Etiket arşivi: evlilik

Şiddet 44| Doğu’da Kadının Konumu 5 | Çin 3

  • Fakir aileler, yeni doğan kız çocuklarını sattıkları için Çin’de yerel ve uluslararası çok canlı bir çocuk ticareti piyasası oluşmuştu. Satılan veya terk edilen bebekler arasında hiç erkek çocuk olmuyordu. Aile planlaması politikasının da katkı yaptığı bu durum Çin Halk Cumhuriyeti’nin imajını zedeliyordu ama nesnel bir gerçeklikti.
  • Tek çocuk politikasına uyulup uyulmadığı çok ciddi biçimde kontrol ediliyordu. Zaman içinde yasa biraz gevşedi. 2002 yılında uygulandığı bilinen zorunlu kürtaj ve kısırlaştırmalara son vermek amacıyla çıkartılan yasa, bunları yasaklıyor, tek çocuklulara para yardımı yapılmasını, çok çocuklulara para cezası verilmesini öngörüyordu. Ancak, partinin koyduğu nüfus artış oranını tutturamayan yerel yöneticiler görevden alınıyordu. Örneğin, evlenenlerin her ikisinin de kardeşi yoksa ikinci bir çocukları olmasına izin veriliyor, ya da çiftlerden biri etnik bir azınlığa mensupsa, yine ikinci çocukları olabiliyordu. Tek çocuk politikasına 2015 yılında son verildi. Bu politika ile 400 milyon doğumun engellendiği tahmin ediliyor. 2015 yılından itibaren tüm ailelerin iki çocuk sahibi olmasına izin veriliyor.
  • Genellikle her 100 kıza karşılık 102-107 erkek çocuk doğar (Türkiye’de 107). Hindistan, Pakistan, Güney Kore’de bu oran, erkek çocuk lehine bozuluyor. Çin’de ise durum çok kötü. Çin’in sıkı aile planlamasının çocuk sayısına getirdiği kısıtlamalar, kız çocuk hamileliklerinin sonlandırılmasına, doğan kız bebeklerin ölüme terk edilmesine yol açmış ve 2017 yılı itibarıyla Çin’de 60 erkek nüfus fazlası 60 milyon.
Doğulu Venüs No. 2, Lou Xu. Fotoğraf: Living in China, Taschen.

Doğulu Venüs No. 2, Lou Xu.
Fotoğraf: Living in China, Taschen.

  • Dansçılar kendilerini daha zarif gösterdiği inancıyla ayaklarını sararlardı. Song Hanedanı döneminde (960-1279) bu adet zengin ve soylu ailelere de yayıldı. Beş altı yaşlarındaki küçük kızların ayakları öyle sıkı sarılıyordu ki, ayak biçimleri korkunç oluyordu. Sarma işleminde başparmak ile üç ayak parmağı birbirine sıkıca bağlandıktan sonra aşağıya doğru bükülerek sargılanıyordu. Birkaç yıl çekilen acıdan sonra sargılar açılıyor; ayaklar başparmağın üç buçuk katından fazla değilse, güzel sayılıyordu. Saygın bir hayatı arzu eden kadınlar için bu gerekliydi. Özellikle sarayın ve elit kesimin kızları bu uygulamaya katlanmak zorundaydılar. Bu gelenek, 1920’den itibaren yaygınlığını kaybetmeye başladı; 1949 yılında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ile yasaklandı.

Genel bir uygulama olmayan ve bölgeler, sınıflar ve etnisiteler arasında (Örneğin, Hakka kadınları arasında ayak bağlama uygulaması hiç yerleşmemiştir) farklılık gösteren ayak bağlama uygulaması gitgide daha az rastlanır olmuştu.

Lisa See’nin yazdığı, Ufuk Boran Kaptan’ın harika çevirisiyle Can Yayınları’dan çıkan, Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi adlı romanı sizlere öneririm. Bu kitap, ayak sarma adetinin yanı sıra, Çin ev düzeni, çöpçatanlık, kız çocuk olmak hakkında da kapsamlı bir tablo çizerken, tarihi arka planı da vermekte, kitabın sonundaki açıklamaları ile yazar bizi günümüze kadar getirmektedir.

