Etiket arşivi: Fatih Sultan Mehmet

Bizans İmparatorluğu 113| Aya Sofya

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı  Aya Yorgi Bazilikası. İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı Aya Yorgi Bazilikası.
İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • En büyük pagan, en büyük Hıristiyan ve en büyük İslam imparatorluklarının başkenti İstanbul’un en önemli Bizans eseridir.
  • Aya İrini ve Aya Sofya kiliselerinin eski pagan tapınakları üzerine kurulduğu yolunda görüşler vardır. Aya Sofya’nın yerinde görkemli bir Apollon Tapınağı olduğu düşünülür.
  • Tartışmalı olmakla birlikte ilk Aya Sofya, genelde Büyük Konstantin yapısı olarak kabul edilmez. Yapım emrini onun verdiği düşünülse de, İlk Aya Sofya 360 yılında II. Konstantius tarafından bitirilmiştir. Ama bu Büyük Kilise’nin (Megale Ecclesia) I. Konstantin’in kent tasarımının önemli bir ögesi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Dinsel otoritenin kent içindeki merkezidir.
  • Önünde Augusteion adı verilen kentin ana meydanı vardır.
  • İlk yapının bazilika tipinde ve ahşap çatılı olduğu sanılıyor.
  • İlk Aya Sofya, 404 yılında çıkan bir ayaklanmada önemli hasar gördü, II. Theodosius onarttı, 415 yılında tekrar ibadete açıldı. Bugün Ayasofya Müzesi’nin bahçesinde bulunan yapı parçalarının bu ikinci Aya Sofya’nın anıtsal girişine ait olduğu ileri sürülür. İkinci Aya Sofya’nın yine bazilika tipinde ve ahşap tavanlı olduğu ve Sofya-Hikmet adının bu binaya verildiği düşünülür.
  • İkinci Aya Sofya, 532’deki Nika İsyanı sırasında yandı. I. Justinyen, isyan bastırıldıktan hemen sonra, bugüne kadar gelen üçüncü Aya Sofya’nın yapımını başlattı. Beş yılda tamamlanarak 537 yılında açılışı yapılan kilise bu kez Aya Sofya-Kutsal Hikmet adını aldı.
  • İki Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios o güne kadar yapılmış en büyük kilise kubbesini gerçekleştirdiler. Altı yıl süren mabedin inşaatında, yüz ustanın gözetiminde on bin işçinin çalıştığı düşünülür. Daha sonra Aya Sofya’yı sadece üç kilise, Londra’da St. Paul, Roma’da St. Peter ve Milano’da Duomo geçebildi. Bizans mimarisi büyük kiliseler yapacak ancak bir daha bu büyüklükte bir kilise yapamayacaktı.
  • Aya Sofya, Bizans imparatorlarının taç giydikleri, dolayısıyla Tanrı tarafından tayin edilerek ilahi niteliğe büründükleri mekandı.
  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin kubbeye yaklaşımları hem bir süreklilik, hem de bir farklılık gösterir. Bu ilişki Roma’daki Pantheon’dan Aya Sofya’ya, sonra da Şehzade Camii’ne uzanır.
  • Kubbe, üç kültürde de iktidarın simgesidir.
  • Roma’da pagan kültürün anıtsal tapınağı olan Pantheon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır. 118-125 yılları arasında inşa edilmiştir. 43 metre çapında tek bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin yükü 6 m genişliğindeki duvarlarla karşılanır ve kubbenin ortasında daire biçiminde bir boşluk vardır.
  • Konstantinopolis’te Doğu Roma kültürünü simgeleyen yapı Aya Sofya’dır (532-537).  32.81 m çapındaki kubbenin yükü ayak, sütun ve payandalarla (piers, columns, buttresses) karşılanır.
  • Osmanlı dönemi İstanbul’undaki  Mimar Sinan yapısı Şehzade Camii’nin (1548) 18 m çapındaki merkez kubbesi yarım kubbelerin desteği ile iç mekanda 39 metreye çıkar.
  • Aya Sofya patrikliğin mekanıydı ama imparatorun sorumluluğu altındaydı ve onun büyük yortu günlerinde ibadet ettiği kiliseydi. Konstantinopolis’i siyasi bir başkent olarak tanımlayan iktidar mekanının önemli bir parçasıydı.
  • Aya Sofya 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasına hizmet etmiştir.
  • Kubbe, tonoz ve kemerlerindeki bitkisel dekorasyonu nedeniyle “çiçekli tapınak” olarak da anılırdı.
  • 9. yüzyıldan başlayarak kilisedeki eserlerin yaratılmasında altın, gümüş, renkli taş ve renkli cam ağırlıklı malzeme kullanılmıştır.
  • Aya Sofya’nın apsisine İkonaklazm sonrası hemen bir Meryem Ana ile İsa betimlemesi konmuştur. Osmanlının zayıflamasını yeterince dine bağlı olmamaya bağlayan, 1720 Patrona Halil İsyanı sonrası bu betimlemenin üzeri kapatılmıştır.
  • Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Aya Sofya’ya ahşaptan bir minare yaptırarak camiye dönüştürmüş ve ibadete açmıştır. İsmi değiştirilmemiş, mozaiklere de dokunulmamış, kalın perdelerle örtülmüştür. Aya Sofya’nın mozaikleri 18. yüzyılda kapatılmıştır. Binanın bakımı için Fatih döneminde bir vakıf kurularak önemli bir gelir kaynağı yaratılmıştı. Aya Sofya’nın avlusundaki padişah türbeleri Osmanlı’nın yapıya verdiği önemin işaretidir.
  • Mimar Sinan Aya Sofya’yı depreme karşı daha dayanıklı olması için sağlamlaştırmıştır.
  • ABD Araştırma Enstitüsü’nden Thomas Wittemore Aya Sofya’da kasıtlı tahribat yapılmadığını söylemiştir.
  • 1935 yılında dışardan başka bir girişi olan hünkar mahfili ibadethane olarak açık bırakılarak ana yapı müze haline dönüştürülmüştür.
  • Aya Sofya’nın dünyada tek imam ve müezzin kadrosu olan müze olduğu söylenir.

