Etiket arşivi: Eğitim

Çağdaş Sanata Varış 247|Bilişsel Kapitalizm

Bilginin güç kazanması ile ortaya çıkan duruma bilişsel kapitalizm adını verenler de var.

Rizzo Palas, Büyükada. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Rizzo Palas, Büyükada.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde ekonominin tüm sektörlerinde ticari mallar eskiye nazaran daha çok bilgi ve beceri barındırırlar. Bilgi-değerin önemi artarken, emek-değerin önemi azalmaktadır savı olduğu gibi, emek-değerin zaten bilgi-değeri barındırdığını öne sürenler de vardır.
  • Fransız filozof ve ekonomist Yann Moulier-Boutang’ın değerlendirmesine göre, kapitalizmin sömürdüğü yeni sınıf kognitarya (kognitif+proletarya), bilişsel işçilerdir. Kognitarya, zeka ve eğitime sahip, yeni tip bir işçidir.
  • Bilişsel ağırlıklı ürünlerin üretiminde, emeğin ölçümü zordur. Çalışma günün her saatine yayılır ve yaşamla eşanlamlı olur.
  • Bilişim gibi, yeniliğin en üst noktasında yer alan sektörlerin ekonomideki nispi önemlerinin artışı ile bilişsel çalışanların sayısı da hızla artmaktadır.
  • Değer Kanunu, bir metanın değerinin o metanın içerdiği emeğin niceliğine bağlı olduğunu savunur. Değer kanunu, eleştirel ekonomistlere göre, çağdaş kapitalizmde egemen olmaya devam etmektedir.
  • Umberto Eco şöyle diyor: “Eskiden İtalya’da olgunluk sınavı, Almanya’da Abitur, Fransa’da bakalorya vardı. Bu sınavlardan sonra, üniversiteye giden seçkinler dışında kimse öğrenmeye mecbur tutulmazdı. Dünya değişmezdi. Bilgilerinizi ölünceye kadar kullanabilirdiniz. İlkel dediğimiz, değişmeyen dünyada, ihtiyarlar iktidar sahibiydi, çünkü bilgi birikimini gençlere aktaran onlardı. 18-20 yaşlarında insanlar öğrenmekten emekli olurdu. Günümüzde bir şirket çalışanı bildiklerini sürekli güncellemek zorunda, yoksa işini kaybeder. Ebedi öğrenciler olmaya mahkum edildik.” “Küreselleşmeyle birlikte herkesin aynı şekilde düşüneceğine ikna olmuştuk. Her açıdan bunun tam tersi bir sonuç ver elimizde: Küreselleşme ortak deneyimin parçalanmasına katkıda bulunuyor.”

 

Kadıköy İnönü İlkokulu

Fotoğraf: www.techrota.com

Fotoğraf: www.techrota.com

Geçenlerde okullarda yazılımın artık bir ders olarak okul müfredatına alınacağını okudum.

Tabii ki çok hoşuma gitti.

Ama başka bir habere daha da çok sevindim. O da, Kadıköy İnönü İlkokulu’nda üçüncü sınıf öğrencilerine verilmekte olan görgü kuralları dersi oldu.

Sofra adabı, kişisel temizlik, giyim, telefonda konuşma, davranış dersi alan öğrenciler ve veliler durumdan memnunmuş.

Dersin kitabı yokmuş ve ders, MEB’nın belirlediği serbest etkinlik dersinde haftada bir saat veriliyormuş.

Böylesine önemli bir ders, acaba niye müfredatta yok?

Böyle bir derse İstanbul Kadıköy’de ihtiyaç var da Türkiye’nin diğer yerlerinde görgü kuralları tam olarak zaten biliniyor mu?

Ben kendi adıma Okul Müdiresi Netice Yılmaz’a ve öğretmen İrem Ergün Akış’a teşekkür ediyorum.

Fotoğraf: kadikoyinonu.meb.k12.tr

Fotoğraf: kadikoyinonu.meb.k12.tr

 

İki Kültür Adamı

Kültür, bir toplumun tüm bilgileri, moral değerleri, kanunları, gelenekleri, fikirleri, dini inançları, batıl itikatları, sanatı, yaratıcılığı ve yeniliklere açıklığı ile ilgilidir.