 

 

Şiddet 33 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 3

Ukrayna’nın Lviv kentindeki Hasidik Sinagogu’ndan. Bu dindar kesimin üyeleri genelde erken yaşta ve çöpçatan aracılığıyla evleniyor ve düğün öncesi birbirlerini tanıma fırsatını pek bulamıyorlar. Evli kadınlar saçlarını göstermiyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ukrayna’nın Lviv kentindeki Hasidik Sinagogu’ndan.
Bu dindar kesimin üyeleri genelde erken yaşta ve çöpçatan aracılığıyla evleniyor ve düğün öncesi birbirlerini tanıma fırsatını pek bulamıyorlar. Evli kadınlar saçlarını göstermiyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çokeşliliğin yaygın olduğu Mezopotamya’da Babil Yahudileri de çokeşli; tekeşliliğin geçerli olduğu Roma İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudiler ise tekeşli yaşam sürmüşlerdir. Hahamlar, Tevrat’ta her iki duruma da cevaz veren ayetler bulmuşlardır.
  • Pers İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan hahamlar, meşru veya gayrı meşru doğan bütün çocuklara eşit haklar tanımıştır.
  • Doğulu hahamlar, erken evliliği daima teşvik etmiştir.
  • Çöpçatanlık, bazen hahamların da yaptığı, şerefli bir iş olarak görülür.
  • Sözleşme yolu ile teminat vermeden bir kadınla evlenmek, o kadına doğru davranmamak anlamına gelir.
  • Genç kızın çeyizi kocanın vefatı veya boşanma halinde, ihtiyat parası olarak kenara konurdu. Karısına ait diğer mallarla birlikte çeyizi de koca idare eder, bunları, kullanma hakkını saklı tutardı. En fakirlerin çeyizini ise cemaat karşılardı.
  • Cemaat içi evlilik yapmak ya da en azından Yahudi olmayan eşin din değiştirmesini sağlamak ve doğacak çocukların Yahudi dinine uygun yetişmesini sağlamak gerekir. Yahudi kadın din kurallarının evde uygulanmasını sağlayan kişidir. Yabancı kadınla evlenme, onların kendi inançlarını getirerek Yahudi inancının sarsılmasına neden olabileceği; çocukların İbranice veya Aramice yerine annelerinin dilini konuşacağı gibi sakıncalar nedeniyle yasaklanmıştır. Aynı statüden kadın almak da ekonomik kaynakların miras yoluyla azalmasına sebebiyet vereceğinden istenmez. Cemaat, arasına yeni bir aileyi kabul edecektir; bu bakımdan onun da diyecekleri vardır.
  • Eski Yunan ve Roma’nın tanımadığı bir olgu olan insanın doğuştan günahkar olduğu inancı Yahudilik ile ortaya atıldı.
  • Yine Antik Yunan ve Roma’ya tamamen yabancı olan kendi bedeninden utanç duyma, Havva’nın yasayı çiğneyerek, Tanrı’nın Bilgi Ağacı’nın meyvesini koparmaması yolundaki buyruğu çiğnemesinin ilk sonucuydu; Adem ve Havva gözlerini açmışlar, çıplak olduklarını fark etmişler ve incir yapraklarını kendilerine örtü yapmışlardır. Utanma duygusu Musevilikten Hıristiyanlığa geçmiştir.
  • Önceleri cinsel birleşmenin örtü altında, tarafların çıplak vücutlarını birbirlerine göstermeden gerçekleşmesi gerekiyordu.
  • Zebur, anneler bizleri günah işleyerek doğurdu, der.
  • Ezgiler Ezgisi hariç, Tevrat’ta cinselliğe değinen bölümler kaba, kadını ilgilendiren bölümler düşmancadır. Eski Ahit kitaplarından biri olan Vaiz Kitabı’nda “Bir elbisede güve ürer, bir kadında da kötülük,” der.
  • Tapınaktaki ayin, on erkeğin mevcudiyetini gerektirir.
  • Sinagogda kadınlarla erkeklerin bölümü ayrıdır. Reformcular, kadınları yukarı bölüme, maksure’ye, alarak cemaatten ayırmıyorlar.
  • Eski çağlarda Yahudilik çocuğa, erkekten ya da kadından gelebilirken, ilerleyen yüzyıllarda Yahudiliğin sadece kadından gelmesi esası geçerli olmuştur.

