Etiket arşivi: Ekolojik Sanat

Çağdaş Sanata Varış 304|Ekolojik Sanat 4

  • Organik malzemeler kullanılarak üretilen üniteler, cihazlar da vardır. Bu yöntem, atığın doğada bilinmeyen bir kavram olduğu savına dayanır. Atık ve çöpün ortadan kaldırılması ilkesi önemsenmiş, atık etiği diye bir konu gündeme gelmiştir.
  • Plastik poşet yerine kağıt poşeti tercih etme, organik atıkları gübreye dönüştürme (kompostlama), geri dönüşüm ve atık madde ile ilişkimizde önemli değişiklikleri, onu nasıl kullanacağımızı ve atık maddenin kendimizi nasıl suçlu ya da erdemli hissetmemizi sağlayacağını gösterir.
  • Bu kavramlar doğrultusunda atıklara dayalı sanat yapma stratejisi gelişmiştir.
Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti. Fotoğraf:www.futuristika.org

Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti.
Fotoğraf:www.futuristika.org

Ganalı kadın sanatçı El Anatsui, Contemporary İstanbul 2015’e şişe kapakları ve bakır tellerden yaptığı büyük boy duvar süslemeleri ile katıldı. Eserleri uzaktan kumaş gibi görünüyordu. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ganalı kadın sanatçı El Anatsui (1944-), 1990’lardan sonra Batı Afrika tekstil üretimi geleneğiyle meşgul olmuş ve bir grup yardımcısıyla birlikte eski şişe kapaklarından ve teneke kutu kapaklarından bakır tellerle bağlayarak gösterişli kumaşlar dokumuştur. Sanatçı, kumaş Afrikalılar için anıtların Batılılara ifade ettiği manaya gelir, demiştir. Kumaşlarda kullanılan Ecomog Cin markası, Sierra Leone ve Liberya’daki savaşı sona erdiren yerel güçlerle aynı adı taşımaktadır. Köle ticaretinde takas için kullanılan mallar arasında alkol kilit bir öneme sahipti. El Anatsui, kumaşlarının niteliğini belirtmek için göçer estetiği terimini kullanır. Bu estetik özünde, düşüncelerin akıcılığı ve biçimin geçiciliği hakkındadır. 2007 Venedik Bienali’nde eseri Palazzo Fortuny’nin ön cephesinde sergilenen sanatçı, 2015 yılında Contemporary İstanbul’a yukarıdaki eseri ile katılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Brezilyalı sanatçı Christian Pierini, nam-ı diğer Mister C, portrelerini yaparken işe yaramayan kablo, vida, CD, klavye, plak, kamera gibi elektronik hurdaları kullanıyor.

Resim olmayan resimler yapan Alman sanatçı Isabell Beyel’in (1968-) eseri Swim ve detayı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden. Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Sergi Rehberi

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden.
Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: Sergi Rehberi

 

 

Çağdaş Sanata Varış 303|Ekolojik Sanat 3

  • Alman filozof Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900), doğayla baş başayken kendimizi öylesine rahat ve keyifli duymamızın nedeni, doğanın bizim hakkımızda bir görüşü olmayışıdır, der.
  • Almanya doğumlu Amerikalı siyaset bilimci Hannah Arendt (1906-1975), modern insanın doğa üzerinde kurduğu egemenliği, aşılması gereken bir sorun olarak görmekteydi. Doğayı ve dünyayı birer araca indirgemenin onlara saygısızlık; ilişkimizi bir üretim ilişkisine dönüştürmek ve kullanılabilirliği ölçüsünde değer biçmek anlamına geldiğini yazmıştı. Rüzgar bundan böyle bir doğa gücü olarak değil, insanların serinlik ya da sıcaklık gereksemesine göre değerlendirilecek bir araçtı.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinirken atık malzeme kullanımına da olumlu yaklaşmışlardır.
  • Birey odaklı felsefelerin, estetik bakış açılarının daralmasına yol açtığı; bu daralmanın, etkileşimsizlik, ilişkisizlik ve katılımsızlık getirdiği kabul edilir. Yakın tarihli sanatsal eğilimlerin yeni paradigması ise, toplumsal katılım yönünde bir iradeyi yansıtır. Sanat yapıtlarındaki ekolojik bakış açısı, sanatın anlam ve amacını galeri sisteminin ötesinde kavramlaştırır.
  • Geleneksel olarak sanat üretimi, kişisel bir davadır. Buna kontrast olarak çevresel sanat, kurumlara, müzelere, kolejlere, yerel yönetim ve yönetimlere bağımlı ve toplumun katılımını gerektiren bir çabadır; kültür ve doğayı yeniden birbirine bağlayacak çözüm yollarına odaklanır.
  • Toprak ıslahı ve sürdürülebilirlik projeleri; hayvanların esenliği için geliştirilen sanatsal girişimler de bir tür ekolojik armağan verme kapsamındadır.
  • Bazı Ekolojik Sanat örnekleri, armağan verme çerçevesi içinde görülebilir. Günümüz çevreci sanatının en önemli temsilcilerinden biri olan Mel Chin (1951-), 1990-1993 yılları arasında Minnesota’da Dirilme Sahası, Atık Depolama Alanı adlı çalışması ile insanların doğadan aldıklarını doğaya geri verme ilişkisini devreye sokmak için bilim insanları ile birlikte çevreci bir restorasyon çalışması yürütmüş, bir atık depolama alanını zehri emen bitkilerle arındırmak için uğraş vermiştir. Doğa ıslah projeleri ile sanatın sosyal farkındalık ve sorumluluk yaratma amaçlarına hizmet etmesine aracı olmuştur.
2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı. Fotoğraf:www.taipeitimes.com

