Etiket arşivi: elma

Annelere Ketçap Tarifi

Çocuklar seviyor.

Uzmanlar katkı maddelerinin zararlarına karşı uyarıyor.

O zaman hem yesinler, hem de zarar görmesinler.

Tarif, annemden.

Fotoğraf: Sabah

Fotoğraf: Sabah

1 kilo golden elma rendelenecek,

1 büyük soğan,

5 diş sarımsak,

1 avuç kuru üzüm,

1 tatlı kaşığı yenibahar,

½ tatlı kaşığı karabiber,

4-5 defne yaprağı,

800 gr su.

 

 

Bu malzeme 10 dakika düdüklüde pişirilip püre haline getirilecek.

 

800 gr salça,

2 çay bardağı şeker,

2 çay bardağı sirke

 

İlavesiyle 10 dakika daha hafif ateşte pişirilip ılıkken kavanozlara konacak.

Ucuz ve bereketli Ketçapın bir kısmını arkadaşınızın çocuğuna da verebilirsiniz.

 

 

Nar 4

  • Bütün tanrıların ve ölülerin adlarına içkinin ilk yudumunu yere dökmek, sonra içmek; yemeden önce gıdanın bir kısmını toprağa dökmek; mevsimin ilk ürünün daima tanrıya sunulması; Hindularda ilk ürünün Brahmanlara verilmesi gibi usuller atalara tapkı ve ana tanrıça kültü (toprak ana) ile yakından ilişkilidir. Narın tanelerinin etrafa saçılması veya narı yere atıp parçalamanın bu kültlerle ilgili olduğu düşünülebilir.
Poseidon Villası dinlenme odasının taban mozaiği olan Eros (aşk) ile Psykhe (ruh) tablosunda, merkezi panonun çevresi bitki desenli geniş bir bant ile çevrilmiştir. Bandın içinde kenger yaprakları ve zambakların arasında üzüm, incir, elma, armut, erik, çam kozalağı ve narlarla yapılmış bir düzenleme vardır. Alt ve üst sıranın ortasında bıyıklı ve sakallı Bereket Maskları yer almaktadır. Mozaik taban, MS 2. yüzyıl sonuna tarihlenmektedir. Zeugma Gaziantep Müzesi. Fotoğraf: Abdullah Kocapınar, twitter.com

Poseidon Villası dinlenme odasının taban mozaiği olan Eros (aşk) ile Psykhe (ruh) tablosunda, merkezi panonun çevresi bitki desenli geniş bir bant ile çevrilmiştir. Bandın içinde kenger yaprakları ve zambakların arasında üzüm, incir, elma, armut, erik, çam kozalağı ve narlarla yapılmış bir düzenleme vardır. Alt ve üst sıranın ortasında bıyıklı ve sakallı Bereket Maskları yer almaktadır. Mozaik taban, MS 2. yüzyıl sonuna tarihlenmektedir.
Zeugma Gaziantep Müzesi.
Fotoğraf: Abdullah Kocapınar, twitter.com