 

Şiddet 25 | Kadına Yönelik Şiddet 2

  • MÖ 3000 yıllarında Sümerler’de Gılgamış Destanı’ndaki kahraman, daha sonra gelecek Prometheus’u hatırlatır ama orada Tanrı, intikam için kadını kullanmaz; kadın, erkek cinsini cezalandırmak için kullanılmaz; Gılgamış, kadınları insanların kaderinden sorumlu tutmaz. Gılgamış Destanı’nda insanların ölmesinin suçu Tanrılarındır.
  • MÖ 2000/1800 – 1200 yıllarına tarihlenen ve kısas hukukundan tazminat hukukuna geçerek bir devrim gerçekleştirmiş olan Hititler, ataerkil bir toplumdu. Tecavüz, ensest ve sodomi aynı krala, kralın memuruna karşı gelmek ve kara büyü gibi ölüm cezasına çarptırılıyordu. Çıplaklık çok ayıp bir şeydi; caydırıcı ceza olarak kullanılıyordu. Nişanlılık dönemi ve evlilik kurumu önemliydi. Kızın babası başlık alıyor, çeyiz veriyordu. Boşanma iki tarafın da hakkıydı. Boşanmada mallar ve çocuklar bölüşülüyordu. Namus kavramı, kadının davranışı ile ilgiliydi. Evlilikte erkeğin aldatması ceza almazken, kadının sadakatsizliği cezalandırılıyordu. Cürmü meşhut halinde koca, eşini ve sevgilisini öldürebilir veya bağışlayabilirdi. Erkek çok eşliydi ama meşru olan ilk karısıydı. Kadın kocasının evinde ölürse çeyizi kocaya, babasının evinde ölürse, çeyizi çocuklara kalıyordu. Köle, özgür kızla evlenebiliyordu. Zorla evlendirme yasal değildi, temyiz için krala başvurulabiliyordu.
  • Eski Mısır’da kadın-erkek eşitliği olmamasına rağmen kadınların miras hakkı vardı. Eski Mısır’da bir kadının, koşullar ne olursa olsun, boşandığı eski kocasından biraz destek görmeye hakkı vardı. Kimi zaman, evlilik gerçekleşirken, bu desteğin neleri kapsayacağı bir sözleşme ile yazıya dökülür ve en fazla, evlilikteki mal varlığının üçte biri kadar olabilirdi.
  • Babil Kralı Hammurabi’nin (MÖ 1811-1750) yürürlüğe koyduğu yasaya göre, karısı tarafından ihanete uğramış kocaya karısını affetme hakkı tanınıyordu. Bir kanun maddesinde “Bir adam bir kadın alır da bu kadın ona bir kadın hizmetçi verirse ve çocuklarına bakarsa; ancak buna rağmen adam başka bir kadın almak isterse ona izin verilmez; bu adam ikinci bir kadın alamaz” şeklinde bir hüküm vardı. Eski Yunan’a gelindiğinde aldatılan koca yasalarca boşanmaya, karısını evden atmaya zorlanıyor, bunu yapmayan erkeğin vatandaşlık hakları elinden alınıyordu.
İlk kez MÖ 5. yüzyılda Herodot’un söz ettiği Amazonlar, bir erkeğin yanlarına gelmesine sadece çiftleşmek için izin veriyorlar, sadece doğan kız çocukları büyütüyorlar, erkek çocukları terk ediyorlardı. Amazon miti, belki de tarihte ilk ve son kez egemen erkek fantezisini tersine çeviren bir söylemdir. Fotoğraf: Akhepedia

