Etiket arşivi: eser

Şiddet 96| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 7 Kitaplar 4

Oğlak Dönencesi, Henry Miller, Can Yayınları, Üçüncü Basım, 1992. “İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararında suç ögesi olarak gösterilen bütün satırların üzeri siyah bantlarla kapatılmıştır.” Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Oğlak Dönencesi, Henry Miller, Can Yayınları, Üçüncü Basım, 1992.
“İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararında suç ögesi olarak gösterilen bütün satırların üzeri siyah bantlarla kapatılmıştır.”
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Özellikle savaşlar esnasında sansürcülerin metinden çıkardığı bilgi ya da yorumlar nedeniyle metinlerde beyaz boşluklar oluşur.
  • Muzır Yasasının altıncı maddesi, bilim ve sanat yapıtlarını yasanın kapsamı dışında tutardı. Bu yüzden yasaklanacak olan eserin bilim veya sanat yönü inkar edilirdi. 12 Eylül’ün ürünlerinden biri olan Muzır Kurulu’nda Başbakanlığa bağlı maaşlı on bir kişi duruşmalarda bilirkişi görevini yüklenmişti.
  • Oğlak Dönencesi ilk kez 1938’de Paris’te yayınlanmış. ABD Adalet Bakanlığı’nca müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanmış, ülke sınırları içine sokulması engellenmiş. Yasak 1961’e kadar sürmüş. 1961’de Grove Yayınları yasağa rağmen romanı ABD’de basmış ve kitabın yasağı kerhen de olsa kalkmış. 1964’de ABD Yüksek Mahkemesi Oğlak Dönencesi’nin edebi bir eser olduğuna karar vermiş. Başka hiçbir ülkede kitap yasaklanmamış.
  • Türkiye’de yerli-yabancı pek çok eser yasaklanmıştı ama birinin hikayesi oldukça ilginçtir.
  • Henry Miller’ın 1985 yılında ülkemizde basılan ve aynı yıl toplatılan Oğlak Dönencesi için Can Yayınları’na açılan dava iki buçuk yıl sürmüş, kitap 1988 yılında mahkum edilmişti. Türkiye bu romanı yasaklayan ikinci ülke olmuştu. Daha sonra 39 yayınevi bir araya gelerek bu yasak kitabı yeniden yayımladı. Kitap, yasaklanma nedeni olarak gösterilen cümlelerin yerleri beyaz bırakılarak basılmıştı. Ancak kitabın başına, Muzır Kurulu raporunun, savcının son iddianamesinin, sakıncalı görülen cümlelerin tamamı, sayfa numaraları verilerek basılmıştı. Bu Oğlak Dönencesi de yayımlandığı gün toplatıldı ve 39 yayıncı mahkemeye çıkartıldı. Karara bağlanmış davalarda verilen karar örneklerini, bilirkişi raporlarını ve iddianameleri yayımlamak yasalara göre suç olmadığından dava düştü ve 39 yayıncı kitapla birlikte aklandı.
  • Müstehcen bir metinden alıntı yapmak, müstehcenlikle bir tutulur. O ifadeyi kullanmak ile o ifadeden bahsetmek arasında bir fark gözetilmez.
  • 1986 yılında ABD’de yayımlanan Meese Raporu’na göre kadın iç çamaşırı kataloğu bile pornografik olarak kabul edilmişti. Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin geliştirdiği Miller Testi, 1990 yılında sanat eserlerinin müstehcen olup olmadığını belirlemek ve eserlerin ifade özgürlüğü kapsamına girip girmediğine karar vermek için kullanılmıştır.
  • Her dönemde, her çağda ve hatta günümüzde sistemle çatışan düşünür, aydın ve sanatçılar yasaklamalar, mahkumiyetler, sürgünler ve bazen de ölümle yüzleşmek zorunda kalmışlardır.
  • Baskı ve yasaklara karşı oluşturulan savunma sistemlerinden biri takma ad/lakap/rumuz/mahlas kullanmaktır. Takma adı, kendi adının önüne geçen, takma adı ile ödül bile alan yazarlar da olmuştur.