 

Bizans İmparatorluğu 103| Konstantinopolis’in II. Mehmet Tarafından Fethi 1453

  • II. Mehmet’in resmen 6 Nisan 1453’te başlayan kuşatması boyunca, kent tecrit edilmiş, şehrin denizle ilişkisinin kesilmesi sonucu para, erzak ve insan gücü yetersizliği baş göstermişti. İmparatorun yaptırttığı nüfus sayımına göre, kentin din adamları ve sivil halkı dahil savaşabilecek nüfusu, kuşatmanın başlangıcında 4.773 Bizanslı ile yaklaşık 200 yabancıdan oluşmaktaydı. Şehrin nüfusundaki ciddi azalmaya rağmen, tüm kuşatma boyunca yiyecek stokları kritik durumdaydı. II. Mehmet, büyük dedesi I. Bayezid’in (1389-1402)  başarısız kalan Konstantinopolis ablukası (1394-1402) sırasında kullandığı stratejiyi benimsemiş görünmekte, halkı açlığa mahkum ederek kentin teslim olmasını sağlamayı ummuştu, diye düşünülür. İmparator ilave yiyecek maddesi ve silah naklini teşvik etmek için, Ceneviz tacirlerinin Konstantinopolis’e getirecekleri malları gümrük vergisinden muaf tuttu. Söz konusu teşvik, en az üç büyük Cenova gemisinin 1453 Nisan ayında kuşatma altındaki kente gelmesinde rol oynadı. Şehirde karaborsacılar türedi. Kimi İtalyan tacirler Konstantinopolisliler yerine Osmanlılara yiyecek satmayı tercih etmiştir. Şehirdeki aşırı yoksulluk bazılarını maaş verilmezse savaşmayı reddetmeye ve görev yerini terk ederek, başka gelir kaynakları aramaya, tarlaları ekip biçmeye yönlendiriyordu.
  • XI. Konstantin askerden kaçma sorununu aşmak için kiliselerdeki hazinelerin eritilmesini emretti ve böylece basılan sikkelerle surların tamirini yaptırdı ve maaşları ödedi.
  • Kuşatmanın sonuna doğru mazgallı siperler için yeni yapılan büyük kalkanları surlara taşımak da sorun oldu. Kimse bu işi parasız yapmak istemedi, elde yeterli nakit yoktu, sonunda kalkanlar kullanılamadı.
  • XI. Konstantin’in hizmetinde çalışmakta olan Macar mühendis ve top yapımcısı Urban, imparatorla ücret konusunda anlaşamadığı için II. Mehmet’in hizmetine girdi.
  • Surların restorasyonu için ayrılan paranın tamamının bu iş için kullanılmadığı, bazılarının parayı zimmetine geçirdiği de söylenir.
  • Kentin varlıklı azınlığının savunma gereksinimlerine katkıda bulunmayı reddettiği de bir başka iddiadır. Konstantinopolis aristokratlarının kaynaklarının tükendiğini söylediği, oysa fetih sonrası Osmanlıların büyük miktarda para ve değerli eşya buldukları da eklenir.
  • İslam hukukuna göre kuşatma altındaki bir kent üç kez yapılan “teslim ol” çağrısını kabul ederse vergiye bağlanır, reddederse yağmalanırdı. Aslında bu, sadece Müslümanlara özgü bir kural değildi, neredeyse tarih kadar eski bir uygulamaydı. Fatih, Konstantinopolis’e üç kez “teslim ol” çağrısı yapacak, üçünde de reddedilecekti.
  • Son saldırıdan önce Fatih’in kentin bütün bina varlığını kendi fetih payı ilan ettiği, bunun kenti korumakta kararlı olduğunu gösterdiği söylenir.
  • Fatih’in ordusu 53 gün süren muharebenin ardından şehre girer.
  • Fatih Konstantinopolis’i kuşatınca Venedik, Papa ve Avrupa Bizans’a yardım etmez. Venedik sembolik ve gecikmiş bir destek vermiştir.
  • Son imparator Konstantin, son nefesine kadar çarpışır. Cesedinin çizmelerinden teşhis edildiği söylenir. XI. Konstantin Osmanlıdan, şehri teslim etmeyip savunduğu için, saygı görür.
  • Kehanet tutmuş, şehri I. Konstantin kurmuş, yine bir Konstantin, XI. Konstantin kaybetmiştir. Her iki Konstantin’in annesinin adı da Helena’dır.
  • Osmanlılar fetihten sonra üç gün şehri yağmalamıştır. Evler, kiliseler yağmalanmış, kent halkı esir alınarak köleleştirilmiş ancak kente bir şey olmamıştı. Fatih, Vakfiyesinin kapısına da “Hüner bir şehir kurmaktır/Halkın gönlünü almaktır” diye yazdıracaktır.
  • Kentin ele geçirildiği gün Bizans aristokratlarının bir kısmı bir Ceneviz gemisiyle şehirden kaçar. Bunların arasında beş Paleologos, iki Laskaris, iki Notaras vardı. Bu grubun çoğu kiliselerin birleşmesi yanlısıydı ve Latin egemenliğindeki yerlere kaçmayı tercih etmişlerdi.
  • Fetih sonrası şehir halkı sürülmüş, dışardan nüfus getirilmiştir.
Ağır topların surlara karşı kullanımı, boğaz girişine 1395 yılında, Yıldırım Beyazıt tarafından Cenevizlilerin Karadeniz'e çıkışını kontrol için Boğaz'ın en dar yerine inşa edilmiş Anadolu Hisarı'nın II. Mehmet tarafından güçlendirilmesi ve karşısına Rumeli Hisarı'nın inşa edilerek Hıristiyan ülkelerden gelebilecek takviyelerin önlenmesi ve gemilerin karadan taşınarak Haliç'e indirilmesi ile Ortaçağ bitmiş, Yeni Çağ başlamıştır. Fatih, kadırgalarını Kasım Paşa (Kozluca) Deresi yoluyla Haliç’e indirmiştir. İstanbul'un Fethi Dioraması, Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania Yıldız Sarayı Sergisi Kataloğu. 2012.

