Etiket arşivi: Eski Ahit

Püritenler 3

  • Püriten inancında Dünyanın Sonu Sahnesi, Eskatalojik Sahne çok önemlidir. Yuhanna İncili’nde ve apokaliptik metinlerde dünya bir büyük savaşla son bulur. 1453 Konstantinopolis’in Fethi sonrası eskatoloji Hıristiyan dünyada çok işlenmiştir. Mesih’in gelmesi için büyük felaketlerin yaşanması gereklidir. Mesih’in gelişini sağlamak için savaşla süreci hızlandırmak gerekir. Mesih Kutsal Topraklara geleceği için Ortadoğu’da savaş olması idealdir.
  • Püritenlerin görüşüne göre Yeni Ahit daha fakir bir metindir; Eski Ahit daha çok önemsenir. Bu yüzden Püritenler Siyonist Hıristiyanlar olarak da anılırlar.
  • Hıristiyan Avrupa’nın, Zebur okuyarak, peygamberleri canlandırarak, Eyüp ya da İbrahim Peygamberler üzerine düşünerek doğmuş ve gelişmiş olduğu düşünülür.
  • Yahudilik bütün yeni Protestan hareketlerine girmiş, Hıristiyanlık üzerine güçlü bir Yahudi inancı eklenmiştir.
  • Mormonlar, Eski Ahit’te anlatılanların ABD’de geçtiğine inanır.
Neo-con’u bulabilir misiniz?  Bu kadar azlar mı? Fotoğraf: TheBlogMire

Neo-con’u bulabilir misiniz?
Bu kadar azlar mı?
Fotoğraf: TheBlogMire

 

  • Püritenizm bir mezhep ve bir doktrindir.
  • 1770’lerden sonra Kuzey Amerika’da İngilizlere meydan okumaya başlayanların çoğu püritenlerdi. “Biz Amerikalıyız” dediler. Böylece Püritenlik, artık sadece dinsel değil, milliyetçi bir ideoloji haline de geldi.
  • Seçilmiş bir millet olduklarına ve seçilmiş bir dine sahip olduklarına inanırlar.
  • Bu inancı taşıyanlar, büyük ölçüde, ABD siyasetini yönlendirir.
  • Bir genelleme yaparsak ABD’nin yöneticileri, Başkan Roosevelt öncesi, daha laik ve mason; Roosevelt’ten (1933-1945) sonra, Püritendir.
  • Modern ABD Püritanizm’i Evanjelizm’dir. Püriten anlayışla dünyayı yönetme anlayışına Evanjelizm denir. “İsa gelecek, din devleti kuracak, insanları yönetecek” diyenlere Evanjelik deniyor.
  • ABD’nin Bible Belt (İncil Kuşağı) adı verilen bölgesi ilkel köktenciliklerine sıkı sıkıya bağlıdır. İncil Kuşağı, ABD’nin güney, güneydoğu eyaletlerini kapsayan, Evanjelik Protestanlığın baskın olduğu bölgeyi tanımlamakta kullanılır.
  • Püritenizm dışlayıcıdır; diğer Protestanları da dışlar.
  • Amerikan İç Savaşı (1861-1865), Washington yönetimindeki ülkeden ayrılmak isteyen 11 Güney eyaleti arasında çıkıp geniş kapsamlı hale gelmiş, Kuzey ile Güney’in savaşı olarak algılanmıştır. ABD’nin güneyinde yaşayanlar büyük oranda Avrupa’nın farklı bölgelerinden gelmiş Protestanlar iken Püritenler daha çok kuzeyde idiler. Savaş, Püritenler arasında da bir kırılma yarattı: Radikaller, Evanjelistler ile seküler Püritenist ahlaka sahip olanlar. Metodistler, Quackerlar, Pentecostal Kilise, Baptistler, Ana Baptistler, Mormonlar, Yehova Şahitleri radikal ilk grupta yer alırlar. İlk grup daha kalabalıktır ama ABD’yi yönetenler daha çok ikinci gruptan çıkmıştır. 1870’lerde ikinci grubun başında, tanıdığımız Bush’ların altı kuşak önceki kuzeni Prof. George Bush vardı. Seküler olanlar Masonluktan çok etkilenmiştir.
  • 1868 yılında Püritenler Niagara’da toplandı. Kurallar tespit edildi; bu ahlaki kuralların dışında kalanların Hıristiyan olmadığına karar verildi, doktrin oluştu.
  • Amerikan Ku Klux Klan’ının Katolik karşıtlığı, yalnızca Güney Avrupalı göçmenlere yönelik bir tepki olmayıp, bir yandan da Anglo-Sakson kimliğinden devralınan bir mirastır.

