Etiket arşivi: fallus

Şiddet 53| Aile İçi Şiddet 1

  • Kısıtlanmaya, zapt edilmeye çalışılan kişinin kısıtlamayı aşmak için çaba harcaması insanoğlunun doğasında olan bir tutumdur.
  • Aile içi şiddet Ali Teoman’ın Gecenin Atları adlı romanının 130-135. sayfalarında harika bir şekilde anlatılıyor.
  • Toplumda aile içi şiddetin, aile içi bir sorun olduğu, kimseyi ilgilendirmeyeceği yanılgısı hakimdir.
Man in a Fist, Liu Bolin, 2008. ArtInternational 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Man in a Fist, Liu Bolin, 2008.
ArtInternational 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • İtaat, ödüller almak ya da cezalandırılmaları önlemek isteğine bağlı olarak boyun eğme, uyum göstermedir.
  • Geleneksel ailelerde itaate yönelik çocuk yetiştirme ve dayak çok yaygındır. Bu durum özellikle erkek çocuk için daha da fazla söz konusudur. Dayak yiyen çocuk, dayak atmayı öğrenir. Çocuk, anne-babayı örnek alarak problemlerin kaba kuvvete başvurularak, şiddetle çözümlendiğini zannedip, alternatif problem çözme becerilerini geliştiremez.
  • Geleneksel toplumlarda erkek çocuğa daha fazla değer verilir. Erkek çocuk kıymetlidir. Bu durum doğal olarak erkek egemen bir toplum yapısı doğurur. Erkeğin kadına üstünlüğü, kadına hükmetmesi de olağan karşılanır.
  • Ailelerin çocuklarına karşı olan tutumu, gözetmek ya da kollamak olmaktan çıkıp düpedüz kontrol etme noktasına varabiliyor. Çocuklara hiç özel alan tanımayan aileler var. Çocuğun her hareketi üzerinde kurulan baskı, çocuğa güvensizliğin belirtisi. Onun fikirlerine, ihtiyaçlarına, farklılıklarına saygı duyulmaması; koşulsuz itaat beklenmesi onları mutsuz ve öfkeli yapıyor.
  • Bireyler, kişisel özgürlüklerinin tehdit edildiğini hissettiklerinde, bu tehdide karşı ellerinden gelen ne varsa yapma eğilimindedirler. Engellenmenin, saldırganlığın güçlü bir belirleyicisi olduğu düşünülmektedir.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, babanın elinde çocuğa kalkan sopa fallus niteliği taşır. Bu, çocuğu baba karşısında başı öne eğik ve suçlu kılmayı sağlayan en önemli nedendir. İşte bundan ötürü anneninkinden farklı olarak babanın tokadı utanç yüklüdür. Suçluluk duygusunu gözlediğimiz her yerde daima kendine saygı ve güvenin azaldığını da gözleriz.
  • Bedensel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkileri biliniyor: öz değerin sarsılması, korku, uyku ve yeme sorunları, davranış bozuklukları gibi. Bu çocukların ileriki yaşlarda kendilerine güvenmedikleri, kendilerini ifade edemedikleri, saldırgan davranışlar gösterdikleri, öğrendiği yöntemi kendi yöntemi olarak benimseyip dayak atan yetişkinler oldukları gözleniyor. Bedensel cezalandırmanın çocuğa kötülüğü öğretmenin kısa yolu olduğu uzmanlarca ifade ediliyor.
  • Duke Üniversitesi nörogenetik uzmanları tarafından yapılan ve Biological Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırmada:
    *kendilerine fiziksel anlamda kötü davranılan, yeterince ilgi görmeyen ve yoksul ortamda büyüyen 12 yaşındaki çocuklar ile
    *orta sınıftan, ilgi ve sevgiyle büyümüş aynı yaştaki çocukların beyinlerini taramadan geçirdiler.Gergin bir ortamda yetişen çocukların beynindeki duyguları işlemden geçiren ve bellekle ilintili olduğu bilinen bölgelerin çok daha küçük boyutlarda olduğu saptandı.

    İnsan yaşamının erken evrelerinde yaşanan gerginliğin yetişkinlik döneminde yaşanan bunalım, kaygı, kanser, meslek yaşamında başarısızlıkla yakından ilişkili olduğu biliniyor.