Ağır topların surlara karşı kullanımı, boğaz girişine 1395 yılında, Yıldırım Beyazıt tarafından Cenevizlilerin Karadeniz’e çıkışını kontrol için Boğaz’ın en dar yerine inşa edilmiş Anadolu Hisarı’nın II. Mehmet tarafından güçlendirilmesi ve karşısına Rumeli Hisarı‘nın inşa edilerek Hıristiyan ülkelerden gelebilecek takviyelerin önlenmesi ve gemilerin karadan taşınarak Haliç’e indirilmesi ile Ortaçağ bitmiş, Yeni Çağ başlamıştır.
Fatih, kadırgalarını Kasım Paşa (Kozluca) Deresi yoluyla Haliç’e indirmiştir.
İstanbul’un Fethi Dioraması, Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania Yıldız Sarayı Sergisi Kataloğu. 2012.

Rüyaları süsleyen şehir, 1920 yılında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilir. Şehre dönemin Yunan Kralı Konstantin’e ithafen asılan afişlerde: “İstanbul’u bir Konstantin kurdu, Biri kaybetti ve Bir diğeri yeniden alacak. İsa yeniden gökyüzünde göründü” yazıyordu. Bu işgalden 400 yıl önce Nostradamus, Yüzükler adlı kitabındaki dörtlükte  şöyle yazmış: “Kongre başkanını tutan devlet adamları İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası Ama geldikleri gibi gidecekler sonunda.”

Rüyaları süsleyen şehir, 1920 yılında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilir. Şehre dönemin Yunan Kralı Konstantin’e ithafen asılan afişlerde:
“İstanbul’u bir Konstantin kurdu,
Biri kaybetti ve
Bir diğeri yeniden alacak.
İsa yeniden gökyüzünde göründü” yazıyordu.
Bu işgalden 400 yıl önce Nostradamus, Yüzükler adlı kitabındaki dörtlükte şöyle yazmış:
“Kongre başkanını tutan devlet adamları
İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya
Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası
Ama geldikleri gibi gidecekler sonunda.”