 

Püritenler 2

  • Püritenlerin yolculuğu Avrupa’dan İngiltere’ye, oradan da ABD’ye olmuştur.
  • Ne Fransa ne de İngiltere dini olarak homojendi. Fransız Protestanlar ulusal birlik adına katledildiler, sürgüne yollandılar. Böylece Kuzey Amerikalı Huguenot topluluğu oluştu.
  • İngiltere’de, özellikle Fransa ile savaş dönemlerinde, Papalık karşıtlığı güçlüydü. (Bu durum 19. yüzyılda dahi sürüyordu.)
  • Lollard Hareketi (reform isteyen gezici dervişler), 16. yüzyılda VIII. Henry döneminde Anglikanlık ile nihayetlendi. Kral/kraliçe Anglikan Mezhebinin başıdır.
  • Anglikanlar teolojik konuları Protestanlar, uygulamaları Katolikler gibi yaparlar. Din adamları kadrosu vardır, kiliseler muhteşemdir, kilisede evlenirler ama şarap ve ekmek semboliktir, İsa’nın eti ve kanı değildir.
  • 16. yüzyılda İngiltere’de Püritenler, Anglikan reformunu yeterli bulmayıp daha saf bir inanca sahip olmak isteyenlerdi.
  • VIII. Henry döneminde kurulan Anglikanlık, I. Elizabeth döneminde güçlendi. Kraliçe tüm İngiltere aynı şekilde dua etsin diye the Book of Common Prayer’ı yayınlattı. Radikaller (Püritenler) bunu yeterince dini bulmadılar. 1603 yılında tahta çıkan I. James döneminde İngiliz Kilisesi ile ters düşenler İngiltere’yi terk ettiler/kovuldular. Oldukça büyük bir grup ABD’ye Massachusetts’e gittiler. Aralarında ayaktakımından kişiler, denizciler, ezilmişler, taşralılar olduğu gibi muhalif aydınlar da vardı. Bunlar Calvinist ekonomik ideolojiyle ABD’ye gitmişlerdi. 1620 yılında ABD’ye ilk göç eden yaklaşık 200 kişi Plymouth’a yerleşti. Bunlar hacılar ya da ayrılıkçılar (Pilgrims or Separatists) olarak anılırlar. 1630 yılına gelindiğinde 5 bin kişi olmuşlardı.

 

1930 yılında John Winthrop ve beraberindekilerin ABD’ye, Salem, Massachusetts’e varışlarının 300. yılı şerefine onları getiren geminin, Arbella’nın bire bir kopyası inşa edilmişti. Fotoğraf: Bigelow Society

1930 yılında John Winthrop ve beraberindekilerin ABD’ye, Salem, Massachusetts’e varışlarının 300. yılı şerefine onları getiren geminin, Arbella’nın bire bir kopyası inşa edilmişti.
Fotoğraf: Bigelow Society

  • Amerika’ya Arbella adlı göçmen gemisi ile ulaşan İngiliz Püritenlerin lideri John Winthrop (1588-1649) bazı ifadeleri telaffuz eden ilk kişi oldu: ABD’ye göç Eski Ahit’teki Exodus/Çıkış ile eş anlamlı kılındı. Amerika kıtasına göç etmeye çalışanlar için umut “tepedeki şehre” ulaşmaktı. Matta İncili’nin beşinci bölümünde yer alan “Tepenin Üzerinde Parlayan Şehir” ibaresi, Püritenlerin mottosu/parolası oldu. “Tepedeki Şehir” kavramı bir semboldü ve Amerikalılık fikrinin, ulusal kimliğin şekillenişindeki temel taşlardan biri oldu. Önceleri Kudüs olan bu yer, ABD’ye göç sonrası Yeni Kudüs, New England oldu. John F. Kennedy, Ronald Reagan, John McCain, Sarah Palin gibi çok sayıda siyasi ileride bu kavramı kullanacaktı. Bu kavram tüm dünyayı aydınlatmak, dünyanın nuru olmak şeklinde bir hedef haline geldi; başarısızlık halinde Tanrı’nın lanetinin üzerlerine olacağına inandılar. Winthrop, ABD’ye yerleşmenin teorisini oluşturdu.
  • İngiliz teolog ve Püriten lider John Cotton (1585-1652), İngiliz kilisesinin zulmünden kaçarak ABD’ye gitti ve Boston’daki kilisenin 1633-52 yılları arasında, ölünceye kadar, vaizliğini yaptı. Eserleri New England’da çocukların dini eğitimi için kaynak oldu. Cotton aynı zamanda Yale Üniversitesi’ni kuran; İman = Para diyerek kapitalizmi bir nevi yasallaştıran kişi oldu.
  • Zaman içinde İngiltere’de çok az Püriten kaldı.

