyun eğme,

*Yerel otoriteler tarafından izin verilmiş kişilere gösterilen saldırganlık,

*Toplumca kabul edilmiş geleneklere yüksek oranda bağlılık.

Altemeyer, otoriter kişiliğin gelişimini sosyal öğrenme kuramına bağlar.

Farklı deneyimler yaşayan çocuklar, farklı kimliklerle ilişkisi olanlar, geniş çevrede yaşayanların daha hoşgörü sahibi oldukları gözlenmiştir.

Tersine dar çevrede yaşayanlar ve bu tür engin deneyimler yaşayamayanlar ise daha otoriter kişiler olarak yaşamlarına devam etmektedirler.

Altemeyer’in sosyal öğrenme kuramı, F Ölçeğinden daha güvenilir bulunmuştur.

Altemeyer yaptığı araştırmalar sonucu otoriterlikle ilgili bulgularına, sol kanat politikacılarında rastlayamamış; bu nedenle çalışması Sağ Kanat Otoriteryenizm Kuramı olarak adlandırılmıştır. Bu kuram günümüz politikalarında otoriter yaklaşımın sağ politikacılara daha yakın olduğunu anlatır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 129| Postmodernizm 2

1960-1989

Modern olanın modası ne zaman geçti? Bunun kesin tarihi tabii ki yoktur. Bir akımın yitimine yol açan oluşumlar ile, yerine gelen akımın başlangıcına neden olan filizlenmeler daima iç içe geçer.

Ayrıca bir çok sanatçı terimlerin yararına inanmaz ve etiketlenmekten de hiç hoşlanmaz; etiketleri indirgeyici ve sınırlandırıcı bulurlar.

Her sanat yapıtı tekildir, ama yine de, bir sanat deneyimi önceden var olan ve özerkliği olan birtakım kavramlar aracılığıyla gerçekleşir. Sanat algılaması kavramların hem askıya alınmasını hem de yeniden gündeme getirilmesini gerektiren biçimde iki yanlıdır. Yeni bir gelişmeyle karşılaştığımızda yeni terimler bulmamız gerekir.

Sınıflandırmaların varlığı önlenemez. Göstergebilimcilerin işaret ettiği gibi evren, tüm simge dizgelerinin en önemlisi olan dilsel göstergelere gömülmüştür.

Terimler bir gösterenler sınıfına gönderme yapar ve görelidir. Derrida, tüm kategorileri kaygan ve çelişkiye açık bulur.

Charles Jencks, akımların 19. yüzyılda zar zor on, 20.yüzyılın ikinci yarısında ise yalnızca iki yıl sürdüğünü; bir “izm”in diğeriyle hızla yer değiştirdiğini; modernistlerin sanat akımlarının gerçekte “moda” olduğunu yazar.

 

  • 20. yüzyılın ikinci yarısında sesini duyurmaya başlayan Postmodernizm gerek sanat gerek düşünce yapısında bir kırılmaya, paradigma değişikliğine yol açtı.
  • Biz, Postmodernizm’i 1960-1989 arasına tarihledik ama, bunu yaparken çekincelerimizi de belirtmiştik. Tarihlendirmelerimizi nasıl yaptığımızı dosyamızın 60. ve 61. bölümlerinde açıklamış; Modernizm, Postmodernizm, Geç Modernizm ve Avangard tanımlamalarının kullanıldıkları bağlama ve kullananların görüşlerine bağlı olduğunu örneklerle netleştirmeye çalışmıştık. Bazı eleştirmenler Postmodernizm’in kaynağını çok daha gerilere götürür, hatta Duchamp’a kadar giderler.
  • Frankfurt Okulu’nun, daha 1920’lerde yaptığı yoğun kapitalist toplum eleştirisi; kapitalizmin tüm bireyleri birbirine benzeterek bireyi tek boyutlu kıldığı; Modernizm’i aklı dogmalardan kurtarmaya çalışırken aklın kendisini dogmaya çevirmek ve aklı araçsallaştırmakla suçlaması gibi önemli Postmodern tezlerin temelini atmıştı.
  • Postmodernizm’in özelliklerinin 1945’lerde biçimlenmeye başladığını düşünenler, 1940’larda bu dönüşümü hazırlayanlar arasında Kandinsky’i Klee’yi , Doğu sanatının etkisini , Dadacılık’ı , Sürrealizm’i ve Amerikan Ekspresyonizmini sayarlar. Modernist eşeltirmenler Dadacıları, Sürrealistleri, İtalyan Fütüristleri, Rus Yapısalcıları, gerçekçileri ve daha pek çoğunu ötekileştirmişti.
  • 1947 Postmodern teriminin ilk kullanıldığı yıl olmuştur. Terim, önceleri yalnızca mimari alanında geçerliydi. 1960’larda kapsamı genişledi. Postmodern dediğimiz fikirler kümesi, bilimsel çalışma alanlarına 1980’lerde girdi.
Mart 2013’de Tasarım Tarihi Sayfa 2’de Modernizm vs Postmodernizm’i tanımlama ödevine tasoro adlı katılımcının yanıtı hoşuma gitti, paylaşıyorum. Fotoğraf:tasarimtarihi.wordpress.com