  • Fatih, şehri fethettikten sonra Roma İmparatoru ünvanını da almıştır. İlber Ortaylı’nın tanımına göre burası artık Müslüman Roma’dır; Osmanlı İmparatorluğu tarihteki üçüncü Roma’dır.
  • II. Mehmet, Roma Kilisesi’ne karşı Ortodoks Georgios Skolarius’u tüm Hıristiyanların ruhani lideri olarak atadı. Patrikliğin yasal konumunu belirleyen fermanı ile Hıristiyan topluma inanç ve ibadet serbestliği, can ve mal güvenliği ve kendi dini liderini seçme hakkı tanıdı. Patrik, vezir statüsünde idi ve Divan’a katılabiliyordu. Patrikhane mensupları vergiden muaf tutulmuştu. Fatih, 1461 yılında da Ermeni Patrikliğini kurarak Ermeni inanç dünyasını Ortodoksluk ’un baskısından kurtarmıştı.
  • Cyril Mango, Fatih’in büyük bir rölik koleksiyonunu alıkoyduğunu, II. Beyazıt’ın bu kutsal eşyayı elden çıkardığını söylüyor.
  • Cenevizliler, Fatih kenti kuşattığında tarafsız kaldılar. Fatih kenti alınca Galata’nın anahtarını verdiler. Galatalılar ile Fatih arasında Galata Ahitnamesi yapıldı. Sultan, 1660 yılında yanan, San Francisco Manastırı’nda Fransiskenlere konuk oldu. Yangından sonra Fransiskenler’e tahsis edilen yeni arsaya iki yüzyıl sonra kilise yapılabilmişti: İstiklal Caddesi’ndeki Saint Antoine Kilisesi.
  • Fatih Sultan Mehmet, şehri aldıktan sonra Konstantin’in iki yeğenini vezir; bir Bizans aristokratını Rum Mehmet Paşa adıyla sadrazam yaptı. Fatih’in üvey annesi Mara Brankoviç koyu bir Ortodoks’tu. Fatih Yunanca ve Latince biliyor, Hıristiyanlık tarihini inceliyor, zaman zaman kiliselerdeki ayinlere katılıyordu. Homeros okuyor, Akhilleus ve Hektor’un mezarlarını görmek üzere Troya’ya gidiyordu. Bu bilgileri onunla seyahat eden Rum tarihçilerden öğreniyoruz.
  • Bizans, 1463 yılında Fatih’in Trabzon’u fethetmesiyle tarih sayfasından tamamen silindi.
  • Konstantinopolis’in düşüşü, Bizanslıların günahlarının ilahi cezası olarak da değerlendirilmiştir. Bu “günah” değerlendirmeyi yapanlara göre değişir: Kimilerine göre bu günah, birlik karşıtlarının 1439’daki Floransa Konsili’nde benimsenen kiliselerin birleşmesi kararına uymayı reddetmeleri; kimilerine göre ise günah, birlik kararını Floransa’da imzalamış olmalarıdır.

 

Özbekistan Gezisi 45 Semerkand 6 Uluğ Bey Rasathanesi

Uluğ Bey Rasathanesi. 1424-1429 yılları arasında Semerkand’ın Kuhak tepesine yapılan rasathanenin bir zamanlar burçları olduğu ve duvarlarının resimlerle, çinilerle süslü olduğu bilinmektedir. Rasathane 48 m çapında, 45 m yükseklikte, üç katlı bir yapı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey Rasathanesi. 1424-1429 yılları arasında Semerkand’ın Kuhak tepesine yapılan rasathanenin bir zamanlar burçları olduğu ve duvarlarının resimlerle, çinilerle süslü olduğu bilinmektedir.
Rasathane 48 m çapında, 45 m yükseklikte, üç katlı bir yapı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Güneşin ve ayın gözlemlenmesi için kullanılan dev sekstant için, gelmiş geçmiş en büyük gökbilim aygıtı denir. Sekstant kuzey-güney eksenindeydi. Yarısı zemine gömülmüştü. Günümüze ulaşan bu zemine gömülü parçadır. Doğu-batı ekseninde çok büyük bir güneş kadranı yer alıyor, sekstant bunun iğnesi işlevini görüyordu. Uluğ Bey, hocası Kadızade Rumi’den başka Kaşan doğumlu Gıyasettin Cemşid al-Kaşi (1380-1429) ve Semerkand doğumlu Ali Kuşçu (1403-1474) gibi dönemin ünlü İslam bilginlerini kurduğu eğitim ve araştırma kurumlarında toplamıştır. Kendisi de gözlemlere katılmıştır. Semerkand rasathanesinde Uluğ Bey ile birlikte çalışmış gökbilimcilerin ortak eseri olan, önce Farsça yazılmış, sonra Arapça ve Türkçe ’ye çevrilmiş olan cetveller zaman bölümlemeleri, uygulamalı gökbilim, gezegenler kuramı ve astroloji bölümlerinden oluşur. Gözlemlerin sonuçları Küregen Cetvelleri ’ne kaydedilmişti. Uluğ Bey, bu Cetvellerin giriş bölümünde Kuran’dan şu ayete yer vermiştir: “Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir.” Uluğ Bey, 30 yıllık gözlemlerin ardından uzun süredir izlemeyi seçtiği, uğursuzluğu ile tanınan Satürn’ün, kendi çevresinde dönmesinin tam süresini saptayarak cetvelleri tamamlama olanağını buldu. Uluğ Bey’in adını taşıyan Semerkand Rasathanesi’nde Zic-i Uluğ Bey kataloğunun hazırlanması ile 1018 yıldızın gökyüzündeki konumları tespit edilmiş; tutulma dönemlerini öngörmek için hesap yöntemleri geliştirilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Güneşin ve ayın gözlemlenmesi için kullanılan dev sekstant için, gelmiş geçmiş en büyük gökbilim aygıtı denir. Sekstant kuzey-güney eksenindeydi. Yarısı zemine gömülmüştü. Günümüze ulaşan bu zemine gömülü parçadır. Doğu-batı ekseninde çok büyük bir güneş kadranı yer alıyor, sekstant bunun iğnesi işlevini görüyordu.
Uluğ Bey, hocası Kadızade Rumi’den başka Kaşan doğumlu Gıyasettin Cemşid al-Kaşi (1380-1429) ve Semerkand doğumlu Ali Kuşçu (1403-1474) gibi dönemin ünlü İslam bilginlerini kurduğu eğitim ve araştırma kurumlarında toplamıştır. Kendisi de gözlemlere katılmıştır. Semerkand rasathanesinde Uluğ Bey ile birlikte çalışmış gökbilimcilerin ortak eseri olan, önce Farsça yazılmış, sonra Arapça ve Türkçe ’ye çevrilmiş olan cetveller zaman bölümlemeleri, uygulamalı gökbilim, gezegenler kuramı ve astroloji bölümlerinden oluşur.
Gözlemlerin sonuçları Küregen Cetvelleri ’ne kaydedilmişti. Uluğ Bey, bu Cetvellerin giriş bölümünde Kuran’dan şu ayete yer vermiştir: “Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir.”
Uluğ Bey, 30 yıllık gözlemlerin ardından uzun süredir izlemeyi seçtiği, uğursuzluğu ile tanınan Satürn’ün, kendi çevresinde dönmesinin tam süresini saptayarak cetvelleri tamamlama olanağını buldu. Uluğ Bey’in adını taşıyan Semerkand Rasathanesi’nde Zic-i Uluğ Bey kataloğunun hazırlanması ile 1018 yıldızın gökyüzündeki konumları tespit edilmiş; tutulma dönemlerini öngörmek için hesap yöntemleri geliştirilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uluğ Bey’in Gökbilim Cetvellerinin (Zic-i Ulugi) tamamlanmasına yardım eden Alaeddin Ali ibn Muhammed Kuşi veya Ali Kuşçu (1403-1474), Uluğ Bey öldürüldükten sonra bu değerli derlemeyi kurtarıp, Tebriz’e, Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan’ın yanına sığınmış; bu sultan da onu Fatih Sultan Mehmet’in yanına İstanbul’a göndermişti. Ali Kuşçu, birkaç yıl sonra İstanbul’da ölmüştü. Ali Kuşçu’yu Fatih Sultan Mehmet’e Cetvelleri teslim ederken tasvir eden Osmanlı minyatürü. Fotoğraf:muhend1sbey.wordpress.com

