Etiket arşivi: Fabrizio Corneli

Şiddet 6 | Şiddetin Çeşitleri 3

İstanbul’da 2015 yılında ArtInternational’da sergilenen Fabrizio Corneli’nin eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’da 2015 yılında ArtInternational’da sergilenen Fabrizio Corneli’nin eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Din, emirleri, yasakları ve ritüelleriyle sınırları net çizilmiş işaretler ve mekanlar yaratır; bir olumsuzluk sistemidir. Özgürleşme, regülasyonlardan kurtuluş, sınırları aşma ve ritüellerden arınma, olumsuzluğu aşındırmıştır. Olumsuzluğun aşındırılması aşırı bir olumluluk, aşırı hareketlilik, aşırı görünürlük, aşırı üretim ve tüketim, aşırı iletişim ve haber yaratır. Belli bir noktadan sonra haber artık bilgilendirmez, iletişim artık iletişim sağlamaz.
  • Kutsala, Erişilemez olanın olumsuzluğu hükmeder. Kutsal mekanlar, dışarıya kapanabilen, sınır koyan özel mekanlardır. Günümüz toplumsal söylemine egemen olan şeffaflık, bir paradigma değişimi yaratmıştır. Şeffaf toplum ise her eşiği aşındırır, her şeyi aynılıkta düzleştirir. Şeffaflık zorunluluğu insanı, sistemin işlevsel bir unsuru olmaya zorluyor. Bu, şeffaflığın şiddetidir. Oysa kişinin bütünlüğüne belli bir erişilmezlik de dahildir ve gereklidir. Kişinin baştan aşağı didiklenmesi şiddettir. “Ben, ötekilerin benim hakkında bilmediklerinden beslenerek yaşıyorum,” der Avusturyalı romancı ve oyun yazarı Peter Handke (1942-).
  • Genel şeffaflık politikası, Ötekiliği, farklılığı ortadan kaldırmaya, bir aynılık diktatörlüğü kurmaya yöneliktir.
  • Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman’a (1925-2017) göre cemaat, şiddetli yağmurda altına sığındığımız bir saçağa, dondurucu soğukta içinden çıkmak istemediğimiz şömineli bir odaya benzer. Dışarıda olduğumuzda hemen ona sığınmak ister, sığınınca tüm sorunlarımızın çözüleceğini düşünürüz. Ama sığındıktan sonra, bu sığınmanın bir bedeli olduğunu görürüz. Özgürlüğümüzü yitirir, içeridekilerle aynılaşır, dışarıdakilerle kavgaya tutuşuruz.
Picasso Portresi, Salvador Dali, 1947. Fotoğraf: MNG Turizm Blog

Picasso Portresi, Salvador Dali, 1947.
Fotoğraf: MNG Turizm Blog

  • İftira atmak, itibarsızlaştırmak, aşağılamak, incitmek, şeyleştirmek üzerine kurulu dilsel şiddet, bir olumsuzluk şiddetidir.
  • İstilacı açısından, fethedilen halkın dilini öğrenmek bir becerikliliktir; yenilmiş olan için ise fatihin dilini öğrenmek bir uzlaşma, hatta ihanettir.
  • 17. yüzyılda Almanca tüm Latince kelimelerden arındırılmıştır.
  • “Aşırı abartılı bir dil, aşırı riyakar bir toplumun yansımasıdır, dildeki şiddet sosyal zulmün öncüsüdür”, diye yazar Mo Yan, Yaşam ve Ölüm Yorgunu adlı eserinde.
  • Yahudi felsefesi, Varoluşçuluk, etik ve ontoloji ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Litvanya kökenli Fransız filozof Emmanuel Levinas’a (1906-1995) göre, “Benim konuşmam bile şiddettir”. Ben lafı aldığımda, başkalarından lafı almış, onları susturmuş olurum. Buna göre Ben başlı başına şiddettir. Levinas’ın etiği bir şiddet etiğidir.
  • Önemli ödüller kazanan Güney Koreli yazar Han Kang da Levinas’ı hatırlatan “İnsanın yaşıyorum demesi aslında, yaşayan bir şeylere zarar veriyorum anlamına gelir, diyor.
  • Aydınlatmayan, keşfetmeyen iletişim, özel bir şiddet, olumluluk şiddeti yaymaktadır. İletisiz iletişim yığını, dikkati dağıtmakta, algıyı sakatlamaktadır.