 

 

Şiddet 31 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 1

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder. 14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder.
14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Mezopotamya’da Sümer, Akad, Asur ve Babil devletlerinde ve Ön Asya’da Eskiçağ aile hukuku çerçevesinde kadının konumu evlenme, boşanma ve miras konularında benzer kurallar ile belirlenmiştir. Benzerliğin sebebi ataerkillik kavramının tüm zamanların ve toplumların değişmez doktrini olmasıdır. Ataerkil düzende kadınların konumları önce babaları ya da erkek kardeşleri sonra da kocaları tarafından belirlenir.
  • Eski Yakındoğu toplumlarına benzer olarak antik İsrail ailelerinde endogami (aynı sosyal grup içinden evlenme), baba soylu, ataerkil, baba evi merkezli, sülaleci, çok eşli olma gibi benzer özellikler görülmektedir.
  • İsrail’de Krallık öncesindeki dönemi kapsayan atalar dönemi kadının konumu ile krallığın kurulmasından sonraki dönemde kadının konumu arasında fark vardır.
  • Tarihi devirler içerisinde yaygın bir iktidar biçimi olan ataerkillik Eski Ahit’in de vurguladığı bir iktidar yöntemidir. Antik İsrail’de kadın söz konusu olduğunda Eski Ahit içerisinde farklı görüşlere ait izler vardır. Bu farkların, Eski Ahit içinde yer alan metinlerin farklı zamanlarda, farklı yazmanlarca derlenmesinden ötürü olayların farklı yorumlanmasına yol açtığı düşünülüyor.
  • Çıkış Kitabı’na göre kadının yaratılış amacı erkeğe yardımcı olmaktır. Yahvist metne göre Tanrı topraktan erkeği yaratırken, Talmud’a göre insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratmıştır. İlk günah sonrası kadına erkek tarafından ad verilmesi ile erkek ile kadın arasındaki eşitlik tamamen yok olmuştur. Bundan sonra kadın ailede erkeğin en büyük yardımcısıdır. Musevi metinlerinde Tanrı ilk olarak Adem’i yaratmış, Havva’yı çok sonra, Adem’e yardımcı olarak, onun kaburga kemiğinden yaratmıştır.
  • Eski Ahit’te kadının pek çok imajı vardır: eş, anne, kız çocuk ve ata (Sara, Rebeka, Hana, Rut); peygamber (Debora, Hulda); kurtarıcı (Ester, Rahav, Abigail); ana kraliçe (İzabel, Atalya); kahraman (Yael); komplocu (Naomi) gibi.
  • Antik İsrail’de otorite, kendisinden sonraki varisi belirleyen babadır. Eski Ahit’e göre dünya, herkesin ve her şeyin yerinin kesin kurallara göre belirlendiği hiyerarşik bir düzendedir. Devletin bir kralı, köyün yaşlıları, kabilelerin şefleri ve her hanenin de erkek bir lideri vardır. Herkesin liderin emirlerine uyması gerekir. Eski İsrailli kendini baba evinin ferdi olarak tanımlar.
  • Sürüler ailelerin mülkü iken, otlaklar topluma aitti. Kadın önce babasının, evlendikten sonra da kocasının mülkü sayılırdı.

 

Bizans İmparatorluğu 46 | Bizans Mutfağı 1

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi. Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi.
Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

  • Bizans mutfağı eski Yunan ve Romalıların kültürel deneyimleri, iklim ve doğa koşulları ve Hıristiyanlık’ın kuralları ile oluşmuştu. Zaman içinde komşulardan da bazı şeyler almışlardı.
  • Bizanslılar yemeğe düşkündüler.
  • Ziyafetler elitlerin görüşme ve etkileşim yollarından biriydi. Ziyafetin verildiği mekan, sigmanın arkasından ya da tavandan sarkan kandiller ile aydınlatılırdı.
  • Ziyafette baş konuk kanapenin sağ köşesine, minderler ve örtülere yaslanarak, ev sahibi ya da ikinci önemli konuk da sol köşeye yaslanarak uzanırlardı. Sol el bir destek minderine yerleştirilir, sağ elle de ortak kaptan yemek alınırdı. Daha önce mutfakta kesilen yiyecek parmaklarla yenirdi. Ekmek, yemeği tabaktan almak için kullanılırdı.
  • Yemek elle yendiğinden, her kaptan önce ve sonra elleri yıkamak gerekiyordu. Hizmetkarlar konuklar ellerini yıkasın diye ibrik ve leğen getirir, sonra da onlara kokular ve kokulu yağlar serperlerdi.
  • Antikçağın şarabı sulandırma adeti Bizans dönemi boyunca, 12. yüzyıla kadar devam etmiştir. Şaraba katılacak ılık su hizmetkarlar tarafından amfora ya da ibrikle sofraya getirilirdi. Suyu ılık tutmak için kullanılan bir tür semaver (authepsa) Bizanslıların masasından eksik olmazdı.
Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl)  sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır. Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır. Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu. Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl) sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır.
Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır.
Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu.
Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