  • Öteki dünyada hayatı devam ettirecek sembolik yiyeceklerden biri ve bereketi simgeleyen bir süs eşyası olan nar, deniz ticareti ile adalara da ulaşmıştır. Kıbrıs’ta MÖ 13. ve 14. yüzyıllara ait camdan yapılmış narlara, narlarla süslü altın ziynet eşyasına rastlanmıştır. Girit’te de nar şeklindeki süs eşyaları bereket ve bolluğu simgelemiş.
  • Doğu Akdeniz ülkelerinde ve Yunanistan’da narın mezarlarda bulunması insanların ölümden sonra tekrar dirilmeye inandıklarına işaret sayılır. Ölen ve yeniden dirilen tanrılara ait mitolojik hikayeler pek çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Tammuz-İnanna, Tammuz-İştar hikayesi Fenike’de Adonis-Astarte, Kıbrıs’ta Adonis-Afrodit veya Myrha-Adonis, Anadolu’da Attis-Kibele, Yunanistan’da ise Demeter/Persephone mitleri olarak karşımıza çıkar. Hades’ten ayrılırken hiçbir bitkiden, meyveden yememesi gereken Persephone’ye Hades nar ikram eder. Persephone tam ayrılırken birkaç tane nar tanesi yer. Bu yüzden yılın yarısını yeraltında yarısını yeryüzünde geçirmek zorunda kalır. Bu mitte ölüm ve yeniden diriliş, nar ile sembolize edilmiştir.
  • Diğer bir mitte evliliği, aşkı ve dul kadınları sembolize eden tanrıça Hera, sonbaharı, yani yılın sonunu, bir nevi ölümü sembolize etmek üzere, bir elinde nar tutarak tasvir etmiştir. Nar, burada mevsimsel değişimleri açıklamak için kullanılan mitolojik bir unsurdur.
  • Persofone’nin nar taneleri yiyerek kendini eşi Hades’e adadığını gösterdiği, bu hikâyede narın, evlilik bağının gücünün sembolü olduğu da söylenir.
  • Yine Antik Yunan’da gelin, güvey evinin eşiğinden ilk adımını bir narı dişleyerek atardı. Gelinin bu hareketi kocasının emrine ve koruması altına girdiğini gösterirdi. Zira, bereket tanrıçası Persofone de ölüler ülkesinin hakimi tanrı Hades’e kendisine verilen bir narı yiyerek bağlanmıştı.
  • Nar, antik kültürler için kadınlığı en güçlü temsil eden meyve olarak öne çıkar.
Lord Julius’un malikanesinin etrafında tarımsal faaliyeti gösteren mozaik tablo. Bu canlandırma ile mevsimlerin döngüsü, dolayısıyla ölümsüzlük betimleniyor. Sağ alt köşede narları görüyoruz. Kartaca, 5. yüzyıl sonu, Bardo Müzesi, Tunus. Fotoğraf:mickiekent.blogspot.com

Lord Juliusun malikanesinin etrafında tarımsal faaliyeti gösteren mozaik tablo. Bu canlandırma ile mevsimlerin döngüsü, dolayısıyla ölümsüzlük betimleniyor. Sağ alt köşede narları görüyoruz.
Kartaca, 5. yüzyıl sonu, Bardo Müzesi, Tunus.
Fotoğraf:mickiekent.blogspot.com

  • Tanrıça Afrodit’in de kutsal meyvesi nardır. Söylenceye göre, aşk ve şehvet tanrıçası Afrodit kutsal nar ağacını Kıbrıs adasına kendi eliyle dikmiştir.
  • Efsaneye göre, şarap tanrısı Dionysos aynı zamanda bir ağaç tanrısıdır. Dionysos, üvey annesi Hera/Juno’nun kışkırtmaları sonucu parçalanarak öldürüldüğünde, bedeninden akan kanlardan nar ağacı bitmiştir. Anemonlar Adonis’in, menekşeler Attis’in, narlar Dionysos’un kanından ürer.
  • Homeros‘un Odysseia destanında adı geçen Kalypso’nun yaşadığı adanın güzelliğini oluşturan meyve bahçeleri içerisinde nar ağaçları da vardır.
  • Tanrıça Demeter elinde sık sık haşhaş ve nar tutar. Kadınların doğurganlığına adanmış Demeter festivallerinin üçüncü gününde kadınlar nar yerlerdi. Yunanistan’da günümüzde sonbaharda kapıları süsleyen çelenklerde buğday ve nar kullanılır. Eski çağlarda yeni yıl sonbaharda başlardı. Bugün de nar bazı yerlerde yeni yılın sembolü olarak kabul edilmektedir.
  • Yunan asıllı Romalı hekim ve farmakoloji bilgini Dioscorides (MS 40-90), narın ilaç ve parfüm elde etmekte kullanıldığını belirtir ve dizanteri, ishal hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını, diüretik  özelliği olduğunu yazar. Güneşte kurutulmuş nar çekirdeğinin toz haline getirilerek etle kaynatıldığında, hem mideyi rahatlattığı, hem de ishali durdurduğu; ayrıca çekirdeğinin iyice ezilerek kaynatılması ve bal ile karıştırılmasının ağızdaki ülserlere, parmak arasındaki deri ülserlerine, burun uçuklarına, kulak ağrılarına iyi geldiği yazılmıştır.
  • Bugün de Yunanistan’da evliliklerin bolluk ve refah içinde geçmesi ve evlerin çocuklarla dolması için gelinler yeni evlerinin kapısından içeri girerken nar taneleri serperler.
  • Benzer bir gelenek Çin’de de bulunmaktadır. Orada da nar bereketin sembolüdür. Düğünlerde evlenen çifte, nardaki taneler kadar oğulları olması için ortasından bölünmüş bir nar resmi hediye edilir.
  • Yunanistan’da ölülerin arkasından buğday, üzüm, ceviz, badem ve narla yapılan koliva hazırlanır. Bu geleneğin benzeri, Muharrem ayının onunda yapılan aşure ile İslam dünyasında ve Türkiye’de de vardır. Muharrem ayının onunda yapılmasının arkasında (aşere on anlamındadır), Nuh Tufanı’nda gemidekilerin on Muharremde gemiden karaya çıktıklarına, yine Muharremin onuncu gününde Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiğine dair inançlar vardır. Nuh Peygamber ile ilgili dini hikaye, bizi aşurenin sembolik anlamı ile ölüm ve yeniden doğuşla Tammuz mitolojisine götürmektedir. Bu yüzden aşure, hem mitik hem dini anlamı olan bir tatlıdır.

