Etiket arşivi: finans kapitalizmi

Çağdaş Sanata Varış 238|Çağdaş Dönem 13 Neoliberalizm

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan. Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan.
Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

  • Neoliberalizm ideolojisi aslında köklerini klasik liberalizm teorisinden ve 1944 tarihli Bretton Woods anlaşmasından almaktadır.
  • Neoliberalizm, ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımıdır.
  • Neoliberalizm, kapitalizme özgü bir örgütlenmedir.
  • Rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticareti savunur.
  • Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini önerir.
  • Kişisel hürriyeti pozitif şekilde tanımlar ve sosyal reform için kanunların kullanımına karşı çıkar.
  • Klasik liberalizmden farklı olarak, kişilerin topluma doğal bazı haklarla girdiklerini kabul etmez. Özel mülkiyeti savunur ve bu savunusunu “kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı sağlar” şeklinde ifade eder.
  • Neoliberalizmin yükselişini hazırlayan faktörler 1970’lerde gelişmeye başladı. O güne kadar çok başarılı işleyen Keynesçi ekonomi düzeninin, dünya petrol fiyatlarının petrol krizi (1973-1974) sonrası aniden yükselmesi nedeniyle sıkıntıya girmesi neoliberal tutumun başlamasındaki en önemli sebepti.
  • 1980’lerde dünya genelinde sol hükümetlerin yerini liberal-sağcı iktidarlar alıyordu. İngiltere’de muhafazakar-liberal Demir Leydi Margaret Thatcher’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nde milliyetçi-liberal  Ronald Reagan’ın başa gelmeleriyle dünyada neoliberalizm mutlak iktidarını ilan etmeye hazırlanıyordu.
  • 1979 –  1990 yılları arasında Birleşik Krallık’ta en uzun süre başbakanlık yapan ve ülkenin tek kadın başbakanı olan Margaret Thatcher’ın (1925-2013) etkisi öyle güçlü oldu ki, İşçi Partisi’ni de etkileyecek şekilde İngiliz siyasetini temelden dönüştürdü.
  • Neoliberaller çevre sorunlarında ve sosyal felaketler durumunda da piyasa dengelerine güvenilmesi gerektiğini ifade ediyorlardı.
  • Neoliberalizmin temel amaçları mal ve hizmetlerin ve sermayenin tüm dünya çapında serbestçe dolaşımını sağlamak; pazarın genişletilmesi için küresel kapitalizme entegre olmayan yapı ve blokların dağıtılarak yatırım özgürlüğünün tüm dünyada sağlanması idi. Neoliberalizm, finansal piyasanın buyruklarını önemser.
  • 1989 yılında  Doğu Bloku’nun çözülmesiyle beraber neoliberalizm yayıldı.
  • Tüm dünyada sosyal devletler zayıfladı ve özelleştirme trendi baş gösterdi.
Thatcherizm, 1979-1990 arasında İngiltere başbakanlığını yapan Margaret Thatcher'ın iktisadi ve sosyal görüşlerini ve siyaset tarzını ifade eder. Thatcherizm, Thatcher'dan sonra başbakanlık yapan ve onun siyasetini kısmen sürdüren John Major, Tony Blair, Gordon Brown ve David Cameron dönemlerini de kapsayacak şekilde kullanılabilir. Thatcherizm, düşük enflasyonu, devleti iktisadi sahada küçültmeyi ve serbest pazar ekonomisini geliştirmeyi savunur. Kullandığı başlıca araçlar para arzı üzerinde sıkı kontrol, mali disiplin, özelleştirme, kamu harcamaları üzerinde sıkı kontrol, vergi kesintisi, milliyetçilik, Victoria dönemi değerlerinin korunması ve işçi haklarının kısıtlanmasıdır. Thatcherizm, Margaret Thatcher ile aynı dönemde ABD'de, Avustralya'da, Kanada'da, Türkiye'de ve diğer ülkelerde uygulanan Neoliberal siyasetle benzeşir. Sol kesimde Thatcher, halk hareketlerini ezmek için güç kullanan, işçi sınıfının çıkarlarına karşı  kararlar alan ve orta sınıflarla işadamları gibi varlıklı kesimleri destekleyen bir lider olarak görülür. Merkez sağda ise Thatcher, güçlü