Etiket arşivi: Francis Bacon

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 198| Yeni Dışavurumculuk Neo Ekspresyonizm 1

1970’LER, 1980’LER

  • 1960-1980 sürecine damgasını vuran kavramsal temelli yaklaşımlara bir tür tepki olarak ortaya çıkan; hem Modernizm’in hem kavramsalcı eğilimlerin dışladığı geleneksel sanat unsurlarına sahip çıkan bir akımdır.
  • Yeni Dışavurumcular, gözden düşürülmüş olan her şeyi, figürasyon, objektiflik, duyguların belli edilmesi, otobiyografi, hafıza, psikoloji, sembolizm, cinsellik, edebiyat ve anlatıyı öne çıkarıyorlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk, 1970’lerden itibaren Avrupa’da ve ABD’de gündeme gelen yeni resimsel yaklaşımların tümünü tanımlamakta kullanılan çok genel bir terimdir. Yeni Dışavurumculuk terimi, 20. yüzyılın başlarında Ekspresyonizm’de olduğu gibi özgün bir üsluptan ziyade ortak bir eğilimi yansıtacak şekilde genişlemişti.
  • Bu isim altında anılan sanatçıların farklı resimsel kaygıları vardır. Sanatçıların mensubu oldukları farklı ulusal/kültürel kimliklerin de zaman zaman eserlerinde belirgin hale geldiği bir sanatsal ifade biçimidir. Üslupsal özgürlükler ön plandadır.
  • Genel hatlarıyla Neo Ekspresyonist çalışmalar, teknik ve tematik özellikleriyle ayırt edilirken, malzemeler dokunsal etkiye sahip materyalden veya hammaddelerden seçiliyor, duyguların belirgin bir şekilde ifade edilmesi isteniyordu. Seçilen konularda sıklıkla geçmişle, ya da kolektif tarihle ya da kişisel bellekle derin bir ilişki kurmaya yarayan, alegori ve sembolizm aracılığıyla işlenen sorunlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk’un, pek ortak noktası olmayan sanatçılar için yaratılmış bir pazarlama etiketi olduğu da savunulmuştur.
  • Akımdaki sanatçıların ortak noktası, vurguladıkları bireysellikleridir. Yeni Dışavurumcu resim, sanatçıların kişisel fantezi dünyasını, anılarını, korkularını, tarihsel olayların algı ve yorumunu yansıtır.
  • Akım, resmin, boyanın, figürün, anlatının sanat ortamına geri dönüşüdür.
  • Yeni Dışavurumcu resim, Modernizm’e hakim olan biçimsel kaygıları geri plana iter.
  • Figüratif resim yeniden ilgi odağı olmuştur.
Dağ, Balthus, 1937, MOMA. Fotoğraf: www.newrepublic.com

Dağ, Balthus, 1937, MOMA.
Fotoğraf: www.newrepublic.com

  • Yeni Dışavurumculuk’ta Ekspresyonizm, Post Ekspresyonizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm, İnformel Sanat ve Pop Sanat’ın etkisi çok belirgindi.
  • Eski kuşak figüratif ressamlardan Polonya asıllı Fransız ressam Balthus (1908-2001) ve Britanyalı ressam Lucian Freud (1922-2011) bu dönemde yeniden önem kazandılar.
  • Bazı çevreler bu resimsel uyanışı duygu ve ifadenin geri dönüşü olarak değerlendirdiler.
  • 1981 yılında Londra’da yapılan farklı kuşaklardan pek çok figüratif yapıta yer veren sergiler büyük ilgi gördü.
  • Resim sanatına yönelik ilginin temelinde, 1970’lerin ekonomik durgunluğundan sonra 1980’lerde yaşanan ekonomik canlanmanın ve sanatın önemli bir yatırım aracı olarak değerlendirilmeye başlanmasının etkileri olduğu düşünülür.
  • Neo Ekspresyonizm’in ortaya çıkışı ile uzun zamandan beri Dışavurumcu üslupta çalışmakta olan, eski kuşaktan sanatçılar da  Yeni Dışavurumcu olarak anılmaya başlandı: Louise Bourgeois (1911 – ), Leon Golub (1922 – ), Cy Twombly (1929 – ), Fransız Jean Rustin (1928 – ), Avusturyalı Arnulf Rainer (1929 – ) gibi.
  • Neo Ekspresyonizm terimi mimarlar ve heykeltıraşlar için de kullanılmıştır. Jorn Utzon’un (1918 – ) Sydney Opera Binası (1956-74) gibi binalar,  1970’lerde ABD’de inşa edilen mağazalar ve Frank Ghery’nin (1929 – ) İspanya, Bilbao’daki Guggenheim Müzesi (1997) de Neo Ekspresyonist olarak değerlendirilmiştir.
  • ABD’li Charles Simonds (1945 – ), İngiliz Antony Gormley (1950 – ), Anish Kapoor (1954 – ) ve Rachel Whiteread (1963 – ), Çek Magdelena Jetelova (1946 – ), Alman Isa Genzken (1948 – ) ve Polonyalı Magdalena Abakanowicz (1930 – ), çalışmalarında Ekspresyonist özelliklere yer veren heykeltıraşlardır. Bu sanatçılar, soyut-figüratif, sade-duyumsal, ufak-anıtsal çok değişik çalışmalar yapmışlardır ama hepsinde duygusal bir yoğunluk gözlenir.
  • Anish Kapoor canlı renklerle saf toz boya, kireç taşı ve yansıtmalı yüzeyler dahil olmak üzere çeşitli dışavurumcu malzemelerle çalışan heykeltıraşların çarpıcı bir örneğidir. Bunlar, izleyiciyi insanın durumunun fiziksel ve tinsel bileşenleri üzerine düşünmeye sevk eden malzemelerdir. Kapoor’un “olma halinin göstergeleri” olarak da tanımlanan çalışmaları, kendisinin 1990’da açıkladığı üzere, genellikle boşlukları da içerir.
Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7. Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7.
Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