Uluğ Bey’in Gökbilim Cetvellerinin (Zic-i Ulugi) tamamlanmasına yardım eden Alaeddin Ali ibn Muhammed Kuşi veya Ali Kuşçu (1403-1474), Uluğ Bey öldürüldükten sonra bu değerli derlemeyi kurtarıp, Tebriz’e, Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan’ın yanına sığınmış; bu sultan da onu Fatih Sultan Mehmet’in yanına İstanbul’a göndermişti. Ali Kuşçu, birkaç yıl sonra İstanbul’da ölmüştü.
Ali Kuşçu’yu Fatih Sultan Mehmet’e Cetvelleri teslim ederken tasvir eden Osmanlı minyatürü.
Fotoğraf:muhend1sbey.wordpress.com

  • Uluğ Bey öldürüldükten sonra rasathane, “içindeki 40 cini kovmak için” yıkılır. Ali Kuşçu 1449’da Konstantinopolis’e kaçar. Uluğ Bey’in yıldız haritası orada yayınlanır. Fetih sonrası Ali Kuşçu’nun Cetvelleri Fatih Sultan Mehmet’e takdim ettiği düşünülür. Ali Kuşçu’nun İstanbul’a ne zaman vardığı bilgisinin net olmadığı açıktır. Bu haritanın detayları Avrupa’ya ulaşmış, Latince ’ye çevrilmiş ve 17. yüzyıl sonuna kadar Avrupa üniversitelerinde kullanılmıştır.
  • Uluğ Bey rasathanesinden önce:
    8. yüzyılın ortasında Abbasi Halifesi el-Mem’un Bağdat’ta;
    İlk Büyük Selçuklu sultanı Melikşah (1055-1092), Ömer Hayyam’ın (1048-1131) da çalıştığı İsfahan’da;
    1259 yılında, Cengiz Han’ın torunu ve İlhanlı hanedanının kurucusu Hülagu Han’ın emriyle kurulmuş olan, Doğu Azerbaycan’daki ünlü Meraga rasathanesini sayabiliriz. Uluğ Bey’in Meraga rasathanesini küçük yaşta ziyaret ettiği düşünülüyor.
  • Uluğ Bey döneminde tezhipli gökbilim yazmaları da kopya edilmiştir.
  • Aydaki tepelerden birine Uluğ Bey’in adı verilmiştir.