Mart 2013’de Tasarım Tarihi Sayfa 2’de Modernizm vs Postmodernizm’i tanımlama ödevine tasoro adlı katılımcının yanıtı hoşuma gitti, paylaşıyorum.
Fotoğraf:tasarimtarihi.wordpress.com

  • 20. yüzyıl pek çok sanat akımının ve bakış açısının birlikte, yan yana varlığını sürdürdüğü bir dönemdir.
  • Postmodern kültürün tam olarak ne olduğu hakkında sınırlı bir uzlaşı söz konusudur. Postmodernizm’in kavram olarak tanımı zordur, çünkü çok geniş bir kullanım yelpazesi vardır: sanat, mimari, müzik, sinema, edebiyat, toplumbilim, iletişim, moda ve teknoloji. Postmodernizm, tüm bir toplumsal yapılanmanın adıdır.
  • Postmodern’in herhangi bir kalıba sığmadığını düşündükleri için Postmodernist düşünürler Postmodernizm’in tanımını yapmayı şiddetle reddederler.
  • Bazılarına göre postmodernistlerin sayısı kadar Postmodernizm tanımı vardır.
  • Bazı araştırmacılara göre ise, Postmodernizm, Modernizm’den ancak teoride ayırt edilebilir.
  • Postmodernizm dünyamızın belirsiz, kısa ömürlü, parçalı ve kaotik karakteriyle özdeşleşen bir duyarlılık veya bakış şekli olarak da tanımlanır.
  • Postmodernizm, bir tutum, bir kültür hali, bir zihin hali olarak açıklanmıştır. Ama, çoğu zaman karmaşık, eklektik ve çelişkili özelliklerin bir karışımı gibi görülür.
  • Postmodernizm’in, iyi ve özgürleştirici mi olduğu, yoksa olumsuz ve geriye bakan bir şey mi olduğu konusunda anlaşmazlık vardır.
  • Modernist sanatın, soyutlamanın yolun sonuna geldiği, çok az elitin bunu anlayabildiğini savunanlar açısından Modernizm’e karşı bir reaksiyondur.
  • Postmodern, şimdiden sonra, anlamına gelir. Yani, kelime anlamı olarak, modernden sonra, demektir.
  • Kesin bir tanım getirilemeyen Postmodernizm bazıları için “Çoğulcu bir hoşgörü” , “demokratik bir gönül genişliği”dir. Çünkü Postmodernizm, bu görüşe göre, zorunsuzluk bayrağını yükseltmiştir.
  • Postmodernist teori politika, ekonomi, toplum, kültür arasındaki ayrımı yıkar.
  • Anavatanı ABD, Postmodern düşünce akımının beşiği Fransa olarak kabul edilir.
  • Askeri ve iktisadi açıdan Avrupa merkezciliğin sonu, ABD hakimiyetinin başlangıcı ile Postmodernizm’in başlangıcı aynı zamana denk gelir..
  • 1960’lar, ABD’de hem politik hem de sanatsal ifadelerin çeşitlenmesi bakımından oldukça hareketli yıllardı. 1960’lar ezilen grupların haklarının tartışıldığı ve somut kazanımların elde edildiği yıllar olmuştu.