  • Sotheby’s rakamlarına göre, 1980’li yıllarda sanata yatırım yapanların sayısı 1970’li yıllara göre dört kat artmış; sanata yatırım yapan koleksiyoncuların sayısı 400 bini bulmuştu.
  • Akım, 1980’lere uzanan süreçte özellikle Almanya ve İtalya’da yaygındır.
  • Georg Baselitz (1938-), Anselm Kiefer (1945-), Markus Lüpertz (1941-), Jorg Immendorf (1945-2007), Rainer Fetting (1949-), A.R.Penck (1939-), Yeni Alman Dışavurumculuğunun önde gelen sanatçıları arasındadır.
  • İtalya’da Sandro Chia (1946-), Francesco Clemente (1952-), Enzo Cucchi (1949-), Yeni Dışavurumculuk’un ünlü sanatçılarıdır.
  • Yeni Dışavurumculuk, ABD’de Julian Schnabel (1951-), Eric Fischl (1948-), David Salle (1952-) tarafından temsil edilir.

 

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 101|İngiltere’de Pop Art

POP ART
1954

 

1940-1960 arası dönemde Modernizm, gerek Avrupa’da gerekse ABD’de çok etkili olan avangard görsel kültüre yönelik bir yaklaşımdır ve son 100 yılın en yenilikçi, ilerlemeci avangard sanatın gittikçe soyut hale geldiği bir dönemdir.

1950’ler ve 1960’lar, sanatta Modernizm’in, Postmodern, Geç Modern ve Neo Avangard adı verilen uygulamaların başlaması açısından bir dönüm noktasıdır.

