Etiket arşivi: Estonya

Milliyetçilik 9

Fotoğraf: Millet Gazetesi

Fotoğraf: Millet Gazetesi

  • Breton Kurtuluş Cephesi ile Bretonlar, Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi FLNC ile Korsikalılar ayrıca Alsace bölgesinin Fransa’dan ayrılma potansiyeli var.
  • İtalyan GSYH’sının önemli bir bölümünü oluşturan Padanya bölgesi, Lombardia, Aosta, Piemonte, Liguria, Veneto ve Emilia-Romagna bölgelerini kapsıyor. Zengin Kuzey İtalya’nın ayrılmasını/özerkliğini savunan Kuzey Ligi Partisi, 1990′lı yıllarda Padanya’nın İtalya’dan tamamen kopmasını savunmuştu. Şimdiki talepleri, Kuzey’in kazandığı paranın büyük bir bölümünün bölgede kalması ve buradan idare edilmesi. Kuzey Ligi Partisi’nin lideri Matteo Salvini’nin güney İtalyalılar için “Kokuyorlar” gibi aşağılayıcı ifadeler kullandığı da biliniyor. Salvini ayrıca İslam karşıtı çizgisiyle de tanınıyor ve göçmenlerin sınır dışı edilmesini savunuyor. Partisini milliyetçilik çizgisine oturtan Salvini, popülizm gereği Milano mitingine elinde İncil ve tespihle çıktı. Siyasi ve dilsel özerklik elde etmiş olan müreffeh Güney Tirol de İtalya’nın diğer bölgelerinin sorunlarıyla meşgul olmak istemiyor ve Roma’dan ayrılmak istiyor.
  • Belçika ekonomisinde aslan payını karşılayan Flamanlar yıllardır bağımsızlık düşüncesini, bazen yüksek sesle, dile getiriyor.
  • 2017 Almanya seçimlerinde, Alman neo-faşizminin yükselen markası Alternative für Deutschland, “Almanya’yı yabancılardan geri alacağız” sloganını kullandı ve üçüncü parti oldu.
  • İspanya’da Katalonya, İtalya’da Padanya ve Güney Tirol, Almanya’da Bavyera, Belçika’da Flamanlar ülkelerinin zengin ve yoksul arasındaki refah farkını azaltarak mali denge kurma işinden kurtulmak istiyorlar.
  • Zengin ve yoksul eyaletler arasındaki refah farkını azaltarak mali denge kurmayı amaçlayan sisteme yaptıkları yüksek ödeme zenginlerin en büyük şikayeti, bazen de bağımsız olma itkisi.
  • 1980’lerin sonlarına doğru Doğu Avrupa’daki bütün sosyalist sistemler çözülme dinamiğine girmişti.
  • 1917’de temelleri atılan ve 1922’de kurulan Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 15 devlet kurulmuştur: Rusya, Ukrayna, Moldova, Litvanya, Letonya, Estonya, Kazakistan, Kırgızistan, Gürcistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Beyaz Rusya. Yugoslavya’nın parçalanması SSCB’nin dağılması gibi barışçıl olmamıştır. Yugoslavya’nın yerine 7 devlet kurulmuştur: Slovenya, Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Kosova. Bu devletler kurulurken yaşanan acılar ve milliyetçilik, çocukları birbirine düşman etmiştir.
  • Post-kolonyal çalışmaların önemli ismi Hintli akademisyen Partha Chatterjee’ye (1947-) göre, 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından gelen bağlamda milliyetçilik artık medeni hayatın düzenli sükunetini tehdit eden karanlık, ilkel ve nereye gideceği belli olmayan kadim bir güç olarak görülüyor.
  • Milliyetçilik, her ne kadar, insan yaşamının ve şerefinin dokunulmazlığına, genel adalet ilkesine, kutsal otoriteye ve aşkınlığa atıfta bulunsa da, aslında bunların gerçek içeriğine doğrudan doğruya karşıdır. Çarpışan milliyetçilikler, biçimlerin arkalarında sakladıkları özü yalanlamaya ve reddetmeye çalışırlar, diye yazıyor Bosnalı Rusmir Mahmutcehajic.