Bazı gelenekleri ve değerleri yeri geldikçe reformlarla şekillendiremeyen toplumlarda kültür düzeyi daima sınırlı kalacaktır.

Kültür, eğitim ve disiplin düzeyini, toplumsal tecrübeleri, sosyal değerleri, entelektüel gelişimleri ve yaratıcılığı içeren bir bütündür. Kültür seviyesi, ifade edilen tüm değerlerin gelişimine ve birey ile toplumun sosyal ve ekonomik refahına da bağlıdır. Eğitim sisteminde yaratıcılığı öne alarak kültürü zenginleştirmek mümkündür.

İsveçli yazar Selma Lagerlöf, kültür, insanın öğrendiği her şeyi unuttuktan sonra geriye kalandır, demiştir. Kalanı, durmadan beslemek kültürün ölmezliği ve sürekliliği bakımından önemlidir.

Sartre’a göre kültürlü insan, dünyadaki durumunu anlamasına yarayan bilgi ve yolları edinmiş kişidir. Vedat Günyol’a göre ise, kafasını ve yüreğini dünyaya ve çağına, çağdaşlarına açan insandır.

Çağını yüreğinde yaşayıp özümsemiş insanların yaşam biçimlerinden, dünyaya bakış açılarından, deneyimlerinden kaynaklanan bir üründür uygarlık.

Konfüçyüs, kültürlü ve uygar insanı üstün tutarak, o, önce düşüncelerini eyleme geçiren, sonra da davranışlarına uygun olarak konuşan kimsedir, der.

Cumhuriyet gazetesinin kültür sayfasındaki yazılarını takip ettiğim Oktay Ekinci’nin genç yaştaki vefatı beni çok üzdü. 18 Ekim tarihli Zeynep Oral’ın “..iki gündür sensiz kalan kentler için, sensiz kalan çevre için, sensiz kalan doğa için ağlıyoruz” diye başlayan yazısını okuyunca bu kültür adamı için, kültürü yazmak istedim. Yukarıdaki tüm tanımlamalara uyan Ekinci’nin kaybı, büyük bir kayıp olmuştur.

Başka bir kültür adamını, geçenlerde kaybettiğimiz Tuncel Kurtiz’i de bu vesileyle anmak isterim. Bağdat Caddesi’nde görüp beğendiğim panoyu görüntülemiştim. Paylaşıyorum.

 

 

Aydınlanma 1

On Sekizinci Yüzyıl Aydınlanması 1

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Felsefe Tarihi, Prof. Dr. Macit Gökberk, Bilgi Yayınevi
  • Western Philosophy, David Papineau, Duncan Baird Publishers
  • Avrupa Eğitim Tarihi, Kemal Aytaç, Doğubatı
  • Kültür Alışverişi, Memet Fuat, Adam Yayınları
  • Küçük Felsefe Tarihi, Şükrü Günbulut, Maya Matbaacılık
  • Edebiyat ve Kuramlar, Prof. Dr. Fatma Erkman-Akerson, İthaki
  • Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY
  • Popüler Kültürün Önü Arkası, Semih Gümüş, Radikal Kitap
  • 1993 yılında kaybettiğimiz büyük hoca, gerçekten öğretmek isteyen, adım adım, güzel bir Türkçe ile anlatan, Macit Gökberk’in kitabı ilgili konular için ilk başvuru kitabımdır. Yine öyle yaptım.

 

Fotoğraf: Miray Darıcı

Fotoğraf: Miray Darıcı

Aydınlanma ile aydınlanmak isteyen insanın kendisi, aydınlatılması istenen ise, insan hayatının anlam ve düzenidir. Rönesans ile, 15. yüzyılın ortalarından beri insan, hayatının düzenini kendi aklı ile bulmaya girişmiş, ancak 18. yüzyılda cevaplar verilmeye başlanmış, Fransız Devrimi bu cevapların politik-sosyal alana uygulanmasından doğmuştur. Tanzimat’tan beri bizim de geçirdiğimiz değişimler ile devrimlerde Aydınlanma idelerinin büyük payı olmuştur. 17. yüzyıl, Rönesans’ın ortaya koyduğu ilkeleri derleyip, yeni bir dünya görüşü oluşturmayı deneyen bir dönemdir. Tabiat ile akıl arasında paralellik olduğunu, rasyonel yapılı tabiatı aklın kavrayabileceğini savunan 17. yüzyıl felsefesi, Tanrı’nın, tabiatın, ruhun, iyi ile doğrunun sırf akıl ile bilinebileceğine güvenir.