 

 

Bizans İmparatorluğu 93| Paleologos Hanedanı

  • 1204 yılından önce Karadeniz ile Akdeniz birbirlerinden bağımsız ticaret bölgeleriydi. Her biri farklı ürünlere ve nakliyat ağına sahipti. Konstantinopolis bu iki bölge dahilindeki ticaret ve sevkiyat faaliyetleri için ana varış ve kalkış yeri, transit geçiş ve aktarma limanı konumundaydı.
  • IV. Haçlı Seferi’nin Konstantinopolis ekonomisi üzerinde hem kısa hem uzun vadeli etkileri oldu. Çıkan yangınlar zanaat ve ticaretin yoğun olarak yapıldığı alanları yıkıma uğratmıştı. Talan ve yağmacılık da mal kayıplarına neden olmuştu.
  • Latin istilası ile Bizans saray erkanı ve seçkinlerin birçoğu göç etmişti.  Bu gelişmeler şehrin sanayiini ve ticari altyapısını felce uğratarak toplumun orta ve alt katmanlarını da göçe zorlamıştı.
  • Bizans, Latinlerin işgal ettiği toprakların önemli bir bölümünü geri alamadığı için taşradan başkente para ve mal akışı önemli ölçüde azaldı. Genel çaplı yerel tüketimin ve üstün nitelikli imalata yönelik yatırımın eksikliği de şehir ekonomisinde gerilemeye sebep oldu. 1261’e gelindiğinde, devlet teşebbüslerinin teşvikiyle canlanan ekonomik büyümeye rağmen, gidişatı tersine döndürme imkanı kalmamıştı.
  • İtalyan tüccarlar başlarda faaliyetlerini Konstantinopolis ahalisinin artan talebine dayandırmışlardı. Oysa 1260’dan itibaren Konstantinopolis ve Karadeniz’deki İtalyan ticaretine yoğunluk kazandıran, Batılıların tahıl, sanayi hammaddesi ve mamul maddelere artan talebi olmuştur.
  • Venedik Cumhuriyeti, imparatorluğun ayrıcalıklı ticaret ortağıydı. Oysa 1204 yılındaki yağmanın en büyük suç ortağı olmuş, Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra bütün ticaret merkezlerini ele geçirmişti. Mihail Paleologos, Venedik’ten ayrıcalıkları geri almış, Venedik’in baş rakibi ve düşmanı Ceneviz Cumhuriyeti’ne vermişti.
  • Dördüncü Haçlı Seferi’nin dini bakiyesi, 1054 yılındaki hizipleşmeyi, birbirine can düşmanı iki mezhebe dönüştürmesi oldu.
Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya. Fotoğraf:www.mystudios.com

Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya.
Fotoğraf:www.mystudios.com

PALEOLOGOS HANEDANI
1261-1453

 

  • 1261 yılında Paleologos Hanedanı yönetimi geri aldı ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar aynı aile tahtta kaldı.
  • Latin istilası deneyimi, Bizans’ın, Konstantinopolis olmadan da, parçalanmış dahi olsa hayatta kalmaya devam edebileceğini göstermişti.
  • Parçalardan ikisi, Trabzon İmparatorluğu ve Epir Despotluğu, Bizans İmparatorluğu ile bütünleşmeye direndiler.
Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

  • Silivri, Selanik ve Mistra yerel yönetim modeline sahipti.
  • Şehri Latinlerden geri alan VIII. Mihail Paleologos, Ortodoks Kilisesi’nin Papalık ile birleşerek batılı düşmanlarından kurtulmasının doğru bir strateji olacağını da düşünüyordu. Bu düşüncesi bile topluma nifak tohumları ekmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos, IV. İoannes ’in şahsında Laskaris Hanedanı’na ihanet etti. Laskaris Hanedanı’na bağlı bir keşiş olan Patrik Arsenios taraftarları bir muhalefet gücü oluşturmuşlardı. Bu hareket “çuval kumaşlılar” denilen bir hizbe dönüşmüştü. Bu isim ile eskiçağ çileciliğine ve heretikliğe anıştırma yapılıyordu.
  • Konstantinopolis’te tutunabilmek için deniz kuvvetlerine gereksinimi vardı. Venediklilerle boy ölçüşebilecek tek güç olan Cenevizlilerle Nymphaeum Antlaşması’nı imzaladı. Bizans, 1204’e kadar kendi tekelinde olan Karadeniz ticaretini Cenevizlilere açmak zorunda kaldı. 1204’te Venedikliler tarafından Konstantinopolis’teki mahallerinden dışarı atılmış Cenevizlilere Konstantinopolis’te çok daha geniş bir yerleşim alanı vermek gerekti. Galata’daki ilk Ceneviz imtiyaz alanı, bugünkü Galata Köprüsü’nden Atatürk Köprüsü’ne ve Haliç’ten bugünkü Bankalar Caddesi’ne uzanan bir araziydi. Bu alanda Podesta Sarayı, borsa olarak kullanılan Loggia, Dominiken ve Fransisken tarikatlarına ait kiliseler, 1349’da inşa edilen, Podesta Sarayı’nın üstündeki yamacın tepe noktasında, İsa Kulesi adını verdikleri bugünkü Galata Kulesi vardı. 14. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde yaşadıkları bölge neredeyse özerk bir mıntıka halini almıştı. Cenevizlilere verilmiş arazi 15. yüzyılın başına kadar genişleyerek 37 hektara ulaşarak son şeklini aldı.
  • Bütün bu olanlardan sonra, Konstantinopolis ekonomik üstünlüğünü kaybetti. Tarımsal tabanın küçülmesi ile vergi gelirleri azalmış, ticari tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Cenevizlilerin Pera kolonisi Konstantinopolis’ten bütünüyle bağımsız konumdaydı ve ticaretin çoğunu ele geçirmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos terk edilmiş, soyulmuş ve tahrip edilmiş bir şehri geri aldı. Haçlıların saldırısı karşısında çökmüş olan deniz surları sağlamlaştırıldı, Blakhernai Sarayı’nın ve kamu binalarının onarımı yapıldı.
  • Paleologos Rönesansı adı verilen atılımın ürünü olan yapıtların çoğu VIII. Mihail’in oğlu II. Andronikos (1282-1328) dönemine aittir.
  • II. Andronikos, babasının Roma ile birleşmeden yana olan tutumuna derhal son verdi.
  • Paleologoslar döneminin bilinen en önemli kamu yapısı Tekfur Sarayı’dır. Yakın dönemde yapılan araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir.
  • Pammakaristos Meryem Ana Kilisesi (Fethiye Camii), Muhliotissa Kilisesi (Moğol Kilisesi veya Kanlı Kilise), Khora Manastırı (Kariye Müzesi) Paleologos döneminin en önemli yapıları arasındadır.
  • Dönemin resim sanatının en güzel örnekleri Khora (Kariye) ve Pammakaristos’un duvarlarını süsledi.
Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