  • Pop Art, İngiltere ve ABD’de, ilhamının büyük kısmını popüler kültürden alan bir akım olarak doğdu.
  • Pop Art Modernizm’in, sanatın yaşamdan bağımsız, ortama özgü bir estetik deneyim olduğu iddialarına karşı çıktı.
  • Seçkinciliği sorguladı.
  • Art Brut ile felsefesi aynı, uygulanışı farklıdır. İkisinin de felsefesi “sanat hayatımızın bir parçasıdır”.
  • Yüksek ve alçak sanat arasındaki, güzel sanatlarla kitsch arasındaki sınırları sorgulamayı amaçladı.
  • Pop Art kitlesel medya ürünlerini güzel sanatlar alanına benimseterek, sanatın görüntüsünü değiştirdi.
  • Pop Sanat, bu bağlamda ortaya çıkan Yeni Gerçekçilik  eğilimi doğrultusunda; kökeni Soyut Dışavurumculuk‘a uzanan sanatçılar tarafından geliştirilmiştir..
  • Sanatın kitlesel iletişim, medya ve tüketim kültürü endüstrisiyle yakından ilişkili olduğu bir dönemi başlatır.
  • Pop Art, kitlesel medya ürünlerini güzel sanatlar alanına benimsetince sanatın görüntüsü sonsuza kadar değişti. Bundan sonra, popüler kültür, tüketim ve Çağdaş Sanat arasında alış veriş sürekli olacaktır.
  • Pop Art, sıradan insanın ruhunu yansıtmayı amaçlamıştır. Bu yüzden sıradan insanın belleğine yer etmiş imgelem biçimlerini kullanmıştır.
  •  Pop Art’ çılar, sanatçının Güzellik üzerindeki tekelini yitirdiğini kabul ettiler. Böylelikle sanatçı ile sokaktaki insan arasındaki farklılık iyice belirsizleşti. İnsanlar ya da eşyalar arasında herhangi bir ayrım yapmadan, herhangi bir nesnenin kendi varlığıyla değil, sunulma biçimini belirleyen toplumsal koordinatlarla Güzelliğe sahip olduğunu ya da yitirdiğini kabullendiler: sahnede artık seri üretilmiş Güzellik vardı.
  • Pop Art, enstalasyon, baskı, poster ve kolajı içeren karışık teknikli çalışmalar; figüratif uygulama alanında ise farklı konuları  içerir. 1960’lardaki Pop Art, figüratif ve baskı resim için bir itici güç olmuş, kitle kültürü ve çağdaş teknolojinin boyutlarını keşfeden, karışık teknikli melez resim anlayışını güçlendirmiştir.
  • Pop Art, sanayi dünyasının bile estetik heyecan yaratacak bazı formlara sahip olduğunu hatırlatarak, bize bu nesneleri sevdirmeyi hedeflemiştir.

 

İNGİLTERE’DE POP ART

  • İngiltere’de Pop Art, 1950’den sonra Londra’da insanın özel durumlarını yorumlayan figüratif Ekspresyonist ressam Francis Bacon’ın (1909-1992) yapıtlarının etkisi ile sanatta günlük yaşama yeniden dönüş; TV, reklam, çizgi film, sinema gibi iletişim araçlarının kullandığı klişe ve imgeleri kullanma isteği ile doğdu. 1952-1953 yıllarında Eduardo Paolozzi (1924-2005), insanın teknolojiyle olan sıkı bağını gösteren resimleriyle Bağımsız Grup’un öncülüğünü yaptı. Reklam dünyasının düşlediği gerçekler, tüketim malları, halk müziği, otomobil karoseri, moda ele alınan konular olmuştur. Bu dönemde Pop terimi kullanılmaya başlamış, terim daha sonra bu düşünceden doğmuş akımın da tanımı olmuştur. Marcel Duchamp’ın sanata hazır yapım eşyayı sokması ve bu eşyaya basit bir bağlam değişimiyle sanatsal bir anlam yüklemesi, Pop Art ressamlarının resim dilinde iletişim araçlarının kullandığı imgelerden yararlanmasını getirmiştir.
  • Pop Art, popüler, gelip geçici, kitle ürünü, ucuz, seksi, göz boyayıcı, genç, kente özgü, işçi sınıfına yönelik, kendini çizgi romanlarda, şarkılarda bulan, frapan giyim tarzıyla, cinselliğini yaşama biçimiyle anlatımını bulan bir karşı kültür olarak da tanımlanmıştır. Bu züppelik, daha 1950’lerde, İngiliz toplumunun kurallarından tiksinen aydınlara çekici gelmiştir. Bu sanatçılar için ABD, hayallerini süsleyen zenginliğin yanı sıra sıradanlığın, bayağılığın, gücün, dinamizmin, yeni bir şiirselliğin filizlendiği bir cennet ülkesidir.
  • İngiliz Pop Sanatı’nda üç evre izlenir:*İngiltere’deki Pop Sanat’ın ilk evresinde insan ve iletişim araçları arasındaki ilişki vurgulanmıştır. Richard Hamilton’ın (1922-2011) hakim olduğu oluşum evresi 1953-1957 yıllarını kapsar. Bu dönemde teknoloji simgesi vurgulanır. Hamilton, 1956 yılında Bağımsız Grup’un bir sergisinde Chrysler’e Saygı adlı yapıtında birçok otomobilin görüntülerini karıştırarak bir bütün oluşturmuştur. Mayıs 2014’te biten bir Richard Hamilton retrospektif sergisi Londra’da Tate Modern’de gösterimde olmuştur..
1956 yılında Richard Hamilton, John McHale (1922-1978) ve John Voelcker (1927-1972)  Grup 2  imzasını taşıyan This is Tomorrow sergisinde, 1955 yılı yapımı The Seven Year Itch adlı filmden Marilyn Monroe’nun görüntüsü; 1956 yılı yapımı Forbidden Planet adlı filmden bir karakter olan Robot Robbie’nin bir görüntüsü; büyük bir Guinness şişesi ile sergi, çağının karakteristiklerini yansıtmaktadır. Eserde, o döneme ait medya (film, televizyon, dergiler) kullanılmıştır. Guinness ise, bir ürün ve marka olarak, tüketim kültürünün bir parçasıdır. Hem medyaya hem de tüketime yapılan göndermeler, dönemin özelliğidir. This is Tomorrow, popüler kültür konusunu işlemesi, geleneksel sanatsal formların dışına çıkması (çünkü ne resim, ne de heykeldir) ile, popüler kültür, medya ve tüketim kültürüne tepki olarak ortaya çıkan sanatın erken bir örneğidir. This is Tomorrow sergisi, Enstalasyon Sanatı’nın kökenindeki eserlerden biridir (diğerleri Oldenburg’un The Store adlı eseri ve Neo Avangard’ın diğer tezahürleridir). Ahşap, boya, fiberglas, kolaj, sünger, mikrofon, film projektörleri kullanılarak yapılmış olan eserin en yüksek noktası 4 metredir. 1991 yılında eser yenilenmiştir. Fotoğraf: Graham Whitham.

