Etiket arşivi: Edebiyat

Roman 3

Fotoğraf: Sosyobaz

Fotoğraf: Sosyobaz

“Mit, gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.

Bir romanı okuma deneyimi, bize mitolojinin geleneksel iç görüsünü anımsatan belli nitelikler taşır; bir tür meditasyondur.

Okurlar, bu kurgusal dünyanın “gerçek” olmadığını çok iyi bilirler, ama okurken çekimine kapılırlar.

Etkileyici bir roman, kitabı elimizden bıraktıktan çok sonra yaşantımızın perde arkasına dönüşür.

Roman, başka yaşamları ve acıları anlayarak paylaşabilmemizi sağlayan, duygudaşlığımızı artıran hayali inisiyasyondur. Merhameti, başkalarının acısını paylaşma yeteneğini öğretir.

Önemli bir romanın, aynı mitoloji gibi, dönüştürücü bir yanı vardır; her güçlü sanat çalışması gibi, bunu yapmasına izin verirsek, bizi sonsuza kadar değiştirir.”

 

Karen Armstrong, Mitolojinin Kısa Tarihi, Merkez Kitaplar, 2005.

 

 

Roman 1

“Roman gerçekle düşü, diyalektikle şiiri, düşünceyle duyguyu aynı zamanda içine koyabileceğin bir kaptır. Bütün bu ögelerin karışımı, gerçek gerçeklikten daha gerçek bir gerçeklik yaratır. Yeniden yaratılan, evrensel kılınan, herkesin özdeşleştiği, herkesin kendisini bulduğu bir gerçeklik. Roman, insanı hiçbir zaman dışlamaz. Ne anlatırsa anlatsın, olay nerede ne zaman geçerse geçsin, roman insanları anlatır. İnsanları.”

İnşallah, Oriana Fallaci, Can Yayınları, 1994.

Umberto Eco :” Romanın üç büyük uygarlığı hiç şüphe yok ki Fransa, İngiltere ve Rusya’dır. “Burjuva” denen modern roman, İngiltere’de son derece özel ekonomik şartlarda doğdu. Yazarlar, daima seyahatte olan tüccarların veya denizcilerin karıları için romanlar yazdılar, okumayı bilen ve buna vakti olan kadınlar için. Ama aynı zamanda bu kadınların oda hizmetçileri için de yazdılar, her ikisinin de geceleyin okumak için ellerinin altında mum olurdu. Burjuva romanı ticarete dayalı bir ekonomi bağlamında doğdu ve esas olarak kadınlara hitap etti. “ Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

Umberto Eco :” Romanın üç büyük uygarlığı hiç şüphe yok ki Fransa, İngiltere ve Rusya’dır. “Burjuva” denen modern roman, İngiltere’de son derece özel ekonomik şartlarda doğdu. Yazarlar, daima seyahatte olan tüccarların veya denizcilerin karıları için romanlar yazdılar, okumayı bilen ve buna vakti olan kadınlar için. Ama aynı zamanda bu kadınların oda hizmetçileri için de yazdılar, her ikisinin de geceleyin okumak için ellerinin altında mum olurdu. Burjuva romanı ticarete dayalı bir ekonomi bağlamında doğdu ve esas olarak kadınlara hitap etti. “
Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

 

 

Cehalet

Fotoğraf: Güzel Sözler

Fotoğraf: Güzel Sözler

  • 1990’lı yılların sonunda yapılan Gallup araştırmasına göre “Güneş mi dünyanın etrafında dönüyor, dünya mı güneşin ?” diye sorulduğunda beş Amerikalıdan biri güneşin dünyanın etrafında döndüğünü söylemiş. Almanları %16’sı, İngilizlerin %19’u da aynı fikirde.
  • Umberto Eco: Londra’da yapılan bir anket, soru yöneltilenlerin dörtte birinin, Churchill ile Dickens’ın hayali kişilikler, Robin Hood ile Sherlock Holmes’un ise yaşamış kişiler olduğuna inandıklarını gösterdi. (Kitap, 2009’da basılmış. )
  • Jean-Claude Carriére: Bilmenin sahiden önemli olduğuna inanıyor musunuz?
  • Umberto Eco: Esas olduğuna inanıyorum.