 

 

Şiddet 16 | Cinsel Şiddet 1

  • Mezopotamya inançlarında tecavüz yaradılış için neredeyse zorunluydu.
    Göklerin tanrısı Enlil, sonradan karısı olacak Tanrıça Ninlil’e tecavüz etmiştir. Bu tecavüz, bir yaratım için mecburiyet arz eder gibi yansıtılarak rasyonelleştirilmiş; bu tecavüzün neticesinde Ay Tanrısı doğmuştur.
    Enki, Nintu’ya tecavüz etmiş, Ninmu doğmuş,
    Enki, Ninmu’ya tecavüz etmiş, Ninkurra doğmuş,
    Enki, Ninkurra’ya tecavüz etmiş, Uttu doğmuş,
    Enki, Uttu’ya tecavüz etmiş, dünyadaki bitkiler doğmuş.
  • Hammurabi (MÖ 1811-1750) kanunları arasında “Bir kişi hırsızlık yaparsa eli kesilir; tecavüz ederse ölüm cezası alır ya da erkeklikten men edilir” hükmü vardır.
  • Fallus, verimliliğin simgesi olarak görülmüştür. Yeryüzünün dört bir köşesinde fallus tapımı yaygındı. Organın kesilip toprağa atılması ve ondan çıkan tohumların ürünü artırmasıyla ilgili pek çok efsane vardır. Kibele rahipleri, toprağı tohumlayıp bol ürün almayı sağlasın diye, erkelik organının tamamını kesip gömerlermiş. Attis-Agdistis-Adonis mitolojide erkeklik organını kesmiş tanrılardır.
  • Kadim Yunan inancında Zeus pek çok tanrısal varlığın yanı sıra kadına da tecavüz etmiştir. Zeus’un en sık estetize edilen tecavüzü Leda ile olanıdır. Leda’nın tecavüz sırasında bir hayli mutlu betimlenmesi ile tecavüz meşrulaştırılmaya çalışılmıştır, denebilir. Batı uygarlığı bu tecavüzleri, aşk öyküleri olarak sunmuştur. Antik Yunan kültürü tecavüz kültürünün öncülerindendir.
  • MÖ 6. yüzyılda Solon Yasaları uyarınca tecavüze uğrayan kadına suçlu gözüyle bakılıyor, eşini aldatmış gibi cezalandırılıyor, törenlere katılması ve takı takması yasaklanıyor, toplumca aşağılanmayla, toplumun dışına itilmekle cezalandırılıyordu.
  • Platon (MÖ 429-347), cinselliğin kontrolünü siyasal bir araç olarak görmüştü. Onun inancında dünyasal zevklerin lanetlenmesi, cinselliği bir elit yaratmanın aracı olarak görmesi, devletin gereksinmelerine sınırsız öncelik tanıması Nasyonal Sosyalistlerin üstün ırk hayalinde; Çin’de, Mao üniformaları içinde kadınlarla erkeklerin cinsiyetlerinin ayırt edilemeyişine; Taliban’ın şiir, müzik, kuaför salonlarını yasaklamasında kendini göstermeye devam etti denebilir. Totaliter devletler, kadının süslenmesinden hoşlanmaz.
  • Eski Yunan’da erkeğin eşine ihaneti boşanma sebebi sayılmıyordu. Bu anlayış 1923 yılına kadar İngiltere’de de devam etti.
  • Remus, öfkeli kardeşi Romulus tarafından öldürüldü. Romulus, Roma’nın yedi kralının ilki oldu. Romulus efsanesi, pek de asalet, cesaret, doğruluk destanı sayılmazdı. Fakat Romalılar buna bayılmıştı, ne de olsa onlar Mars’ın çocuklarıydı. Mitolojide Mars, tecavüzcü ve çocuklarını öldürmeye teşebbüs eden bir tanrıydı. Şiddet, Romalıların kanında vardı, Roma şiddetten doğmuştu. Roma’nın kuruluşunda Romulus’un tertibi ile Sabin kadınlarına tecavüz edilmişti. Roma kültürü, bir tecavüz miti üzerine inşa edilmişti. Roma’da, Romulus’a atfedilen yasaya göre, bütün erkek çocuklar ve sadece ilk doğan kız çocuklar büyütülebiliyorlardı.
Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan. Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi. Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan.
Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi.
Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 144| Postmodern Düşünürler 6 Jacques Lacan

