Etiket arşivi: faşizm

Faşizm / Diktatörlük 1

  • Faşist izler arasında en belirgin olanlar ırkçılık, homoseksüelliğe karşı duyulan korku, baskın maçoluk, komünizm karşıtlığı ve sağ görüşlerin tercih edilmesi, fanatikçe gelenek saplantısı, kahramanların yüceltilmesi, “yaşasın ölüm” söylemleri, kadınların alt sınıf olarak görülmesi, sürekli bir savaşma duygusu biçiminde gözlenebilir.
  • Faşizm inanmayı, itaat etmeyi, savaşmayı, güzel bir ölüm idealinin müridi olmayı, ateşe atılmayı, olabildiğince fazla çocuk doğurmayı, siyaseti varoluşun temel amacı olarak görmeyi, içinde bulunulan toplumun seçilmiş toplum olduğunu kabul etmeyi bekler.
  • Faşizm farklı siyasal ve felsefi görüşlerden oluşmuş bir kolajdır. Faşizm, çok değişik tarzlarda sahnelenebilir.
Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936. Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936.
Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • Faşizmin özellikleri arasında sayılabilecekler bir sistem oluşturmaz, çoğu da birbiriyle çelişir. Ama içlerinden herhangi birinin varlığı, teşhis için yeterlidir:*Faşizmden çok daha eski olan gelenek kültü ilk sırada yer alır. Bu yapı, çelişkileri hoş gören senkretik (bağdaştırmacı) bir yapıdır.
    *Modernizme düzülen övgü yüzeyseldir. 1789 ruhu, Akıl Çağı, Aydınlanma çürümüşlüğün başlangıcı olarak görülür. Modernizmin reddi özelliklerden biridir.
    *Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik. Aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamak; domuz entelektüeller, yumurta kafalılar, radikal züppeler, komünist yuvası üniversiteler gibi ifadelerle açığa vurulan nefret.
    *Görüş ayrılığı ile ihanetin eşdeğer tutulması. Eleştirel anlayış, ayrımlar yapar; ayrım yapmak modernizmin bir göstergesidir. Görüş ayrılığı çeşitliliğin de bir göstergesidir. Faşizm görüş birliği arar. Uyumsuzlara karşıdır. Tanımı gereği ırkçıdır.
    *Düş kırıklığı içindeki orta sınıflara çağrıda bulunur.
    *Ulusa kimliğini düşmanlar verir. Komplo saplantısı ve komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu olarak yabancı düşmanlığı. Komplonun köklerinden biri de içeridedir. Yahudiler, hem içeride hem dışarıda olma avantajlarından ötürü hedef oluştururlar.
    *Barışseverlik kötüdür, çünkü yaşam sürekli bir savaştır. Dünya egemenliği için nihai bir savaş kaçınılmazdır, ardından altın çağ gelecektir.
    *Seçkincilik. Parti üyeleri en iyi yurttaşlardır; her yurttaş partinin üyesi olabilir/olmalıdır. Her yönetici altındakine tepeden bakar, onlardan her biri de kendi altındakileri hor görür. Bu da kitlesel seçkincilik duygusunu güçlendirir.
    *Kahramanlık ve ölüm kültü. Kahramanlık olağan karşılanan bir durumdur. Faşist kahraman en güzel ödül olan ölümü özler. Falanjistlerin sloganı Viva la Muerte! (Yaşasın Ölüm) dir.
    *Maçoluk. Kadınları küçük görmek bu işin olmazsa olmazıdır. Fallusun ikamesi silahtır.
    *Birey değil halk önemlidir ve halk tekparça bir varlıktır ve lider onların sözcüsüdür. Çürümüş parlamenter yönetimlere karşıdır.
    *Kendine özgü yeni bir dil yaratır.
    Söz konusu ögeler değişik diktatörlük biçimlerinin hepsinde ortaktır.

 

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Fasces 2

ABD paralarında da Fasces kullanılmış. Fotoğraf: eBay

ABD paralarında da Fasces kullanılmış.
Fotoğraf: eBay

Faşizm, gündelik pratiklerin, tanımların, tipleştirmelerin tümünü tektipleştirmek ister.

Otoriter kişilik; kendi içinde bulunduğu gurubu ön plana çıkaran, dışındaki guruba düşmanca hisler besleyen, hoşgörüsüz, bağnaz kişilik olarak tanımlanmaktadır.