 

Çağdaş Sanata Varış 55 | Avangard 2

AVANGARD 2

  • Alman edebiyat kuramcısı Peter Bürger, 1974 yılında avangard terimini toplumsal, ekonomik, politik, ahlaki, felsefi ve kültürel koşullar gibi gündelik hayata dair meselelerle ilgilenen ve geleneksel olmayan materyalleri kullanan sanatı anlatmak için kullanmıştır.
  •  Peter Bürger, 1848 yılını Modernizm’in ve Avangard’ın miladı gibi görmez. Sanatın özerkleşmesinin 18. yüzyılda, sanatın önce sarayın ve kilisenin himayesine, sonra da piyasaya ve kitle kültürüne direnmesiyle başgösterdiğini savunur. Özerkleşmenin 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında estetizm ve Sembolizm ile zirveye ulaştığını, içeriğinin biçimi olduğunu öne sürer. Sanatın formlarıyla ve kurumlarıyla artık toplumu ve hayatı değil, kendisini temsil ettiğini savunur. Bürger’in kuramına göre Avangard, sanatın kurumlaşmaya karşı bir saldırısıdır. Gerçek dünyaya müdahale etmek, hayatın devrimlere açık hale getirilmesi hedeflenir, estetik haz nesneleri üretmek değil. Sorun, sanatın toplumsal faydası (Realizm) ya da bunun reddi (Estetizm) veya sanatın angaje/özerk olması değil, sanatın kendisidir. Avangard’ın hedefi sanat kurumunu yok etmektir. Bürger Modernizm ile Avangard’ın birliğini bozar. Çünkü Avangard Modernizm’in öngördüğü özerkleşme/kurumlaşma çizgisine meydan okur.
  • Bürger, Frankfurt Okulu geleneğine bağlıdır. 1923 yılında kurulmuş Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün hem kapitalizme hem de Sovyet sosyalizmine eleştiriler yönelterek, yeni bir eleştirel toplum teorisi ortaya koymayı amaçlayan düşünce akımı Frankfurt Okulu olarak ifade edilir.
  • Bürger, 1974 yılında yayımlanan Avangard Kuramı adlı kitabında, Avangard’ın modern sanattan farklı olduğunu savunuyor; iki dünya savaşı arasındaki avangard sanata “Tarihsel Avangard” adını veriyor ve bu dönemi, gelenekleri var eden toplumun bir eleştirisi olarak sesini yeterince duyuramadığı; özgürlük peşindeki işleri sanat yönetimlerinin emrine girdiği  için, başarısız buluyor. Bürger, Savaş sonrası dışavurumu “Neo Avangard” olarak adlandırıyor. 1950’ler ve 1960’ların enstalasyon, happeningler, doğaçlama sanat olayları, performans ve kavramsal sanat gibi yenilikçi sanat pratiklerini tanımlamak için Neo Avangard terimini kullanır. Çağdaş Sanat da Neo Avangard’dan etkilenmiştir.
  • Neo Avangard, ortama özgülük ve biçimin içerik üzerindeki hakimiyeti gibi Modernist fikirlere karşı çıkmıştır.

 