Fotoğraf: www.hepimizaileyiz.com

Fotoğraf: www.hepimizaileyiz.com

  • Freud’dan bu yana en tartışmalı psikanalist ve psikiyatr Fransız Jacques Lacan (1901-1981), Amerikalıların taktıkları lakap ile Fransız Freud, Ortodoks Uluslararası Psikanaliz Birliği’nden kendini kovdurduktan sonra Freud’a Dönüş Hareketi’nin öncülüğünü yaptı, Sigmund Freud’u çağdaş teorinin ışığında yeniledi.
  • Psikoanalizin temel metinlerini sağlamış olan Freud, belli bir ölçüde benliğe vurgu yapmasına rağmen teorilerinin çoğu, biyolojik modellere dayandırılmıştır. Freud, ruhta içgüdüsel ve kültürel güçler arasındaki çatışmaların kaydını tutar.
  • Lacan, psikanaliz çerçevesinde kalan ama Freud’dan çeşitli yönlerde uzaklaşan yeni okullara karşı çıktı, Freud’a geri dönmeyi savundu.
  • Freud’un erken döneminde, 1900-1915, Freud’un temel sorunsalı bilinçdışı mekanizmasıydı. Lacan psikanalizi bilinçdışının bilimi ilan etti.
  • Freud, zihinsel hayatın çatışmalarının çözümlenebileceğini savunurken, Lacan bu çatışmaların tamir edilemeyeceğini öne sürer; psikanalizin kültürel ve dilbilimsel alana yakınlaşması gerektiğini iddia eder. Çünkü onun savına göre, bilinçdışı dil gibi yapılandırılır. Bilinçdışı bilinemez ve yalnızca dilde yeniden yapılandırılır.
  • Lacan’a göre dil durağan bir yapı değil, işleyen bir yapıdır. Sartre, Varoluşçuluk bir hümanizmadır derken Lacan, psikanaliz bir anti hümanizmadır der.
  • Lacan, Freud’un bilinçdışının işleyişi hakkında ileri sürdüğü mekanizmaların aynen dilde de bulunduğunu gösterir. Esas buluşu budur. Bastırma, ancak dil sayesinde mümkündür. Dil, bilinçdışının koşuludur.
  • Lacan’ın ünlü teorisine göre bebek, 6-18 ay arasında gerçekleşen Ayna Evresi’nde, kendi davranışını, yetişkinlerin ve diğer çocukların jestlerinde görür. Bu yansımada kendi imajını bulur ve bu imajla özdeşleşmeyi öğrenir. Bu, egonun oluştuğu evredir. Böylece benlik algısı, dışsal bir imajla  ilişkilenir. Kimlik, içerden gelmek yerine, dışsal bir koşuldan oluşur. Yabancılaşma ve bölünme kimliğe en baştan yerleşmiş olur. Bunun sonucunda, yetişkin hayatta iç birliğe ve dengeye ulaşmak imkansızdır. Ayna Evresi, olmak kavramını psikanalize sokmuş olması bakımından önemlidir.
  • Kişiliğin oluşması üç aşamada gerçekleşir. 6-8 ay arasındaki birinci dönem, üç buçuk yaşa kadar uzayabilen ikinci dönem ve yaklaşık 6 yaşa kadar uzayabilen üçüncü dönem.

    Birinci dönem Freud’un oral dönemine denk düşer. Bu dönem yeterince aydınlatılamamıştır.
    İkinci dönem, Freud’un anal dönemine denk düşer. Lacan’ın Ayna Evresi ve ikili ilişki dönemi adını verdiği Oidipus öncesini içerir.
    Üçüncü dönem için Freud Oidipus karmaşasına işaret eder. Lacan için bu dönem, utanç duygusunun oluştuğu fallik dönemdir.

  • Lacan, Freud’un klasik id/ego/süperego üçlüsünün yerine İmgesel/Simgesel/Gerçek yapılarını koydu.
  • Ünlü Lacancı üçleme GSİ: doğrudan yararlılığın Gerçeği (iyi sağlıklı besin, kaliteli otomobil vs); statünün Simgeseli (otomobil seçimi statü belirtmeye yarar vs.); haz verici ve anlamlı deneyimin İmgesel’idir.
  • Lacan’a göre, bilinçdışı ancak dil edinildikten sonra var olmaya başlar. Ancak çocukluktaki imgesel evre dilden önce gelir ve dili edinmemize katkıda bulunur.
  • Simgesel düzen, toplumsal yapılar sistemidir. Simgesel düzen eril bölgeye, ataerkil düzene aittir. İktidarın dildeki yeri, simgesel düzeni dayatan fallustur. Ataerkil düzen kadınları susturur. Kadınlar erkekler gibi imgesel düzenden simgesel düzene kaçamadıkları için dile sahip olmayan “ötekiler” olarak ebediyen dışlanırlar.
  • Lacan’a göre kadında cinsel gereksinim ve arzu, arzunun sembolü olarak fallus üzerinde toplanır. Erkekte ise cinsel gereksinim, fallik nesneye metaforik bir tarzda ikame edilen bakire ile fahişe arasında kutuplaşır. Kadın için erkek sadece penise sahiptir, fallus değildir. İnsan eksiktir, kastredir, narsistik açıdan yaralıdır.
  • Lacan’a göre benlik, geçici, değişken, tamamlanmamış ve açık uçlu arzular kümesidir. Bu nedenle, insan bütün olmayı amaçlayamaz.
  • Lacan, sadece psikiyatri ve psikanaliz alanında değil, felsefe, antropoloji  ve sinema kuramcıları üzerinde de çok etkili olmuştur.
  • Postmodern Sinema bölümünde Lacan’dan tekrar söz edeceğiz.