2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı.
Fotoğraf:www.taipeitimes.com

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 302|Ekolojik Sanat 2

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi,  Taryn Simon, 2005/2007. Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür. Fotoğraf:tarynsimon.com

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi, Taryn Simon, 2005/2007.
Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür.
Fotoğraf:tarynsimon.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor. Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.  Fotoğraf:www.tumblr.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor.
Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.
Fotoğraf:www.tumblr.com

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden. Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.  1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene. Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey. Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş. Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden.
Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.
1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene.
Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey.
Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş.
Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 301|Ekolojik Sanat 1

İsimsiz, Herbert Golser, 2014. ArtInternational İstanbul, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Herbert Golser, 2014.
ArtInternational İstanbul, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Antik dönemde Stoacılar, ilahi akışa kendimizi bırakarak mutlu olmamızı tavsiye etmişlerdi. Çünkü evren böyle işliyordu. Ya da akıntının tersine yüzmeye çalışıp mutsuz olabilirdik.
  • İspanya, gümüş ve demir yataklarının zenginliği nedeniyle Hanibal’ in ailesi Barcalar’ı kendine çekmişti. Romalılar döneminde, bu madenlerde yaklaşık 40.000 köle çalıştırılıyordu ve günde yaklaşık 5 ton gümüş üretiliyordu. Bu bölgede ve Roma İmparatorluğu’ nun hemen her yerinde bu kadar çok metal işlenmesi, Roma döneminde Grönland’ın buz çekirdeklerinde büyük bir kirlilik oluşması sonucunu doğurmuştu. Böylesi bir kirlilik, 19. ve 20. yüzyıla kadar bir daha görülmedi.
    Yani, çevre sorunu yeni değil.

 

 

  • Orta Asya’yı dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline getirmeyi tasarlayan Sovyetler Birliği döneminde Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya’nın suları pamuk tarlalarının sulanması için kullanılmaya başladı. Bu politikanın sonucunda Özbekistan 1980′lerde dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline geldi. Beslenemeyen Aral’ın kurumasıyla bölgedeki iklim de değişti. Yağmurlar azaldı, yeşil alanlar kuraklaştı. Aral’a yakın tatlı su göletleri de Aral’la birlikte kurudu. Aral’ın beslediği bitki örtüsü içerisinde yaşayan antilop sürüleri yeryüzünden silindi. Balıkçılık bitti. Aral, sadece bir örnek.
  • Endüstri için olmazsa olmaz üç hammadde var: çelik yapımında kullanılmak üzere demir, makineleri çalıştırmak için yakıt ve tüm hareketli parçaları birbirine bağlamak ve korumak için kauçuk.
  • Sık tropikal ormanlar kesilerek, yakılarak, yağmur ormanları yok edilerek  yerine  kauçuk ağacı dikiliyor.
  • Ürün, dünyanın bu yoksul kesiminde yaşayan insanlara refah getiriyor, bölgenin yalıtılmışlığına son veriyor.
  • Dünyanın büyük çeşitliliğe sahip ekosistemleri monokültür yapılan tarım alanlarına dönüşüyor. Monokültür, belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntem. Endüstriyel tarımda sıklıkla kullanılan bu yöntem, kısıtlı işgücü olanaklarına sahip bölgelerde yüksek hasat oranlarına ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kauçuk ağacı ekimi, dünya tarihinin en büyük ve en hızlı ekolojik değişimlerinden birine neden oluyor.
  • Kauçuk ağaçlarının çok fazla suya gereksinim duyması nedeniyle kuyular ve nehirler kuruyor, bu durumda ekosistemlerin zarar görmesinden kaygılanılıyor.
Global Karaköy’deki Banksy sergisinden. Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir. Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Global Karaköy’deki Banksy sergisinden.
Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir.
Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 186| Arazi Sanatı / Toprak Sanatı / Ekolojik Sanat

1960’lardan 1980’lere

  • O dönemde gelişmeye başlayan çevreci hareket,
  • O dönemde Hippi kültürünün doğayı kutsayan yaklaşımları ile doğal yaşama ilginin artması,
  • Doğada rastlanan tarihsel kalıntılara yönelik merakın uyanışı,
  • Sosyal değişim taleplerinin dile geldiği, sivil toplum hareketlerinin ırk, cinsiyet, kültür bağlamında eşit hak arayışları,
  • Statükonun simgesi olarak görülen müze ve galerilerin Modernist ve elitist tavrına tepki Arazi Sanatı’nın çıkış noktaları olmuştur.