İlk kez MÖ 5. yüzyılda Herodot’un söz ettiği Amazonlar, bir erkeğin yanlarına gelmesine sadece çiftleşmek için izin veriyorlar, sadece doğan kız çocukları büyütüyorlar, erkek çocukları terk ediyorlardı. Amazon miti, belki de tarihte ilk ve son kez egemen erkek fantezisini tersine çeviren bir söylemdir.
Fotoğraf: Akhepedia

  • Romalıların Galli, Yunanların ise Galatlar adını verdiği Keltler’de (MÖ 2000-MS 100) anaerkil bir düzen olduğu biliniyor. Keltlere göre cinsel arzu olumsuz sonuçlar doğurmaz. Keltler, kraliçelerini yaşamla ölümü barıştıran kişi olarak yorumluyorlardı.
    Kadın-erkek arasındaki dengenin Eski Yunan devletleri ve Roma İmparatorluğu ile bozulduğu düşünülüyor.
    Eski Yunan ve Roma yazılı kaynaklarında kadınların Kelt kültüründeki özgürlükleri nefretle yorumlanır.
  • İtalya’nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yer alan Etruria bölgesinde yaşamış ve MÖ 6. yüzyıla dek varlığını sürdürmüş bir halk olan Etrüsklerde, kadın-erkek eşitliği olduğu düşünülüyor.
  • Kurumsallaşan kadına düşmanlığın, eski dünyanın üç ana düşünce akımının bir araya gelmesiyle oluştuğu düşünülüyor: Platonculuk, Yahudilik’in ataerkil tek tanrı anlayışı ve Tanrı’nın, oğlu İsa kişiliğinde dünyaya geldiğini savunan Hıristiyanlık öğretisi. Yunan, Yahudi ve Hıristiyan kültürleri, erkeğin özel bir yaratma süreci sonunda yaratılmış olduğuna inanır. Erkeğin ateşe hükmetmesi onu Tanrılara yaklaştırmış; o, bundan duyduğu kibir nedeniyle, kadın cinsiyle cezalandırılmıştır.
  • Ören yerlerindeki fallik unsurların, o toplumun agresyonunu yansıttığı düşünülür.
Amazonlara olan hayranlığın yaygınlığı, onların tapınaklardan amforalara, içki kaplarına motif, rölyeflere ve mozaiklere konu olmalarını sağlamıştır. Fotoğraf: Pinterest

Amazonlara olan hayranlığın yaygınlığı, onların tapınaklardan amforalara, içki kaplarına motif, rölyeflere ve mozaiklere konu olmalarını sağlamıştır.
Fotoğraf: Pinterest

 

 

Şiddet 17 | Cinsel Şiddet 2

  • Aziz Augustinus (354-430) ilk günah mitini geliştirmişti. Suç, hazzı Tanrı’da değil, yaratıklarda arayan akıldışı arzu demek olan, şehvet ile kirlenmiş cinsel eylemdi.
  • Bastırılan cinsellik, giderek şiddete dönüşüyor. Şiddet ve arzu, cezalandırma ve tatmin isteği iç içe geçerek vahşi bir karanlık oluşturuyor.
  • Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine temellenen Psikanalitik anlayışında esas olan çocukluk süreci, cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Bilinçdışı alan olan id; cinsel ve saldırgan dürtülerin, arzuların ve hazların kaynağı olarak kişinin karakter oluşumunda en önemli unsur olarak kabul edilir.
  • Cinsel duyguları bastırma, cinsel saplantının bir başka formudur.
  • Bedensel arzularını tatmin edemeyen ve kendi bedenine yabancılaşan insanın şiddete yöneldiği biliniyor. Tatminsizliğin yarattığı zihinsel gerilim, şiddet olarak dışa yansıyor.
  • Diğer güdüler gibi cinsel güdü de kontrol altına alınabilir. Aileden topluma kadar uzanan çevrenin eğitici, yönlendirici, ya da tersine, kışkırtıcı etkisi önemli rol oynar.
  • Kontrol altına alınamayan cinsellik ve saldırganlık güdüsü birbirini tetikler.
  • Kadın bedeni, işlenip karın doyuran toprakla özdeş tutulmuş, işlenip soyu devam ettiren bir tarla gibi algılanmıştır.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, cinselliğin çeşitli tarzlarının cinsel gereksinimin hazzından öte, bir kendine saygı sağlama aracı olarak kullanılması olgusuyla karşılaşılır.
  • 16. yüzyılın sonlarına kadar Kilise, Aristo’nun kuramını benimsemiş, erkek ceninin döllenmeden 40 gün, dişi ceninin 60 gün sonra bir ruh kazandığına inanmıştı. Bu süreler içinde kürtaj yapılabilirdi.  1588 yılında Papa’nın çocuk aldırmanın ceninin gelişmesinin her döneminde cinayet olacağı yönündeki açıklaması ile durum değişmişti.