 

 

Faşizm / Diktatörlük 2

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934. Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934.
Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • İtalyan faşizmi bir Avrupa ülkesinde iktidara gelenilk sağcı diktatörlük olmuştu. İtalyan faşizmi bir liturji, bir folklor, bir giyim tarzı yaratan ilk rejimdir. Öteki faşist hareketler ( Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, İspanya, Portekiz, Norveç, Almanya ve Güney Amerika’da) 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın liberal liderlerini, bu yeni rejimin ilginç toplumsal reformlar gerçekleştirdiğine ve komünizm tehlikesine karşı ılımlı devrimci bir seçenek oluşturduğuna ikna eden İtalyan faşizmi olmuştur.
  • Adolf Hitler’in Kavgam adlı kitabı, bir siyasal program bildirisidir. Naziliğin bir ırkçılık ve Ari ırk kuramı, bir yoz sanat anlayışı, bir iktidar istenci ve üstinsan felsefesi vardı.
  • Mussolini’ninbir felsefesi yoktu. Başlangıçta ateistken sonradan faşizmi kutsayan piskoposlar ile yakın ilişki içinde olmuş, “Tanrı’nın Gönderdiği Adam” olarak anılmıştı. İtalyan faşizmi monarşi ile devrimi, kraliyet ordusu ile Mussolini’nin özel milisini, mutlak denetim ile piyasa ekonomisini bir araya getirmişti. Devrimciydi ama tutucu toprak sahipleri tarafından finanse edilmişti. Başlangıçta cumhuriyetçiydi ama yirmi yıl boyunca kraliyet ailesine bağlılığını dile getirdi. İtalya’daki iki önemli sanat ödülünden biri olan Bergamo Ödülü avangart sanatın yeni denemelerini teşvik ediyordu. Oysa Almanya’da avangart sanat, üstü örtülü bir komünizm propagandası sayılıyordu; yozlaşmışlığın ürünü olarak görülüp yasaklanmıştı.
  • İtalyan faşizmi de Nazizm gibi bir diktatörlüktü ama felsefi zayıflığı yüzünden diğeri gibi tam totaliter bulunmaz. Ama muhalefet liderleri suikasta kurban gitmişler, siyasal muhalifler sürgüne gönderilmiş, özgür basın susturulmuş, sendikalar dağıtılmış, yasama erki kağıt üstünde kalmış, yürütme yargıyı ve kitle iletişim araçlarını denetlemiş, doğrudan yasalar çıkartmış, ırkın saflığını korumaya yönelik yasalar yapılmış, Yahudi katliamı resmen desteklenmiştir. Benito Mussolini, demokratik bir parlamentonun temelinin en iyi içeriden, yavaş yavaş çürütülebileceğini biliyordu.
  • İtalya’da Benito Mussolini döneminde (1922-1943) söylevlerinin önemli bulunan bölümleri okullarda ezberletilirdi.
  • Faşizmden emperyalizmi çıkardığımızda karşımızda İspanya’dan Franco’nun aşırı Katolik falanjizmini ve Portekiz’den Salazar’ı buluruz.
  • Faşizmden sömürgeciliği çıkardığımızda Balkan faşizmiyle karşılaşırız.
  • İtalyan faşizmine radikal bir kapitalizm karşıtlığını eklediğimizde Ezra Pound’a; faşizme Kelt mitolojisi kültü ile Kutsal Kase mistisizmini eklediğimizde Julius Evola’ya ulaşırız.
  • 1940’lı yılların sonunda Bertolt Brecht şöyle yazar: “Demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez, otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.”
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Günümüzde Avrupa’nın çeşitli yerlerinde etkinlik gösteren Nazi çizgisinde hareketler var. Bunlar tabii ki kaygı uyandırıyor. 1997 yılında Umberto Eco, Nazizm’in özgün biçimiyle, ulusal bir hareket olarak yeniden doğacağına inanmadığını ancak en masum kılıklarla yanaşmaya başladığında maskesini düşürmek gerektiğini yazmıştı.
Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.  Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.
Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık, 2014.
  • Yere Göğe Adını Verdi, Aklına Eseni Yasakladı, Radikal Gazetesi, 22 Aralık 2006.
  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.