 

  • Endüstriyel gelişmenin ve teknolojik hızın tehlikeli boyutlarını gündeme getirmek,
  • Doğaya dair bilinç oluşturmak, teknoloji karşısında doğayı kutsamak,
  • Anti kapitalist bir tavır ile piyasa sisteminin kolay metalaştıramayacağı işler üretmek amaçlanmıştır.

 

  • Sade, geometrik şekillerin açık alanlara uygulanması açısından Minimalizm ile, (ama Minimalizm’in teknolojik biçimciliğine karşıdır),
  • Doğal malzeme kullanımı ve süreçselliği açısından Arte Povera ile,
  • Yapıtların genellikle gelip geçici olması nedeniyle Happening ile,
  • Bazen sanatçının doğaya bizzat müdahale  sürecine odaklanması; sanatçıların doğa gezileri, yürüyüşleri gibi  eylemlere katılması açısından Performans Sanatı ile,
  • Projelerin zaman zaman salt belge, fotoğraf, harita ve benzeri malzemeyle sergilenmesi dolayısıyla Kavramsal Sanat ile,
  • Bitmiş yapıttan ziyade yapıtın oluşum sürecinin önem kazandığı pratikler açısından Süreç Sanatı ile yakınlık taşıyan bir akımdır.

 

  • Enstalasyon temellidir.
  • Doğayı yansıtan görünümler resim ve heykel ile sunulurken Arazi Sanatı manzaranın tanımını genişletmiştir. Robert Smithson’un deyişiyle, fırçanın yerini buldozer almıştır. Göller, çöller, kumsallar, dağlar yeni manzaralar yaratmak için birer zemin olarak kullanılmıştır. Ama, 19. yüzyılın romantik manzara ülküsüne bağlanarak doğanın gizemine yeniden dönüşü destekler.
  • Ayırıcı özelliği, doğada geniş alanlarda, yer aldığı mekana özgü olarak gerçekleştirilmesidir.

 

  • Doğal malzemeyle yapılmış olan ve:

    Yeni bir sanatsal topografi oluşturan, görsel odaklı olana Arazi Sanatı,
    Görselliği arka plana atan, doğaya doğrudan iyileştirici müdahalelerde bulunana Ekolojik Sanat,
    Taş, toprak, kum gibi malzemenin galerilerde sergilenmesine ise genellikle Toprak Sanatı denir.

 

  • Land Art kavramı 1960’lı yılların sonlarında ABD’de gelişmiş, 1970’li yıllarda Avrupa’ya yayılmıştır. Land Art,  sanatın “Non-Art” ya da “Anti-Form” hareketleri içinde yer almaktadır.
  • Amerikalı sanatçılar yapıtlarını daha çok Nevada ve California’nın çöllük bölgelerinde gerçekleştirmişler, istedikleri boyutta çalışma olanağı bulmuşlar, yapıtlarında heykel ve mimari ile ilgili verilerden yararlanmışlardır.
  • Çoğunlukla kalıcı değildir ama aralarında binlerce yıl yaşamaya aday olan arazi enstalasyonları da vardır. Kalıcı olmayanlar, fotoğraf ya da video ile tespit edilir. Bir arazide aynı çizgi boyunca ileri geri yürüyerek, çimenler doğal yoldan düzlenir. Çimler düzelene ya da yürünerek oluşturulan çizginin üzerinde büyüyene kadar varlığını korur (Richard Long, 1967). Işık, hava, yağmur, zaman ve başka insanların müdahaleleri eseri değişikliğe uğratabilir. İzleyicinin kolay kolay gidip göremeyeceği yerlerde gerçekleştirilen bu projelerin izleyici ile karşılaşmasının tek yolu çoğu zaman fotoğraftır. Fotoğraf yoluyla kitaplarda ve web sitelerinde yer alması Arazi Sanatını erişilebilir kılar.
  • Doğada bırakılan izler de yapıt sayılır. Manzarada bırakılan ayak izleri, toprak üzerinde oluşturulan ahşap ya da taş çizgiler veya daireler gibi.
  • Bunlara paralel bir anlayışla eserler veren, Yeni Gerçekçilik’in Çevre Sanatı (Environmental Art) dalında eser veren 1935 doğumlu Bulgar sanatçı Christo’ya dosyamızın 96 sayılı bölümünde yer vermiştik.
Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970. Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır.  Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır. Eser, *sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır, *sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır, *bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular, *bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir, *ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır, *doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır, *genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır, *bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır. Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır. Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır. Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür. Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970.
Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır. Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır.
Eser,
*sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır,
*sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır,
*bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular,
*bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir,
*ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır,
*doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır,
*genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır,
*bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır.
Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır.
Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır.
Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür.
Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76. ABD'nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü'nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir "X" harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri'nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi. Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir. Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76.
ABD’nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü’nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir “X” harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri’nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi.
Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir.
Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