(Bloğumuzda 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan Katolikler ve Kürtaj adlı yazıya da bakabilirsiniz.)

  • 1960’lı yıllarda piyasaya çıkan doğum kontrol hapı günümüzde de Papaların hışmına uğruyor.
  • Bugün bütün uygar toplumlar, cinsel ilişkiye zorlamanın suç olduğunda birleşiyor. Bunu yapan erkek tecavüz suçlusudur ve bu suçun cezası vardır. Katolik Kilisesi’nin anlayışına göre ise, hamile kalmada kadının onayı önemli değildir.
  • Köktenci Protestan kuruluşların baskısı ile 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan kürtaj yapan ya da bu konuda kadınları bilgilendiren sosyal hizmet kuruluşlarına bütün maddi destekleri kesmişti. En önemli destekçileri köktendinci çevrelerden olan George W. Bush da kürtaja karşı savaş açtı; tüm aile planlaması ve sağlık örgütlerine yapılan yardımları tamamen kesti; yoksul ülkeleri de ya kürtaj yardımlarını tamamen durdurma ya da ABD yardımlarından vazgeçmeye zorladı.
  • Katolik Kilisesi ile Protestan köktendinciler kürtaj konusunda ittifak içinde.
  • Eşcinseller, transseksüeller şiddetin konusu olmaktadır. 1960-1970’lerden başlayarak kadın ve erkek kategorilerinin baskıcı olduğuna; biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrıma dikkat çekilmeye başlanmıştır. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Evlilik de ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olarak görülmeye başlanmış; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğu yönünde yorumlar gelişmiştir.
  •  1960’lı yıllardan bu yana pek çok feminist sanatçı medya aracılığıyla inşa edilen cinsel rollere ve tarihsel erkek egemen sanata odaklanmıştır. Bu konuları canlandırmak için popüler kültürde sık sık yer alan kadının bir cinsel obje ve/veya “evinin tanrıçası” imajlarını kullanmışlardır. Bunu bazen sosyal beklentilere paralel giyinip makyaj yaparak bir Performans’ta sergilemişlerdir. Bazı sanatçılar kozmetik kullanımının şahsiyeti nasıl ortadan kaldırdığını vurgulayan işler yaparken, bir kısmı da kalıplaşmış cinsel rolleri makyaj ile vurgulamayı seçmiştir.
Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor. Bordeaux, Zanele Muholi, 2013. Fotoğraf: Media Diversified

Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor.
Bordeaux, Zanele Muholi, 2013.
Fotoğraf: Media Diversified

 

 