sendikalara karşı çıkabilen, iktisattaki darboğazları ortadan kaldıran bir muhafazakâr olarak sempatiyle hatırlanır. Sol ve sağ görüşlü yorumcuların fikir birliği içinde olduğu bir konu, Thatcher'ın Britanya siyaset sahnesini ciddi ölçüde değiştirdiği, önemli partilerin sağa kaymasına neden olduğudur. Thatcher'ın yok ettiği refah devleti uygulamaları, Thatcher sonrası dönemde de geri gelmemiştir. Yine Thatcher tarafından başlatılan özelleştirme siyaseti de devam etmiştir. Aslında İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti hükümetleri devletin iktisat üzerindeki etkisini daha da azaltmış, kamu sektörünün rolünü daha da küçültmüştür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Thatcherizm, 1979-1990 arasında İngiltere başbakanlığını yapan Margaret Thatcher’ın iktisadi ve sosyal görüşlerini ve siyaset tarzını ifade eder. Thatcherizm, Thatcher’dan sonra başbakanlık yapan ve onun siyasetini kısmen sürdüren John Major, Tony Blair, Gordon Brown ve David Cameron dönemlerini de kapsayacak şekilde kullanılabilir.
Thatcherizm, düşük enflasyonu, devleti iktisadi sahada küçültmeyi ve serbest pazar ekonomisini geliştirmeyi savunur.
Kullandığı başlıca araçlar para arzı üzerinde sıkı kontrol, mali disiplin, özelleştirme, kamu harcamaları üzerinde sıkı kontrol, vergi kesintisi, milliyetçilik, Victoria dönemi değerlerinin korunması ve işçi haklarının kısıtlanmasıdır.
Thatcherizm, Margaret Thatcher ile aynı dönemde ABD’de, Avustralya’da, Kanada’da, Türkiye’de ve diğer ülkelerde uygulanan Neoliberal siyasetle benzeşir.
Sol kesimde Thatcher, halk hareketlerini ezmek için güç kullanan, işçi sınıfının çıkarlarına karşı kararlar alan ve orta sınıflarla işadamları gibi varlıklı kesimleri destekleyen bir lider olarak görülür.
Merkez sağda ise Thatcher, güçlü sendikalara karşı çıkabilen, iktisattaki darboğazları ortadan kaldıran bir muhafazakâr olarak sempatiyle hatırlanır.
Sol ve sağ görüşlü yorumcuların fikir birliği içinde olduğu bir konu, Thatcher’ın Britanya siyaset sahnesini ciddi ölçüde değiştirdiği, önemli partilerin sağa kaymasına neden olduğudur.
Thatcher’ın yok ettiği refah devleti uygulamaları, Thatcher sonrası dönemde de geri gelmemiştir. Yine Thatcher tarafından başlatılan özelleştirme siyaseti de devam etmiştir. Aslında İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti hükümetleri devletin iktisat üzerindeki etkisini daha da azaltmış, kamu sektörünün rolünü daha da küçültmüştür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Liberalizm, piyasanın doğal akış içinde kendi kendini gerçekleştirdiği inancına dayanır.
  • Bu, Neoliberalizmin karşı çıktığı bir görüştür. Neoliberalizm, doğalcılığa değil, bir tür inşacılığa inanır. Neoliberalizm’e göre piyasa, inşa edilmesi, kurulması gereken bir alandır.
  • Neoliberal devlet, bir spekülatör gibi davranır.
  • Neoliberalizm, ekonomik bir ideoloji değildir. Hayatın bütün alanlarını yönetme eğilimindeki bir pratikler ve söylemler bütünüdür.
  • Neoliberal yönetimin inşacı aklı, bireylerin davranışlarına karar verme biçimlerini hedef alır ve bir neoliberal özne üretir.
  • Piyasa normları, kendilerini piyasanın ötesinde de dayatınca, birey de tıpkı bir şirket gibi, riskler almak, yatırımlar yapmak, verimli olmak, yetkinliklerini geliştirmek (yaşam boyu gelişim, sürekli eğitim, kendini aşma vb.), bunları pazarlamak, kendi kendisinin girişimcisi olmak durumundadır. Sürekli risk ortamındaki bireyler, kendilerini sürekli artan performans normlarına göre yönetmeye sevk edilir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 226| Çağdaş Dönem 3 Berlin Duvarı’nın Yıkılması 2