  • ABD’de Enternasyonel Modernizm’in piri Clement Greenberg’dir (1909-1994). Greenberg’in tüm beklentilerine cevap veren Soyut Ekspresyonizm’dir. Greenberg’in teorik stratejileri, New York galerileri  ve Modern Sanat Müzesi tarafından kurumlaştırılması sayesinde Soyut Ekspresyonizm, İkinci Dünya Savaşı ertesinde ABD’nin Avrupa’ya yaptığı kültürel çıkarmanın ve Soğuk Savaş dönemi kültürel politikalarının etkili bir silahı haline gelir.
  • Parizyen Avangard’ı yürürlükten kaldıran Greenberg, New York’u dünya kültürünün merkezine yerleştirir. Enternasyonel Modernizm sanat tarihindeki Avrupa egemenliğine son vermiştir. ( Burada bize göre iki saptama yapmak gerekiyor: Birincisi, Savaş ABD sayesinde kazanılmıştır ve ABD politik olarak liderdir. İkincisi ise sanat dünyasındaki egemenliğini, böyle bir şeyi kabul etsek bile, yine Hitler ve Stalin Avrupası’dan ABD’ye kaçan sanatçılar sayesinde gerçekleştirmiştir.) New York 1940’larda Modernizm’i ve Avangard’ı himayesine alır. Soyut Ekspresyonizm, Greenberg Modernizm’i, 1960’larda Pop Art ve Postmodernizm Avangard işlemi görür.
  • 1940-1985 arasında ABD’de sanatçı sayısı kat kat artar, sanat hızla akademikleşir. Dev bir müze ve galeri ağı kurulur, müzayede sistemi etkinleşir. Fiyatlar tırmanır, koleksiyonerler çoğalır, kişisel koleksiyonlara işletmelerin koleksiyonları eklenir, sponsorluk gibi özel himaye sistemleri gelişir. Sanat en ayrıcalıklı tanıtım mecraı haline gelir, sanat medyası gelişir, medya dünyasında sanata ait bölge genişler.
  • Avangard’ın ABD’deki üçüncü döneminde ne burjuvaziye, ne 1848 öncesindeki gibi topluma, ne de 1920’lerdeki gibi sanata başkaldırıdan eser görülür. Avangard artık anarşist, asi, hayalperest değildir. Sanatla sanat yönetimi birbirine karışır. Sanatçılar kurumların sorumluları olurlar, akademik mevkilere gelirler.
  • ABD’de 1950-1980 arasında 2500 yeni müze açılır. Yani haftada bir müzeden fazla. Bu müze patlaması sırasında Avangard işler koleksiyonların gözdeleri olur. Bir görüşe göre ‘yüksek kültür’ Avangard’ı müzeleştirip modern sanat tarihine eklemlerken, ‘aşağı’ kitle kültürü de Avangard stratejileri kendine mal eder. Aykırılık sıradanlaşır. Yürürlükteki kültürel politikalar yüksek/aşağı/seçkin/popüler sanatın harmanlanmasına dönüşür. Baudrillard’a göre herşey estetikleşmiş, güzel-çirkin, doğru-yanlış, iyi-kötü arasında ayrım yapabilme imkanı kalmamıştır. Bir eleştirmen, sanatın gösteri dünyasına yaklaştığını yazar. Sanatçının izleyicisi artık kalabalıklardır.
  • 1950’ler ve 1960’ların Neo Avangard’ı içindeki Sitüasyonist Enternasyonel (SE), kapitalizmin ve tüketim kültürünün bir eleştirisi olmayı amaçlayan birçok yenilikçi ve deneysel uygulama formunu geliştiren sanatçı grubuna verilen addır. Bu sanatçı grubu, sanat dünyasının metalaştırmakta ve satmakta güçlük çekeceği türden sanat formlarını desteklemiştir. İki araç özellikle tercih edilmiştir: Bir kentsel alana yapılan turistik ziyaret ve mevcut sanatsal yapıların yeniden kullanımı veya adaptasyonu.
  • 1960’larda Greenberg’in formalizmine (şekilciliğine, kurallara tabi tutmasına…) karşı çıkan Pop Art önce Avangardist bir yaklaşım olarak algılanır. Andy Warhol’un işleri önce sanatın tüketim kültürüne kaymasının protestosu, bir kapitalizm eleştirisi olarak karşılanır. Ama sonradan, aynı türden işlerin sürekli tekrar edilmesi Warhol’un alıntıladığı metaları ikonlaştırması olarak yorumlanır.
  • Avangard ruhu, Fransa’da alevlenen isyanlarla 1968’de yeniden canlanır. 1968’lerin karşı-kültüründe SE’nin, Dadacıların, Sürrealistlerin, Fütüristlerin, kısacası Avangard’ın en isyankar temsilcilerinin işleri büyük ilgi görür. 1970’lerde Londra, Paris, Berlin, Chicago ve New York’ta avangard sergileri açılır. Londra tiyatroları bir ‘Brecht dönemi’ne girer.

 

Lady Gaga, Venüs. www.numberone.com.tr

Lady Gaga, Venüs.
www.numberone.com.tr

  • Pop Art’tan türeyen Postmodern Avangard veya Neo Ekspreyonizm sanat tarihini de salt imgelere indirger ve keyfince harmanlar.
  • Bazı eleştirmenler sanatın ve hayatın, Avangard’ın değil, kültür endüstrisinin koşullarında, yeniden kavuştuğunu, ama bunu Fütürizm’in veya Sürrealizm’in değil, kapitalizmin başardığını düşünür.
  • Avangard radikal retorikte sürmektedir.
  • Avangard’ın sürekliliğine inananların düşüncesinde Pop, Op, Fluxus, Kavramsal Sanat, Minimalizm Neo Avangard’dır. Pop Art’ın, reklam estetiğini yeniden üreterek Amerikan tüketim kültürüne yaptığı referans Duchamp’ın hazır-nesne fikrinin tekrarı olarak yorumlanır.
  • Avangard  hem umut hem tehdittir.