Çağdaş Sanata Varış 273|Çağdaş Kavramsal Sanat 4

Kimlik 3

Zevk ve Demokrasi, Grayson Perry, 2004. Sanatçının sırlı seramik eseri, Perry’nin 2003 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilmesi ve kazanması sonucundaki deneyimlerinden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir. Ödül, Birleşik Krallık’ta geniş çapta yankı bulmuş, halk arasında çok konuşulmuştur. Perry bu çömlekte, halktan gelen yorumlara yer vermiştir. Figürlerin konuşma balonlarında ödülü kazanmasıyla ilgili, kimisi basında da çıkan ifadeleri kullanmıştır. Bu yorumlar, onur kırıcılıktan komikliğe kadar uzanır. Küçük Farklılıklar Sergisi, Pera Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zevk ve Demokrasi, Grayson Perry, 2004.
Sanatçının sırlı seramik eseri, Perry’nin 2003 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilmesi ve kazanması sonucundaki deneyimlerinden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir. Ödül, Birleşik Krallık’ta geniş çapta yankı bulmuş, halk arasında çok konuşulmuştur. Perry bu çömlekte, halktan gelen yorumlara yer vermiştir. Figürlerin konuşma balonlarında ödülü kazanmasıyla ilgili, kimisi basında da çıkan ifadeleri kullanmıştır. Bu yorumlar, onur kırıcılıktan komikliğe kadar uzanır.
Küçük Farklılıklar Sergisi, Pera Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Postmodernizm ile yola başlayan Anti-Özcülük, cinsiyet fikrinin doğal veya zorunlu bir kategori değil, kültürel bir kategori olduğunu söylüyordu. Kişilik, kimlik, sübjektiflik ve aracılık kavramlarına yönelik Postmodernist ve Postyapısalcı okuyuşlar, son yıllarda Posthümanizm adı verilen alanın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu alan, insanlar ve teknoloji, insanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkileri araştırır ve farklılıkları Yapısöküm yöntemiyle inceler.
  • 1984 yılında dünya Madonna’yı tanımıştı. O yıllarda beline Boy Toy (jigolo) yazan bir kemer taktı. 1980’ler boyunca feminen-maskülen bir tarz izledi. 1990’larda stilinde seksüel içeriğin dozunu artırdı ve aralara dini motifler yerleştirirken sutyen ve kısa şortlar ile Hint motifli baş aksesuarı kullandı. 1990’ların sonunda etnik-gotik melezi görüntüsünde ellerinde Hint kınası, geyşa makyajı, kimono ile sahneye çıktı. Madonna ile beraber Amerikan kültüründe geleneksel Asya kültürü yükselişe geçti. Koruyucu olduğuna inanılan kırmızı ip bileklikler hızla moda oldu. Madonna, cinsiyet ve etnik unsurlara aşina olunmasına katkı sağladı.
Hans-Peter Feldmann,  Art International 2015 İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hans-Peter Feldmann, Art International 2015 İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Queer yaklaşım hem bir teori hem de bir sosyal harekettir. Özellikle kamusal alanda eşcinsel şahısların ifşa edilmesini, doğrudan eylemi savunur. Queer teorisi, kimliklerin doğasını değiştirme hareketinin bir parçasıdır. Queer kuramcılarına göre, kimlik kavramının kendisini reddetmek daha doğrudur. Bu fikrin kökleri Foucault ve Althusser’e uzanır: iktidara fırsat vermemek için özne konumundan çıkmak gerekir. 1960 ve 1970’lerdeki ikinci dalga feminizm, toplumsal cinsiyet ile biyolojik cinsiyet ayrımını çökertir. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Queer teori, biyolojik cinsiyetin de toplumsal cinsiyet gibi kültürel bir inşa olduğunu söyler. Her birey az veya çok erkek ve/veya kadındır. Kadın ve erkek kategorileri baskıcıdır. Filozof Judith Butler, evliliğin ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olduğunu; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğunu söyler. Gey ve lezbiyen evlilik talebinin, baskı altındaki diğer kategorilerle aralarına bir mesafe koyma ve cinsel-siyasi rejimi sağlamlaştırma riski taşıdığını öne sürer. Evliliğin, özel hiçbir sivil veya mali hak doğurmamasını ve birlikteliklerin üzerindeki devlet kontrolünün ortadan kalkmasını önerir.
  • Kimlik politikalarına yönelen sanatçılar, cinsel kimlik, eşcinsellik, cinsel tercih, cinsiyet politikaları gibi olgulara da yönelmişlerdir. 1990’lı yıllarda ABD sanat ortamında AIDS hastalığını konu alan yoğun bir sanatsal üretim gerçekleşmiştir.
  • Çağdaş feminist performanslarda yemek ve kadın bedeninin cinsiyetçi söylem tarafından temsilinin eleştirisi yapılır.