 

 

Çay 3

  • 1870’lerde Hollandalılar Java’da çay ekimini başlattılar.
  • Rusya ve Kenya’da çay ekimi 20. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Rus çayları güçlü ve kokulu, Kenya’da yetişen çaylar ise kızıl dem veren, canlandırıcı etkisi olan ürünlerdir.
  • Afrika’da Malavi, Uganda, Tanganika Güney Amerika’da ise Arjantin zaman içinde çay üreticisi oldular.
  • 800’lerde Çin’de Çay Kitabı yazılınca, çay Japonya’da da tanınmaya başladı. Japonya’da çay 8.-9. yüzyıldan beri yetiştirilmekte ve içilmektedir. Ülkedeki çayın neredeyse tamamı yeşil çaydır. İç talep çok fazla olduğu için yetişen çayın çok az bir miktarı ihraç edilmektedir. Çayın Japon sosyal hayatında önemi çok büyüktür. Zen Budizm’in ülkede yayılması ve Zen rahiplerinin çay içimini törensel hale getirmesiyle önem kazanmıştır. 16. yüzyılın ortalarında çay seremonisinin kuralları yazılmıştı. Seremoni için özel olarak bahçenin sakin bir köşesine inşa edilmiş çay evinde ev sahibi ve dört konuk bulunur. Çay seremonisinin amacı odaklanma ile zihni yatıştırmaktır.
  • Çinliler asırlardan beri çiçek, meyva ve yağlar kullanarak kokulu çaylar elde etmektedir. Bu çaylara süt ilavesi uygun değildir ama bal veya şeker ile tatlandırılabilirler. Meyvalı olanlar soğuk çay için idealdir. Kokulu çayların Batı’da en sevileni Earl Grey’dir. Orjinal tarif, bir mandarin tarafından 1830 yılında İkinci Earl Grey’e verilmiştir. Earl Grey, bergamut yağı ile işlem görmüş kaliteli siyah çaydır. Badem, nane, zencefil, vanilya, sarmısak, kekik, tarçın, biberiye, lavanta, bal, rom, elma, limon, mango, hindistan cevizi, portakal çiçeği, yasemin, gül, lotus, sık kullanılan ilavelerdir.
  • Bitki çayları yüzyıllardan beri gerek zevk, gerek ilaç olarak içilmiştir. Çinliler arasında popüler olan krizantem çayı, sindirim sorunlarında çözüm için içilen portakal çiçeği çayı, C vitamini deposu olarak bilinen kuşburnu, uykusuzluğa iyi geldiğine inanılan çuha çiçeği çayı ve ıhlamur en bilinenleridir.
  • 16. yüzyıl ortalarında Venedikliler çayı gut hastalığına ve mide sorunlarına iyi gelen bir ilaç olarak biliyorlardı. Ama çayı Avrupa’ya tanıtmayı ve ticaretini Hollandalılara bıraktılar. Hollanda’nın 1602’de kurulan Doğu Hindistan Kumpanyası 1606 yılında ilk defa çayı Çin’den Amsterdam’a getirdi. Çay 1636’da Fransa’ya, 1638’de Rusya’ya ulaştı. 1650 yılında ise İngiltere’ye girdi ve bu Çin içeceği doktorlar tarafından onaylandı. Fransızların çay beğenisi hızlı oluştu ama sürekli olmadı. İngilizler ise çaya daha zor alıştı ama bu alışkanlık kalıcı oldu. 1658 yılında ilk çay reklamları İngiliz gazetelerinde yer aldı. 1689 yılında İngiliz Doğu Hint Şirketi Çin’den çay ithal etmeye başladı ve Şirket 1721-1833 yılları arasında çay ticaretinde tekeldi. 1850’lerde ABD, dört günlük fark yaratan daha hızlı gemileriyle çay taşımacılığında yer aldı. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması ve buharlı gemilerin artmaya başlaması her şeyi değiştirdi.
  • Çay İngiltere’ye ilk geldiğinde erkeklerin müdavimi olduğu kahvehaneler daha yeniydi. ABD ve İngiltere’de ailecek gidilen çayhaneler, erkek egemen  kahvehanelerin popülaritesini ortadan kaldırdı. Ailenin tüm üyelerinin içebileceği çayla birlikte konser, havai fişek gösterileri, çeşitli oyunlar gibi eğlence imkanları da sunuldu.  18. yüzyıla kadar ana yemek öğleden sonra 3-4 arası yenirken bu alışkanlık değişip ana yemek daha geç saatlere kayınca, eski alışkanlığın yerine, akşamüstü çay saatine yer açıldı. 1900’lere gelindiğinde İngilizler, Çinlilerin ulaşım, fiyat ve ürün kalitesinde iyileşmeye gitmemekte direnmesi üzerine Hindistan’da yetişen çayları tercih ettiler ve tüketilen Çin çayı oranı %5’e düştü.