  • Bizanslılar günü üç öğüne bölmüşlerdi. Asil sofralarında öğle ve akşam yemeklerinin başlangıcında meze türü yemekler sunulduğu biliniyor. Bu öğünlerde üç çeşit yemek hazırlanmakta, mezelerden sonra genellikle bir balık yemeği sunulmakta, yemek bir tatlı ile bitmekteydi.
  • Bizans yemek düzeni, Ortaçağ Avrupa mutfağındaki menü zenginliğine göre daha sade idi.
  • Bizans’ta çok sayıda gurme olduğu düşünülüyor.
  • Doğu Roma sofrasında peynirin özel bir konumu vardı. Peyniri incir yaprağı ile sararlarmış.
  • Temel yağ zeytinyağı idi. Trilye’nin zeytinyağı meşhurdu.

Yeme-İçme Tabuları

Adem ile Havva’nın elması malum.

Yazı öncesi toplumlarda ağız sadece yeme içme ve konuşma organı olarak görülmez. Ağız ruhun kapısıdır. Ruh ağızdan çıkıp gider. Ve ruh, sadece insan öldüğünde ve sadece kendi ruhu çıkmaz. Altın Dal’da Frazer, başıboş dolaşan ruhlar da açık ağızdan girip, kişiyi etkisine alabilir, bu tehlikenin en fazla olduğu an da yeme-içme anıdır, der.

Eski Mısırlılar, et yemekten kaçınırlardı. Çünkü hayvanları kutsal görüyorlardı.

Budist yasa, öldürmeyin, sevgi dolu olun, canlıların evrim dairesini bozmayın, dediği için Budistler vejetaryendir.

Zerdüşt zararsız hayvanların öldürülmesini cinayet olarak değerlendirir. Avesta’da tarım insanlığın ilk kutsal işidir.

Ne zaman yemek için öldürürse, bu adet onun tabiatına yerleşir ve bu gıda yırtıcılık getirir. Seneca’ya göre barbarlık et yemekten gelir. 8.yüzyılda Bilge Kaan’ın Budizm’e belirgin eğilimine karşın, Çin yıllıklarına göre, veziri Tonyukuk onu kararından vazgeçirir. Vezir, Budizm’in insanlara yumuşaklık ve alçakgönüllüğü öğrettiğini, bunu temin için et yemeyi yasakladığını, bunların savaşçılara uygun şeyler olmadığını öne sürmüştür.

Mazdek ve Mani, Budistlerde olduğu gibi et yemeyi yasaklar.

araştıralım.net

araştıralım.net

Eski Ahit’te Levililer’de cinsellik yasaklarından önce yeme-içme yasakları sıralanır.

Antropoloji bize her yasağın, tabunun, çoğunlukla bir totem ya da fetişe bağlı olduğunu göstermektedir. Antropologlar yeme-içme yasaklarını toteme bağlı olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırır.

Hıristiyanlık hemen hemen hiç yeme-içme yasağı koymamıştır. Sadece Paskalya öncesi, kutsal oruç gününde et ve balık yeme yasağı vardır.

Müslümanlık ise leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı, şarap yasağı koydu.

Domuz, bütün Ortadoğu’da en güçlü tanrılardan olan Baal’in totem hayvanıdır.

Sibirya şamanından Avustralya’daki Aborijin ihtiyarlarına, hastalıkları sağaltanlar, ruhlarla iletişim kuranlar yeme-içme tabusundan nasiplerini fazlasıyla almaktadır. Ama onlar, toplumun kullanması yasak yiyecekleri yeme hakkına da sahiptir.

Tolstoy, et yeme alışkanlığı barbarlık zamanlarından kalmıştır ve vejetaryenlik çok tabii ve eğitim-öğretimin ilk tesiri sayılır demiştir.

Günümüzde ise yasaklar giderek çoğalmaktadır. Obezite tehlikesi arttığı için gelen yasaklar, alkali diyete uymak için birlikte yenmemesi gerekenler veya mutlaka birlikte tüketilmesi gerekenler gibi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryenliğin Yararları, Sadık Hidayet, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • İlk Yasak: Yeme-İçme Tabuları, Güven Turan, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • Türklerin Tarihi, Jean-Paul Roux, Milliyet Yayınları, 1989.