 

 

Bizans İmparatorluğu 92| Trabzon Rum İmparatorluğu

TRABZON RUM İMPARATORLUĞU
1204-1461

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski. Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski.
Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

  • Trabzon İmparatorluğu, Konstantinopolis’in 1204 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmesinin ardından Komnenos Hanedanı‘nın üyeleri tarafından kurulmuştur. Komnenos Hanedanı, 100 yıl kadar kesintisiz iktidarda kalmayı başarmış nadir Bizans hanedanlarından biridir; 1081-1185 arasında Bizans’ı, 1204-1461 arasında da 257 yıl Trabzon İmparatorluğu’nu yönetmiştir.
  • Bagrationi Hanedanı mensubu Gürcü kralı III. Giorgi’nin (1156 – 1184) kızı Rusudan ile evlenen Manuel Komnenos’un, Aleksios ile David adlı oğulları Trabzon İmparatorluğu’nun kurucuları olmuştur.
  • Oğlanlar, işgal sonrası, teyzeleri Gürcü Kraliçesi Büyük Tamara‘nın (1184-1213) yardımıyla ata yurtları Karadeniz’e sığınmışlardır.
  • Trabzonlu olarak anılan I. Aleksios Komnenos (1204-1222), 22 yaşında taç giydiğinde kendisini Roma İmparatoru olarak adlandırmıştır. Aleksios, 18 yıllık hükümdarlık sonrası 40 yaşında ölmüştür. En büyük oğlu İoannes henüz küçük olduğu için taç, damadı Trabzonlu I. Andronikos‘a (1222-1235) geçmiştir. Onun döneminde Selçuklular Trabzon’a saldırmış ama başarı sağlayamamışlardır.
  • Andronikos öldüğünde büyümüş olan İoannes, Trabzonlu I. İoannes Komnenos adıyla tahta geçmiş, ama saltanatı kısa sürmüş, bir kaza sonucu ölmüştür.
  • İoannes’in oğlu keşiş olmaya karar verip manastıra kapandığı için, İoannes’in erkek kardeşi I. Manuel tahta geçti. Trabzonlu I. Manuel Komnenos (1238-1263), Trabzon’daki Aya Sofya Manastırını inşa ettirmiştir.
Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir. 1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında,  52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir.
1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında, 52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem’le Havva’nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı’nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