Aydınlanma, insanın düşünme değerlemede din ve geleneklere bağlı kalmaktan kurtulup kendi aklı, kendi görgüleri ile hayatını aydınlatmaya girişmesidir. Kant Aydınlanmayı, insanın ergin-olmayış durumundan kurtulup aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır, çünkü şimdiye kadar hep başkalarının kılavuzluğunu aramıştır, diye tarif eder.

18. yüzyılda metafizik düşünceyi şüphe ile karşılamayı, ondan ayrılmayı ve sağduyu felsefini bulacağız. Bu yüzyıl, akla inanıp güvenmede önceki yüzyıllardan daha ileri gider. Aklı, kültür dünyasına da uygulayıp kültür bilimlerini de kurar. Aydınlanma yüzyılının ideali, bilginin ilerlemesine dayanan entellektüel bir kültürdür. Aklın aydınlattığı kültür sonsuz bir ilerlemeye adaydır. Aydınlanma düşüncesi, geleneklerin köleliğinden kurtulup, kaderini kendisi düzenleyeceğine, insanın özgürlük ve mutluluğunun sürekli artacağına inanır. Toplumu, devleti, dini ve eğitimi aklın ilkelerine göre yeni baştan düzenlemeye girişir. Bu entellektüel kültür temeli üzerinde insanlığın birleşeceğine inanır. 17. yüzyıldaki bilim felsefesi, 18. yüzyılda yerini kültür felsefesine bırakır.  17. Yüzyılın düşünürleri sistemli düşünüp çalışan filozoflar (Descartes, Spinoza…), 18. yüzyılın düşünürleri ise daha çok büyük yazarlardır (Locke, Voltaire….).

Bu yazarlar yazılarında ana dillerini kullanarak düşüncelerinin geniş çevrelere yayılmasını sağlamışlardır. Felsefenin geniş çevrelerin eğitiminde yer alması, felsefe problemleri üzerinde aydınların uzun uzun durması 18. yüzyılın bir başka özelliğidir. Onun için bu yüzyıla felsefe yüzyılı da denir. 18. yüzyıl Aydınlanması bütün Avrupa’ya yayılmış bir fikir akımıdır. Önce İngiltere’de başlamış, buradan Fransa’ya geçmiştir. Fransa’da çok radikal bir karakter kazanmıştır.  Bu akım, Almanya’ya ise kısmen İngiltere’den kısmen Fransa’dan gitmiştir. Aydınlanma İngiltere’de daha çok deneycidir, Fransa’da daha çok rasyonalisttir, Almanya’da daha çok mistik-rasyonalisttir.

18. yüzyıl Aydınlanmasının ana özelliği, laik bir dünya görüşünü kendisine tam bir bilinçle temel yapması, laik görüşü hayatın her alanında gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Aydınlanma yüzyılının yönetici idesi akıl idealidir. Aydınlanma’nın boyutları ise: Laiklik, Özgür Düşünce ve Eleştiri’dir. Akla karşı duyulan bu aşırı inanç, yüzyılın sonlarında Kant’ın felsefesiyle çok sarsılacaktır. Kant, aklın da sınırları olduğunu gösterecektir.

19. yüzyılda Aydınlanma hızını kaybeder. Karşısına çıkan kuvvet Romantizm’dir.