Yararlanılan Kaynak

  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın; Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére; Can Yayınları, 2010.

 

Renk 15 Sözcükler ve Renkler

  • Düşüncenin işaretleri olduğunu düşündüğü duyulara (renk, koku, ses gibi) önem veren Sembolist şair Stéphane Mallarmé’den (1842-1898) başlayarak sözcüklerle renkler arasında bir ilişki olup olmadığı, seslilerle sessizlerle renkler arasında bir bağlantı olup olmadığı araştırılmıştır.
  • Stéphane Ferdinand de Saussure (1857-1913) ve Roman Osipoviç Jakobson (1896-1982) da renklerle sözcükler arasındaki bağlantı hususunda çalışmalar yapmıştır.
  • 20. yüzyılın dilbiliminin babası olarak düşünülen Stéphane Ferdinand de Saussure’a   göre her dil dünyayı farklı şekilde böler. Bunu, renkleri ele alarak örneklendirir. Biliyoruz ki, güneş ışığını bir prizmadan geçirirsek güneş tayfını (spectrum) elde ederiz. Bu tayfta renkler kesintisiz olarak birinden ötekine geçer. Ama biz bu renkleri adlandırırız. Oysa doğada bir ayrım yoktur. Görülüyor ki, bizim doğal olarak kabul ettiğimiz renk ayrımları aslında dil sayesinde yapılmış ayrımlardır ve dilden önce mevcut değildirler. O halde dil, algıladığımız nesneler yığınını keyfi olarak birimlere ayıran bir göstergeler sistemidir ve bu anlamda gerçekliği yansıtmaz, üretir. Sözcüklerin anlamını nesneler değil de dil belirliyorsa bunu nasıl yaptığını açıklamak gerekir. Saussure, “dil zaten mevcut nesneleri, kavramları sonradan etiketleyerek bir çeşit katalog oluşturmaz, çünkü dil kavramlardan önce vardır” demek ve bunu “renkler” ile örneklemek suretiyle, dilin metafizik ile bağını kopararak, onun “bağımsız bir yapı olan” doğasını ifade etmiş ve böylece dilin, “kendisi” olarak incelenmesinin yolunu açmıştır.
  • Edebiyat, ses bilimi, budun bilimi (etnoloji), çeviri bilimi, ruh bilimi gibi alanlarda faaliyet gösteren Rus düşünür Roman Osipoviç  Jakopson’a göre her tür dilsel bildirişim süreci, ortak bir dile sahip alıcı ve gönderici arasında gerçekleşen, bir bağlam ve fiziksel bir destek aracılığıyla gerçekleşen mesaj iletimidir. Mesajın tam olarak iletilmesi için iki tarafın arasında ortak bir kod olmalıdır. Kod her zaman dile ait sözcüklerden oluşmayabilir. Renkler, müzikler, jest-mimik hareketleri de birer kod olabilir.
Fotoğraf: holeclub.ru

Fotoğraf: holeclub.ru

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri; Hasan Bülent Kahraman, Kapı Yayınları, 2016.
  • Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Berna Moran, İletişim Yayınları, 2005.
  • https://prezi.com/gttkxbk99aol/Roman Jakobson ve Bildirişim Şeması, Battal Gümüş, 11 May 2014.

 

Maske – Sadık Hidayet

SADIK HİDAYET
(1903-1951)

Fotoğraf: İdeal Kostüm

Fotoğraf: İdeal Kostüm

 

“Hayat, soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar, ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklarlar maskelerini; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşlandıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde, ve bu da pek çabuk eskir, o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya.”

 

Kör Baykuş, Sadık Hidayet, YKY, 18. Baskı, sayfa 70, 2016.