1956 yılında Richard Hamilton, John McHale (1922-1978) ve John Voelcker (1927-1972) Grup 2 imzasını taşıyan This is Tomorrow sergisinde, 1955 yılı yapımı The Seven Year Itch adlı filmden Marilyn Monroe’nun görüntüsü; 1956 yılı yapımı Forbidden Planet adlı filmden bir karakter olan Robot Robbie’nin bir görüntüsü; büyük bir Guinness şişesi ile sergi, çağının karakteristiklerini yansıtmaktadır. Eserde, o döneme ait medya (film, televizyon, dergiler) kullanılmıştır. Guinness ise, bir ürün ve marka olarak, tüketim kültürünün bir parçasıdır. Hem medyaya hem de tüketime yapılan göndermeler, dönemin özelliğidir.
This is Tomorrow, popüler kültür konusunu işlemesi, geleneksel sanatsal formların dışına çıkması (çünkü ne resim, ne de heykeldir) ile, popüler kültür, medya ve tüketim kültürüne tepki olarak ortaya çıkan sanatın erken bir örneğidir.
This is Tomorrow sergisi, Enstalasyon Sanatı’nın kökenindeki eserlerden biridir (diğerleri Oldenburg’un The Store adlı eseri ve Neo Avangard’ın diğer tezahürleridir).
Ahşap, boya, fiberglas, kolaj, sünger, mikrofon, film projektörleri kullanılarak yapılmış olan eserin en yüksek noktası 4 metredir. 1991 yılında eser yenilenmiştir.
Fotoğraf: Graham Whitham.

Bugün Evlerimizi Böylesine Farklı ve Çekici Kılan Nedir, Richard Hamilton, 1956.  Londra’da yapılan This is Tomorrow (Bu Yarındır) adlı sergideki diğer bir eseri bu kolajdır. Bu ünlü kolaj, eleştirmenler ve sanat tarihçileri tarafından Pop Art akımının ilk örneklerinden biri sayılır. Bu yapıt, tüketim toplumunun gerçek bir envanteridir ve Pop Sanat’ın kapsadığı tüm konuları içermektedir. Pop sözcüğü de yapıtın içinde çok belirgin olarak yer almaktadır. Fetiş nesnelerin yapıtta böylesine yığılması bir eleştiriden çok, çağdaş insanın ve sanatçının gerçeğini oluşturan imgelerin betimlenmesidir. Fotoğraf:cosahoimparatooggi.com

Bugün Evlerimizi Böylesine Farklı ve Çekici Kılan Nedir, Richard Hamilton, 1956.
Londra’da yapılan This is Tomorrow (Bu Yarındır) adlı sergideki diğer bir eseri bu kolajdır. Bu ünlü kolaj, eleştirmenler ve sanat tarihçileri tarafından Pop Art akımının ilk örneklerinden biri sayılır.
Bu yapıt, tüketim toplumunun gerçek bir envanteridir ve Pop Sanat’ın kapsadığı tüm konuları içermektedir. Pop sözcüğü de yapıtın içinde çok belirgin olarak yer almaktadır. Fetiş nesnelerin yapıtta böylesine yığılması bir eleştiriden çok, çağdaş insanın ve sanatçının gerçeğini oluşturan imgelerin betimlenmesidir.
Fotoğraf:cosahoimparatooggi.com