  • Galeri mekanında sergilenen Toprak Sanatı örnekleri arasında Walter De Maria’nın (1935-)?? 1977’de gerçekleştirdiği New York Toprak Odası, 197 metrekarelik bir mekanda 300 kilo toprakla yapılan bir enstalasyondur. Görünüşü ve kokusu ile izleyiciyi doğanın simgesi toprakla karşılaştırmış, enstalasyonun kapı aralığından izlenebilmesi kent insanının doğadan ne kadar uzak düştüğüne dair bir yorumdur.
  • Arazi Sanatı sanatçılarından Robert Smithson, Robert Morris (1931-2013), Richard Long (1945-) gibi sanatçıların arazi projelerinden arta kalan belleği, taş, toprak, kum, fotoğraf, gezi raporu gibi malzemeleri galeri mekanına taşıdıkları da olmuştur.
  • 1975’te kimyasal atık alanında uygulanan toprak iyileştirme ve alanı yeniden ormanlandırma girişimi; 1993’te kimyasal atıklardan verimsizleşmiş bir araziyi gerekli zirai uygulamalarla birkaç yıl süren çalışmalar süresince parsel parsel iyileştirilerek doğaya yeniden kazandırılarak kendiliğinden yıllar sürebilecek doğal süreci hızlandırma gibi girişimler Ekolojik Sanat başlığı altında değerlendirilebilir. Bu durumda sanatın biçimi nesne-meta statüsünden, süreç ve kamusal hizmet statüsüne kayar; sanat, değişimin mümkün olabileceğine dair olasılıkları görebilmemizi sağlar. Burada yapıt, diriltilmiş doğadır.
  • Sanatçıların doğada iz bırakması üzerinden kurgulanan performatif nitelikli çalışmalar, doğanın döngüselliğine göndermede bulunur; doğa üzerinde tahakkümün simgesi olan sınırları, haritaları gündeme getirir. 1993 yılında sınırları yasadışı yollardan geçerek yapılan yürüyüş Performansları, fiziki coğrafya ile siyasi coğrafya üzerinden doğa/kültür ayrımını gündeme getirmiştir.
  • Doğada yapılan yürüyüşler, bu yürüyüşler sırasında doğal malzemeyle yapılan enstalasyonlar, sanatçının doğada kendi bedeninin izini bıraktığı Performanslar, doğayı kadın bedeninin doğurganlığı ile özdeşleştiren Feminist boyutlu çalışmalar da vardır.
  • Arazi, Toprak ve Ekolojik Sanat doğaya yönelik duyarlılığın bir göstergesi olduğu kadar sanatın işlevine yönelik bir bilinçlendirme çabasıdır.
Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü. Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.  M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir. 2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl  teması "Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji" olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor. Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir. Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor. Fotoğraf: Feryal Tezcan

Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü.
Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.
M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir.
2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl teması “Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji” olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor.
Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir.
Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor.
Fotoğraf: Feryal Tezcan

  • 1994 yılında merkezi ABD, California Eyaleti’nde olan, ABD’de birçok şubeleri bulunan, kar amacı gütmeyen Arazi Kullanımı Yorum Merkezi kurulmuştur. Merkez, Arazi Düzeni adlı bir yayın çıkarmaktadır, American Land Museum’u kurmuş ve bir veri tabanı oluşturmuştur. Sergiler ve geziler düzenlemektedir. Merkezin tanıtımında, Robert Smithson’un yaklaşımının benimsendiği, yüceyi kavramsal olarak bilinebilir hale getirip, mutlak olmaktan çıkarmaya yönelik bir işlev gördüğü yazılıdır. Kuruluş, kendine özgü metodolojisi ile kavramsal sanat uygulamaları arasında bir bağ kurar. Sanat olarak tasarlandığı belli olan projeleri inceler. Merkez, aralarında kurumuş göl yatağından yavaş yavaş akan su sesi yayını yapan bir cihazın da olduğu yerleştirmeleri bizzat üretir. Arazi düzenlemelerine ilişkin araştırmaların sunulduğu sergiler de yapar.