 

 

 

Şiddet 94| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 5 Kitaplar 2

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000. Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000.
Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

  • Binbir Gece Masalları adlı Ortaçağ’da yazılmış masallar külliyatı 1926-1950 yılları arasında ABD’de müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Günümüzde Irak, İran ve Afganistan’da hala yasak. Mısır’da da yasaklanması gündemde. 1865 tarihli Lewis Carroll’un fantastik romanı Alice Harikalar Diyarında hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı gerekçesiyle 1931 yılında Çin’in Hunan eyaletinde yasaklandı.
  • 1990 yılında son bölümü tamamlanan Harry Potter serisinin dört kitabı ABD’de cadılığı ve büyücülüğü desteklediği ve satanist gözbağcısı olduğu gerekçesiyle yasaklandı ve yakıldı.
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır. Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir. Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • ABD hükumeti müstehcenlik gerekçesiyle James Joyce’un Ulysses adlı eserini toplatma kararı almış, kitap 1933 yılı sonunda aklanmıştı. D. H. Lawrence’ın Lady Chatterly’in Sevgilisi de zamanın sansür mekanizmalarına takılan eserlerdendir.
  • Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Erich Maria Remarque; Yaşam ve Yazgı, Vasili Grossman; Umut, André Malraux; 1984, George Orwell; Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll; Candide, Voltaire; Canterbury Hikayeleri, Geoffrey Chaucer; Gazap Üzümleri, John Steinbeck; Doktor Jivago, Boris Pasternak; Lolita, Vladimir Nabokov; Hayvan Çiftliği, George Orwell; Madame Bovary, Gustave Flaubert; Suç ve Ceza, Dostoyevski; Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley; Ulysses, James Joyce; Lady Chatterly’nin Sevgilisi, D. H. Lawrence çeşitli ülkelerde, farklı zamanlarda, muhtelif gerekçelerle yasaklanan ünlü eserlerden bazılarıdır.
  • Medarı Maişet Motoru, Sait Faik; Sınıf, Rıfat Ilgaz; Böyle Bir Sevmek, Atilla İlhan; Fikrimin İnce Gülü, Adalet Ağaoğlu; Bizim Köy, Mahmut Makal; Sırça Köşk, Sabahattin Ali; Renkahenk, Can Yücel; Asılacak Kadın, Pınar Kür; Yarın Yarın, Pınar Kür; Bitmeyen Aşk, Pınar Kür; Allah’ın Kızları, Nedim Gürsel; Bir Avuç Gökyüzü, Çetin Altan; Baba ve Piç, Elif Şafak; Yaşadıkça, Rıfat Ilgaz yasaklı Türk edebiyatı külliyatının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Nazım Hikmet’in kitapları da uzun yıllar yasaklı eserler arasındaydı.
  • Müstehcenlik, savaş karşıtı olmak, mevcut rejimle uyuşmamak genel yasaklama nedenleri arasında ön sıralarda yer alırken ülkemizde komünizm propagandası yapmak, sol görüşü temsil etmek veya çağrıştırmak, askeri/yöre insanını aşağılamak veya küçük düşürmek, köylümüzü fakir göstermek, halkın ar duygularını incitmek, halkı suça teşvik etmek gibi nedenler öne çıkmıştır.
  • Ülkemizin yazarları içinde hapiste yatma rekoru 22,5 yıl ile solcu yazar Hikmet Kıvılcımlı’ya aittir. Kemal Tahir 12,5 yıl, Nazım Hikmet 12 yıl, Necip Fazıl 10,5 yıl, Aziz Nesin 5,5 yıl ile Kıvılcımlı’yı izler.
  • Yasaklanmış eserlerin ve yazarların adlarını, yasaklanma sebeplerini eksiksiz olarak verebilmek neredeyse olanaksızdır. Biz burada bir seçki sunmaya çalıştık.