  • 1261 yılında Bizans tahtına Mihail Paleologos oturmuş, kendisinin Yeni Roma İmparatoru olduğunu, Trabzon’dakilerin ise Laz Kralları olduklarını beyan etmiştir.
  • 1280-1297 arasında imparator olan Trabzonlu II. İoannes Komnenos, Konstantinopolis yönetimi ile ilişkileri düzeltmiştir. Oysa Bizans, İoannes’i bir tehdit olarak görüyordu, çünkü Mihail’in İkinci Lyon Konsili‘nde alınan Batı Kilisesi ile birleşmeyi kabul etmesine karşı çıkanların bazıları, İoannes’i Ortodoks Kilisesi’nin imparatorluk tacı için uygun görüyorlardı. Mihail’in üçüncü kızı Eudokia ile Konstantinopolis’te 1282 yılında evlenmiştir. Trabzon’a döndükten sonra, Roma İmparatoru ünvanını terk etmiştir. Trabzon İmparatorları ve onların aileleri kendilerini Büyük Komnenoi (Megas Komnenos/Megale Komnene) olarak adlandırmaya başlamışlardır. 1291 yılında Papa IV. Nicolas, II. İoannes’e Katolik olması ve kutsal toprakların yeniden ele geçirilmesi için hazırlanan haçlı seferine katılması için iki mektup yazmış, İoannes, bu mektuplara cevap vermemiştir.
  • Trabzon İmparatorluğu’nun en parlak dönemi, II. Aleksios Komnenos dönemi olmuştur (1297-1330). Giresun’a sızmaya çalışan Türkmenler bu bölgelerden çıkarılmışlar; Venediklilerle anlaşmalar yapılarak ticaretin Ceneviz tekeline girmesi engellenmeye çalışılmıştır. İmparatorluğun savunmasını da arttırarak gece-gündüz devriye gezecek güvenlik kuvvetleri oluşturulmuştur. Fakat köklü aileler, imparatorluğun yönetimine karışmaya başlamışlardır.
  • 1331-1351 yılları arasında saray hiziplere bölünmüş, bu yıllar iç savaşlarla geçmiş, 1347 yılında büyük veba salgını ve deprem felaketi yaşanmıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu, sınırlarının en geniş olduğu zamanda, batıda Karadeniz Ereğli’sinden başlayarak doğuya doğru yaklaşık 1000 kilometrelik sahil şeridine yayılıyordu. Kırım’da da toprakları vardı.
  • Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos’un gayrı meşru kızı İrene Paleologina,  saray darbesi ile tahtı ele geçirmiş, 1340-1341 arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuştur.
  • Karadenizli Komnenos ailesinin haricinde birinin, kendilerinden olmayan bu Konstantinopolis’li kraliçenin tahtta oturmasından rahatsız olan yerliler, Aziz Eugene Kilisesi’ni ele geçirmişlerdir. Daha sonra Konstantinopolis’ten gönderilen kuvvetler bu isyanı bastırıp ele başlarını idam ettirseler de Laz Lordlarından Anakutlu‘nun torunu, II. Aleksios ‘un kızı Anna, yerli askerlerin yardımıyla Trabzon tahtını ele geçirmiştir. Anna Anakutlu Megale Komnini 1341-1342 tarihleri arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuş, İrene Konstantinopolis’e gönderilmiştir.
Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı. İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı.
İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Konstantinopolis, Trabzon üzerinde hakimiyet kurma sevdasından hiç vazgeçmedi. Bu çabalar, halk isyanlarına neden oldu. İktidar sık sık el değiştirdi. Ortodoks Hıristiyan inancı sebebiyle Konstantinopolis’e bağlı olan Trabzon, bu yüzden Bizans ile arasını iyi tutmaya çalıştı.
  • Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Trabzon İmparatorluğu, Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmuştur. İtalyanlara karşı da avantajını iyi koruyan imparatorlar başlarda vergiyi yüksek tutarak büyük bir gelir sağlamış, devlet ihtiyaç fazlası ürünleri de ihraç etmiştir. Bu ürünlerin başlıcaları gümüş, demir, şap, kereste, şarap, kumaş ve fındıktır.
  • Çok önemli bir görev olan donanma komutanı, Büyük Duka unvanını taşır ve soylulardan seçilirdi. Çok eski çağlardan beri denizcilikle uğraşan halkın giriştiği mücadelelerde kilit rolü donanma komutanları hatta korsanlar üstlenmiştir.
  • Karadeniz ticaretinin hakimi Cenevizliler de zaman zaman tahta geçecek kişi üzerinde söz sahibi olma çabası gösterdiler. Karışıklıklardan istifade etmek isteyen Türkmenler pek çok kez Trabzon’u kuşattılar ama başarılı olamadılar. Tüm bu çatışmalar Trabzon İmparatorluğu’nu zayıf düşürdü. Gürcistan Timur tarafından işgal edildi.
  • Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan (1453-1478), Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Trabzon İmparatorluğu’nun yanında yer almıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu İran ile iyi ilişkiler geliştirmiş ve astronomi alanındaki araştırmaları Trabzon’a taşıyarak geliştirmişlerdir.
  • 15. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti ile Trabzon İmparatorluğu artık sınır komşusu olmuşlardır. Aynı dönemde Türkmenler de Giresun’a girmişlerdir. Trabzon, Osmanlı tarafından ilk kez 1440′larda kuşatılmışsa da alınamamıştır. Akabinde Erdebil Şeyhi Cüneyt (1447-1460), müritleri ile Trabzon İmparatorluğu’na saldırdı, şehri kuşatıp aldıysa da kaleyi alamadığı için geri çekildi. Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in Trabzon’u almak için harekete geçtiğini duyunca Trabzon’u terk etti ve Amid’e (Diyarbakır) gitti.
  • Son olarak Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında 140.000 kişilik ordusuyla gelerek yaklaşık bir aylık bir kuşatmadan sonra şehri teslim almıştır. Trabzon İmparatorluğu’nun son kralı David Komnenos (1459-1461), tahttan indirilerek ailesiyle birlikte Edirne’ye yerleştirilmiştir. İki yıl sonra imparator, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın eşi olan yeğeni Theodora ile yazışmaya başladı. Osmanlılar tarafından ihanet olarak kabul edilen yazışmalar nedeniyle, David, büyük oğulları ve yeğeni, Fatih’in emriyle İstanbul’da idam edildiler.