 

 

Rusya’da Üniversite 2

1953 yılında kurulan, Serçe Tepeleri’ndeki Moskova Devlet Üniversitesi, şehirde “Stalin Gotik” tarzı denen yedi binadan biri. Ortadaki kulesi 36 kat. Binada, inanması zor ama, kırk bin oda olduğu söyleniyor. Üniversitede otuz bin öğrenci okuyor. Rusya Federasyonu - Moskova

1953 yılında kurulan, Serçe Tepeleri’ndeki Moskova Devlet Üniversitesi, şehirde “Stalin Gotik” tarzı denen yedi binadan biri. Ortadaki kulesi 36 kat. Binada, inanması zor ama, kırk bin oda olduğu söyleniyor. Üniversitede otuz bin öğrenci okuyor.
Rusya Federasyonu – Moskova

Sovyet Dönemi

1917 – 1922 iç savaş yıllarıdır.

Sovyetler Birliği döneminde tüm özel okullar millileştirilmiş, müfredattan din dersleri çıkartılmış, sınavlar kaldırılmış, 16 yaş üstü tüm yurttaşlara yüksek öğrenim kuruluşlarına giriş hakkı tanınmıştır.

1923 yılında, Komünist Parti, eğitimde de Marksist politikaları yürürlüğe koymuş, eğitimin daha gerçekçi ve faydaya yönelik olmasını sağlamaya çalışmıştır. 1928’den sonra teknik okullar öncelik kazanmıştır. Üniversitelerdeki felsefe ve tarih fakülteleri kapatılmıştır. Yükseköğretim kurumlarının yönetimi 1933’ te daha merkezi hale getirilmiştir. 1943’ te ordu ve donanmaya kalifiye eleman temini  için askeri okullar açılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası , ortaöğretimin üst sınıflarında ödenen ücretler kaldırılınca eğitime devam eden öğrenci sayısında büyük artış olmuştur. 1958’ de Kruşçev’ in “hayat ile eğitim arasındaki bağı güçlendirmeye” yönelik kararları uyarınca ilköğretim bir yıl uzatılıp , 8 yıla çıkartıldı , genel , teknik ve mesleki okulları kapsayan ortaöğretimin 3 yıl olması karara bağlandı. Tarım ve endüstride çalışanlara gece okulları açıldı, meslek yüksek okulları güçlendirildi, meslek liseleri ve özel amaçlı okullar artırıldı, 11 yıllık yatılı okullar açıldı, yüksek öğretime giriş ortaöğretimden mezun olanlara uygulanan ağır bir sınavı geçenlere mümkün hale getirildi. Üniversiteye girmek isteyen adaylar arasından iş tecrübesi olanlar tercih edilmeye başlandı.

Sovyetler Dönemi başladığında yeni kurulan cumhuriyetler üniversiteler açtılar ve Çarlık dönemi üniversitelerini yeni ideoloji çerçevesinde düzenlediler. Kiev ve Kharkov Üniversiteleri  Ukrayna’ nın, Dorgut (Tartu) Estonya’ nın üniversiteleri oldular. Önce yükseköğretim fen bilimleri ile sınırlı tutuldu, 1932 – 1948 arasında sosyal bilimler de ilgi görür oldular. İkinci Dünya Savaşı’ nda yıkılan veya tahrip olan ülkenin batısında bulunan üniversiteler Alman işgali kalkınca yeniden yapıldı veya onarılarak tekrar hizmete sokuldu.

Rusya Federasyonu

Sovyetler Birliği’ nin dağılmasından sonra Nisan 1992’ de kurulan Rusya Federasyonu’nda  da 7 – 17 yaşlar arasında eğitim parasız ve zorunlu. Okuryazar oranı %100‘e yakındır.

En saygın yükseköğretim kurumları Moskova ve St.Petersburg Üniversiteleridir. Rusya özellikle temel bilim, mühendislik (nükleer, uçak, makina, kimya, genetik, inşaat), tıp ve sosyal branşlarda (tarih, siyaset, uluslararası ilişkiler, sosyoloji) eğitim almak isteyen öğrenciler için cazip bir ülkedir. NOBEL ödüllü birçok bilimadamı Rusya üniversitelerinde öğrenci yetiştirmektedir. Birçok üniversite ve enstitü dünya çapında üne sahiptir. Her yıl GSMH’nın % 5.4’ü eğitime aktarılmaktadır. 110.000 yabancı öğrenci Rusya’da tahsil görmektedir. Rusya’da 3000 üniversite vardır.