Bağnaz kişilikleri açıklamak için yapılan araştırmalarda, otoriter ve faşist eğilimleri belirlemek üzere F Ölçeği geliştirilmiştir.

*Geleneksel orta sınıf değerlerine katı bağlılık,

*Ait olunan grubun idealize edilmiş kurallarına boyun eğici tutum,

*Geleneksel değerleri çiğneyenleri ya da çiğnemek isteyenleri kınama, reddetme ve cezalandırma eğilimi, otoriter saldırganlık,

*Yaratıcı ve esnek düşünmeye karşı olmak,

*Katı kategorilerle düşünme eğilimi göstermek, boş inançlı ve kalıp yargılı olmak,

*Düalist düşünmek; güçlü kişilerle özdeşleşme, dayanıklılık ve sertlik konusunda iddia sahibi olmak,

*Genel bir düşmanlık, yıkıcılık ve olumsuzluk içinde bulunmak, insanları yerme, iftira atma eğilimi,

*Bilinç dışı çatışmaları dışa yansıtma,

*Cinsellikle ilgili faaliyetlere yönelik abartılı ilgi

F Ölçeğinde otoriter kişiliği saptamaya yarayan dokuz boyuttur.

Başkan Lincoln’un koltuğunun kollarında Fasces. Ama baltası yok. www.inverse.com

Başkan Lincoln’un koltuğunun kollarında Fasces. Ama baltası yok.
www.inverse.com

Theodor Adorno’ya (1903-1969) göre;  otoriter kişiliğin kökeni kötü geçen çocukluk günlerine bağlıdır. Bu kişiler yetişkinlikte de itaat eden, saygılı, düşmanca hisler beslediği zaman saldırgan, sert bir kimlik oluşturmaktadır.

Bob Altemeyer’e (1940-) göre otoriter kişilik için üç boyut önemlidir.

*Kendinden yüksekteki kişiliklere boyun eğme.

*Yerel otoriteler tarafından izin verilmiş kişilere gösterilen saldırganlık.

*Toplumca kabul edilmiş geleneklere yüksek oranda bağlılık.

Altemeyer, otoriter kişiliğin gelişimini sosyal öğrenme kuramına bağlar. Farklı deneyimler yaşayan çocuklar, farklı kimliklerle ilişkisi olanlar, geniş çevrede yaşayanların daha hoşgörü sahibi oldukları gözlenmiştir. Tersine dar çevrede yaşayanlar ve bu tür engin deneyimler yaşayamayanlar ise daha otoriter olarak yaşamlarına devam etmektedirler.

Altemeyer’in sosyal öğrenme kuramı,  Adorno’nun F Ölçeğinden daha güvenilir bulunmuştur.

Altemeyer yaptığı araştırmalar sonucu bulgularını, sol kanatta politika yapanlarda otoriterlikle ilgili bir bağlantı saptayamamış bu nedenle çalışması Sağ Kanat Otoriteryenizm Kuramı olarak adlandırılmıştır. Bu kuram günümüz politikalarında otoriter yaklaşımın sağ politikacılara daha yakın olduğunu anlatır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

Umberto Eco’ya Göre Faşizm

Pol Pot rejiminin Ölüm Tarlaları, Choeung Ek, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pol Pot rejiminin Ölüm Tarlaları, Choeung Ek, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Umberto Eco’ya göre faşizm:

  • Gelenek tapınmasıdır.
  • Modernizmin reddidir.
  • Eylem için eylem tapınmasıdır.
  • Evrensel faşizm için hayat savaşmak için yaşanır.
  • Eleştirel bakışa tepkidir.
  • Irkçılık kuramının ilk adımıdır.
  • Bireysel ve toplumsal hüsrandan doğar.
  • Daha ziyade orta sınıfta gelişir.
  • Toplumsal kimlik sıkıntısı çekenlere “ulusun düşmanları” aracılığıyla kimlik verme girişimidir.
  • Popüler bir elitizmdir.
  • Bireylerin değil, kitlelerin hakları öndedir.
  • “Erkeklik” yüceltilir.
  • Herkesin bir kahraman olarak eğitilmesi hedeflenir.
  • Yeni bir dil üretir. Bu dil, sadeleştirilmiş ve mekanikleştirilmiş bir dildir.