  • Doğal olarak, ilk demlikler Çin’de yapıldı. Sırsız, kırmızı toprak demlikler kapağı ve ağzı ile ilk şeklini burada aldı. Aslında Çinliler çayı demir bir kapta kaynatıyordu. Toprak Çin demlikleri Amsterdam’a gelince, Delft’te taklitleri yapılmaya başlandı. İngiltere’de kilinin kalitesinin yüksek olduğu anlaşılan Staffordshire’da da çaydanlıklar, çay fincanları üretilmeye, zamanla Wedgewood gibi markalar ortaya çıkmaya başladı. İngiltere’de gümüş çaydanlıklar da gözde idi. Çay takımları üretimi, anavatanı yine Çin olan, porselenden yapılmaya başlanınca Almanya’da Meissen (1713), Fransa’da Sévres (1738) üretime geçti. İngiltere’de Spode (1800) çay takımları için, kemik külü içeren daha ucuz, hibrid bir porselen çeşidi üretti: bone china. Bu icat Josiah Spode’u zengin etti, bone china tüm kap-kaçak için iyi bir alternatif oldu.
  • Çin’de çayın evrimi üç ana evrede oldu. İlkinde çay tereyağı, tuz, soğan ve baharatlar katılarak kaynatılırmış. İkincisinde Budistler özel seremonilerinde kullanarak ruhani bir anlam katmışlar. Üçüncüsünde ise çayı demlemeyi öğrenmişler. Çin’de 4.-5.yüzyıllarda yapraklar buharda pişirilir, havanda ezilerek kalıp haline getirilip; pirinç, zencefil, tuz, portakal kabuğu, baharatlar, süt ve bazen soğan da katılarak kaynatılırmış. Bugünkü yöntem, Moğollardan gelmiş. Çayı, Çin’deki kervansaraylarda gören Ruslar çay içerken limon kabuklarını kullanmış. Çaya son hali ( tuz, soğan vs. çıkarılmış hali) Tang Hanedanı zamanında verilmiş. Bu dönemde, 8. yüzyılda, yaşamış olan şair Luwuh, üç ciltlik Çayın Kutsal Kitabı’nı yazarak çayın kanunlarını belirlemiş, çay ekipmanı listesi çıkarmış. Tang döneminde sadece sıkıştırılmış çay varken, Sung Hanedanı’nın çay ustaları toz çayı, Ming’ler ise çayı demlemeyi geliştirmiş. Sung Hanedanlığı’nda bambu fırça ile çırpılmış çay moda olmuş.