  • Küreselleşme de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte başlatılır. 1990’larda başlayan kapitalist rekabet dalgasına küreselleşme adı verildi. Bu dalgadan sonuna kadar yararlanan Güney Kore, Tayvan, Çin gibi ülkeler oldu. Ancak bu dalgayı ABD’nin dünya çapındaki piyasaları liberalleştirme dürtüsü olarak görüp, kendi değerlerini dünyanın geri kalanına zorla kabul ettirmeye yönelik bir girişim olarak görenler çoğunlukta oldu.
  • Žižek, küresel kapitalist dünya görüşü diye bir şey olmadığını; kapitalist uygarlık diye bir şey olmadığını söyler; küreselleşmenin, kapitalizmin kendisini bütün uygarlıklara uyarlayabilmesidir der; bunu, kapitalizmin global boyutu olarak tarifler.
  • Žižek, günümüz küresel kapitalizmine dört karşıt etkinlik sıralar: ekolojik felaket tehdidi, entelektüel mülkiyet ile özel mülkiyet arasındaki uyumsuzluk, yeni tekno-bilimsel gelişmelerin sosyo-etik etkileri ve dışlanmışı kapsanmıştan ayıran duvarlar.
Fotoğraf:akademikperspektif.com

Fotoğraf:akademikperspektif.com

  • Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla sınırlar değişti. Örneğin eski Yugoslavya’nın görünüşteki birlik beraberliği paramparça oldu. Doğu Bloku içinde en Avrupalı olan, Tito’nun mirası, 1992-95 savaşı ile yıkım politikalarına ve etnik temizliğe şahit oldu. Bosna’daki olaylar Avrupa’nın göbeğindeki Müslüman varlığını gün ışığına çıkardı. 1993 yılında Mostar Köprüsü’nün yıkılması, yalnızca Bosna’yı değil, Avrupa projesini de tehlikeye attı. 2004 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin temyiz dairesi, Srebrenica’da (Doğu Bosna) Bosnalı Müslümanların katledilmesinin bir soykırım oluşturduğu hükmünü kesin bir biçimde onadı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanmış en büyük katliamdı.
  • Duvar’ın yıkılması ile, Ortodoks Kilisesi Avrupa’da zuhur etti.
  • Cezayir kökenli sosyolog Khaled Fouad Allam’a göre, etnik farklar hassasiyeti de Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasına tarihlenir. Savaş Pilotu adlı eserinde Antoine de Saint-Exupéry’nin “Ben en güçlüyüm çünkü benim uygarlığım hiçbir farklılığı kesip biçmeden kendi birliğinde kenetleme gücüne sahip” dediği devir kapanmıştır.
  • Žižek’e göre, 1989, 1968’e zıt sonuçlar doğurdu: Bu defa, ayaklanma politik açıdan kazandı ama toplumsal açıdan kaybetti. Komünizm dağıldı, ama vahşi kapitalizm ile milliyetçilik karışımı olan yeni toplum, parlamenter demokrasi isteyen muhaliflerin uğruna mücadele ettiği şey değildi. 1968’in devleti ortadan kaldırmak ve kapitalizmi aşmak çabaları başarısız olduğuna göre, yeni politikanın devletten belli bir mesafede yer alması, devlet mekanizmalarının sınırlarını zorlama politikası izlenmelidir. Noam Chomsky, parlamenter demokrasinin edilginleştirici özüne dikkat çeker.
  • “Sovyetler’in yıkılması siyasetin ideolojik içeriğini bitirdi; kapitalizmin, Sovyet sistemi ile çok katmanlı rekabeti ortadan kalktı; globalleşme ortaya çıktı. Küreselleşmenin meydan okumasına etnik-dini bir yeniden kavimleşmeyle, ırkçılık ve popülizmle yanıt verildi. Sanayi kapitalizminin yerini çok daha yıpratıcı olan finans kapitalizmi aldı. Sanayi kapitalizminin yapısı çökünce işçi sınıfı kalmadı, sendikacılık bitti. Bunlar geleneksel siyasetin içeriğini dolduran şeylerdi. İnternet teknolojisi de siyasette “reality show” ortamına prim veren iklimi yarattı. Küstahlığın ve teşhirciliğin geçer akçe olduğu yeni bir iklim doğdu. Bu iklimin ürünü olan Donald Trump doğdu.” Bu sözler, Nilgün Cerrahoğlu’nun bir diplomatın ağzından yayımladığı yazısından alıntıdır.
  • Berlin Duvarı yıkıldı ama, başka duvarlar yapıldı: tamamlandığında 700 km uzunluğunda, 8-12 m yüksekliğinde, 60 m genişliğinde, yani Berlin Duvarı’ndan iki kat daha uzun, üç kat daha yüksek olması planlanan Batı Şeria Duvarı gibi.