 

Çağdaş Sanata Varış 277|Çağdaş Kavramsal Sanat 8

Kimlik 7
Azınlıklar

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyetlerin dağılması ile, SSCB’deki toplumsal kimlik ile bireysel kimlik arasındaki farklar da irdelenmiştir.
  • Yahudi Soykırımı’na göndermede bulunan; ırkı, etnik kimliği, cinsiyeti, cinsel tercihi, her türlü farklılığı yok sayan zihniyetin tehlikesini anlatmayı amaçlayan yapıtlar üretilmiştir. 1990’lı yıllardan günümüze çok geniş bir üretim alanını kapsayan kimlik politikaları sanatı, toplumda yaygınlık kazanmış temsillerin üzerine giderek toplumsal ayrımcılığı gözler önüne sermek ve Yapısöküm’e uğratmayı hedefler.
  • Evanjelik hareket, 1920’lerdeki göç dalgalarını, geleneklerin ve ABD’nin elden gidişi olarak değerlendirir.
  • Olayların gelişimiyle bir göçmen toprağı haline gelen, ama böyle bir misyon için kendini uygun görmeyen Batı Avrupa’da bazı halklar, kimliklerini sadece kendi öz kültürlerine referanstan başka türlü algılamada hala zorlanıyorlar.
50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.  İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.
İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktasının 1989, bir diğerinin ise 11 Eylül 2001 olduğu rahatlıkla söylenebilir.
  • 2001, Britanya’da Çokkültürcülük konusunda rüzgarın tersine döndüğü yıl oldu. Çokkültürcülüğün bütünleşme yerine ayrışmayı beslediği; çokkültürcülüğün vaktiyle işe yaradığı fakat artık miadını doldurduğu, zira azınlıkları hakiki Britanyalılar olmaya teşvik etmekten çok farklılığı fetiş haline getirdiği yazılmaya başlandı. İngiltere’de 2005’te gerçekleştirilen bombalı saldırılardan sorumlu olan bireylerin çoğunun Britanya’da doğmuş olmaları, Çokkültürcülüğün bu saldırılardan bizzat sorumlu olduğunun iddia edilmesine yol açtı. Hollanda’da yaşanan olaylardan sonra 2005 yılında Francis Fukuyama, pek çok açıdan Çokkültürcülüğün öncülüğünü yapmış olan Hollanda ve Britanya’yı, köktendinciliğin kılıfı haline gelmiş çokkültürcü siyasetlerden vazgeçmeye ve sert önlemler almaya çağırdı.
  • 2001’den sonra başlayan terörle mücadele süreci için Uzun Savaş adı önerildi.
  • Asimilasyon, yeni gelenlerin yerleşik topluma verecekleri rahatsızlığın en alt seviyede tutulmasını ve diğer yurttaşlara olabildiğince benzemelerini tercih eder. Bütünleşme politikası, çoğunluğu oluşturan topluluk üyelerinin de ellerini taşın altına sokmalarını, toplumsal etkileşim süreçlerinin çift yönlü olmasını önerir. Çokkültürcülük de çift yönlü bir etkileşim öngörürken, bu sürecin farklı gruplar için farklı şekilde işlemesi gerektiğini zira herkese aynı şekilde uygulanabilecek tek bir şablonun olmadığını savunur.
  • Buna karşılık, liberal demokratik bir devletin, kimi yurttaşlarının İrlandalı-Amerikalı, Hintli-Britanyalı gibi tireli kimlik sahibi olabilecekleri düşüncesine açık olması gerektiği vurgulanır. Tireli kimlikler, elbette siyasal niteliktedir. Tireli kimlikler, yeni etnikliklerdir.
  • Çağdaş Dönem’de kimlikler eskiden olduğundan daha akışkandır. 1980’lerin başında kendilerini siyah olarak tanımlamış olanlar on yıl sonra Bangladeşli olabilmekte, bugün ise kendini Britanyalı Müslüman diye tarif edebilmektedir.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınan Joseph Campbell (1904-1987), sevgi ve merhameti kendi grubumuzdakilere saklarken, öfke ve istismarı dışarı, “öteki”lere yönlendirdiğimize dikkat çeker.