**İngiltere’de Pop Sanat’ın ikinci evresi 1957-1961 arasında, Hamilton ve Paolozzi’nin öğrencileri tarafından yaratılan, çevrenin ön plana çıktığı, büyük tuvallerin tercih edildiği ve Amerikan soyut üsluplarının etkili olduğu yıllardır. Bu dönem yapıtları 1964 ve sonrasında adından söz ettirecek Geç Resimsel Soyutlama’ya (Post Painterly Abstraction) yaklaşır.

***Üçüncü kuşak sanatçılar arasında, 1961’de Pop’un oldukça tanındığı bir dönemde, figüre geri dönüş gözlemlenir. İletişim araçlarından alınmış imgeleri kullansalar da ortak noktalardan çok farklılıklar söz konusudur.

  • Sanatta Pop Art hüküm sürerken akıma paralel olarak önce ABD ve İngiltere’de 1950-1960’lardan itibaren popüler olan müzik tarzına da Pop müzik denmiştir. Halka ait, halk tarafından sevilen anlamına gelen bu müzik tarzı daha sonra tüm dünyada da popüler olmuştur.
  • Kökeni Rock and Roll, Caz müziği, Swing, halk müziği, Ritm&Blues ve dans müziğine dayanır.
  • Sanayileşme, müziği de bir endüstriye dönüştürmüştür. Basit melodiler, folklorik şiirler, Caz ritmleri ile tüketilmek üzere yaratılmış bir müziktir.
  • İlk ilah Bill Haley’i, Elvis Presley ve Beatles izler. Hemen ardından Rolling Stones ve Pink Floyd gelir. Yeni müzik, yeni dans türlerini de beraberinde getirir: Twist, Jerk gibi.
  • Pop Müzik 1980’li yıllarda Michael Jackson (King of Pop) ve Madonna ile zirve yapıp, 2000’li yıllarda Rock, Metal ve Rap’e dinleyici kitlesinin bir kısmını kaybeder.


Ütopya 1

Üç bölümden oluşacak ÜTOPYA Dosyası hazırlanırken yararlanılan kaynaklar:

  • Yokülkeler….Düş Ülkeler….., Güven Turan, Kitap-Lık 76, YKY, 2004.
  • Yok Böyle Bir Ülke, Oğuz Demiralp, Kitap-Lık 76, YKY, 2004.
  • Ütopya ve Dystopia İmgeleri: Denizden Hiperuzaya, Feride Çiçekoğlu, Porto Üniversitesi Ütopya Araştırmaları Derneği 5. Uluslararası Kongresi, 2004.
  • Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Edebi Ütopyalara Bir Bakış, Engin Kılıç, Kitap-Lık 76, YKY, 2004.
  • Hayali Ahali Projesi, Akın Sevinç, OkuyanUs, 2004.
  • Ütopya Gelenekleri: İzlekler ve Varyasyonlar, Lymann Tower Sargent, Kitap-Lık 76, YKY, 2004.
  • Bir Sömürgecilik Ütopyası mı?, Kaya Genç, Radikal Kitap, 12.8.2011.
  • Yeni Atlantis, Francis Bacon, Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi: 70, 1999.
  • Ütopya, Nilnur Tandaçgüneş, Ayrıntı Yayınları, 2013.
  • Ütopya’nın Sınırlarında: Hicivler ve Robensonadlar, Gregory Claey ve Lymann Tower Sargent, Kitap-Lık 76, YKY, 2004.
Tibet.

Tibet.

ÜTOPYA

Ütopya, bizce, toplumların hayallerini yansıtması açısından çok önemlidir. Ütopyalar, geleceği arzulanır kıldıkları gibi, geleceğin biçimlenmesinde de söz sahibi olurlar. Yaşadıkları ortamın sorunlarını gören ve bu sorunlara çözüm önerileri geliştiren ütopyaların her birinde, toplumun sorunlarını çözmeyi amaçlayan bir kaygı bulunduğu açıktır. Ütopyaların işlevsel, akılcı, verimli ve yalın olmaları, önerdikleri sistemi donuk pozlarla anlatmayı seçmeleri, tek bakış açılı olmaları, doğrudan ileriye dönük tasarımlar yapmaları, düzenli olma zorunluluğu/organizasyon olmazsa olmazlarıdır. Hiçbirisinde yanlışlığa ve belirsizliğe yer yoktur. Anlatılan genellikle toplum-mimarlık-yönetim üçlemesinin ilişkileri sonucunda ortaya çıkabilecek toplum-mutluluk-ülke varsayımları hemen hepsinin ortak yanıdır. Hayal edilen noktaya ulaşılmaya çalışılacağı için o toplumun hedefini gösterdiği gibi, nelere karşı çıkıldığını da gösterir. Çünkü bütün ütopyalar içlerinde bir anti-ütopya da barındırırlar.