 

 

 

Şiddet 93| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 4 Kitaplar 1

  • 15. yüzyılda Milano’da hüküm sürmekte olan Visconti Hanedanı’ndan Giovan Maria, barış ve savaş sözlerini idam cezasıyla yasak etmişti. Papazlar, dualarda “bize barışı ver” yerine “bize sükûnu ver” deme emri almışlardı. Tarih bunun gibi akıl almaz sözcük yasaklarıyla doludur.
  • Tarih boyunca her yeni güç ve ideolojinin, karşıtı olduğu ve üzerinde egemenlik kurmak istediği sistemin bilgisini, yok edilmesi gereken bir tehdit olarak algılayışı ile antik dönemden günümüze kasten milyarlarca kitap yakılmıştır. Kasıtlı yok etmeye doğal afetler ve kazalar da katkıda bulunmuştur ama onlar bizim konumuzun dışında. Konumuz, toplumsal hafızanın ve onun belgelerinin kasten yok edilişinin şiddeti.
  • MÖ 213 yılında Çin İmparatoru Quin Shi, tüm felsefe ve tarih kitaplarını yaktırdığı gibi, görüşlerine itiraz eden düşünürleri de canlı canlı yaktırmış.
  • Paflagonya’da (günümüzde Kastamonu, Sinop ve Çankırı’nın bulunduğu bölge) 160 yılında Epikür’ün kitapları sahte bir peygamberin emriyle çarşı meydanında yakılmış.
  • 400 yılı civarında Batı Roma generallerinden Flavius Stilico, gizli ilimlerle ilgili olduğu düşünülen Sibyl Kitapları’nı yaktırmış.
  • MÖ 3. yüzyılda kurulan İskenderiye Kütüphanesi’nin fanatik Hıristiyanların saldırısıyla ya da Jul Sezar’ın (MÖ 100-44) şehri kuşatması sırasında 150 bin cilt kitabın altı ay boyunca şehrin hamamlarında yakacak olarak kullanıldığı düşünülüyor.
  • MS 5. yüzyılda kafirlik yaydıkları gerekçesiyle Etrüsk disiplinini öğreten kitaplar yakılmış.
  • 435 yılında Konstantinopolis Patriği Nestorius’un kitapları yakılmış.
  • 12. yüzyılda Katolik Kilisesi, Cathar metinlerini yok etmiş.
  • 12. yüzyılda İspanya’da yaşamış Aristocu filozof İbn Rüşd aklı, mantığı ve bilimi savunmaya çalışmış; rasyonalist din yorumları fanatikler tarafından din karşıtı olmakla suçlanmış; kitapları yasaklanmış ve yakılmış, sürgüne gönderilmiş; ancak ölümünden bir yıl önce affedilerek saygınlığına yeniden kavuşabilmişti.
  • 1233’te Yahudi din adamı Moshe ben Maimon tarafından yazılan rehber kitap Fransa’da Montpellier’de yakılmış.
  • Paris’te kurulan mahkemede suçlu bulunan Talmud, 1242 yılında yakılmış.
  • İspanya’da Engizisyon, Katolik olmayan kitapların yakılmasını emretmiş. 1499 ve 1500 yıllarında Endülüs’te bir milyonun üzerinde Arapça ve İbranice kitap yakılmış.
  • 15. yüzyılda İtalya’da Bocaccio’nun Decameron’u ve Ovid’in tüm eserleri yakılmış.
  • Yucatan Yarımadası’na 1549 yılında Roma Katolik Başpiskoposu olarak atanan Diego de Landa, Maya Uygarlığı’na ait bütün eserleri yok ettiği için günümüze sadece 3 adet Maya kitabı ulaşmış.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz yazımı, sansür mekanizmalarının etkisindeydi. Edebiyat, yazarların doğrudan söylenmesi çoğu zaman mümkün olmayan şeyleri dolaylı şekilde ifade etmelerine izin veriyordu.
  • Papa’nın emriyle Martin Luther’in çevirileri 1624 yılında yakılmış.
  • 1683 yılında Oxford Üniversitesi’nde Thomas Hobbes’un kitapları yakılmış.
  • John Cleland tarafından 1749’da Birleşik Krallık’ta yayımlanan, bir fahişenin anılarının konu edildiği erotik edebiyatın önde gelen klasiği olarak kabul edilen Fanny Hill adlı roman ancak 1963 yılında İngiltere ve ABD’de yasal olarak satılmaya başlamıştır.
  • Robespierre 1793’te dini kütüphanelerin ve kraliyeti olumlayan her türlü kitabın yakılması talimatını vermiş.
  • ABD’de 18. ve 19. yüzyıllarda kölelere okuma öğretmek yasaktı; yasağa Kutsal Kitap da dahildi.
  • 19. yüzyılda İngiltere’de yetkililerce müstehcen bulunan bir kitabın basılması, bir kartpostalın veya fotoğrafın piyasaya sürülmesi ülkenin kanunlarına yapılan bir saldırı olarak algılanıyordu. Başlatılan kovuşturmanın kamuoyu desteği almasına önem veriliyormuş gibi yapılırdı. Ama kamuoyuna sorulmaz, yetkililer kamuoyu rolü oynardı. Bu rol çok benimsendi.
  • James Joyce Trieste’de iken şehir Avusturya işgali altındaydı. Il Piccolo della Sera gazetesinin editörü 1907’de gazetenin yazarlarından olan Joyce’dan İngiliz egemenliği altında yüzyıllardır direnen İrlanda’yı anlatmasını istemişti. Böylece İrlanda üzerinden benzetme yaparak sansürü kırmış olacaklardı.
  • 1920’lerde ABD Posta İdaresi Avrupa’dan yollanan “uygunsuz” kitapları yakarak yok ederdi.
  • Alice Harikalar Diyarında 1931’de Çin’de yasaklandı. General Ho Chien, hayvanların insan gibi konuşmasından hoşlanmamıştı.
  • 10 Mayıs 1933’te Nazi öğrenci örgütü üyeleri Almanya’nın üniversite kentlerinde kitap yakma ayinleri düzenlemişlerdi. Bebelplatz Berlin’in merkezinde Humboldt Üniversitesi’nin önündeki meydanın adıdır. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. (Bina günümüzde Hukuk Fakültesidir.) Bebelplatz’da da aynı gün 20 bin civarında kitap yakılmış. Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. Naziler tarafından 180 bin kitap yakılma listesine alınmış ve her gece belli miktarda kitap yakılarak yok edilmiştir. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Bertolt Brecht, Stefan Zweig, Karl Marx, Albert Einstein da varmış. Bu olaya engizisyoncuların yaktığı ateşten esinlenerek Berlin Otodafe’si adı veriliyor.
Kitaplık, Micha Ullman, 1995. Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor. Fotoğraf: e-Skop