 

Rusya’da Üniversite 2

1953 yılında kurulan, Serçe Tepeleri’ndeki Moskova Devlet Üniversitesi, şehirde “Stalin Gotik” tarzı denen yedi binadan biri. Ortadaki kulesi 36 kat. Binada, inanması zor ama, kırk bin oda olduğu söyleniyor. Üniversitede otuz bin öğrenci okuyor. Rusya Federasyonu - Moskova

1953 yılında kurulan, Serçe Tepeleri’ndeki Moskova Devlet Üniversitesi, şehirde “Stalin Gotik” tarzı denen yedi binadan biri. Ortadaki kulesi 36 kat. Binada, inanması zor ama, kırk bin oda olduğu söyleniyor. Üniversitede otuz bin öğrenci okuyor.
Rusya Federasyonu – Moskova

Sovyet Dönemi

1917 – 1922 iç savaş yıllarıdır.

Sovyetler Birliği döneminde tüm özel okullar millileştirilmiş, müfredattan din dersleri çıkartılmış, sınavlar kaldırılmış, 16 yaş üstü tüm yurttaşlara yüksek öğrenim kuruluşlarına giriş hakkı tanınmıştır.

1923 yılında, Komünist Parti, eğitimde de Marksist politikaları yürürlüğe koymuş, eğitimin daha gerçekçi ve faydaya yönelik olmasını sağlamaya çalışmıştır. 1928’den sonra teknik okullar öncelik kazanmıştır. Üniversitelerdeki felsefe ve tarih fakülteleri kapatılmıştır. Yükseköğretim kurumlarının yönetimi 1933’ te daha merkezi hale getirilmiştir. 1943’ te ordu ve donanmaya kalifiye eleman temini  için askeri okullar açılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası , ortaöğretimin üst sınıflarında ödenen ücretler kaldırılınca eğitime devam eden öğrenci sayısında büyük artış olmuştur. 1958’ de Kruşçev’ in “hayat ile eğitim arasındaki bağı güçlendirmeye” yönelik kararları uyarınca ilköğretim bir yıl uzatılıp , 8 yıla çıkartıldı , genel , teknik ve mesleki okulları kapsayan ortaöğretimin 3 yıl olması karara bağlandı. Tarım ve endüstride çalışanlara gece okulları açıldı, meslek yüksek okulları güçlendirildi, meslek liseleri ve özel amaçlı okullar artırıldı, 11 yıllık yatılı okullar açıldı, yüksek öğretime giriş ortaöğretimden mezun olanlara uygulanan ağır bir sınavı geçenlere mümkün hale getirildi. Üniversiteye girmek isteyen adaylar arasından iş tecrübesi olanlar tercih edilmeye başlandı.

Sovyetler Dönemi başladığında yeni kurulan cumhuriyetler üniversiteler açtılar ve Çarlık dönemi üniversitelerini yeni ideoloji çerçevesinde düzenlediler. Kiev ve Kharkov Üniversiteleri  Ukrayna’ nın, Dorgut (Tartu) Estonya’ nın üniversiteleri oldular. Önce yükseköğretim fen bilimleri ile sınırlı tutuldu, 1932 – 1948 arasında sosyal bilimler de ilgi görür oldular. İkinci Dünya Savaşı’ nda yıkılan veya tahrip olan ülkenin batısında bulunan üniversiteler Alman işgali kalkınca yeniden yapıldı veya onarılarak tekrar hizmete sokuldu.

Rusya Federasyonu

Sovyetler Birliği’ nin dağılmasından sonra Nisan 1992’ de kurulan Rusya Federasyonu’nda  da 7 – 17 yaşlar arasında eğitim parasız ve zorunlu. Okuryazar oranı %100‘e yakındır.

En saygın yükseköğretim kurumları Moskova ve St.Petersburg Üniversiteleridir. Rusya özellikle temel bilim, mühendislik (nükleer, uçak, makina, kimya, genetik, inşaat), tıp ve sosyal branşlarda (tarih, siyaset, uluslararası ilişkiler, sosyoloji) eğitim almak isteyen öğrenciler için cazip bir ülkedir. NOBEL ödüllü birçok bilimadamı Rusya üniversitelerinde öğrenci yetiştirmektedir. Birçok üniversite ve enstitü dünya çapında üne sahiptir. Her yıl GSMH’nın % 5.4’ü eğitime aktarılmaktadır. 110.000 yabancı öğrenci Rusya’da tahsil görmektedir. Rusya’da 3000 üniversite vardır.