Ütopya, yaşanılan toplum düzeninin kusurları karşısında kusursuz, hatta ideal bir toplum düzeni önermektir. Ütopya yazarları ideal toplum diye düşündüklerini resmederler. Bir ütopya her zaman durağandır, her zaman betimseldir ve her zaman ya da hemen hemen her zaman, olaylar dizisinin canlılığından yoksundur. Ütopya, ülküsel bir devletin yönetiminde mutlu bir halkın yaşadığı ülke, düşlemsel devlet tasarısı, ülkü, yön gösterici bir hedef, hedef olarak en doğru, en güzel olanı imliyor. Gelecekte ulaşılması gereken durum anlamını taşıyor. Ütopya hep tarihin, gelişmenin sonu, insanlığın varabileceği en mükemmel toplum biçimi olarak tasarlandı.

“Mevcut durum, Tanrı böyle olmasını istediği için böyledir ve dolayısıyla herhangi bir yenilik bozulma olarak algılanacaktır” felsefesinin hakim olduğu bir kültürde doğal olarak bir alternatif toplum modelleri geleneğinin var olması beklenemez.

Ütopya, insan aklına güvenin ürünü olan; seküler bir dünya görüşü üzerine inşa edilen; şimdi ve burada’dan farklı bir zamanda ve/veya yerde geçen; mevcut düzene açık ya da örtük eleştirel bir bakış getiren; ana teması bu düzene alternatif bir ideal toplum tasavvuru olan, bu ideal toplumu zihinde canlandırmaya yetecek kadar ayrıntılandırılmış kurmaca anlatıdır.

Ütopya, cenneti yeryüzünde kurmak iddiasının bir dışavurumudur. İnsanın kendini aşma gereksinimi duymasını, kendini aşmaya çalışmasını, kendini aşmasıyla daha iyi, daha üstün bir yaşama ulaşmayı ummasını, bu umudunu bir inanç haline getirmesini ifade eder. Ütopya düşüncesi Batı insanını ilerleme yönünde güdüleyen tinsel bir motor gibi çalışmış, Aydınlanma, liberal demokrasi, Amerikan ve Fransız Devrimi, 1917 Devrimi gibi akımlar cennet düşüncesini yeryüzüne indirmeyi vaat etmiştir.

İlk ütopya örneklerini, yaşanmış olan tarihsel süreç yüzünden, yazarların önerdikleri gibi pozitif değerli toplum düzenleri olarak göremiyoruz. Aksine, tam birer totaliter devlet örneği olarak karşımıza çıkıyorlar.

19. yüzyıl sonu ya da 20. yüzyıl başına kadar olan durağan yapılı ütopya edebiyatına Klasik Ütopyalar, daha sonrakilere ise Çağdaş Ütopyalar adı veriliyor.

Fotoğraf: Miray Darıcı.

Fotoğraf: Miray Darıcı.

Özel ütopyalar da var. Kadın ütopyaları, ekoloji ütopyası….gibi. Küreselleşme de zaman zaman yeni ütopya olarak sunulmaya çalışılmaktadır.

Ütopya çalışmaları literatüründe, geleceğin belirsiz olduğu toplumsal kriz dönemleri ile bu dönemlerde yazılan ütopyaların sayısı arasında bir doğru orantı olup olmadığıyla ilgili araştırmalarda çelişkili sonuçlara varılmıştır. Krishan Kumar böyle bir ilişki olmadığını söylerken (Utopianism, Buckingham Open University Press, 1990), Chris Ferns aksini iddia eder (Narrating Utopia: Ideology, Gender, Form in Utopian Literature, Liverpool University Press, 1999).

Görüşümüze göre ütopya, yalnızca edebi bir konu değil, aynı zamanda, toplumsal, mimari, teknik, yönetimsel gelişmeleri de etkileyen, belki de daha fazla, politik bir konudur.