 

Yararlanılan Kaynak, Yengeç Adımlarıyla, Doğan Kitap, 2012.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 147| Postmodern Politika 1

Postmodern düşünürlerin çoğu baskıyı sorunsallaştırmıştır. Fotoğraf: solgazetebakis.net

Postmodern düşünürlerin çoğu baskıyı sorunsallaştırmıştır.
Fotoğraf: solgazetebakis.net

  • Louis Althusser’e (1918-1990) göre, kapitalizm bizi sorgular veya över. Sistem bizim kim olduğumuzu tanımlar. Kapitalizmin, bizim için icat ettiği ihtiyaçları karşılayabileceğine inanırız. Tüketimin zevkleri ve reklamcılığın iltifatları bu sürecin örnekleridir. Althusser, 1968 Paris isyanlarından sonra Batı’da kapitalizmin zaferini ve devrimin kaybedişini ilan eder.
  • Michel Foucault, Deleuze ve Guattari, modern toplum ve arzu arasındaki iktidar ilişkisiyle ilgilenmiştir.
  • Deleuze ve Guattari, Modernizm’in söylem ve kurumlarının, varoluşun tüm boyutlarına baskı uygulayarak egemen olan bir tür faşizm olduğunu iddia etmiştir.
  • Kadınlar, öğrenciler, etnik gruplar Marksistler tarafından çoğu zaman sınıf mücadelesinin kenarına itilir veya tek bir sınıf altında değerlendirilir. Deleuze ve Guattari bu hiyerarşiyi reddeder.
  • Faucault da Modern devletin kurumlarının, süjeleri ve zevklerini tanımladığı ve kontrol ettiğine inanır.
  • Kapitalizmin her türlü varoluşa sızdığına ve insanların gerçek özgürlüğü, ifadeyi ve tatmini deneyimleme olasılığını elinden aldığına; kapitalizmde bütün arzuların sahte ve aracılı olduğuna inanılır.
  • Kapitalist sistemler, arzuyu ve yaratıcılığı, tüketimcilik, finans, hukuk, psikiyatri, çekirdek aile, sosyal sınıf ve geleneksel cinsiyet rolleri gibi örgütlenmiş sosyal alanlara veya kodlara yönlendirerek “bölgeselleştirir”. Kapitalist sistemler, arzuyu eşyaların üretimi ve tüketimiyle ilişkilendirir.
  • Kapitalizmin, arzuları aynı anda birçok farklı yöne sevk ederek kimliği feshetme etkisi olduğu düşünülür. Mallar çoğaldıkça, arzu edilecek şeyler, özdeşleşilecek imajlar artar.
  • Arzu, bütün sosyal ve kişisel eylemler ve etkileşimlerin ardındaki güçtür. Değişken ve sürekli adapte olan bir enerji olarak arzu, Deleuze ve Guattari için devrimcidir, sürekli limitleri aşmayı ister. Faydalılık, üretkenlik, verimlilik gibi baskıcı endişeleri yoktur.
Bağdat Caddesi’nde Deleuze ve Guattari’ye destek. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bağdat Caddesi’nde Deleuze ve Guattari’ye destek.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Deleuze ve Guattari durağan kimlikler fikrini zararlı; farklılık, kaos ve değişimi yararlı bulur. Onlara göre benlik, arzular ve kimlikler akıntısıdır. Bu  düşünürler kimlik için arzunun üretim ve dolaşımının önemini vurgular.
  • Herbert Marcuse (1888-1979) Modernite’nin, iletişim teknolojilerini ve tüketimciliği hayatlarımıza sokma şeklinden kuşku duymuş, bunları,  sinsi bir totalitaryanizm olarak görmüştür. Bu yapı, bilince nüfuz etmeyi, muhalif sesleri nötrleştirmeyi, herkesi kapitalist makinenin değiştirilebilir parçaları kılmayı amaçlar.
  • Theodor Adorno (1903-1969) ve Max Horkheimer (1895-1973), ABD gibi sözde demokratik toplumlarda bile bilinçdışına kapitalist statükoyu enjekte eden ve bireysellikleri yok eden kitle kültürünün insanları pasif sosyal uyumluluğa iten otoriter bir güç olduğunu savunmuştur. Adorno ve Horkheimer, kapitalist sistemi zorlanmış homojenleşme olarak görürler.