Kitaplık, Micha Ullman, 1995.
Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor.
Fotoğraf: e-Skop

 

 

 

Şiddet 90| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 1

  • Nazi Almanyası’nın hava kuvvetleri komutanı Hermann Wilhelm Göring, “Şu ‘kültür’ sözünü ne zaman duysam, elim tabancama gidiyor,” demiştir.
 Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sansür, müellife ve esere olduğu kadar okura/izleyiciye de uygulanan şiddettir.
  • Devletin/Otoritenin yoğun gözetimi sansüre yol açar.
  • Sansür, kamuoyunun gerçekleri öğrenme hakkına yönelen şiddet türüdür.
  • Platon, bazı sanatların gençleri yanılttığını, akıldan çok duygunun kontrolüne yol açtığını, bu durumun ideal devlette kontrol altına alınması gerektiğini, hatta gerekirse sansürlenmesi gerektiğini savunmuştur.
  • Fransız ressam Gustav Courbet (1819-1877), 1870 yılındaki Özgür ve Sansürsüz Sanat bildirisi ile Napolyon rejimine karşı sanatçı muhalefetine öncülük etmiştir. İmparator’un vereceği şeref madalyasını reddetmesi, devlete karşı bile özgür olma çabasını yansıtır.
  • Freud’un özel anlamda sansür adını verdiği mekanizma gizli düşüncenin ifade edilmesine, içten atılmasına izin veriyordu.
    Psikanalitik ve Marksist okuma gibi değişik derin okuma türleri ile her metin, sırlarla dolu ve her yönden okumaya açıktı; dolayısıyla Yapıbozum kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durum eleştirmene ciddi bir otorite bahşetti. Arthur C. Danto eleştirmeni, Freud’un kastettiği anlamıyla sansürün yerini alarak yazarı gitgide daha gizli, her kelimesinden birkaç anlam çıkarılabilen eserler üretmeye zorladığı iddiasındadır.
  • Marguerite Yourcenar, zekanın kendini en güzel kavram yaratma ve mizahta gösterdiğini; bu yüzden her ikisinin de belalı şeyler olduğunu; “vasatların” en çok saldırısına uğrayan münevver kabiliyetinin bunlar olduğunu yazar.

 

Şiddet 86| Sanat ve Şiddet 5

  • Auschwitz’den kurtulan Primo Levi, eserlerinde faşizmin yükselişini yalın bir dille yazar: Pervasız bir kamuoyu inşasını, toptancı propaganda makinesinin yoğun bir şekilde çalışmasını, bazı kesimlerin nefret objesine dönüştürülmesini…İlk kitabı Bunlar da mı İnsan (1947) adlı eserinde Nazi toplama kampları sisteminin niteliklerini, kamptaki tutsakları, tanık olduğu işkenceleri nesnel bir dille anlatmıştır. Daha sonra 1963 yılında Ateşkes’te kamplardan kurtuluşu, özgürlüğe kavuşmadan önce Sovyet kamplarında geçirilen süreyi işlemiştir. Toplama kampları deneyimini bir varoluş sorunsalı olarak irdelediği Boğulanlar, Kurtulanlar adlı eseri 1987’de yazdıktan birkaç ay sonra intihar etmiştir. Levi, rejim/devlet şiddetini yazıya döken Nobelli bir yazardır.
  • Çocukluğu, şiddete eğilimli ve geleneksel değerlere sıkı sıkıya bağlı aristokrat büyükannesi yanında geçen Japon yazar Yukio Mişima (1925-1970), ününün ve saygınlığının doruğundayken intiharla yaşamına son vermişti. Şiddet, Japonya’da sosyal idealleri desteklemeye, Japon değerlerini devam ettirmeye yönelik bir davranıştır.Mişima’nın neredeyse bütün yazdıklarında marazi bir hassasiyet vardır, şiddet teması işlenir, yok etme isteği ve tutkusu üzerinde durur. O kadar ki, intiharındaki müthiş şiddeti sanki daha önce yazmıştır, der Selim İleri. Kanlı bir dehşet öyküsünü çok soğukkanlı ve şiirsel anlatabilen bir yazardı. Vatanı için şehit olma düşüncesi, tüm eserlerinin ana temalarından biriydi. Vatanseverlik adlı eserinde ve Bereket Denizi dörtlemesinde (1965-1970) yozlaşan değerlere karşı intiharı savunmuştu. İç içe geçen cinsellik, ölüm, şiddet ve haz Mişima’nın tiyatro eserlerinde de karşımıza çıkar.

    Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi üzerine derin bir düş kırıklığına uğramıştır. Kurduğu Kalkan Derneği’nin amacı, kaybettiği emperyal gururu Japonya’ya yeniden kazandırmaktı.

    Kanlı bir ölümün, hastalıklarla geçen çocukluğundan beri Mişima’nın en büyük hayallerinden biri olduğu söylenmiştir. Törensel intihar, seppuku, samuray intiharına verilen addır. İntiharı Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın kitaplarına konu olmuştur.

Delip Geçmek, Saburo Murakami, İkinci Gutai Sanat Sergisi, 1956. Fotoğraf: Artforum, Otsuji Kiyoji.

Delip Geçmek, Saburo Murakami, İkinci Gutai Sanat Sergisi, 1956.
Fotoğraf: Artforum, Otsuji Kiyoji.

  • İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Japon Gutai Grubu, performansa dayalı Soyut Dışavurumcu eserler gerçekleştirmiştir. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır. Gutai Grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı.